Yazarlar

Ozanlar, ozon tabakasını ve kuşların yuvasını da dillendirseler ya! | Zekeriya Çiçek 

“Şu hayret verici âlemin elbette bir düzenleyip nizama koyanı ve şu intizamlı memleketin bir sahibi, şu mükemmel şehrin bir sahibi, şu sanatlı sarayın bir ustası vardır. Biz çalışmalıyız, onu tanımalıyız. Çünkü anlaşılıyor ki, bizi buraya getiren odur. O’nu tanımazsak kim bize yardım edecek? Dillerini bilmediğimiz ve bizi dinlemeyen şu aciz yaratıklardan ne bekleyebiliriz? ” (Sözler sh: 279)

Minik bir kırlangıç yuvasının tasarımı için kuşun gayretine şahit oluyoruz. Ağızlarıyla getirdikleri çamur harcıyla içine yalnız kendilerinin girebileceği büyüklükte oyuk açarak yuva yaparlar. Hem de en kuytu köşeleri mekân seçerler. Her yerden görülebilecek yükseltilerde ağaç dallarından yuva yapma sanatını sergileyen leylekler de böyledir.

Dünyamız, mevcut haliyle kuş yuvasıyla kıyaslanmayacak kadar mükemmel tasarlanmıştır. Kuşun yuvasına bırakılan yumurtalar gibiyiz adeta. Hiçbir irademiz yok yuvaya bırakılmamızda. Ana babalarımızın aracılığıyla tıpkı bir saray gibi tasarlanmış dünya misafirhanesine getirildik. Her şey biz misafirlerin hizmetine sunulmuş vaziyette. Gökyüzü yıldızlarla donatılmış bir enginlikte. Etrafı nasıl da ışıklandırıyor güneşimiz. Ya ay tıpkı bir gece lambası. Ozon tabakası, zararlı ışınları emen koruyucu bir gaz tabakası. Zemin yüzü, çeşit çeşit nimetlerle bezenmiş oldukça zengin bir sofra. Atmosfer, tam da bizim ciğerlerimize uygun gazlardan meydana getirilmiş içeriğe sahip.

Gözlerimiz, etrafta sergilenen sanat eserleriyle dolu rengârenk çiçekleri seyre dalıyor. Bazen gözümüze ilişen çirkin nahoş görüntülere de rastlıyoruz. Bunlar ise maalesef tamamen insan elinin dokunmasıyla meydana gelmiş olduğunu görüyoruz.

Evet, insanın kirli eli değmemek şartıyla kâinatta gerçek anlamda hiçbir kirlilik ve düzensizlik yoktur. Hayvanlar, insanların emrine verilmiş itaatkâr mahlûkattır. Bütün masum hayvanlar etleriyle, sütleriyle, yünleriyle, derileriyle ve daha birçok faydalarıyla insanlığa hizmet etmeye devam ediyor.

İnsan ise kendi iradesinin dışında bu âlem sarayında kendini bulduğunu söylemeye gerek var mı? Böyle çaresiz ve cebri bir lütuf içerisinde kendini bulan hiçbir akıllı insan ne kendisini ne de sahibini inkâr edemez. Hele âlemde resmedilen birbirinden muhteşem sanatı ve bu sanatlarda nakşedilen hikmetli sanatları asla görmemezlikten gelemez.

Ozanlar, ozon tabakasını ve kuşların yuvasını da dillendirseler ya! | Zekeriya Çiçek  2

O yeryüzü misafiri insan; hiçbir şey bilmese bile, sanata bakıp sanatkâr hakkında bilgi edinmeye ve sanatkârla tanışmaya müştak olmak zorundadır.

Şu kâinatın sahibini tanımak istemeyenler ciddi bir kusur ve çok büyük bir kayıp ve kusur içerisindeler. Bu, Işığından bir ömür yararlandığı güneşi görmemek ya da unutmak kadar büyük bir kusurdur. Öğle vakti gözünü kapayarak kendine gece yapan böylece güneşi yok sayan gafiller gibi.

Evet. “Ya Allah vardır ya da şu âlemin hiçbir kıymeti yoktur.” der. Büyük düşünür Balzac.

Âlem, Cenab-ı Hak’la (cc) anlam kazanır.

Resim olduğu için mi ressam vardır? Yoksa ressam olduğu için resim vardır? Tabii ki, ressam olduğu için resim vardır.

Allah (cc) var olduğu içindir ki, bu kâinat vardır. O’nun Esma-i Hüsnası olduğu içindir ki, onun isimlerinin tecelli ettiği bir âlem ve âlemi meydana getiren eşyalar vardır.

Ey Rabbimiz, kendini bilen seni bilir. Sen bize kendimizi bildir.

“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.

Sen kendin bilmezsen, ya nice okumaktır.” Yunus

Hizmetten | Zekeriya Çiçek                                                                    

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu