Aktüel

Parkta bir bayram günü- Eid Mubarak

ŞEMSİNUR ÖZDEMİR

“Cennet böyle bir yer olmalı..” dedim. Bu hava, bu atmosfer, bu ruh iklimi tıpkı cennet gibi.. öyle bir ferahlık, huzur duygusu..

Londra’da bir parkta, ulu ağaçların altında, yemyeşil çayırların ortasındaydık.. Kimi ayakta duran, kimi oturan, mütemadiyen gülümseyen, birbirine sarılıp bayramlarını tebrik eden bir kalabalığın arasında durmuş sohbet ediyorduk bir arkadaşımla. Aslında bizim de henüz ikinci görüşmemizdi bu, ama sanki yıllardır tanışıyormuş gibi yakın hissediyorduk. Bir an durup ortamın muhteşemliğine, samimiyetine ve mutluluğuna dikkat kesilince, ebedi cennet yamaçlarında Peygamber Efendimiz (sas)’in etrafında dostlarla buluşmanın da insanı böylesine mutlu edeceğini, cennetin de böyle bir yer olacağını hayal ediyordum.

Ramazan bayramının 1. günüydü ve sabahın erken vakitlerinde bayram namazıyla başlamıştık güne. Londra Mevlana Rumi Camisi’nde birer saat arayla üç ayrı cemaat bayram namazı kılacaktı. Biz sabahtan ailece 2. cemaate katıldık. Farklı milletlerden, farklı renklerde mü’min kadınlar, erkekler ve çocuklarla beraber tekbirlerle, dualarla bayram namazını eda ettik. Namazdan sonra imamın cemaate etrafındakilerle bayramlaşmalarını tavsiye etmesi ayrı bir heyecan yaşattı herkese. Birkaç aydır pandemi kısıtlamalarının da kalkması sebebiyle yakın temas konusunda insanlar daha rahat hareket ediyor. Fakat yine de tedbirli olmak için mesafeli duranlar da var. Böyle bir ortamda, kimiyle sarılarak, kimiyle sadece elini sıkarak veya gözlerimizdeki muhabbetle bayramlaştık. “Eid Mubarak” ortak dilimizdi.

Bayram kahvaltısı için buluştuğumuz arkadaşlarımızla geçen muhabbet dolu saatlerin ardından öğleden sonra asıl heyecanla beklediğimiz bayramlaşma vakti geldi. Kuzey Londra’da yaşayan hizmet gönüllülerinin buluşup görüşmesi, bayramlaşması için orta noktada bir parkta toplanma kararı verilmişti. Kimi ‘ensar’, kimi ‘muhacir’.. Kimi geleli 3-5 yıl olmuş, kimi daha oturum bekleyen yeni muhacirler.. Kimi ailece, kimi eş ve evlat özlemiyle dolu.. Her birimizin ayrı bir yol hikayesi, kayıp ve hasret listesi var.. Her birimiz yaralı, gönlü kırık, mahzun..

Fakat değil mi ki bayramdır.. Ve bayram nerede, hangi şartlarda olursa olsun bütün mü’min kalplere gelir. Ve bayramın hakkı kutlanmaktır.. İster cezaevinde dört duvar arasında olsun, ister gaybubet evlerinde, ister mülteci kamplarında.. Bayram umuttur, sevinçtir; gelecek güzel günlerin hayali, Hakiki Dost ile buluşacağımız cennet yamaçlarının provasıdır..

Bilhassa çocuklar için bayram, yıllar sonra mutlulukla anlatılacak en güzel hatıraların toplandığı günler olmalıdır. Zaten parkta buluşmanın bir sebebi de çocuklarımızdı. Bebeğinden ergenine varıncaya kadar irili ufaklı onlarca çocuğun bayram neşesi etrafa yayılıyordu. Yeşil çayırlarda doyasıya koşturup oynadılar, oyuncakların tadını çıkardılar, parkın içindeki gölcükte su kuşlarıyla tanıştılar. Günün sonunda dağıttığımız, içinde balon, çikolata ve bir miktar bayram harçlığı bulunan özel hediye keseleri de onları çok memnun etti. Sıraya girip hediyelerini alırken bayramlık kıyafetlerinin içinde öylesine kibar, öylesine terbiyeliydiler ki, keseleri uzatırken her birine tek tek “hayırlı bayramlar” dedim. Teşekkür ederek, hayırlı bayramlar dileyerek aldılar hediyelerini.  Gülümsedik karşılıklı ama ümit tomurcuğu o yavruların gözlerinde saklı bir hüzün mü vardı, bana mı öyle geldi bilmiyorum. Üstad Bediüzzaman’ın “Cihan harbini gören çocuk dahi olsa ihtiyardır” dediği gibi, onlar da bu ülkeye gelene kadar kim bilir ne badireler atlatmış ne acılara şahit olmuş, yaşlarının üzerinde korkular yaşamış ve belki de çocuk olamadan büyüyüvermişlerdi. En çok da onlar için ‘bayram’ yapmaya, onların yüzünü güldürmeye çalışıyorduk.

Bayram günü çimenlere örtülerini serip oturmuş muhabbet eden, birbirine çay, tatlı ikram eden dostları izlerken, bir taraftan da gözlerimin önüne o meş’um 15 Temmuz 2016 hadiseleri sonrası kendi ülkemde yaşadığım yalnızlık günleri geliyordu. Büyük şairimiz Mehmet Akif’in “Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl..” diyerek tarif ettiği döneme benzeyen o karanlık günler.. Maddi, manevi sıkıntıların yanında en büyük acı veren şeylerden biri hizmet arkadaşlarımdan, dostlarımdan uzak kalmak, haber alamamaktı. Aile ve akraba çevresinde bile çok sınırlı görüşebildiğimiz o dönemde, halden anlayan aşina bir kalp bulmak, ortak derdi taşıyan bir gönülle karşılaşmak ilaç gibi geliyordu. Bilhassa yurtdışına çıkabilmiş, bütün zorluklarına rağmen yeni ve özgür bir hayata yelken açmış arkadaşlarla haberleşmek, selamlaşmak, onların yeni coğrafyalarda hayata yeniden başladıklarını görmek bir nebze de olsa teselli ediyordu beni. Aynı dili konuştuğun, dertleştiğin, aynı gayeye baş koyduğun dostların olmadığı bir yerin ne kadar güzel de olsa, memleket de olsa cehennemden bir farkı olmadığını bizzat tecrübe etmiştim.

Bu yüzden, bugün bana cennetten bir manzaraya şahitlik ediyormuşum gibi geliyordu. Ve yine bu yüzden, halen zulmün, hukuksuzlukların, iftiraların devam ettiği ülkemizde aklımız ve kalbimiz. Geride kalan ailelerimiz ve dostlarımızla telefonla görüşüp hasret gidermeye, bayramlaşmaya çalışıyoruz.  Ve en kalbî dualarımızı gönderiyoruz her daim.

Rabbimiz, bizleri burada böylece bir araya getirdiğin gibi cennet bahçelerinde de beraber eyle. Bizlere muhacirliğin, özgürlüğün hakkını vererek rızan istikametinde yaşamayı ve gelecek nesilleri yetiştirmeyi nasip eyle.

Rabbimiz, dünyanın her neresinde olursa olsun, sıkıntıda, darda, zorda olan bütün masumları felaha çıkar. Hz. Yusuf (as) misali zindanlarda çile dolduran bütün masumları, mağdurları hürriyete, ailelerine, sevdiklerine kavuştur. Bizlere rızanı kazanmanın sevinciyle hakiki bayramlar yaşamayı nasip eyle. Amin.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu