Yazarlar

Onu Bulan Her Şeyi Bulur…. | Zekeriya Çiçek

 Rabbini bulan neyi bulur? Onu kaybeden neyi kaybeder? Onu bulan her şeyi bulur. Onu kaybeden her şeyi kaybeder.

Maazallah, “Menittehaze ilahe hu heva” ayetinin tokadını yiyerek -maazallah- hevâsını ilah kabul ederek kul olursa! İşte hevesinin ilahlığı kabre kadardır. Hatta hayat binasının tuğlaları ak saçlarının ortaya çıkmasıyla birlikte yavaş yavaş yıkılır.

Karun gibi mal ve mülke, Herkül gibi güce de sahip olsa ömrü sınırlıdır.

İnsan acziyetini anlamalı ve Üstadımız gibi gibi haykırmalı:

“Fâniyim fâni olanı istemem, âcizim âciz olanı istemem

Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayrı istemem.

İsterim, fakat bir yâri baki isterim.

Zerreyim. Fakat bir Şems-i Sermet isterim.

Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı umumen isterim.” (Risale-i Nur)

Güçsüzlüğün en aşikâr hali insanda zuhur etmiştir. Gözle görülmeyecek bir virüse mağlup olacak kadar zayıf bir varlıktır. Bir bakteri onu ülser edip yataklara düşürür. Güçlüyüm diyen tüm peygamber düşmanı kavim reisleri buna en manidar örnektirler. Sineklerin, karıncaların ve virüslerin yıkıp devirdiği nice firavunlar, tiranlar ve nemrutlar vardır.

            Yani bedeni arzularının ihtiyacını görmekten başka hiçbir amacı olmayan bencil insanı tarif eder. Hüve’ye (Allaha) ayna olmak için yaratılmış insan hevâsının maskarası olur. “Gaye-i hayal olmazsa ezhan enelere döner” der Üstad Hazretleri. Zihinler benlikle dolar. Hayatın merkezinde sadece kendisi vardır. Gayesiz kalabalıkların tek bir derdi hevesinin arzularını karşılamaktır. Hayatı sadece bir mücadele ve ekmek kavgası yapılan mekân olarak görürler. Maddeci bir düşünceyle bir ömür “hayat bir cedeldir, savaştır.” Der. Kendisini leş için kavga eden vahşi hayvanla aynı derekeye indirir. Onunla ömür dakikalarını geçirip dururlar.

Hâlbuki kendini yüce bir davaya vakfetmiş insanlar ise hayatı bir araç bilirler. Amaca ulaşmak için o aracı kullanırlar. Amaçları Rabbin rızasını tahsil etmekten başka hiçbir şey değildir.

        İnsanın sultanlığı Sultan-ı Hakiki olan Allah’a kul ve köle olmakla mümkündür. Kulluk ruhla yapıldığından dolayı ceset gibi çürümeye mahkûm değildir. Nice sultanlar gelip geçmiştir dünyadan. Neredeyse bir ömür hükümdarlık yapmışlardır ama onlarda sonunda çekip gitmişlerdir. Sultanın sultanlığının sürekliliği ancak Allah’a kul olabilmekten geçer.

İnsan vicdanıyla tartsa acaba kendi yapısındaki bileşenlerden ne kadarını kendi iradesiyle kazanmıştır. Ve kendi mevcudiyetinin yok olmasına neden engel olamıyor. Demek ki vücut mülkü kendinin değil.

 Sahibini tanıyan malikinin gücünden yararlanabilir.

Bilir ki, kendini yoktan var eden bir güç var ve onun merhameti sonsuz. Yeni doğmuş bir bebeğin acizliği ile güç kazanması gibi. Zira o küçücük kundaktaki bebek acziyetindeki güç ile ana babayı ve büyükleri kendine hizmetkâr eder.

Dünyamız, etrafı tehlikelerle sarılmış, ne zaman nereden hangi tehlikenin geleceği belli olmayan, deni, alçak ve hadisi şerif ışığında –sadece kelplerin kıymet vereceği kokmuş et parçası (cife) – kadar kıymetsizdir.

Tıpkı bir doyumsuz bir canavar gibi insanları ve tüm hayvanatı ölümle tehdit eden ve milyarları toprağında yutup çürüten dünyanın bizleri de yutması muhakkaktır.

Hadis-i şerifte Efendimiz: “ Dünya kokmuş bir et parçasıdır (cife) ona ancak köpekler talip olur.” Buyurur.

 

 Hizmetten | Zekeriya Çiçek

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu