Mizan

Kunût’un Manası ve Namazlaşan İnsanlar | M. Fethullah Gülen Hocaefendi

Sonra, وَالْقَانِتِينَ وَالْقَانِتَاتِ Farklı manaları “kânit” kelimesinin. “Kunût etme”; Allah karşısında kemerbeste-i ubudiyet içinde el-pençe divan durma. Bu manadan dolayı, namazda uzun ayakta durmaya da “kunût” deniyor. “Çok rekât mı, yoksa uzun kunût mu?” deniyor orada. Demek Allah karşısında çok uzun boylu durmaya “kunût” dendiği gibi, aynı zamanda her zaman Allah karşısında kemerbeste-i ubudiyet içinde bulunanlara ve namazda uzun boylu ayakta duranlara da “kânit” deniyor.

İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) yaptığı gibi… Antrparantez; umum cemaate namaz kıldırırken, Efendimiz hiç öyle yapmamış. Yirmi ayet, otuz ayet, kırk ayet; öyle yapmış. Fakat hususî namaza durduğunda, mesela yanında Hazreti Enes gibi (radıyallahu anh), İbn Mes’ûd (radıyallahu anh) hazretleri gibi sahabîlerle hususi namaz kılarken veya ezvâc-ı tâhirâtından bazı validelerimizle namaz kılarken, o zaman uzun kunût yapmış; onlara da böyle uzun boylu kıldırmış; Ebu Hüreyre ile namaz kılarken, uzun boylu kılmış.

Mesela diyor ki Hazret; “Kıraati uzun tuttu; Bakara sure-i celîlesini okudu, Âl-i İmran’ı okudu… Aklımdan kötü şeyler geçti benim!” Ona kurban olayım, “kötü şey” diyor, koca Devs kabilesinin arslanı. Soruyor tâbiûn: “Ne geçti aklından yâ Ebâ Hüreyre?” (Başka rivayetlerde bu şahsın Abdullah bin Mes’ûd olduğu nakledilmektedir.) Diyor ki, “Dayanamadım, oturacaktım!” Ona “kötü şey” diyor. Yahu oturuyor herkes, hepimiz oturuyoruz işte, niye “kötü şey” olsun?!. Evet, Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendi kendine olunca, ayakları şişinceye kadar kunûtta duruyor, ayakları şişinceye kadar. Ve sonra selef-i sâlihîn de aynı şekilde hareket ediyorlar. O hadis ricalinde, “nakd-i rical” yaparken, görüyoruz onları, hadis kitabında.

Kur’ân-ı Kerim’i iki rekâtta hatmeden insanlar var; “Bir oturuşta, Kâbe’nin karşısında, baştan sona kadar bitirdim!” diyor. Bast-ı zaman olmadan bitmez; onlar benim gibi ve bazılarımız gibi bir nefeste بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ اَلرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ  diyerek okumuyorlar. Böyle bir okuyuş, Kur’an okumayı taklit etmektir; okuma değildir bu. Okuma şudur: Her kelimeyi vicdanda duymaya çalışarak, بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ…* اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ…* اَلرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ…* مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ…* إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ… * اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ… صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ… * آمين  Bunları da vicdanında duyarak… Evet, Allah Rasûlü, öyle okuyor; onlar da öyle okuyorlar. Şimdi arkadaşı diyor ki “Kâbe’nin karşısında oturdu; Kur’an-ı Kerim’i hatmetti, öyle kalktı!” Yine, “İki rekât namazda Kur’an-ı Kerim’i hatmetti!” diyor. Tâbiîn, Tebe-i Tâbiîn, Sahabe dönemlerinde emsâl-i adîdesi var bunların. Nasıl dine kilitlenmişler, nasıl bağlanmışlar? Nasıl derinliği keşfetmişler?!. Meseleyi sadece nazarî planda bırakmamışlar.

Zaten öyle olmasaydı, atın/katırın sırtında, daha sonraki dönemlerde bir asırda, iki asırda, üç asırda yapılan şeyleri elli seneye sığıştıramazlardı. Hicret-i Seniyye’nin sekseninci senesi, yani Efendimiz’den yetmiş sene sonra, Horasan’da girilmedik yer kalmıyor. Ellinci sene, Çin Seddi’ne dayanıyorlar. Hicret-i Seniyye’nin ellinci senesinde, yani Efendimiz’in ruhunun ufkuna yürüyüşünden kırk sene sonra, Çin Seddi’ne dayanıyorlar. Atın/katırın sırtında… Lojistiği bunların; malzemesi, yiyecekleri, içecekleri, barınakları?!. O işin delisi olmuşlar, anlatmak için… Anlatınca uçuyor, kanatlanıyorlar onlar. “…Üzerine Güneşin doğup battığı her şeyden hayırlı!” Bu rivayet zayıf; fakat şu rivayet: “Yığın yığın kırmızı koyunlardan daha hayırlı!” Bir insanın kalbine o iman ile girebilme…

O imanın, onun kalbinde otağ kurmasını sağlama… Bir yönüyle, ebedî hayata gidecek yolu gösterme ve ona ebedî hayatı kazandırma mevzuu. Evet, وَالْقَانِتِينَ وَالْقَانِتَاتِ dedik; Allah karşısında kemerbeste-i ubudiyet içinde, upuzun durmaktan söz açtık; sonra Efendimiz’in upuzun durduğundan bahsettik; sonra selef-i sâlihînin upuzun durduğundan bahsettik, Hazreti Pîr-i Mugân’a kadar.

Bu video 07/05/2017 tarihinde yayınlanan “DERİN MÜSLÜMANLIĞA İHTİYAÇ VAR!..” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı buradahttps://www.herkul.org/bamteli/bamtel…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu