Yazarlar

Muntazam saray ve içindekiler | Safvet Senih

On Birinci Söz’ün fihristesinde Üstad Hazretleri, konunun serlevhası âyetleri ki; “Güneşe ve onun aydınlığına.. onu (Güneşi) izlediği zaman Ay’a..  Dünyayı açığa çıkaran gündüze.. onu bürüyüp saran geceye..  göğe ve onu Bina edene..  yere ve onu Yayıp Döşeyene..  her bir nefse ve onu düzenleyene..  ona hem kötülüğü, hem de ondan sakınma yolunu ilham edene yemin olsun ki: nefsini maddî ve mânevî kirlerden arındıran felâha erer. Onu günahlarla örten ise ziyane uğrar.” (Şems Suresi, 91/1-10)  “Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp, yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.”   (Zâriyat Suresi, 51/56)  yerleştirdikten sonra diyor ki: “Bu âyetlerin yüksek ve geniş bir hakikatını Şems Suresi mucizâne işaret ettiğini ve kainatı muntazam bir saray suretinde gösterdiğini, ulvî ve vüsatli bir temsil ile tefsir etmekle beraber, insanın mahiyetindeki kulluk vazifelerini ve insanî cihaz ve donanımları ve İlâhî Rubûbiyetin türlü türlü tecellilerine  karşı insanın yapması gereken kulluk ve ibadetlerinin mukabelelerini o kadar güzel bir suretle isbat ediyor ki, Şems Suresinin mucizâne olan işaretini harika bir surette ve en büyük bir dairede en azametli bir RUBÛBİYETİ,  en mükemmel bir UBÛDiYET  ile karşılaştırıyor.”
Şems Suresinin 11. âyetinden itibaren son 15. âyetine kadar, Salih Aleyhisselam ile Semud kavmi arasında geçenler anlatılıyor. Şöyle ki: Cenab-ı Hak yoldan çıkmış Semud kavmine Peygamber Salih Aleyhisselamı göndermişti. Ona “Peygamber isen, bir mucize göster?” dedikleri vakit kayanın içinden mucize olarak bir deve çıktı: “Bu, Allah’ın dişi devesi, sizin için bir alâmettir. Bırakın onu Allah’ın arzında otlasın. Sakın ona bir fenalık yapmayın. Yoksa elem  verici bir azaba uğrarsınız.” (A’raf Suresi, 7/73)  Sonra “Su içme hakkı, bir gün onun, belli bir gün de sizindir.” (Şuara  Suresi, 26/155)  dedi. Sudan istifade hususunda nöbet ve sıra usulü ile deveye bir gün ayrılmıştı. Ayrıca Allah’ın arzında yayılması ve otlaması üzere bırakılması ve kötülükle dokunulmaması tembihlenmişti. Dokunulduğu takdirde acı bir azabın musallat olacağı da bildirilmişti. Semud kavmi bu ikazlara inanmamıştı. Kayaları kesip biçen bu azgın kavim, peygamberleri Salih Aleyhisselam ve onu gönderen Cenab-ı Hakkı inkâr etmişlerdi. Bunların içinde de en azgınları olan Kudar bin Salif, avenesi ile deveyi öldürmek için saldırırlarken, Semud kavminin diğer insanları bu durumu gördükleri halde engellemedikleri ve seyirci kaldıkları için, bu imkân ve azgınlığa ortak olmuş oldular… Halbuki Hz. Salih Aleyhisselam  hâlâ onları ikâz etmeye çalışıyor ve “Ne yapıyorsunuz? O Allah’ın mucize devesi, sakın ona dokunmayın!..”  diyordu. O azgınlar alârm verircesine söylenen bu Peygamber telâşına da önem vermediler, deveyi, önce ayaklarını biçip devirdiler ve sonra da öldürdüler. “Cenab-ı Hak da onları işte bu inkâr ve günahları sebebiyle onları yere vurup sürte sürte ezdi, hışmını üzerlerine bası bası verip azaba mahkûm etti. “(91/14)  “Onları korkunç bir gürültü yakalayıverdi.”  (15/73, 83)  “Onları bir sarsıntı tutuverdi.”  (7/78, 91, 155)  “Alçaltıcı azabın yıldırımı onları yakalayıverdi.” (14/17)  Yani hepsini kırdı geçirdi.”  Hepsini eşit yapıp düzleyiverdi.” (91/14) Yani o en mükemmel rehberlerine iman etmeyen ve mucize olarak ortaya konan varlığı en azgınları yok ederken ses çıkarmayarak zâlim günahkârlara katılmış sayılan o topluluğu toptan cezalandırdı.
“Semud kavmine de kardeşleri Sâlihi elçi olarak gönderdik. (…)  Semud halkı o deveyi tepeleyince, Salih onlara ‘Yurdunuzda üç günlük bir ömrünüz kaldı. Sonra helâk olacaksınız. İşte aksi olmayan kesin söz!’ dedi. Azap emrimiz gelince, tarafımızdan bir lütuf olarak Salih’i ve beraberindeki müminleri azaptan ve o günün zilletinden kurtardık. Şüphesiz ki, senin Rabbin Kavî ve Aziz’dir. Zulmedenleri ise, o korkunç ses tutuverdi de diyarlarında çöke kaldılar. Sanki hiç orada yaşamamış gibi oldular silindiler.” (Hûd  Suresi,  11/61-68)
Bu hususta Muhyiddin İbn-i Arabî, Fusûs’ül- Hikem isimli eserinde şöyle diyor: “Üç günün ilkinde Semud kavminin yüzleri SARARMIŞ, ikinci gün KIZARMIŞ, üçüncü günde ise KARARMIŞ’tır.”
Âyetlerin günümüze bakan yönlerinden bizim de ibret almamız ve ders çıkarmamız gerekir. Yoksa hâşâ bunlar geçmişin geçmişte kalmış kıssalarından ibaret değildir. Kur’an hep canlıdır, hep taze mucizedir.
Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu