Mizan

Mazlumiyet ve mağduriyetimizi uygun bir üslupla herkese anlatmalıyız! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Varsın birileri Ebu Cehil, Utbe, Şeybe şeytanlığı irtikâp etsinler; siz dünya çapında Muhacir ve Ensar kardeşliği örgülemeye bakın!..

Hatta şu Hıristiyan dünyada!.. Hiçbir şeyden haberi olmadığı halde işinden atılan insanlar var. Ne “Aralık”tan haberi var, onu duymuş… “Aralık”ı soruyorlar: “Aralık’ta ne olmuştu ki?!.” diyor. “Aralık’tan sonra Ocak gelmişti, Ocak da yılbaşı demekti!” desen, “Hâ, bak ben bunu bilmiyordum!..” diyecek neredeyse. “Temmuz”; Temmuz’u duymamış yani adam; “Temmuz’da ne olmuştu ki?” diyor. Fakat orada şeytanî bir mülahaza ile, şeytanî bir fişleme ile, şeytanî bir hıyanet ile -kimsenin bir şeyden haberi yok- “Sen, artık azledildin!” diyorlar. Yüzlerce insan; birden bire kendini boşlukta hissediyor. O, boşlukta hissediyor; Müslüman görünen o insanlar, onu o duruma düşürüyorlar; fakat beri tarafta, “Hazreti Mesih!” diyen, “Hazreti Musa!” diyen, “Hazreti İbrahim!” diyen insanlar, diyorlar ki: “Arkadaş! Seni mahrum ettiler. Falan yerde benim bir yazlık evim var, orada oturabilirsin, kira vermeden. Biliyorum, gelirin de yok senin; Allah’ın izniyle, ben sana o mevzuda da yetecek kadar bir şey temin etmeye çalışırım!” Bunların sayısı da hiç az değil. Mesele yeni duyuluyor; mazlumiyet ve mağduriyet, kendine ait çizgileriyle yeni duyuluyor, yeni hissediliyor.
Fakat duyan ve hissedenler, farklı dinde, farklı kültür ortamında neş’et etmiş olmalarına rağmen, zalimin zulmü karşısında, fâsıkın fıskı karşısında, müfsidin ifsadı karşısında, o mazlum ve mağdur insanlara sahip çıkıyorlar. Hatta biri diyor ki: “İnsanlar ailelerini gönderdiler, bana verdikleri evin temizliğini onlar yaptılar. Çok hicap duydum. Üst seviyede insanların eşleri idi; bana verdikleri evin temizliğini yaptılar, hicap duydum. ‘O da ne demek!’ dediler, ‘Siz, bizim misafirimizsiniz!’ dediler.” Onlar Muhacir ve Ensar kardeşliği yaptılar; birileri de orada Ebu Cehil, Utbe, Şeybe, Velid İbn Muğîre şeytanlığı irtikâp ediyorlar. Dünyanın değişik yerlerinde -zannediyorum- bu Muhacir ve Ensâr kardeşliği de sürüp gidecek. Şimdi o arkadaşın, dün dediği ülkede de o işi gerçekleştirmişler. Adını söylemiyorum, çünkü nerede işler rayında giderse, orada işi rayından çıkarmak için -trenin tekerlerinin önüne kaysın diye bir şey koymak gibi- mutlaka yirmi defa telefon ediyorlar. Yirmi defa “bukeyn” (bakancık) gönderiyorlar oraya. Allah cezalarını versin!..
Gönderiyor ve kafa karıştırıyorlar. Bir ülkede yine yetkililer direnmiş, dayanmışlar. (Şeytanî komplo peşinde olanlar) dedikleri yapılmadığından dolayı, her gün bir kere, iki kere telefon ediyorlar o devletin başındaki adama. O adam da sizin yetiştiğiniz kültür ortamında yetişmemiş. İşin nezaketine binaen “kültür ortamı” diyorum. Farklı anlayışı var, farklı inanışı var. “Bir daha bu adamların telefonuna çıkmayacağım ben! Telefonu her açışlarında aynı şeyleri mırıldanıyorlar, aynı şeyleri…” diyor. Böylece dünyada farklı bir sevgi atmosferi oluşuyor. Bu oluşuma katkıda bulunmak, onlara karşı -bir yönüyle- yapacağımız şeylerin üçüncüsü gibi geliyor bana. Evet, o mazlumiyet, mağduriyet anlatılmalı. Kimseyi kötüleyerek değil; benim şurada dediğim nâsezâ, nâbecâ sözler türünden de değil.
Fakat mazlumiyet ve mağduriyetimizi uygun bir üslupla herkese anlatmalıyız!.. “Benim bir şeyden haberim yoktu. Ne Aralık’ı anlarım ben, ne Ocak’ı anlarım? Ne Temmuz’u anlarım, ne de Ağustos’u anlarım!.. Siz bunları söylediğiniz zaman, ben aval aval sizin yüzünüze bakıyorum. Ama ben hiç farkına varmadan, bir yönüyle, o güne kadar kazandığım şeyler, kesp ettiğim şeyler, haksız yere iktisapmış gibi, kolumda ise kolumdan sökülüyor, göğsümde bir madalya, bir şerit ise, oradan sökülüyor ve ben ademe mahkum ediliyorum, hiçliğe mahkum ediliyorum. Hiçbir şeyden haberim olmadığı halde…” diyen insanların mağduriyetlerini… Sadece bir yerdeki bir şeytanın, Yezdücird’in çocuğu birisinin kararıyla, fişlemesi neticesinde.. Yezdücird’in torununun fişlemesi… Hâlâ “Pers, Pers!..” diyen, Tebriz’i Medine gibi gören ve “Varsa dünyada en ideal, ütopyaları aşkın bir idare şekli, İran’da!” diyen biri; fişliyor, işliyor ve bir sürü insanın canına zehir-zemberek gibi (cinas) işliyor!.. Evet… Siz, koyacağınız yere koyun, bu mülahazaları.
Bu video 05/03/2017 tarihinde yayınlanan “DİKENLİĞE DÜŞEN GÜLLER VE İNLEYEN BÜLBÜLLER” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu