Mizan

“Off!..” demeyecek bir insan | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

“Rabbim, ben mağlup oldum; ne olur, ahlâk düşmanı şu bozguncular güruhuna karşı bana yardım et!” Ha, neden bunlar oluyor bize? Neden parmaklar kırılıyor? Neden insanlar kötürüm haline getiriliyor? Neden anneler evlatlarından ayrıştırılıyor? Neden toplum birbirinin düşmanı haline getiriliyor? Neden aileler bölünüyor? Neden, neden, neden, neden?!. Yüz tane, iki yüz tane, üç yüz tane ‘dâhiye’ diyeceğimiz, musibet diyeceğimiz şey, neden bunlar oluyor acaba? Şimdiye kadar bu olan şeyler, bir, enbiyâ-ı izam için de hep olagelmiş. Hiç kimse bunlardan âzâd kalmamıştır, daha doğrusu âzâde olmamıştır.

Hatta denebilir ki, İnsanlığın ilk babası Âdem (aleyhisselam) bile. Hatta o, ilk defa kendi çocuklarından çekmiştir; Hâbil, Kâbil. Ama bizim bildiğimiz çok büyük çekme, ulu’l-azim peygamberlerin ilki, seyyidina Hazreti Nuh’tadır. Öyle çekiyor ki, bir gün o çekmenin sonucunda, ızdırapların kafiyesini, رَبِّ إِنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ “Rabbim, ben mağlup oldum, ne olur bana yardım et!” sözüyle koyuyor. Kur’an onu anlatırken, فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ “Bunun üzerine Rabbine, ‘Ben yenik düştüm, bana yardım et!’ diyerek yalvardı.” (Kamer, 54/10) buyuruyor. Yüce Nebî, “Allah’ım, artık yenik düştüm; bana yardım et!” diyor. Ondan sonra başka büyükler de, dedelerinden miras kalan bu sözü farklı şekillerde tekrar ediyorlar.

Mesela, Hazreti Lût şöyle diyor: رَبِّ انْصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ “Rabbim, ahlâk düşmanı şu bozguncular güruhuna karşı bana yardım et!” (Ankebût, 29/30) Kendini bozgunculuğa adamış, müfsit, yıkan, tahrip eden, kırk seneden, elli seneden beri yapılan şeyleri yıkmayı vazife edinen, yüz seneden beri yapılan şeyleri yıkmayı kendisine vazife ve misyon edinen, üç asırdan beri ihmal edilegelen şeyleri tamir eden insanların tamirlerini yıkmayı vazife sayan bozguncular… Çoğu itibarıyla, Kur’an-ı Kerim, münafıkları anlatırken onların ifsadına dikkati çekiyor. Kayda değer bir mevzu, ayrıca yazılabilir; irticâlînin esnekliğine emanet edilmek suretiyle meselenin kadrine/kıymetine dokunulmadan, kendi nezâheti/nezâketi içinde ele alınabilir. Mesela, buyuruluyor ki: وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ أَلاَ إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِنْ لاَ يَشْعُرُونَ “Ne zaman onlara, ‘Yeryüzüne fesat saçmayın!’ denilse ‘Biz sadece barışçıyız, ortalığı düzeltmekten başka işimiz yok!’ derler. Asla! Hiç kuşkusuz onlar bozguncuların ta kendileridir ama (gerçek idrakten yoksun bulundukları için, neyin ıslah neyin bozgunculuk olduğunun) farkında değillerdir.” (Bakara, 2/11-12)

Müfsidin kendisidir onlar, müfsidin tâ kendisidirler ama o meselenin şuurunda, farkında değiller!.. Evet, رَبِّ انْصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ “Rabbim, ahlâk düşmanı şu bozguncular güruhuna karşı bana yardım et!” diyor. رَبِّ إِنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ “Rabbim, ben mağlup oldum, ne olur bana yardım et!” diyor. Ve o, çok iradeli, çok sağlam, Everest tepesini omuzuna yüklesen “Off!..” demeyecek bir insan.. Lut gölünün dibine ömür boyu haps-i münferitle hapsetsen “Off!..” demeyecek bir insan.. “Off!..”ların bininin binini takip ettiği yerde meseleyi hep “Ohh!” ile seslendiren, “Ooohhh be!..” ile seslendiren bir peygamber. O kadar dokunuyor ki, رَبِّ إِنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ “Allahım! Artık yenik düştüm ben, çaresiz kaldım; yardım et!..” diyor.

Allah (celle celâluhu) Kur’an-ı Kerim’de değişik yerlerde -Kur’an ifadesiyle- “tasrif”te bulunarak farklı versiyonlarıyla anlatıyor. Ama إِنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ dediğinin nakledildiği yerde, فَفَتَحْنَا أَبْوَابَ السَّمَاءِ بِمَاءٍ مُنْهَمِرٍ buyuruluyor: فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ فَفَتَحْنَا أَبْوَابَ السَّمَاءِ بِمَاءٍ مُنْهَمِرٍ وَفَجَّرْنَا الْأَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَاءُ عَلَى أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ “Nihayet O da Rabbisine, ‘Ben yenildim, ne olur bana yardım et!’ diye yalvardı. Biz de (duasını kabul buyurup), göğün kapılarını açtık da, sular boşalmaya durdu. Yeri de göz göz yarıp, suları fışkırttık. Nihayet, (gökten boşalan, yerden fışkıran) sular, takdir buyurulan işin yerine gelmesi için yükselmesi gereken noktaya kadar yükseldi.” (Kamer, 54/10-12) Semanın kapılarını açtık; şakır şakır sular akmaya başladı. Yerden fışkırmaya başladı sular, en yüksekleri de tesiri altına alacak şekilde… Evet, Allah’a ait bir şey; Yüce Nebi, demiyor “Sen böyle sular fışkırt, bunları hepsini böyle boğ!”

Bu video 02/07/2017 tarihinde yayınlanan “KUVVET HAKTADIR, HAKLI İNSAFLIDIR!..” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada:https://www.herkul.org/bamteli/bamtel…

“Off!..” demeyecek bir insan | M.Fethullah Gülen Hocaefendi 2
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu