Kürsü

Kalb ve Bazı Dinamikleri

Kalb, iki yönü olan öyle nûrânî bir cevherdir ki, bir yönüyle devamlı ruhlar âlemine, diğer yönüyle de cisimler âlemine bakar. Cisim, şer’î ölçülerin birleştiriciliğinde rûhun emrine girmişse, kalb, rûhlar âlemi yoluyla aldığı feyizleri bedene ve cisme taşır; orada da huzur ve itmi’nân esintileri meydana getirir.

Kalb, bütün hayırların, bereketlerin insana ulaşmasında önemli bir köprü vazifesi gördüğü gibi, aynı zamanda şeytânî ve nefsânî bütün dürtülere ve bütün hatıralara vize verebilme mevzûunda da tehlikeli işlere alet olabilir. O, Hakk’a tevcih edilebildiği sürece, bedenin en karanlık noktalarına kadar her yanına ışıklar yağdıran bir projektör olur; yüzü cismaniyete dönük kaldığı zamanlar da, şeytanın zehirli oklarının hedefi haline gelir.

Kalb, iman, ibadet ve ihsan rûhunun vatan-ı aslîsi ve her zamanki otağı ve Allah-kâinat-insan arasında, ince ince akıp duran duyguların yüksek debili bir ırmağı olmasına rağmen, bu cihan-bâhâ lâtifeyi yerinden etmek ve bu ırmağa mecra değiştirtmek için, onun sayılamayacak kadar da düşmanları vardır. Kasvetten küfre, ucbdan kibre, tûl-i emelden hırsa, şehvetten gaflete, menfaatten makam düşkünlüğüne kadar yığın yığın düşman, taarruz vaziyetinde onun zaaf ve boşluklarını kollamaktadır.

İman kalbin canı; ibadet onun damarlarında akıp duran kanı; tefekkür, murâkabe, muhâsebe ise onun bekasının esaslarıdır. İmansız birinde kalb, ölü ve ötelere karşı bütün bütün kapalı; ibadetsiz birinde o ölüm ağında ve onulmaz hastalıklarla sürüm sürüm; tefekkürsüz, muhâsebesiz ve murâkabesiz bir bünyede ise her türlü tehlikeye açık ve emniyetsizdir. Birinci kategoriye giren insanlar, sinelerinde emme-basma pompaları nev’inden bir et parçası taşısalar da, kat’iyen kalblerinin var olduğu söylenemez.. ikinci nev’e girenler, varlık-yokluk arası vehimlerinin sisli dünyasında hep mesafelerin esiri olarak yaşar ve bir türlü hedefe ulaşamazlar.. üçüncü kısma dahil olanlar, bir hayli mesafe almış, bir hayli engebe aşmış olmalarına rağmen, tam zirveye ulaşamadıkları için, her zaman tehlike sath-ı mâilinde sayılırlar: Düşe-kalka yürür, müsâbakasını yene-yenile sürdürür ve ömürlerini bir vefasız aşılmaz tepenin yamaçlarında tüketirler.

İnsanı Hakk’a ulaştırmada en aldanmaz vesilelerden biri kalbdir ve kalbin en büyük ameli de ihsandır. İhsan, ihlâs yamaçlarına açılmanın en emin yolu. Rıdvan tepelerine ulaşmanın en sıhhatli vasıtası ve Şâhid-i Ezelî’ye karşı da bir temkin şuurudur. O’na doğru her gün, imanla donanmış, amelle kanatlanmış ve takvâ ile derinleşmiş yüzler-binler ‘şedd-i rihal’ eder, yolculuğa koyulurlar ama, o zirveye ya birkaç insan ulaşır ya da ulaşamaz. Ulaşamayanlar, ulaşma adına didinmelerini sürdüre dursunlar; ulaşanlar, orada Allah’ın sevmediği şeyleri bütün çirkinlikleriyle duyar, hisseder ve onlara karşı kapanır; Allah’ın güzel gördüğü şeylerle de fıtratının gereğiymişçesine birleşir, bütünleşir ve sürekli ‘ma’rûf’ soluklarlar.

Kaynak: Kalbin Zümrüt Tepeleri / M.Fethullah Gülen

Kalb ve Bazı Dinamikleri 2
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu