Yazarlar

Meleklerin kanatlarının manası | Safvet Senih

9-) Mesela: “Semavatı ve arzı yoktan yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı olarak elçiler kılan Allah’a -ki, O yarattıkları için dilediği ziyadeyi yapar- hamdolsun.  Muhakkak ki Allah, herşeye hakkıyla Kadir’dir.” (Fatır Sûresi,35/1) İşte bu sûrede “Semavat ve arzın Celal sahibi yaradanı, semavat ve arzı, öyle bir tarzda tezyin edip mükemmel eserlerini göstermekle hadsiz seyircilerinden yaradanlarına hadsiz medih ve senalar ettiriyor. Ve öyle de hadsiz nimetlerle  süslendirmiş ki, sema ve zemin, bütün nimetlerin ve nimetlerden istifade edenlerin lisanları ile o merhametli yaradanına nihayetsiz hamd ve şükür ederler.” dedikten sonra, yerin şehirleri ve memleketleri içinde Yaradanın verdiği cihazlar  ve kanatlarıyla seyir ve seyahat eden insanlarla hayvanat ve kuşlar gibi, semavi saraylar olan yıldızlar ve ulvi memleketleri olan burçlarda gezmek ve uçmak için o memleketin sakinleri olan meleklerine kanat veren Zat-ı Zülcelel, elbette herşeye Kadir olmak lazım gelir. Bir sineğe bir meyveden  bir meyveye; bir serçeye bir ağaçtan bir ağaca uçmak kanadını veren, Zühre’den(venüs gezegeni) Müşteriye (jupiter gezegeni), müşteriden Zûhal’e (satürn gezegeni) uçacak kanatları O veriyor.
Hem melaikeler, yeryüzünde yaşayanlar gibi cüziyete münhasır değiller; onları tek bir mekan bağlıyamıyor. Bir vakitte dört veya daha ziyade yıldızlarda bulunduğuna işaret “İkişer, üçer, dörder” kelimeleriyle tafsilat veriyor.
İşte bu cüzi hadiselerde ele alınan “melaikeleri kanatlarla tezhiç etmek” meselesinde kullanılan ifadeler gayet umumi bir kudretin azametinin dayandığı esasa işaret ederek “Muhakkak ki, Allah herşeye hakkıyla Kadir’dir.” fezlekesiyle tahkik edip tesbit eder.
10-) Kur’an ayetleri bazan, insanın isyankar amellerini zikreder, şiddetli bir tehdidin şiddeti ümitsizliğe atmamak için Allah’ın merhamet ve şefkatine işaret eden bir kısım Esma-i Hüsna ile işi bitirip teselli verir. Mesela: “De ki: Faraza müşriklerin iddia ettikleri gibi Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı, elbette onlar Arş’ın ve kainat hakimiyetinin sahibi Yüce Allah’a üstün gelmek için çareler arayacaklardı. (ama besbelli ki, böyle bir şey asla vâki değildir.) Allah, onların iddialarından münezzehtir. Son derece Yücedir, Uludur. Yedi kat gök dünya ve onların içinde olan herkes Allah’ı takdis ve tenzih eder. Hatta hiçbir şey yoktur ki, Ona hamd ile tesbih etmesin. Ne var ki, siz onların bu tenzih ve takdislerini iyi anlayamazsınız. Bunca azameti ile bebarer, kullarının gaflet ve cürümlerine karşı, O, Halimdir, Gafur’dur (pek sabırlı ve bağışlayıcıdır). (İsra Sûresi,17/42-44) İşte şu ayetler diyor ki: “De: Eğer dediğiniz gibi mülkünde şeriki olsaydı, elbette Arş-ı Rububiyetine el uzatıp müdahale eseri görünecek bir derecede bir intizamsızlık olacaktı. Halbuki, yedi tabaka semâvattan, ta mikroskobik canlılara kadar herbir mahluk, külli olsun, cüzi olsun, küçük olsun, büyük olsun, mazhar olduğu bütün isimlerin cilve ve nakışları dilleriyle, o Esma-i Hüsna’nın Müsemmâ-i Zülcelalini (Yani Cenab-ı Hakkı) tesbih edip ortak ve benzerden tenzih ediyorlar.
Evet nasıl ki, semâ, güneşler, yıldızlar denilen nur saçan kelimeleriyle, hikmet ve intizamiyle onu takdis ediyor, birliğine şehadet ediyor… Hava boşluğu da, bulutların sesiyle, şimşek, gök gürültüsü ve yağmur damlalarının kelimeleriyle O’nu tesbih, takdis ve birliğine şehadet ediyor. Öyle de, yeryüzü, hayvanat, nebatat ve mevcudat denilen hayatlı kelimeleriyle Yaradanı tesbih ve tevhid etmekle beraber; herbir ağacı, yaprak, çicek ve meyvelerin kelimeleriyle yine tesbih edip birliğine şehadet ediyor. Öyle de, en küçük mahluk, en cüzi bir sanat harikası, küçüklüğü ve cüziyetiyle beraber, taşıdığı nakışlar ve keyfiyetlerin işaretleriyle pek çok külli isimleri göstermekle Müsemmâ-i Zülcelali (Allah’ı) tesbih edip birliğine şehadet ediyor.
İşte bütün kainat birden, bir lisanla ve ittifakla Halik-ı Zülcelalini tesbih edip birliğine şehadet ederek kendilerine göre, vazifeli oldukları kulluk vazifesini mükemmel bir itaat ile yerine getirdikleri halde, şu kainatın hülasası, neticesi ve nazenin bir meyvesi olan insan, bütün bunların aksine zıddına olarak ettikleri inkar ve şirkin ne kadar çirkin düşüp ne derece cezaya layık olduğunu ifade ettikten sonra bu sefer de bütün bütün ümitsizliğe düşürmemek için, hem şunun gibi nihayetsiz cinayete, hadsiz çirkin bir isyana Kahhar-ı Zülcelal olan Cenab-ı Hak nasıl meydan verip kainatı başlarında harap etmeyişinin hikmetini göstermek için “Muhakkak ki O’ Halimdir, Gafur’dur (pek sabırlı, müsahamalı ve bağışlayıcıdır).“ der. Bitiriş cümlesiyle, mühlet verişinin hikmetini gösterip bir rica kapısı açık bırakır.
 
İnsanda Tecelli Eden Bazı isimler
İnsan üç cihetle ilahi isimlere bir aynadır.
Birinci vecih: Gecede karanlıklar nasıl nuru daha iyi gösterir. Öyle de insan, zayıflığı ve acizliği ile fakirliği ve muhtaçlığı ile noksan ve kusuru ile Cenab-ı Hakkın, kudretini, zenginliğini, rahmetini bildiriyor ve bunlar gibi pek çok ilahi vasıfları bu suratle ayna gibi üzerlerinde gösteriyorlar.
İkinci vecih: İnsana verilen numuneler nevinden cüzi ilim, kudret, görme, işitme, malikiyet, hakimiyet gibi cüziyatla, Kainatın Malik ve Sahibi olan Cenab-ı Hakkın ilmine, kudretine, görmesine, işitmesine, malikiyet ve hakimiyetine aynalık eder, onları anlar, bildirir. Mesela: “Ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum, onun malikiyim ve idare ediyorum. Öyle de, şu koca kainat sarayının bir ustası var. O usta onu bilir, görür, yapar, idare eder.”
Üçüncü vecih: İnsan, üstünde nakışları görünen İlahi İsimlere aynalık eder. İnsanın mahiyetinde nakışları zahir olan yetmişten ziyade esma vardır. Mesela: Yaratılışından Sani, Halık ismini ve mükemmel ve en güzel kıvamda yaratılmış olmasından Rahman ve Rahim isimlerini ve hüsn-ü terbiyesinden Kerim, Latif isimlerini … İşte bunlar gibi, bütün aza ve aletleriye cihazları ve cevherleriyle, ince duyguları ve maneviyatiyle hasseleri ve hissiyatı ile ayrı ayrı isimlerinin, ayrı ayrı nakışlarını gösteriyor. Demek nasıl esma-i hüsnada bir İsm-i Azam var; öyle de, o güzel isimlerin nakışlarında da bir Nakş-ı Azam var ki, o da insandır.
Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu