Aile Birleşimi ve iltica
Lumina Eğitim Kurumları çatısı altındaki öğrenciler, bilim ve teknoloji alanında geliştirdikleri projeleri FirSTep adlı yarışmada görücüye çıkardı. 263 çalışmanın yarıştığı etkinlikte, minik mucitlerin ilgisi ağır bastı.
Lumina bünyesindeki 10 okulun yanı sıra komşu ülke Moldova’dan gelen öğrenciler, başkent Bükreş’teki Uluslararası Bükreş Koleji (ISB)’nin spor salonunda çalışmalarını sergiledi. On kategoride yarışan öğrenciler, jüri üyelerine çalışmalarının özgünlüğünü ve uygulanabilirliğini anlatmaya çalıştı.
Küçük yaştaki öğrencilerin daha çok katılım gösterdiği etkinlikte, veliler de yarışma heyecanına ortak oldu.
Ortaokul ve lise öğrencilerinin projelerinde mühendislik ve çevre konuları öne çıktı.
Juri değerlendirmelerinden sonra dereceye giren çalışmalar ödüllendirildi.

PROJE BAZLI EĞİTİM
Bu yıl dokuzuncusu düzenlenen etkinliği Romanya Haber’e değerlendiren Lumina Eğitim Kurumları Eğitim Koordinatörü Vugar Babayev, proje tabanlı eğitim kültürünü yerleştirmek istediklerini söyledi. Babayev’e göre, proje çalışmaları ders müfredatının bir parçası haline getirilmesiyle daha kaliteli bilimsel projeler ortaya çıkarılabilecek.
Bu yıl dokuzuncusu düzenlenen etkinlikte alanında ilk sırayı alan projeler, Lumina okullarını temsilen çeşitli ulusal ve uluslararası yarışmalara katılacak.



M. Fethullah Gülen – 28 Şubat 1975 / Manisa Muradiye Camii – Peygamberler gibi Hakka hikmetle çağırmakla görevliyiz…
– Peygamberler Hakka hikmetle çağırır…
– Halid Bin Velid ve Amr İbn’ül-As’ın Müslüman olması…
7Sohbetin yazılı haline aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz: https://drive.google.com/open?id=1rxz…
Yayınlarımıza destek olmak için: https://www.patreon.com/cinarmedya
Kanalımıza abone olmak için: https://www.youtube.com/c/cinarmedya
Sosyal medya hesaplarımız: Twitter: https://twitter.com/cinar_medya
İnstagram: https://www.instagram.com/cinar_medya
Ses Platformlarında Çınar Medya: Soundcloud Podcast Ses https://soundcloud.com/cinar-medya
Spotify Podcast Ses https://open.spotify.com/show/0Y7Irnv…
Deezer Podcast Ses https://www.deezer.com/show/402142
Google Podcast Ses https://tinyurl.com/y3mf29ms
İtunes Podcast Ses https://podcasts.apple.com/de/podcast…
Video Platformlarında Çınar Medya: İnstagram Video-IGTV https://www.instagram.com/cinar_medya…
M.Fethullah Gülen Hocaefendi yaptığı hayır ve eğitim faaliyetleriyle siyasetten sanata her dönemde her kesimden insanın takdirini kazandı.Alparslan Türkeş’ten Muhsin Yazıcıoğlu’na, Bülent Ecevit’ten Besim Tibuk’a kadar pek çok siyasetçi de Hizmet Hareketinin dünya üzerinde gerçekleştirdiği faaliyetlerini her zaman beğeniyle anlattı.
Milliyetçi Hareket Partisinin kurucusu ve Türk siyasetine damga vuran isimlerden Alparslan Türkeş’in, Hocaefendi ile ilgili yaptığı açıklamalar belleklerdeki tazeliğini koruyor.Türkeş, Gülen Hocaefendi’nin çalışmalarını her anlamda takdire şayan olarak niteliyor.
“Şahsi olarak bir dikili ağacı bile bulunmaya kendini ilme ve ilmin yayılmasına adayan, memleketimizin manevi dinamiği olan Hocaefendi’nin Avrupa’dan Yunanistan’a, Kanada’dan Yakutistan’a kadar olan çalışmaları her manada takdire şayandır. Hocaefendi Türk milletinin gönlünde hak ettiği tahtı kurmuştur.Hiçbir zan ve iftira onun bu durumunu sarsamaz.Türk manevi ve milli değerlerine büyük katkılarıyla ve kültür alanındaki büyük ve başarılı girişimleriyle şimdiden bütün milletimizin derin sevgi ve hürmetini kazanmıştır.”Alparslan Türkeş
Büyük Birlik Partisi kurucusu ve lideri Muhsin Yazıcıoğlu’da Fethullah Gülen Hocaefendi’nin eğitim alanında yaptığı çalışmaların önemine değiniyor.
“Fethullah Gülen Hocaefendi Türkiye’de eğitim alanında çok önemli ciddi bir çığır açmıştır.Milletimizi aydınlık huzurlu ve güçlü yarınları kurmasının temelinde eğitimin olduğunu doğru fark eden ender kişilerden birisi.”Muhsin Yazıcıoğlu
Türk siyasetine yine bir dönem damgasını vurmuş, Demokratik Sol Parti’nin kurucusu ve lider Bülent Ecevit’te Türk okulları ve Hocaefendi ile ilgili “bu okullar Türkçeyi ve Türk kültürünü yayıyor, olumsuz tavırlara rastlamadım” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Açıklamalarında laiklikle ters düşmemeye özel bir özen göstermişti. Çağ dışı bir akım temsil etmiş olabileceği izlenimi vermemişti, dediğim gibi bunda samimi olunabilir gayrı samimi olunabilir fakat böyle kuşku uyandırıcı bir takım tavırlarına tanık olmamıştım.Bu okulları gören kime rastlasam,laikliğe bağlılığını bildiğim kime rastlasam, bu okullarda laiklik karşıtı,Türkiye’deki rejim aleyhinde Atatürk aleyhinde herhangi bir telkinde bulunulmadığı bilgisini aldım.Kim gezdiyse bu okulları kim gördüyse.Bu okullar dünyanın dört bucağında Türk, Türkiye hakkında bilgi, Türkçe,Türk kültürü yayıyor ve dediğim gibi herhangi bir olumsuzluğa rastlanmadığı…”Bülent Ecevit
İleri görüşlülüğü ve farklı düşünceleriyle tanınan Liberal Demokrat Parti’nin kurucusu ve onursal başkanı Besim Tibuk, Hocaefendi ve hareketini Türk tarihinin en başarılı hareketlerinden biri olarak tanımlıyor.
“Fethullah Gülen hareketi şunu net olarak söyleyeyim ilerde bunu tespit edeceksiniz, Türk tarihinin en başarılı hareketlerinden biridir eğitim açısından.ve bu adamların iktidar olma gibi bir şeyleri yok.Tek istekleri efendim niye hakim savcılardan kendi adamlarını koyuyor korumak için.Niye devlet devamlı bunları ezmiş ha bazıları diyor ki iktidarı ele almak için ne alakası var.Yani o paralel yapı dedikleri yaptıkları ithamlar yok efendim terör örgütünün başıymış Amerika’dan isteniyormuş, bunlar çok küçük düşürür çok ayıp şeyler.Hele okulların olduğu ülkelerde ayıp.O okullarda herkes bu adamın o ülkeye hizmetini görüyor gözüyle.160 ülkede ,bir tanesi de Amerikadır biliyor musunuz? Amerika’da 500’den fazla okulu var ve hepside çok başarılı.”Besim Tibuk
Senin halktan beklediğin muamele, halkın da senden beklediği muameledir.
Başkalarının yardımına koşmak, Allah’ın inâyetine sunulmuş en beliğ bir davetiyedir.
Senin halktan beklediğin muamele, halkın da senden beklediği muameledir.
Başkalarının yardımına koşmak, Allah’ın inâyetine sunulmuş en beliğ bir davetiyedir.
Bir tebessümle dahi olsa, kardeşini sevindirmeyi ihmal etmemelisin!
İnsanları sevip, sevdiğini de hissettirmek, aklın yarısıdır.
İnsanlar arasındaki yerin, onların senin nezdindeki yerleri kadardır.
Sürekli etraflarına bağırıp-çağıranlar, arzularının hilâfına dostlarını kaçırır, düşmanlarını da sevindirirler.
Her yere burnunu sokan, asla töhmetten kurtulamaz…
Seni memnun edecek şeylerin, âlemi de memnun edeceğini unutma!
Akıllı insan, çevresinin gücünü de kendi hesabına kullanmasını bilendir… Akılsız ve beceriksizler ise, bu potansiyeli kullanmak şöyle dursun, etraflarını levmetmekle, bu gücü aleyhlerinde kullanmış olurlar.
Komşuluk, komşuya yapılır…
Şerrinden endişe ettiğin kimseyi bir de iyiliklerinle yumuşatmayı dene!
Cezalandırmaya muktedir olduğun zaman affet ki, affın bir değeri olsun.
Senin annenin kucağına oturmamış pek çok kardeşinin bulunduğunu sakın unutma!
Kayıtsız şartsız itaat edenler hariç, bağnaz tipler, etraflarını kırar geçirirler.
Herkesi hoşnut etmek, her babayiğidin kârı değildir.
İyilik görmenin yolu, iyilik yapmaktan geçer…
Garaz, insanı kör, sağır ve kalbsiz eder.
İyi-kötü başkalarına edip-eylediklerimiz, yarın karşımıza çıkacak şeylerin tohumlarıdır.
Ruh aynasında, iyiliklerin yanında kötülükler de sıra sıradır.
İdeal insan, kendine rağmen bir mum gibi yanar ve başkalarını aydınlatır…
Dili uzun, eli kısa olmak yılanlara yakışsa da, insan için yılanlaşma sayılır.
Affetmenin değeri, cezalandırma imkân ve iktidarıyla mebsûten mütenâsiptir (doğru orantılı).
Sızıntı, Şubat-Nisan 1992, Cilt 14, Sayı 157-159 M.Fethullah Gülen
Prof. Dr. Lawrence Geraty, 14 sene rektörlüğünü yaptığı Los Angeles Sierra Üniversitesi Arkeoloji ve Eski Ahit Araştırmaları Bölümü’nde Profesör olarak görev yapmaktadır. Doktorasını Harvard Üniversitesi’nde Suriye-Filistin arkeolojisi üzerine tamamladı.
“İslam dünyası içinde, Batı toplumunda hakim olan aşırı uç İslamiyet anlayışına karşı bu denli mücadele eden ve emek veren başka bir grup tanımıyorum.”
“Hizmet Hareketi’nin en çok takdir ettiğim noktalarından birisi, dinler-arası diyaloğa vermiş oldukları önemdir; çünkü bu şekilde insanlar benim kişiliğimi, inançlarımı nazara almış, beni dinlemeye ve benimle karşılıklı konuşmaya hazır olan insanlara bir değer vermiş oluyorlar.
Bu da, doğal olarak, beni o tür insanlarla arkadaşlık kurmaya teşvik ediyor.
Toplumun ilerideki başarısının, genel manada, Hizmet Hareketi ve onun getirdiği prensiplere bağlı olan insanların varlığına bağlı olduğunu düşünüyorum.”
“Açıkçası, Türkiye’de son gelişen olaylar beni endişeye sevk ediyor. Türkiye’nin gelişimine gıpta ile bakıyor, başarılarını takdir ile karşılıyordum. Fakat, umarım ki, tersine doğru bir gidiş söz konusu değildir.”
Ömrün hamd, huzur ve ihsan dolu geçmesi, ölümün ötelerdeki rıza yamaçlarına geçiş kapısı olması adına bazı hayati hususlar vardır. İman, ahlak, vefa, takva, sevgi, saygı, sadakat, hayır, afiyet ve adalet belki ilk akla gelenler. Onlardan bir tanesi de içine girdiği her şeye ayrı bir derinlik, zenginlik, enginlik ve genişlik katan “bereket”tir. Lügat anlamı itibarıyla eksilmemeyi, bolluğu ve artmayı ifade eden bereket, kula ihsan edilen nimetin sabit tutulması, artırılması, semeresinin sürekli kılınması, bol bol verilmesi ve onunla kulun mutlu kılınması demektir ve mutlak manada kaynağı Allah’tır.
Cenab-ı Hak, Hz. Nuh’a ve gemisindekilere bol bereket takdir etmiş; Mescid-i Aksa’nın çevresini istifadeye açık ruhlar için bereketli kılmış; melekler, Hz. İbrahîm’in (aleyhisselam) ehl-i beyti için bereket talebinde bulunmuş; Efendimiz (aleyhisselatu vesselam), evlenen, çocuğu olan veya yeni bir şey satın alan kimseler için bereket dilemiş ve yaşadığı her günü bereketle doldurmasını Allah’tan istemiştir. Ayrıca müminlerin de bereket bulmaları için birbirlerine dua etmelerini tavsiye etmiştir. Kur’ân, Sünnet ve Selef-i Sâlihîn, Müslümanların bereket üzere bir ömür sürmeleri adına çok sayıda meseleye, meskene ve mesleğe dikkat çekmiş ve onları, biri bin yapan değerler olarak bizlere sunmuştur:
İman
Doğduğu gönlü nuruyla, inkâr, şirk ve nifaka ait kirlerden arındıran, nefsi karanlıklardan kurtaran, manevî ve ruhi aydınlığa çıkaran iman, hiç şüphesiz en büyük bereket vesilesidir. Kul, onunla yaratıcısıyla irtibata geçer, ilahi emir ve nehiylerin muhatabı haline gelir. Oyun ve eğlenceden ibaret olan kısacık dünya hayatı, içi ebedi nimetlerle dolu ahireti netice veren bir zemine dönüşür.
Kul, onsuz en büyük kaybı yaşarken onunla Rabbinin cennetinin, cemalinin ve rızasının ebedi yolcusu olur. Saf ve sade haliyle bile çok şey vaat eden iman, ilim, irfan, marifet, muhabbet ve kesintisiz kullukla insan için tam bir bereket sebebi, terakki kaynağı ve Hakk’a yakınlık rampasıdır: “O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.”1
Kul, yaptığı işlerin ve inşa ettiği şeylerin bereketli olmasını istiyorsa temelini iman ve takva üzerine atmalıdır. Mescid-i Nebevî’nin inşası sırasında yanına gelen bir sahabîye Efendimiz (aleyhisselatu vesselam): “Harcı, imanımla karıyorum!”2 buyurmuş; ihlas ve bereket adına bu hususa dikkat çekmiştir.
Kur’ân-ı Kerim
Cenab-ı Hakk’ın, hayatın bütün ünitelerinde hidayete ve rızaya giden istikamet yollarını tarif etmek, gazaba ve azaba giden dalalet mecralarını sed çekmek için gönderdiği Kur’ân, kendisine iman eden, ayetlerini düşünüp ders ve ibret alan, emir ve nehiylerine uyan kullar için tam bir bereket harmanıdır. O, okunmasıyla tükenmez bir sevap hazinesi, tefekkür edilmesiyle dipsiz bir ilim, irfan ve marifet okyanusu, muhtevasıyla eksiksiz bir yol haritası ve rehberi, ayetleriyle kesintisiz bir hidayet ve şifa membaı, düsturlarıyla tam bir adalet manzumesidir. Kur’ân’ın, indiği kalbi, mümin kalplerin en sevdiği şahsa çevirmesi, nazil olduğu sıradan bir geceyi, bir anda bin aydan daha değerli bir zaman dilimi haline getirmesi; ayı, ayların sultanı seviyesine yükseltmesi, girdiği gönle, yaşanıldığı güne ve ömre, düşünüldüğü zihne ve tilavet edildiği dile kazandıracağı bereketin en sağlam belgesidir.
Cenâb-ı Hak, “Biz sana feyizli ve bereketli bir kitap indirdik ki insanlar onun âyetlerini iyice düşünsünler ve aklı yerinde olanlar ders ve ibret alsınlar.” buyurur ve Kur’ân’ın bu yönüne dikkat çeker.3 Efendimiz’de “İçinde Kur’ân okunan ev, aile fertlerine (okyanuslar kadar) genişler. Melekler oraya iner, şeytanlar ise oradan kaçar. O ev hayır ve bereketle dolar. Kur’ân okunmayan ev, halkına daralır, melekler orayı terk eder, şeytanlar ise oraya musallat olur. O evin hayır ve bereketi kaçar.”4 buyurarak aynı hususa işaret eder.
Kur’ân’ın bu bereketi onun bütününde olduğu gibi parçalarında da mevcuttur. Mesela onun geniş bir özeti mahiyetindeki ikinci sûresi ile alakalı Efendimiz (aleyhisselatu vesselam): “Bakara Sûresi’ni okuyunuz. Onu elde etmek berekettir. Terk etmek ise pişman olunacak büyük bir kayıptır!”5 buyurmuş ve bu hakikate işaret etmiştir.
Allah Resûlü
Efendimiz (aleyhisselatu vesselam) ümmetine bakan tarafıyla tam bir bereket vesilesidir. İsminin anılması, siyeri, sünneti, sözleri ve ashabı başta olmakla O’na ait değerlerle her an irtibat halinde olmak, insanın fâni zamanlarını, baki kazanımların tarlası haline getirecek ve kazanma kuşağının zirvesine çıkaracaktır. Küçücük dünyevi hayaller, bütün insanlığın imanını kurtarmaya dönüşecek; beyhude geçen hayatlar, rıza ufkunun soluklandığı zeminlere çevrilecek; akıl, hafıza, ruh ve vicdan enginlerden daha engin hale gelecektir.
O’na eş olma bahtiyarlığına erişen kadınlar, bir anda bütün müminlerin annesi; arkadaş olma saadetine kavuşanlar ise insanlığın önünde hidayet ve istikamet rehberi olmuşlardır. Gaye-i hayali, O’nun nam-ı celili olan yapılar kıtalara yayılmış, O’nun hayallerinin peşinde koşmayanlar kısa sürede kısır döngüye girmiştir. O, hayattayken girdiği her yere bereket götürdüğü gibi bugün de kendisine yakın duran herkese bereket vaat etmektedir.
Takva
Allah’ın emirlerini hayat felsefesi haline getirip O’nun çizdiği helal dairede hareket etmek ve kâinata koyduğu kanunları dikkate alıp O’nun ahlakıyla ahlaklanmak yani takva yörüngeli bir hayat da muhatabı için nice bolluk ve bereketlere vesile olacak bir kaynaktır. Zira biri bin yapacak İlahi kudret için kulun günahlar karşısında iradesinin hakkını vermesi, isyan denizinin sahiline bile yaklaşmaması, hep rızayı netice verecek amelleri kovalaması, sebeplere riayet edip ilim, araştırma ve çalışmanın hakkını vermesi, hayatına ve hamlelerine bereket ihsanı adına mühim referanslardır. Takvaya sarılıp bütün günahlardan ve tembelliklerden sıyrılmak, semeresi itibarıyla “ânı”, senelere, belki de ebedi sevincin incilerine çevirecektir.
Meşveret
Tabiinden Dahhâk gibi âlimlere göre Allah’ın, fetanet-i a’zâm sahibi Efendimiz’e (aleyhisselatu vesselam) meşvereti emretmesi, neticesi itibarıyla büyük bir bereket vesilesi olması sebebiyledir. Ortak akla müracaatı ifade eden meşveret, aklın yarısıdır ve onsuz iş gören hem işini güdükleştirmiş hem de aklını tam kullanamamıştır. Mesuliyeti yüklenilen meselelerin selameti adına selim akıl sahiplerine söz hakkı vermek, kanaat ve fikirlerine saha açmak çok mühimdir. Meşveret, ortaya konulan gayretin sağlamlığının garantisidir ve istişare eden pişmanlık yaşamaz. İdarede de en güzel misal olan Efendimiz’in (aleyhisselatu vesselam) en mümtaz talebelerinden Hazreti Ömer (radıyallahu anh) ve daha niceleri, meselelerini hep meşveret meclislerinde pişirmişlerdir. Hissilikle ön plana çıkan hanımları da meşveretlerine muhatap kabul etmiş ve hep işlerini bu bereket vesilesinin suyuyla sulamışlardır.
Uhud öncesi Allah Resûlü (aleyhisselatu vesselam) hakkı, halkı ve şehri müdafaa adına Medine’de kalmanın isabetli olacağını ifade etmiştir. Fakat yaptığı şura neticesinde Uhud’a çıkmıştır ki bu istişare, Allah Resulü (aleyhisselatu vesselam) ve İslam toplumu için çok büyük bereketlere vesile olmuştur. Onlardan bir tanesi sağlam bünyenin içerisinde ve onu çürütme potansiyeline sahip büyük bir nifak kitlesinin “bütün olarak” ortaya çıkmasıdır. Böylece hem onların İslam toplumunu ifsat etmelerinin ve hem de farklı tedaviler kullanılarak bu hastalıktan dolayı cehennemin en dibini boylamalarının önü alınmıştır.
Cemaat
Aynı duygu, düşünce ve ideale gönül vermiş insanların birlik ve beraberliği, kolektif hareketi, hedeflerin ve hayallerin ihyası ve inşası adına tam bir bereket vesilesidir.6 Böylesi bir birlikteliğin şuuruna erenler, Allah’ın nihayetsiz rahmet hazinelerinde bulunan değişik nimetleri ihsan ve ikram etmekle her an yanlarında olduğunu hissederler. Cemaat bünyesindeki her fert, bütün adına ayrı bir vazifeyi deruhte eder ki böylece sistem daha sağlıklı ve semereli işler. Diğer taraftan bu ruhun yakalanamadığı yerde, işlerde bir nizam ve intizam olmadığı gibi, çoğu mesele ya havada ya da belli şahısların omuzlarında kalır. İşler ağır aksak yürür ve zamanla bütün bereketi kaybolup gider ki Efendimiz, “Dağınıklık/Ayrılık, azaptır!” buyurur.7
Ümmet-i Muhammed
Efendimizin (aleyhisselatu vesselam) ümmeti de insanlık için büyük bir bereket vesilesidir. Hadis-i şerifte “Ümmetimin hali, Allah’ın semadan indirdiği yağmur gibidir. Bereket onun başında mıdır sonunda mıdır bilinmez!” buyurulur. Bundan dolayı O’nun halkasına dâhil olanlar kendileri için en mümbit bir iklime kavuşmuşlar demektir. Üstelik bereketin, halkanın başında mı yoksa sonunda mı olduğunun bilinmediği bildirilerek herkesin aynı hayırdan ve saadetten istifadesinin yolunun açık olduğu haber verilmiştir. Mümine hususi bir nazar ve bu nazara taalluk eden ikramlar olduğu gibi topyekûn ümmete de bir nazarın ve bu nazara taalluk eden ikramların olduğu açıkça ifade edilmiştir.
Rıfk
Sosyal bir varlık olan insan, başkalarıyla bir arada yaşamanın beraberinde getirdiği imtihanlara muhatap olur. Çünkü içleri cehalet, kin, kibir, haset, hazımsızlık ve kabalıkla dolu insanların işleri ve davranışları, şiddet ve hiddetle doludur. Böyleleri samimi ve sağlam ruhları bir araya getiremediği gibi bulundukları yerlerdeki birlik ve beraberliği de mahveder. Müminler ise insanlarla muamelelerinde rıfkı esas almalıdır. Yumuşak hal, kal ve tavrı ifade eden rıfk, bir peygamber vasfı olduğu gibi hem şahıs hem de toplum için tam bir bereket vesiledir. Bunu ifade sadedinde Allah Resulü (aleyhisselatu vesselam) “Rıfk, fazlalık ve bereket içerir!”,8 “Rıfk, feyiz ve bereket kaynağıdır…”9 buyurur.
Rıfk, hep iyilik yüklüdür ve her zaman hayır doğurur. Tavır, davranış ve sözlerinde ondan uzak olan, hayırdan mahrum kalır: “Kim rıfktan mahrum olursa her türlü hayırdan da mahrum olur!”10 Allah Resulü, her daim düşmanlıkla oturup kalkan nicelerinin hak yola hidayetine onunla vesile olmuş ve en hayırlı toplumun mayasını onunla karmıştır. Ama diğer taraftan öyleleri de olmuştur ki rıfk yoksunu amelleriyle nice gönülleri kırmış, insanları uğrunda canlar feda edilen yüce duygu ve düşüncelere düşman haline getirmiş, vifak ve ittifakı zedeleyerek vahdet ruhuyla çalışan toplum mekanizmasını paramparça etmiştir.
Şükür
Sahip olduğumuz şeyleri nimet ve bu nimetlerin kaynağını Allah bilmeyi ve bütün nimetleri veriliş gayesi istikametinde kullanmayı ifade eden şükür de inananlar için biri bin yapan bir bereket kaynağıdır. Allah, “…Eğer şükrederseniz, elbette size nimetimi artıracağım…”11 buyurur ve bu hususu açıkça ifade eder. “Allah’a hamd ile başlanmayan her mühim iş, bereketsiz olur.”12 buyuran Efendimiz de işlerimizin bereketli olması için Cenâb-ı Hakk’a hamdetmenin gerekliliğini beyan eder. Nimetlerle şımarmak ve nankörlük ise hasaret ve hüsran sebebi, nimeti ve bereketini alıp götüren bir azap vesilesidir: “Allah (ibret için) bir ülkeyi örnek verdi: Bu ülke güvenli, huzurlu idi; oraya rızık her yerden bolca gelirdi. Sonra onlar Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıklarından ötürü açlık ve korku sıkıntısını tattırdı.”13
Besmele
Her salih amele O’nun zatının ismini anarak başlamayı ifade eden besmele, neticenin selameti ve bereketi adına hayati bir noktada durmaktadır. Zira “Besmele ile başlamayan her iş ebterdir.” Varlık, zahiriyle ve batınıyla O’nundur ve O’nun tasarrufundadır. Varlıktan en semereli şekilde istifade adına besmele parola hükmündedir. O’nun ismini duymadan kendilerinde saklı bulunan cevherlerin kapısını hayra vesile olacak şekilde açmaları zordur. Varlık, sahibini tanımakta, her an hamd ile O’nu anmakta, eteklerinde bulunanı boşaltmak için besmeleyi beklemektedir. Öyle ki yemeğin içindeki her türlü faydanın fazlasıyla yiyene ulaştırılması doğrudan besmeleyle irtibatlıdır. Allah Resulü (aleyhisselatu vesselam), “Yemeği birlikte yemek için toplanınız ve Allah’ın adını anarak başlayınız ki onun içerisindeki şeyler sizin için bereketli olsun” buyurmuş; birlikteliğin ve besmelenin beslediği bereketi bizlere duyurmuştur.
Sayılan hususların yanında Kur’ân ve Sünnet, sahuru, yemeğin öncesinde ve sonrasında elleri yıkamayı, yemek yerken önünden ve kabın kenarından başlayıp bereketin indirildiği orta kısma doğru ilerlemeyi, parmaklara bulaşan parçaları, pak yerlere düşen kısımları temizleyip yemeyi, kendisi için yağmurun ve toprağın seferber kılındığı ekmeğe hürmet etmeyi, yemeği soğuyunca yemeyi, serîd ve hurma gibi yiyecekleri, gıda malzemelerinin ölçülüp tartılmasını, zeytin ağacından hâsıl olan ürünlerin yenilmesini, hem saf haliyle hem de işlenmiş haliyle Allah’ın kullarına bir ihsanı olan sütü, hacamatı, güne erken başlamayı, ticarette şeffaf hareket etmeyi, eve girerken selam vermeyi, büyüklerle oturup kalkmayı, koyun beslemeyi, aksiyon ve hareket için beslenen atların alınlarını, ziraatla meşgul olmayı, kocasına evlenirken kolaylık gösteren ve sonrası itibarıyla meşakkat çıkarmayan kadını, ahiret için yaşarken unutmadığımız dünyanın nasibimize bakan yüzünü, yeni evlilere yapılan duayı, nazar değdirmemek için bereket talebinde bulunmayı, Allah’ın verdiği nimetlere razı olmayı, musafahada bulunmayı, güneşli zeminlerde gölgeye sığınmayı, insanların kendisinden değişik şekillerde istifade edeceği ağaçlar dikmeyi de bereket vesilesi şeyler olarak zikreder.
Netice
İnsan, birçok mesuliyetle kuşatılmıştır. Onun Yaratıcısına, şahsına, aile ve akrabalarına, komşu ve çevresine, milletine ve mefkûresine, insanlığa hatta bütün bir varlığa karşı yerine getirmesi gereken vazifeleri vardır. Bu arada okuyup araştırması, çalışıp kazanması ve daha bir sürü işin peşinden koşması da gerekir. Üstelik bir de önünde her anına ve bütün donanımına hitap eden ve kazanması gereken imtihanları vardır. Sınırlı imkânlarla bütün bunların haklarını yerine getirmesi çok zor gözükmektedir. Öyleyse işlerini her attığı tohumdan yedi başak devşirecek şekilde yapmalı, birini bin edecek kazanç kuşağında dolaşmalı, sahip olduğu bütün imkânlardan en azami derecede istifadenin yollarını bulmalıdır. Bunun da en kestirme yolu her işine Allah’ın bereket ihsan eylemesidir ki onun da celbi adına en mümbit vesileler, Kur’ân ve Sünnet’in dikkat çektiği, yukarıdaki hususlardır.
Yazar: Yücel Men
Son zamanlarda çok konuşulan konulardan birisi de hizmet eden insanların Hizmet’ten maaş alıp almamaları hakkındadır.
Yaşanan süreçte bu kurumlara el konulmuş ve Hizmet’in finansman imkanları ellerinden alınmıştır. Hizmet insanlarının ekseriyetinin çalışma imkanları da azalınca maddi imkansızlıklar had safhaya ulaşmıştır. Hizmet fertlerinin zaruri ihtiyaçlarının karşılanmasında bile çok büyük problemler yaşanılır hale gelmiştir. Dolayısıyla her şeyden önce, bu mazlum ve mağdur edilen insanların ihtiyaçlarını karşılamak, Hizmet’in en önemli meselesi haline gelmiştir. Durum böyle olunca, halen Hizmette bir takım hizmetleri yerine getiren insanların maaş alıp almamaları konusu gündem olmaya başlamıştır. Tabi ki burada söz konusu edilen, mevcut kurumlarda çalışanların değil, kurum dışı hizmet birimlerinde çalışanların maaş alıp almamaları hususudur.
Günümüzde bu şekilde çalışanların sayısı, süreç öncesine göre çok önemli ölçüde azalmış bulunmaktadır. Daha önce Hizmet birimlerinde vazife yapan çok sayıda insan, gittikleri yeni coğrafyalarda kendilerine yeni işler bulmuşlardır. Bunlardan özellikle Batı’ya hicret edenlerin büyük ölçüde ihtiyaçları gittikleri yerlerden karşılanmaktadır. Yeni gelinen noktada, bu yerlerde, mümkün olan bazı yerel imkanlar da seferber edilerek, Hizmet’e maddi anlamda bir yük getirmeden de bir takım hizmetler deruhte edilebilmektedir.
Bütün bunlar, acaba hiç bir maaşlı eleman olmadan bu hizmetler yapılamaz mı gibi düşünceleri gündeme getirmiştir. Maddi sıkıntıları da hesaba katınca ve mesele bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmayıp, sadece bazı hususlara odaklanınca bu düşünceler kulağa hoş gelmektedir. Ama unutulmamalıdır ki, bütüncül bir bakışla konular tahlile tabi tutulmadan, ifrat ve tefritlerden uzak sağlıklı analizler yapılmadan, sebepler ve sonuçlar arasındaki ilişkileri daha doğru olarak ortaya koymak mümkün olmayacaktır.
Maaş almak beklentisizlik düsturuna aykırı değildir…
Öncelikle Hizmet Hareketi’nin bugünlere gelmesinde, bütün mesailerini bu işe hasreden, kendi mesleklerini ve kariyerlerini feda eden, çok büyük özverilerde bulunarak koşturan insanların emeklerinin çok büyük payları ve rolleri vardır. Hocaefendi’nin sohbetlerinde, bu beklentisizlerin yaptığı hizmetlerin destanlaştırılmasına çok defa şahit oluruz. Bütün ömürlerini Hizmet’e veren bu insanlar da ağaç kovuğundan çıkmadıklarına göre, bunların ihtiyaçlarına cevap verecek bir maaşın onlara takdir edilmesi kadar doğal bir şey yoktur.
Üstad hazretleri de hem kendisinin, hem de bazı talebelerinin ihtiyaçlarını telifden gelen sermayeden karşıladığını Emirdağ Lahikası’nda “Vasiyetnamenin Bir Zeyli” başlıklı mektupta ifade etmektedirler. Hocaefendi de “Tiranlar ve Adanmışlar” başlıklı Bamteli’nde kendi geçimini ve misafirlerinin masraflarını telif haklarından gelen parayla karşıladığını ifade etmektedirler. Ayrıca okuttuğu talebelerinin bursları gibi giderlerlerin de bu sermayeden karşılandığı bilinmektedir.
Hz. Ebubekir (ra) efendimiz kendisine hilafet vazifesi verildiğinde, hayvanların sütlerini sağmaktan elde ettikleri parayla geçimini temin etmekteydiler. Fakat bu iş, hilafet vazifesini yerine getirmeye engel olunca, O’na bir maaş takdir edilmiş ve mesaisinin tamamını hilafet işine tahsis etmesi kendisinden istenilmiştir. Maaş almamak gerektiğini savunanlar her nedense, süt sağmakla geçinme meselesini delil olarak ileri sürmekte, ama sonrasında, buna engel olunarak bir maaş takdir edildiği hakikatini gözardı etmektedirler.
Dolayısıyla mesailerini Hizmet’e tahsis edenlerin maaş almalarında hiç bir engel bulunmamaktadır. Bilakis, özelliği olan bazı işlerde, vazifelerin sağlıklı eda edilebilmeleri açısından böyle olmasında zaruret vardır. Bu zaruri olan maaşların takdir edilmesi, beklentisizlik düsturuna aykırı olmayan ve realitenin de gerektirdiği bir durumdur.
Hocafendi imamlık ve vaizlik yaptığı dönemde, Allah’ı (cc) anlatmanın karşılığında maaş almanın verdiği huzursuzluğu, Mustafa Sungur Ağabeyin Üstad Hazretlerine ait bir hatırasını dinledikten sonra aşabilmiştir. Bir cami imamı devlet tarafından kendisine takdir edilen maaşı alıp alamayacağını sorduğunda, Üstad Hazretleri, eğer başka bir geçim kaynağı yoksa bu maaşın kullanılabileceğini ifade etmişlerdir.
Eğer bu işte bir yanlışlık olsaydı bugüne kadar geçen zaman zarfında böyle bir uygulamaya herkesten önce Hocaefendi karşı çıkardı. Nitekim hususi bir sohbetinde, geçmişte farklı ele aldığı üç hususta artık farklı düşündüklerini, bunlardan bir tanesinin de eskiden sıcak bakmadığı ama artık öyle düşünmedikleri Hizmet’ten maaş alma konusu olduğunu ifade etmişlerdir.
Realitenin gereği olarak bazı hizmetlerin yapılabilmesi için bütün mesailerini bu işe tahsis eden insanlara ihtiyaç vardır. Aksi takdirde çok sayıda hizmetler yapılamayacaktır. Böyle bir düşünce, dengeden uzak ifrat derecede uygulandığı zaman, önemli bazı işlerde istihdam edilecek insan bulma problemi baş gösterecektir.
Günümüzde, başarılı olmak ve daha verimli olabilmek için ihtisaslaşmaya verilen önem bütün dünyada kabul edilen bir husustur. Benzer şekilde, Hizmet içindeki bazı işlerin tam olarak yapılabilmesi için de uzmanlaşmaya ihtiyaç vardır. Uzmanlaşma gerektiren işler için de bazı elemanların istihdam edilmesi zarureti vardır.
Bu ifade edilenler ile beraber, Hz. Ebubekir (ra) efendimizin hilafet gibi çok ağır bir vazife yükleninceye kadar süt sağarak ve İmam-ı A’zam Ebu Hanife Hazretleri’nin yaptıkları onca manevi hizmetlerinin yanısıra tüccarlık yaparak geçimlerini sağladıklarını da unutmamak gerekir. Buna binaen mümkün olduğu kadar, Hizmet insanlarının bir taraftan üstlerine düşen hizmetleri yerine getirirken, diğer taraftan da geçimlerini kendi imkanları ile sağlamaya çalışmaları da bir hedef olarak kabul edilmelidir.
İfratlara ve tefritlere girmeden mesele ele alındığında, aşağıdaki hususların realize edilmesine ihtiyaç vardır.
Hizmette yapılacak işlerin bir sınıflandırmaya tabi tutularak, hangileri için tam mesai gerektiği ve hangileri için yarı zamanlı mesai gerektiğine dair bir planlama çalışması yapılması gerekmektedir. Tam mesai gerektiren işlerde maaş takdir edilmesi zaten normaldir. Yarı zamanlı işlerin hangileri için ve ne kadar maaş takdir edileceği ise ayrıca çalışılmalıdır. Buradaki amaç, maaş alma meselesini minimize etmek olmalıdır.
Hulefay-ı Raşidin efendilerimizin uygulamalarından hareketle, takdir edilecek maaşın halkın ortalama yaşam standartlarına uygun ve hatta biraz da altında olmasına ve böylece bunun bir kazanç kapısı olarak görülmemesi gerektiği tavsiye edilmektedir.
İstişarelerin de hakkı verilerek, finansman kaynaklarının en verimli bir şekilde kullanılmasına gayret edilmelidir. Gereksiz istihdamların ortadan kaldırılmasına ve mümkün olan bazı işler için ise maaş almayacak insanların istihdam edilmesine çalışılmalıdır. Su-i istimallerin ve yanlış istihdamların önünün alınabilmesi için, bu hususta alınan kararların denetime açık olması ise bir zarurettir. İstihdam ile ilgili bütçe çalışmaları yapılmalı, yapılacak denetimlerle, bütçelere uygun hareket edilip edilmediğine bakılmalıdır.
Tam mesai ile çalışan maaşlı personelin yarı zamanlı da olsa kendi mesleklerini ifa etmeleri ve donanımlarını geliştirmeleri de planlanmalıdır ki, birgün istihdam edilememeleri durumunda ciddi mağduriyetlere maruz kalmasınlar.
Ayrıca yönetim kararlarının alındığı istişare toplantılarında, maaş alan ve almayanların dengesine de dikkat edilmelidir. Kararlardaki isabetliliğin artması açısından maaş almayanlardan da yeterli sayıda insan bu toplantılarda bulunmalıdırlar. Bu husus, istişarelerin sıhhati ilgili daha önceki yazılarda ayrıca ele alınmıştır.
Bir gün yaşanan hadiseler zorlar ve yapılan hizmetler için imkanlar yetersiz hale gelirse, gerektiğinde Hizmet insanlarının pazarın yolunu tutmasını da bilecekleri Hocaefendi tarafından ifade edilmiştir.
Kaynak: Prof.Dr.Osman Şahin | TR 724
Çok konuşmak, aklî ve ruhî dengesizliğe delâlet eden bir hastalıktır. Makbul söz, en kestirme bir yolla, muhatabın kafasını karıştırmadan ona bir şey anlatan sözdür. Muhataba bir şeyler anlatabilmek için uzun boylu konuşmaya gerek yoktur ve hatta çok defa uzun bir konuşma, beraberinde bir kısım zararlar da getirir. Zira çok söz tenâkuzdan (çelişki), tenâkuzlar ise karşı tarafın kafasında çeşit çeşit yeni sorular meydana getirmekten hâli değildir. Böyle bir durum ise, faydadan daha ziyade muhatap için zararlı olabilir..
Akıllı insan, konuşmak yerine, hem kendisi hem de başkaları için faydalı olabilecek şahısların konuşturulmasını sağlayan insandır. Aslında, aklı kâinat fen ve ilimleriyle; kalbi de ilâhî mevhibelerle doymuş ve olgunlaşmış kimselerin yanında başkalarının konuşması saygısızlık ve o kâmil ruhların susması da toplum adına bir mahrumiyettir.
Az söylemek, çok dinlemek bir fazilet ve ermişlik nişânesi, devamlı kendini dinlettirmek arzusu da, her zaman bir cinnet eseri sayılmasa da, mutlak bir dengesizlik ve hayâsızlık olduğunda şüphe yoktur.
Söylenecek her söz, bir meseleyi halletmeye ve bir soruya cevap olmaya yönelik bulunmalıdır. Söylerken de hem sorana hem de dinleyenlere bıkkınlık vermekten kat’iyen kaçınılmalıdır.
İnsanın, konuşmaması gerektiği yerde susması ve konuşması icap ettiği yerde de konuşması normal ve tabiîdir. Ne var ki, daha istifadeli olabilecek kimselerin konuşmaları, her zaman tercih edilmelidir. Bu ise, her şeyden evvel bir edep işi ve susmanın faziletini idrak etmeye bağlıdır. Atalarımız ne hoş söylemişlerdir: “Konuşman gümüş ise, sükûtun altındır.”
İnsan, çok söz söylemekle değil, söylediği sözlerin yerinde ve faydalı olmasıyla kadrini, kıymetini yükseltir. Aksine, her yerde ulu orta konuşan kimse, hele konuştuğu şeyler de yüce mefhumlara ve uzmanlık isteyen mevzulara dairse, hem bir sürü hatalara düşer, hem de kendi değerini düşürmüş olur. “Çok konuşanın çok sakatatı olur” sözü ne kadar yerinde ve kıymetli bir sözdür.
İnsan konuşmalarıyla kendini gösterir ve davranışlarıyla da ruhunun yüceliğini aksettirir. Her sözü mutlaka onun söylemesi lâzım geliyormuş gibi lafı kimseye bırakmayan gevezeler, zamanla bütün dostlarından nefret ve tahkir görmeye başlarlar. Böyle bir durum ise, zaman zaman onların da söylemeye muvaffak olabilecekleri güzel sözlerin dinlenmemesini ve dolayısıyla da çok yüksek hakikatlerin -bir geveze söylediği için- küçümsemesini netice verir ki, bu da, o yüce hakikatlere karşı hürmetsizlik ve saygısızlık demektir.
Az yeme, az uyuma gibi az konuşma da, öteden beri olgun kimselerin şiarı olagelmiştir. Ruhî melekelerin gelişmesinde insana ilk tavsiye edilen şey, diline hakim olup, lüzumsuz ve münâsebetsiz sözlerden sakınma olmuştur. Zira, her yerde ağzını açıp saçma sapan söz edenlerin, kafa ve gönüllerinden daha büyük olan dilleri, ihtimal ki, onların sürekli kaybetmelerine sebep olacaktır; hem burada, hem de öteki âlemde.
Hele yapmadıkları şeyleri söyleyenlerin hâli, bütün bütün acı ve onlar hesabına düşündürücüdür. Bu itibarladır ki, En Doğru Sözlü’nün beyanında dil ve apış arasını muhafaza etme, cennetlere uçmanın birinci vesilelerinden sayılmıştır.
Bir insan, çok konuşma, kendi beyanını beğenme ve başkalarına söz hakkı tanımama hastalığından uzak kaldığı nispette, Yaratan ve yaratıklara yakın ve onların nazarında sevimli olur. Aksine, ne Hak katında, ne de halk katında umduğunu bulamaz.
Sızıntı, Temmuz 1982, Cilt 4, Sayı 42 M.Fethullah Gülen
“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”
M.Fethullah Gülen
© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır | @hizmetten.com
Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi