Yazarlar

Mevlid-i Nebevî | MUHSİN ÇELEBİ

”(Ey Muhammed ) Biz seni alemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya 21/107)

Mevlid; doğum vakti, doğum günü demektir. Viladet kelimesi de “doğuş” manasına gelir. Kandil kelimesinde de belli günlerde yakılan aydınlık, lamba gibi anlamlara gelir. İki kelime bir araya getirilip “ Mevlid Kandili” dediğimizde, Efendimiz (sav)’in doğum gecesinde minarelerde yakılan kandiller hatıra gelir.

Efendimiz (sav) Fil yılında Rebiyülevvel ayının 12. gecesinin sabahında tanyerinin ağarması anında dünyamızı şereflendirmiştir.

Miladi 571 yılının 20 Nisan’ına tevafuk eder. Abdullah ibni Abbas’tan gelen bir rivayete göre; Efendimiz (sav) pazartesi doğdu. Pazartesi Kâbe hakemliğini yapıp Hacerü-l esvedi yerine koydu. Pazartesi, peygamberlik verildi. Pazartesi, Mekke’den hicret etti. Pazartesi, Kuba’ya ulaştı. 12 Rebiyülevvel cuma günü Medine’ye geldi. Bedir savaşını pazartesi kazandı ve bir pazartesi sabahı Rebiyülevvel ayının 12. günü ahirete irtihal eyledi.” ( Ahmet Bin Hanbel 1, 277; Haysemi 1, 196)

Halk arasında mevlid denildiğinde; mübarek gün ve gecelerde ya da özel günlerde toplanıp; Kur’an, ilahi ve Süleyman Çelebi’nin (1351-1422) yazdığı Peygamberimizi öven “Vesîletü’n-Necât” adlı eserini çeşitli makamlarla okumak ve vaz-u nasihat etmek akla gelir.

O GECEDE MEYDANA GELEN MUCİZELER

1- Efendimiz teşrif ettikleri gece bir yıldız doğdu.

2- Medayi’ndeki Kisra’nın sarayının 14 şerefesi yıkıldı.

3- Kabe’deki putların birçoğu baş aşağı gelip yıkılması.

4- İstahrabat’ta Mecusilerin bin senedir sönmeyen ateşlerinin o gecede sönmesi

5- Takdis edilen meşhur Save (Taberiyye ) golünün bir anda kuruyuvermesi

6- Semave Vadisi taşan seller altında kalıp suya gark olmaları

7- Semadan adeta salkım – salkım yıldızların dökülmesi

8- 0 gece annesi, hem annesinin yanında bulunan Osman ibn-i Aş’ın annesi (Fatima Hatun), hem Abdurrahman ibn-i Avf’in annesi (Şifa Hatun), üçü de demişler ki: Velâdetí anında biz öyle bir nur gördük ki o nur, masruk ve mağribi bize aydınlattırdı.”

Bütün bu hadiseler; o gece dünyaya gelen zatın, nurunun şark ve garbi aydınlatacağına, Kâbe’deki putları yıkacağına, Fars saltanatını yerle bir edeceğine, ateşe tapma ve bazı fani varlıkları kutsallaştırmanın yok olacağına işaretti. (19. mektup, 16. işaretin 2. ve 3. kısmı)

MEVLİD KUTLAMALARI CAİZ Mİ?

Mevlid kutlamaları asıl itibariyle Devri Risalet penahi dönemine kadar uzanır. Faslı itibariyle sonraki dönemlerde farklı coğrafya ve kültürlerde çeşitli şekillerde uygulanmıştır. Devri saadette Efendimiz (sav)’i övmek ve Allah’ın onun üzerindeki nimetlerini dile getirmek için mevlidler kasideler yazılıp söylenmiştir

Mesela “Banet Süâdü” şairi Efendimiz’in (sav) huzurunda peygamberliğini ve güzel ahlakını övmüş, Efendimiz de onu dinlemiş ve istihsan etmiştir. Efendimiz, onun okuduğu kaside de “VE’L AFVÛ İNDE RASULİLLAHİ MAKBULU)  ‘Allah Rasûlunun katında af etmek makbuldür, af ona yakışır.’ ifadesini duyduğunda çok mahzun olmuş. O güne kadar İslam’ın karşısında olan bu zatı, Allah Resulü affetmiş. Onun “Makbulu” sözüne, Efendimiz de “Makbulu” sözüyle karşılık vererek sırtındaki cübbesini çıkarıp bu şaire vermiştir.

Muhtemelen o cübbe Hz. Muaviye’ye, ondan da başkalarına, intikal etmiş ve Yavuz Sultan Selim tarafından da Mukaddes Emânetler getirilirken o cübbede Topkapı Sarayına konmuştur.

İmam-i Busiri’nin, Kaside-ı Burde’siyle, Efendimizi (sav) methetmiş, ümmet-i Muhammed’de bunu güzel karşılayarak o gün bugün söylenerek gelmiştir.

Asırlar sonra da Anadolu insanının gönlünün sesi olarak Süleyman Çelebi’de Vesiletu’n Necat (1409) adlı Mevlidinde;

‘’Allah adın zikredelim evvela,

Vacip oldu cümle işte her kula’’ sözleriyle başlamış;

“MERHABA”sıyla:

Merhabâ ey âli sultân merhabâ
Merhabâ ey kân-ı irfan merhabâ

Merhabâ ey sırr-ı fürkân merhabâ
Merhabâ ey nûru râhman merhabâ

Merhabâ ey rahmeten lil-âlemîn
Merhabâ sensin şefîa’l-müznibîn’’ diyerek O’na hoşamedi etmiş;

Viladet hadisesinde:

Âmine hâtun Muhammed ânesi
Ol sadeften doğdu ol dür dânesi” mısralarıyla seslendirmiş ve günümüze kadar bu gelenek devam etmiştir. Bu yönüyle mevlid, güzel bir adet-i İslamiyedir. Çünkü burada Allah’ı zikretme, Efendimizi övme vardır. Bundan dolayı, Mevlide “BİD’AT” denilemez. Bid’at olarak kabul edilse bile bid’at-ı hasene denilebilir, ancak mevlidi para karşılığında, samimiyetsiz ihlasız bir şekilde gırtlak ağalığı yaparak, söylediklerinden uzak bir hayat yaşayarak bunu meslek haline getirmek ve okumak yanlıştır. ( hikmet.net , 5. Ağustos 2015 M. Fethullah Gülen)

Bediüzzaman hazretlerin de “Mevlid-i Nebevi ile Miraciyenin okunması, gayet nafi ve güzel adettir ve müstahsen bir adet-i İslimiye’dir. Belki hayatı içtimaiye-i İslamiyenin, gayet latif ve parlak tatlı bir medar-ı sohbetidir. Belki hakaik-i îmaniyenin ihtarı için, en hoş ve şirin bir derstir. Belki imanın envarini ve muhabbetullah ve aşk-i, Nebevi’yi göstermeye ve tahrike en müheyyir ve müessir bir vasıtadır. Cenab-ı, Hak bu adeti ebede kadar devam ettirsin ve Süleyman Efendi gibi mevlid yazanlara Cenab-ı Hak rahmet etsin, yerlerini Cennetül – Firdevs yapsın, Amiin ! … » ( Mektubat, 24. 2. Zeyl, 1,2, ve 5, Nükteler,  S: 445-451)

İslam dünyasında mevlid merasimi ilk defa Mısır’da Fatimiler ( 910-1171) tarafından tertiplenmiştir. Fatimiler, Hz Ali ve Hz Fatima’nın doğum günlerinde de mevlid merasimleri tertip ederlerdi. Sünni Müslümanlar da mevlid merasimleri ilk olarak hicri 604 yılında Selahaddin Eyyubi’nin eniştesi Erbil atabeyi melik Muzafferüddin Gökbörü tarafından tertiplenmiştir.

Daha sonra da zamanla Mekke-Medine ve İslam coğrafyasının hemen her yerinde mevlid merasimleri tertip edilerek farklı farklı şekilde de olsa zamanımıza kadar gelmiştir. Osmanlılar tarafından ilk mevlid merasimleri III. Murat zamanında 1588’de resmi hale getirildi. Önceleri sarayda, daha sonra da Ayasofya ve Sultan Ahmet de devlet erkanı ile halk birlikte kutlardı.

BU GECEYİ EN İYİ NASIL DEĞERLENDİREBİLİRİZ ?

Bütün kandil gecelerinde bilhassa Mevlid Kandili’nde; Allah’ın af ve mağfiretine nail olma, sevap kazanma, manen terakki edebilme, bela ve musibetlerden kurtulabilme ve rıza-i ilahi’ye ulaşabilmek için yapacağımız salih amelleri şöyle özetleyebiliriz:

1- Kur’an okuma, cevşen, Kulübüd-Daria gibi zikir ve dualarla meşgul olabilir

2- Efendimiz ( S.A.V)e salát-u selamlar getirmeli bilhassa onun veladetiyle ilgili siyer ve hadislerden yerler okunabilir

3- Kaza veya nafile namazlar kılabiliriz. Teheccüd, hacet ve tesbih namazları gibi…

4- Geçmişin muhasebesini yapıp, günahlarımızdan samimi tövbe ve istiğfar edip, geleceğimizin plan ve programını yapabiliriz.

5- “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum?’’ gibi soruları düşünüp tefekkür edebiliriz.

6- Üzerimizde hakları bulunan yakın ve akrabalarımızı ziyaret etmeli veya en azından telefon ya da çeşitli haberleşme vasıtaları ile arayıp sormalıyız.

7- Kendimizden başlayıp, ailemize, milletimize, Alem-i İslam’a ve bütün insanlığın hayrına dua etmeli; hususiyle yakınlarımıza ismen ve gıyaben dua etmeliyiz.

8- Kandil gecelerinin gündüzünde oruç tutulabilir; akşam, yatsı ve sabah namazları camide veya evimizde cemaatle kılmaya çalışmalıyız.

9- Çocuklarımıza, ailemize ve komşularımıza bu geceyi yad edecek güzel hediyeler alınabilir onlarda güzel hatıralar bırakılabilir.

10- Sahabe, evliya, ulema ve yakınlarımızın kabirleri ziyaret edilip, onlara dualar edip ölümden ibretler alabiliriz.

11- Kur’an-ı, Efendimizi ve dinimizi doğru bir şekilde anlayıp yaşayabilmek için bütün hak vesileleri değerlendirmeli, Efendimiz (S.A.V)’in hayatını öğrenip, onun hayatını ferdi ve içtimai hayatımıza örnek yapmalıyız. Hayatımızın her anında onun sünnetini yaşayıp adetlerimizi ibadete çevirip her iki ailemi kazanmanın yollarına bakmalıyız. O kıyamete kadar gelecek insanlığın: Muallim-i ekberi,  kalp , ruh ve bedenlerinin terbiyecisi ve tabibi, en büyük komutan, en büyük devlet idarecisi, İnsanlığa en büyük hâkim-i adili,  en ideal aile reisi, en büyük esnaf ve tüccar… Kısacası 7’den 70’e bütün insanlığın halaskarı ve rehberidir. Mevlam bizleri Habibinin yolundan ayırmasın.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu