Kürsü

İstikâmet

Doğruluk demek olan istikamet; ehl-i hakikatça, itikatta, amelde, muâmelâtta ve yeme-içme gibi bütün davranışlarda ifrat ve tefritten sakınıp, nebîler, sıddîkler, şehidler ve sâlihlerin yolunda yürümeye îtinâ gösterme şeklinde yorumlanmıştır ki, “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da istikamet üzere doğru yolda yürüyenler yok mu, işte onların üzerine melekler inip, “Hiç endişe etmeyin, hiç üzülmeyin ve size vaadedilen cennetle sevinin!” derler” (Fussılet sûresi, 41/30)âyeti, işte bu ölçüde Allah’ın rubûbiyetini itiraf ve O’nun birliğini tasdik edip, iman, amel ve muâmelelerinde peygamberlerin yürüdüğü şehrahta yürüyenleri, ötelerde saf saf meleklerin karşılayıp, bin bir korku ve tasanın kol gezdiği o ürpertici vasatta onları, müjdelerle coşturacaklarını haber veriyor.

İstikamet; tabiat mertebesinde mükellefiyetleri yerine getirmek, benlik mertebesinde hakikat-i şeriata muttali olmak, ruh mertebesinde mârifete açılmak, sır mertebesinde de rûh-i şeriatı zevk etmekten ibaret görülmüştür. Bu mertebeleri bihakkın görüp gözetmenin ne kadar güç olduğunu anlatması bakımından o en büyük ruh ve mânâ insanının: “Hûd suresi ve benzerleri iflâhımı kesip beni yaşlandırdı.”[1] sözü -ki فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”[2] âyetine işâret buyuruyorlardı- ne mânidardır!

Zâten O’nun duygu, düşünce ve davranışları da hep istikamet edâlı değil miydi.? Ve huzur-u ruhefzâlarına kurtuluş ve ebedî saadete eriş beklentileriyle sığınan bir sahâbiye: قُلْ آمَنْتُ بِاللهِ ثُمَّ اسْتَقِمْ “Allah’a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol.”[3] diyerek, iki cümlelik “cevâmiu’l-kelim” ile, bütün itikâdî ve amelî esasları câmi’ bulunan istikameti hatırlatmıyor muydu?

Hâlinde istikamet olmayan hak yolcusunun; bütün sa’y ü gayreti boşa gideceği gibi, israf ettiği zamandan ötürü de, böyle birinin her zaman sorgulanması söz konusu olabilir. Yolun başında, neticeye ulaşmak için istikamet şart ve bir yol azığıdır; sülûkün nihâyetinde ise, Hakk’ı bilmenin bedeli, Hak mârifetine ermenin de şükrüdür ki vâcib sayılır. İşin başında zikzakların yaşanmaması, yol esnâsında ferdin kendini murâkabesi, nihâyette de O’nunla alâkalı olmayan bütün düşünce ve davranışlara karşı kapanması, istikametin önemli alâmetlerindendir..

كَسِي دَانَم زِ اَهْلِ اِسْتِقَامَتْ
كِه بَاشَدْ بَر سَرِ كُويِ هِدَايت
بَا اَنْوَار هُوِيت جَان سُپرده
زِاُوسَـاخِ طَبِيعَت پَـاك مُرْدَه

“İstikamet erlerinden birini bilirim ki, hidâyet köyünün başını tutmuş durur. Bu hüviyet nurlarına canını ısmarlamış ve tabiat kirlerinden pâk olarak ölmüştür.” diyen hak dostu ne hoş söyler!

İstikâmet 2

Kul, her zaman istikametin tâlibi olmalı, keşf ü kerâmetin değil; zîrâ istikameti isteyen Allah, harikulâdelere dilbeste olan da kuldur. Bizim gönül kaptırdıklarımız mı, yoksa Allah’ın istedikleri mi..?

Bâyezid-i Bistâmî’ye: “Falan kimse suda yürüyor, havada uçuyor” dediklerinde, Hazret: “Balıklar, kurbağalar da suda yüzüyor; sinekler, kuşlar da havada uçuyor. Görseniz ki bir adam seccadesini suya sermiş yüzüyor veya havada bağdaş kurmuş oturuyor; zinhâr ona iltifat etmeyiniz! Onun hâl ve hareketlerindeki istikamete ve onların da sünnete uygunluğuna bakınız!”[4] buyurur.. ve bize, hârikalar atmosferinde pervâz etmeyi değil, istikameti ve kulluk zemîninde yüzü yerde olmayı salıklar..

İstikâmet, Hakk’a kurbet yolunda üç basamaklı bir merdivenin son basamağıdır. İlk menzil “takvîm”dir ki; hak yolcusu, bu mertebede İslâm’ın nazarî ve amelî bölümlerinde temrinat yapa yapa onu tabiatının bir parçası hâline getirerek, bir ölçüde nefsini aşmaya muvaffak olur. İkinci menzil “ikâmet” ve “sükûn”dur ki; sâlik âlem-i emre âit mesâvîden -ki riyâ, süm’a, ucub gibi kullukla telifi imkânsız yaramaz şeylerdir- uzaklaşarak, kalbini şirke ve şirk şâibelerine karşı korumaya alır. Üçüncü menzil, “istikamet”tir ki, bu makam, Hak yolundaki seyyaha sır kapılarının aralandığı makamdır ve ilâhî vâridâtın kerâmet ve ikram unvânıyla indiği kutup noktadır. Bu mânâdaki istikamet ehl-i hak arasında bilinegeldiği şekliyle çok defa âdiyattan sıyrılarak, “yedullah” kuşağında “kadem-i sıdk” üzere yaşamaktır ki, burası aynı zamanda ilâhî eltâfın sağanak sağanak olduğu bir hârikalar iklimidir. Bu iklimde çiçekler hiç solmaz.. burada yamaçlar kar-kış bilmez.. ve burada hep baharlar tüllenir durur ki [5]وَأَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّرِيقَةِ لَأَسْقَيْنَاهُمْ مَاءً غَدَقًا beyânı da bu temâdi ve ölümsüzlüğü ifade etmektedir. Zîra, âyette “سَقَيْنَا” yerine “أَسْقَيْنَا” buyurulması bu gerçeğe parmak bastığı gibi, “مَاءً غَدَقًا“nın bol su mânâsına gelmesi ve “اِسْتَقَامُوا“daki “س“in de talebi tazammun etmesi, burada bize bilhassa şu hususu hatırlatmaktadır: Siz tevhid üzere taleb-i ikâmet, Allah ve Resûlü’yle aranızdaki ahitlere riâyet ve ilâhî hudutları da koruyup-kolladığınız sürece suyu kesilmez bu çeşme hep akacaktır.

Efendimiz de, bu hususa temas buyurarak: “Kulun kalbi müstakim olmadıkça imanı müstakim olamaz, lisânı dosdoğru olmayınca da kalbi müstakim olamaz.”[6] ferman ederler. Bir başka beyânlarında ise: “Her sabah insanoğlunun uzuvları lisâna karşı: ‘Bizim hakkımızda Allah’tan kork; zîra sen müstakim olursan biz de müstakim oluruz; sen eğri-büğrü olursan biz de eğriliriz’ derler.”[7] diye önemli bir mevzuu ihtarda bulunur.

Son olarak bir can alıcı hatırlatmayı da Es’ad Muhlis Paşa’dan dinleyelim:

“İstikamette gerektir reviş-i[8] sıdk u sebât
Kademin merkeze koy, devrede perkârın[9] ucu.”

اَللَّهُمَّ اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ سَيِّدِ الْمُتَّقِينَ وَآلِهِ أَجْمَعِينَ

 


[1] Tirmizî, tefsîru’l-Kur’ân 57.
[2] Hûd sûresi, 11/112.
[3] Müslim, iman 62; Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/385. (Lafız Müsned’den alınmıştır)
[4] Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 10/40; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 2/301.
[5] “(Allah teâlâ şöyle buyurur: İnsanlar ve cinler) eğer Allah’ın yolunda dosdoğru yürüselerdi, onlara bol yağmur verir, rızıklarını bollaştırırdık.” (Cin sûresi, 72/16)
[6] Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/198; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 1/41.
[7] Tirmizî, zühd 60; Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/96.
[8] Gidiş, hal, tavır.
[9] Pergel.

Kaynak: Kalbin Zümrüt Tepeleri / M.Fethullah Gülen

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu