Yazarlar

Safderunluğumuz ve yaşanan acı hadiseler | Recep Atıcı

Ülkemin insanı fevkalâde bıkkın, tedirgin, yarınlarından endişeli ve her an beklenmedik bir
kısım sürprizlerle karşılaşılacağı paniği içinde iki büklüm. Şüphesiz bunda en büyük pay,
Allah’ın günü hep öfke, kin, nefret ve gayz kusan ve bu şekilde ülkeyi kendi güdümüne almak
isteyen karanlık ruhlu yöneticilerin. Dıştan bakıldığında sanki şuuraltı mahzenleri patlamış da,
içlerinde olan her şeyi şuraya-buraya istifrağ edercesine, milletin ruhuna her gün ayrı bir
şeâmet pompalamaktalar. Hem de bu tavırlarını hiç değiştirmeden, yanlış-doğru ayırt
etmeden, yapılan şeylerin millete neye mal olacağını hesaba katmadan, kararlı bir nefret ve
ihtiras mantığıyla her gün sürekli aynı şeyleri tekrar etmekteler maalesef. Dahası, toplumun
bazı kesimleri diğerlerine karşı potansiyel suçluymuş gibi gösterilerek bunlar arasında ısrarla
kavga ortamı hazırlanmakta; hatta her şeyi bütünüyle çıkmaza sürükleyip devleti çaresizlik
içinde göstererek bir kısım antidemokratik oluşumlara kapı aralayıp kendilerine alan açmaya
çalışmaktalar.
Aslında yakın geçmişimiz itibariyle bizim tarihimiz, bir katliamlar, tagallüpler, esaretler,
tahakkümler ve zilletler tarihi olmuş. Bu güne kadar da hiç biri ne sorgulanmış, ne de
yargılanmış? Yapanın yaptığı yanına kâr kalmış. Durum böyle olunca zalim zulmetmekten hiç
usanmamış. Evet, bu karanlık dönemlerde gözümüzün yaşına hiç bakılmaksızın milletçe
katliamların en ürperticisine, tagallüplerin en ızdıraplısına, esaretlerin en acısına, tahakküm ve
zilletlerin de en utandırıcısına maruz bırakılmışız. Hem de, insanlık, medeniyet, hukuk,
müsâvât, sulh ve hürriyet terânelerini dillerinden düşürmeyen, sözüm ona bir kısım
insâniyetperver dostlarımız tarafından! Şimdilerde Hz. Ömer’in adalet anlayışını ve Hz. Ebu
Zer’in mantığını hayata geçirmek için iktidara gelenler Yezid’in zulmüne rahmet okuttular.
Zira Yezid hamile, lohusa ve çocuklu kadınlara ilişmemişti. İnsan haklarına saygı türküsü
söyleyerek toplumu ikna ettiler. Ancak hayvanlara verdikleri kadar olsun kendi insanına hak-
hukuk vermediler. Şefkat ve merhamet nutukları atarak huzurumuza geldiler ama Canavar’ın
kendi yavrusuna gösterdiği şefkat ve merhametin binde birini bile göstermediler. Düşünceye
hürriyet naralarını dillerine pelesenk yaparak halktan rey istediler. Fakat şimdilerde onun
kırıntısını bulabilene aşk olsun. Hâsılı ne dedilerse hepsini tükürdüler. Gerçi Hakkı kuvvetin
emrine verenlerden insani bir fazilet beklemek safderunluk olurdu ve maalesef biz o saflığı
irtikâp ettik.
İşte bu gün milletçe bu safderunluğumuzun cezasını çekiyoruz. Üstadımız Bediüzzaman
Kastamonu Lahikası on dokuzuncu mektupta bu durumumuzu açıkça izah etmiş. Şöyle ki;
“Bu asrın acayip bir özelliğidir ki, elması elmas bildiği halde, camı ona tercih eder. (Yani
elmas değerindeki Hakkın hatırı alidir, hiçbir hak ona tercih edilmez fehvasını terk eder.) Bu
asırdaki ehl-i İslâmın fevkalâde safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâb bir şekilde
affetmesi ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işleyen ve binler mânevî ve maddî hukuk-u ibâdı
mahveden adamdan görse, ona bir nevi taraftar çıkmasıdır. Bu suretle, çok az durumdaki ehl-i
dalâlet ve tuğyan, safdil taraftarlar sayesinde ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatâsına
terettüp eden musibet-i âmmenin devamına ve idamesine, belki teşdidine kader-i İlâhiyeye
fetva verirler; "Biz buna müstehakız" derler. Evet, elması (âhiret ve iman gibi) bildiği halde,
yalnız zaruret-i kat'iye suretinde şişeyi (dünya ve mal gibi) ona tercih etmek ruhsat-ı şer'iye
var. Yoksa küçük bir ihtiyaçla veya hevesle veya tamâh ve hafif bir korkuyla tercih edilse,
eblehâne bir cehalet ve hasârettir, tokata müstehak eder. Hem âlicenâbâne affetmek ise, yalnız
kendine karşı cinayetini affedebilir. Kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa başkalarının
hukukunu çiğneyen cânilere afüvkârâne bakmaya hakkı yoktur, zulme şerik olur.”
Doğru söze sadece “Sadakte ve bil’hakkı natekte” yani doğruyu ve hakkı söylüyorsun denir.
İşte bu gün itibariyle ülkenin birçok yerinde çıkan yangınlar, Bartın ve Sinop illerinde

yaşanan sel ve su baskınlarında çok sayıda vatandaşımızın hayatını kaybetmesi, pek
çoklarının kaybolması, birçok kişinin de evsiz kalması vs. Bunlar yakın zamanda meydana
gelen hadiseler. Nerdeyse 10 yıla yakındır yaşanan terör olayları ve neticesinde kaybedilen
yüzlerce can. Emevi camisinde Cuma kılacağız diyerek işlenen insanlık suçları, bu suçları
haber yapanlara verilen cezalar, 15 Temmuz gecesi öldürülen insanlar, M. Akif’in ‘bilmeme
ne bela’ dediği daha yüzlerce görünmez belayı üzerimize çektik.
Rabbim bizleri affetsin. Son olarak Hocaefendi’nin taziyesiyle bitireyim. “Başta yakın
zamanda yaşanan yangın felaketlerinde hayatını kaybedenlerin yakınları olmak üzere tüm
vatandaşlarımıza başı sağ olsun. Vatanımızda ve dünyanın değişik bölgelerinde üst üste gelen
afetler bizi ihtar etmektedir ki, -sebepler dairesinde her türlü tedbiri almanın yanında- zaman;
insanlık zemininde bir araya gelip vahdet-i ruhiye içinde Cenab-ı Hakk’a el açma, ülkemizi ve
tüm insanlığı her türlü felaketten muhafaza buyurması için dua etme zamanıdır.
Cenab-ı Erhamür-Rahimin’den, bu felakette hayatını kaybedenlere rahmet, evini ve malını
kaybedenlere en kısa zamanda zararlarını telafi imkânı ve afete müdahale eden arama ve
kurtarma ekiplerine de güç ve metanet vermesini dilerim.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu