Yazarlar

Modern çağın Hılf-ul Fudul’u: TURKEY TRIBUNAL | İSMET MACİT

İsviçre’nin Cenevre şehrinde 20-24 Eylül tarihlerinde bir program gerçekleşti. Bir vicdan ve halk mahkemesi olan Turkey Tribunal, Türkiye’deki hâk ihlallerini masaya yatırdı. Kurulan mahkemede alanında uzman beş hakim müştekileri dinledi, raportörlerin hazırladığı belgeleri inceledi ve son gün kararını açıkladı.

Turkey Tribunal, Türkiye’nin sistematik işkence uygulandığına hükmetti. Mahkeme Başkanı Prof. Em. Dr. Françoise Barones Tulkens: “Bu kararın hukuki açıdan bir müeyyidesi olmayabilir ama ahlaki olarak bağlayıcılığı elbette olacaktır. Mahkeme heyeti saygın hakimlerden oluşmaktadır ve Türkiye’ye karşı tarafsızdırlar. Tribunal, tanıkların katılımlarını ve sessizlik duvarlarını yıkması sebebi ile çok önemlidir. Tanıkların uğradığı fiziki ve psikolojik işkenceler bağımsız raporları da doğrulamaktadır” dedi.

Raporda ayrıca, 15 Temmuz 2016’dan sonra Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlalleri, işkence ve zorla kaybetmeler ve insan kaçırmalar münferit (bireysel) olarak görülemez, Tribunal’in görüşü Türkiye’de işlenen bu suçların, yaygın ve sistematik olarak yapıldığı şeklindedir. Tribunal sırasında yapılan tanıklıklar ve sunulan raporlar, uluslararası yargı makamlarına ulaştırılırsa, tüm bu suçlar; ‘İnsanlığa karşı işlenen suçlar’ kategorisinde değerlendirilir ve sanıklar ağır cezalar alabilir” ifadelerine yer verildi.

Tribunal, herhangi bir ulus ya da uluslararası resmi bir mahkeme statüsünde değil. Alınan kararların ve verilen hükmün taraflar açısından bağlayıcılığı bulunmasa da resmi mahkemelerin yapacakları yargılamada tutulan raporlar ve hüküm özeti delil olarak kullanılabilecektir. Bahse konu olan suçlarla ilgili uluslararası mahkemelerde yapılacak yargılamalara kapı açacak ve süreci hızlandıracaktır.

En önemlisi insan hakları ihlalleri ile ilgili hukuk tanımaz yönetimlere uyarı niteliğinde bir sesin yükselmiş olmasıdır. Adalet henüz tam tecelli etmese de toplumun vicdanından kopup gelen bu mahkeme ve kararları resmi mahkemelerin vereceği kararlara tesiri olacağı muhakkak..

Bu tarihin dönüm noktasıdır ve mazlumların hukukun içinde kalarak haklarını aradıkları bir yol olmuştur. Tıpkı Mekke’de henüz cahiliye yaşanırken Allah Rasulü’nün de (sav) kurucu üye olarak bulunduğu Hılf-ul Fudul gibi.. Bu inisiyatif de adeta bir Mekke Tribunal’i gibi faaliyet göstermiş ve Efendimiz (sav) yıllar sonra böyle bir tüzel kişilikte bulunmakla övünmüştür.

Güçsüz insanların güçlü insanlar tarafından adeta yendiği Mekke tam bir zulüm iklimine teslim olmuştu. Güçlü ve varlıklı kabileler adeta zulüm politikası güdüyor ve bu sayede servetlerine servet katıyorlardı. İşte Hilfü’l-fudûl inisiyatifinin kurulmasına bu haksızlıklarla mücadele niyeti sebebiyet vermiştir.

Rivayete göre; Zübeyd kabilesinden bir adam hem umre hem de yanında bulunan mallarla ticaret yapmak için Yemen’den Mekke’ye gelmiş ve Kureyşli Âs b. Vail ile pazarlık yaparak mallarını ona satmıştı. Fakat Âs, malların parasını ödemek istememişti. Zübeydli adam da Mekke’de adet olduğu üzere Ebu Kubeys tepesine çıkarak yüksek sesle yardım talebinde bulunmuştu. Bunun üzerine Efendimiz’in (sav) amcası Zübeyr b. Abdulmuttalib şehirde hatırı sayılan ve kabile reisi durumundaki Abdullah b. Cüd‘ân et-Teymî’ye başvurarak onu bu işin görüşülmesi için bir toplantı yapmaya ikna etti. Efendimizin de (sav) içinde bulunduğu bu kurucu üyeler bir araya gelerek adeta bir tüzük üzerine yemin ettiler.

Kaynaklarda inisiyatifin muhtevası genel hatlarıyla şöyle ifade edilmektedir: “Allah’a and olsun ki Mekke şehrinde birine zulüm ve haksızlık yapıldığı zaman hepimiz, o kimse ister iyi ister kötü, ister bizden ister yabancı olsun, kendisine hakkı verilinceye kadar tek bir el gibi hareket edeceğiz; deniz süngeri ıslattığı ve Hira ile Sebîr dağları yerlerinde kaldığı sürece bu yemine aykırı davranmayacağız ve birbirimize malî yardımda bulunacağız.”

Hılf-ul Fudul’un üzerine gittiği vakıalardan biri “insan kaçırma” suçudur. Has‘am kabilesinden Yemenli bir tâcir kızı ile birlikte hac için Mekke’ye gelmişti. Şehrin güçlü kişilerinden Nübeyh b. Haccâc’ın kızını zorla elinden alması üzerine tâcir Hilfü’l-fudûl’e gitti. Hilf mensupları hemen Nübeyh’in evini kuşattılar ve kızı alıp babasına teslim ettiler.

Efendimiz (sav) İslamiyet’in gelmesinden sonra da bu ittifaktan övgüyle bahsetmiştir. İslâmiyet’in onu daha da pekiştirdiğine inandığı ve bu yemini kızıl tüylü bir deve sürüsüyle de olsa asla değişmeyeceğini, İslamî dönemde de tekrar çağrıldığı takdirde tereddüt göstermeden derhal icâbet edeceğini söylediği kaydedilmektedir.

Halife Muâviye’nin hilâfeti sırasında, yeğeni Medine Valisi Velîd b. Utbe ile Hz. Hüseyin (ra) arasında bir mal hususunda anlaşmazlık çıktı. Hz. Hüseyin’in, kendisine baskı yapmak isteyen Velîd’e hakkının verilmemesi durumunda Hilfü’l-fudûl’e başvuracağını söylemesi üzerine Velîd haksız tutumundan vazgeçti (İbn Hişâm, I, 134-135).

Evet dün Hılf-ul Fudul bugün Turkey Tribunal… Onurlu ve haysiyetli insanların adalet mücadelesi devirler değişse de mayası itibariyle değişmiyor…

Turkey Tribunal bu zaviyeden bakılınca Efendimizin (sav) kuruluşunda ve faaliyetlerinde bulunduğu Hılf-ul Fudul’un ruhunu taşıyor…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu