Yazarlar

Peygamberimizin Sıradışı Kararları-2 | Mithat Tayyar

PEYGAMBERİMİZİN SIRA DIŞI KARARLARI-2

Bir önceki yazımızda Allah Resulü’nün kendi döneminde, insanların görmezden geldiği engelli olan kişileri kabiliyetleri ölçüsünde belirli görevlere getirdiğini, bunlardan en dikkat çekici olanlarından birinin de görme engelli olan Abdullah ibn Ümmü Mektum olduğunu, çeşitli sebeplerle şehir dışına çıktığında on üç kere yerine vekil tayin ettiğinden bahsetmiştim. Bu yazıda ise hem sosyal sınıf olarak aşağılanmış hem de kısmen engelli olan bir sahabeyi ele alacağım. Bu sahabi:

Bilali Habeşi: Hazreti Bilal, Habeşli bir köle olarak 581 yılında dünyaya gelmiş, Müslüman olduktan sonra da müşriklerin ciddi anlamda baskı ve işkencesine uğramıştır. Hz. Ebu Bekir’in vasıtasıyla özgürlüğüne kavuşmuş olan Bilal her ne kadar hür olsa da Mekkelilerin gözünde genel itibariyle hep eski köle muamelesi görmüştür. Hazreti Bilal sadece sosyal sınıf olarak aşağılanmıyordu, ayrıca o konuşurken ‘Ş’ harflerini söyleyemiyordu. Gençliğimde, üniversite yıllarımda bir fıkıh kitabı olan ‘Lübab’ın dip notunda bu bilgiyi okuduğumda oldukça şaşırmıştım. Allah Resulü verdiği sıra dışı bir kararla ‘Ş’ harfini söyleyemeyen ama sesi gür olan birini müezzin yapmıştı. Başka sesi gür olan biri yok muydu? Belki de birçok kişi vardı, ama Allah Resulü onu seçmişti. Diyanet işlerinin yaptığı imamlık ve müezzinlik sınavlarını hatırlıyorum da acaba Bilal Habeşi hazretleri bu sınavlara katılsaydı başarılı olabilir miydi? Veya konuyu başka şekilde ele alalım, bir mahallede bulunan camiye yeni bir müezzin atansa ve ‘Ş’ harfini söyleyemese. ‘‘EŞ-hedü ella ilahe illallah’’ yerine ‘‘ES-hedü ella ilahe illallah’’ dese. ‘Yahu bu nasıl diyanet. ‘Ş’ harfini konuşamayan adamı müezzin yapmışlar.’ diye eleştirenleri duyar gibiyim.

Evet Allah Resulü, o dönemin halkı tarafında deri rengi ve köle olması sebebiyle insan yerine bile konulmayan, üstelik kısmi konuşma engeli olan birisini sesinin gür ve güzel olması ve kabiliyeti ölçüsünde ön plana çıkarıyordu.
Bilal hazretleri, Allah Resulü’nün sadece müezzini olmamış ayrıca savaşlarda gece koruması olmuş, Müslümanların verdiği yardımların bulunduğu beytülmalin işlerine bakmış, yine Allah Resulü’nün emriyle muhasebe işlerini yaparak ödemelerde bulunmuştur. Bunun yanında Peygamberimizi görmeye gelen elçileri ağırlamış, Allah Resulü’nün emirlerini halka duyurmak gibi birçok görevi üslenmiştir. 641 yılında Şam’da vefat etmiştir.
Muaz bin Cebel: Allah Resulü’nün engelli olduğu halde ön plana çıkardığı bir diğer sahabe efendimiz Muaz bin Cebel hazretleridir. 603 yılında doğan Muaz hazretleri, on sekiz yaşında Müslüman olmuş ve ikinci akabe biatına katılmıştır. Uzun boylu ve heybetli bir kimse olan Muaz’ın bir ayağı sakattı. Ama onun bu sakatlığı, onu hiçbir savaşa katılmaktan alıkoymamıştır. Huneyn ve Taif gazvelerine katılamama sebebi ise Allah Resulü’nün onu Mekkeye önce Emir, ardından da Kuran ve dini bilgiler öğretmeni olarak görevlendirmesi sebebiyledir. Muaz hem Allah Resulü döneminde hem de sonraki halifeler döneminde aktif görevlerde rol almıştır. Allah Resulü Muaz’ı 630 yılında Yemen’e elçi, zekat memuru ve kadı olarak görevlendirmiştir.

Çok zeki olan Muaz’ın Yemen’e kadı olarak görevlendirildiğinde neye göre hükmedeceğiyle ilgili hadis meşhurdur. Allah Resulü, Muaz’ı Yemen’e gönderirken şehir dışına kadar uğurlamış ve ona: ‘‘Ey Muaz çözmen için sana bir dava getirildiğinde nasıl ve neye göre hükmedeceksin?’’ sorusuna Muaz: ‘‘Allah’ın kitabındaki hükümlerle hüküm veririm.’’ demiş. Allah Resulü: ‘‘Eğer Allah’ın kitabında onunla ilgili bir hüküm bulamazsan o zaman neye göre hüküm verirsin.’’ sorusuna Muaz bu kez: ‘‘Resulullahın sünnetine göre hüküm veririm.’’ demiş. Son olarak Allah Resulü peki Resulullah’ın sünnetinde de ona göre bir hüküm bulamazsan ne yaparsın.’’ demiş. Muaz: ‘‘O zaman kendi içtihadıma göre hüküm veririm.’’ deyince Allah Resulü, cevabına son derece sevinmiş ve ‘‘Allah’a hamdolsun ki; Resulullah’ın elçisini Resulullahın arzuladığı gibi başarılı kıldı.’’ buyurmuş. (Ebu Davud, Akziye 11; Müsned, 5/230) Ardından Allah Resulü, Muaz’a bir süre görüşemeyeceklerini, döndüğünde ise sadece mescidini ve kabrini bulacağını söyleyince Muaz ağlamaya başladı. Peygamberimiz ise onu teselli etti. Muaz, Kuranın helal ve haramlarını sahabeler içinde en iyi bilenlerdendi. Allah Resulü onu bu yönüyle öne çıkarır ve ‘‘Muaz ne iyi adam.’’ diye iltifat eder, kıyamet günü onun alimlerin önünde yürüyeceğini söylerdi. (Müslim, Fedailü’s-sahabe 119)

Yukarda bahsedilen uygulamalara bakıldığında Allah Resulü’nün engelli olanları kabiliyetleri ölçüsünde ön plana çıkardığı, vazife verdiği ve toplumdan soyutlamadığı bilakis toplumla kaynaştırdığı görülmektedir. Görme engeli bulunmasına rağmen Abdullah bin ümmü Mektum’a mescide devam etmesini istemiş, konuşmasında ufak bir engel olmakla birlikte Bilal Habeşi’yi müezzin tayin etmiştir. 21.yüzyılda, teknoloji çağında yaşıyoruz denilen bu günlerde bile insanların, çocuklarının sınıfında bulunan engelli bir öğrenciye bile tahammül edemeyip okul yönetimine engelli öğrencinin kaydının silinmesi için baskı yapılan bir zamana göre kıyaslanırsa, on dört asır öncesinde Allah Resulü’nün kendi dönemindeki insanların bütün olumsuz yaklaşımlara rağmen engellilere karşı pozitif anlamda yaklaşım tarzı, bizim ufkumuzu aşan, sıra dışı bir karardır. (TDV islam ansiklopedisi)

Hizmetten | Mithat Tayyar

Peygamberimizin Sıradışı Kararları-2 | Mithat Tayyar 2
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu