Mizan

“Öyleyse, şimdi olsun!“ | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Ömrün uzunluğu-kısalığı, onun daha ziyade yerinde değerlendirilip yediveren başaklar haline, yüz veren başaklar haline, yedi yüz dâne veren başaklar haline getirilmesi ya da getirilememesiyle olur, uzun yaşamakla değil. Kısa yaşamaya çok önemli şeyler sıkıştırmaktır esas. İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) altmış üç yaşında ruhunun ufkuna yürümüştür. Şayet yapılan hesap kamerî hesap ise, altmış üç olur; eğer şemsî hesap ise, o kadar bile değil; yaklaşık altmış bir olur. Hazreti Ebu Bekir, O’ndan bir yarım sene daha eksik. Hazreti Ömer de tıpatıp, öyle. Ama hayatlarını öyle değerlendirmişler ki, O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mâiz ve Gâmidiyeli kadın için kullandığı aynı tabiri onlar için kullanabilirsiniz: Yaşadıkları hayata terettüp eden sevap, fazilet, kurbet, Allah’a yakınlık ve maiyyete terettüp eden eltâf-ı İlâhiye bütün insanlığa dağıtılsa, herkese yeter ve artar! Her birininki!.. Öyle bereketli bir ömür yaşamışlar; altmış sene ama altı yüz sene yaşamaktan daha bereketli olmuş.

İnsan, ebed için yaratılmıştır; ebedden ve Ebedî Zat’tan başka hiçbir şeyle de tatmin olmaz. İnsan, niyetiyle, samimiyetiyle, vefasıyla kısacık ömrünü o hale getirebilir ve böylece ebediyete liyakatini ortaya koymuş olur. Çünkü orada “ebedî mutluluk” söz konusu, “ebedî saadet” söz konusudur. İnsan, öyle yapmakla, ebediyet için yaratıldığını sergilemiş olur. “İnsan, ebed için yaratılmıştır; ebedden, Ebedî Zat’tan başka hiçbir şeyle de tatmin olmaz!” Bin senelik dünyevî ömür de onu tatmin etmez. Menkıbelerde anlatılıyor, hadis olarak da rivayet ediliyor: Evet, kaynağı üzerinde durmayacağım.

Hazreti Musa’ya, Azrail (aleyhimesselam) geliyor. Belki Azrail (aleyhisselam) sadece nezaret edecekti. Zira mukarrabînin ervâhını, Cenâb-ı Hakk, doğrudan doğruya yed-i rahmetiyle kabzeder. Onun için Hakk dostları, “Kendi elinle verdiğin şeyi al!” falan demişler; “Nasıl verdinse, öyle al!” Çünkü hiç kimse -ne Azrail, ne Mikail, ne İsrafil- O’nun kadar merhametli olamaz. “O (celle celâluhu), erhamü’r-Râhimîn, eşfe‘ü’ş-şâfiîn, ekremü’l-ekremîn, e‘azzü’l-a‘izzâ’dır; alacaksa, o yegâne merhametli, yegâne şefaat sahibi, sınırsız ikram ve lütufta bulunan mutlak cömert, yüceler yücesi mutlak galip Zât (celle celâluhu) alsın!” demişler; “Sen al!” diye O’na niyaz etmişler. Bu açıdan da Seyyidinâ Hazreti Musa’ya, Azrail aleyhisselam gelebilir; “Cenâb-ı Hakk, emanetini istiyor!” diye, mesaj getirir O’na. O da misyonuna bağlı olarak, “Biraz daha!” der, “Bu insanlarda hâlâ yontulması gerekli olan çok şey var; törpülenmeleri icap ediyor!” manasında. Çünkü Hazreti Musa, Tîh hadisesi esnasında ruhunun ufkuna yürür.

Oysaki gözünde tüllenip duran Mescid-i Aksâ’nın fütuhâtı vardır. Cenâb-ı Hakk, o misyon ile O’nu tavzif buyurmuş ve oraya yönlendirmiştir. Ama gel gör ki, kapının önüne dayanan insanlar, “Yine dediler ki: Ya Mûsâ! O zorbalar orada oldukları müddetçe biz asla giremeyiz. Haydi, sen Rabbinle git, ikiniz onlarla savaşın, biz işte burada oturuyoruz.” (Mâide, 5/24) “Sen ve Rabbin; gidip savaşın orada; biz burada, keyfimize bakıyoruz!” demişler. Dolayısıyla kırk sene Tîh’te dolaşmış; sene ile “erbâin” çıkarmış, “çile” çıkarmış, kıvam bulmuşlar; belki iki nesil yetişmiş orada. Cenâb-ı Hakk, sonra onlara Yûşâ İbn Nûn vasıtasıyla Mescid-i Aksâ’nın fethini müyesser kılmış.

Hazreti Musa, Cenâb-ı Hakk’tan, misyonu adına daha uzun seneler istemiş. Cenâb-ı Hakk da buyurmuş ki; “Bir sığırın sırtına elini koy! Elinin altına ne kadar tüy rastlıyorsa, o kadar sana ömür vereceğim!” Bilmiyorum ben, saymadım; bir eli sığırın üstüne koyunca, altına ne kadar tüy geliyor? Bin mi, iki bin mi? Olabilir, herhalde bin olabilir. “Yâ Rabbî!” diyor Peygamber, “Sonra ne olacak?” Cenâb-ı Hakk, “Sona yine öleceksin!” buyuruyor. Evet, ölüm, dünyadakilerin kaderi; bu kader لاَ يَتَبَدَّلْ وَلاَ يَتَغَيَّرْ değişmez, başkalaşmaz. Bunun üzerine, Hazreti Musa, “Öyleyse, şimdi olsun! Madem sonuçta olacak, şimdi olsun!” diyor.

Peygamberler, bir yönüyle, böyle nâz edâlı niyazlarıyla, iç dünyalarını Rabbimize döküyorlar; O (celle celâluhu) da onları çok sevdiğinden dolayı… Herkesi de sever de, nankörlük yapıp kendi elimizle kendimizi sevilmemezliğe itmememiz lazım!.. Evet, Hazreti Musa, ruhunu Allah’a teslim ediyor. Gaye-i hayâli, yüksek mefkûresi ise, Hazreti Hızır ile görüşmeye giderken, yanında götürdüğü “fetâ”sı, delikanlısı, -tasavvufa da bir ıstılah olarak girmiş tabirle- “fütüvvet”i temsil eden babayiğit, Yûşâ İbn Nûn (aleyhisselam) ile gerçekleşiyor; Mescid-i Aksâ’nın fethi ona müyesser oluyor. Hazreti Musa da onu görüyordur; “Benim dediğim oldu, arzu ettiğim oldu!” veya “Rabbimin beni vazifeli kıldığı, bir misyon olarak bana yüklediği şey olduğuna göre, gam yemem!” diyordur.

“Öyleyse, şimdi olsun!“ | M.Fethullah Gülen Hocaefendi 2

Bu video 19/03/2017 tarihinde yayınlanan “UKBÂ BUUDLU HAYAT” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu