Kürsü

İslâm’da Orucun Önemi

Oruç, Cenâb-ı Hakk’ın, mü’minleri mükellef tuttuğu önemli ibadetlerden biridir. Orucun Arapçadaki karşılığı olan “savm”, lügatte mutlak mânâda bir şeyi terkedip yapmamak anlamına gelir. Istılahta ise, oruç tutmaya ehil kişilerin, ibadet niyetiyle, fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar yeme, içme ve ailevî münasebetten uzak durmalarını ifade eder. Medine döneminde, hicretin ikinci yılı Şaban ayında farz kılınmıştır.

Oruç, İslâm’da çok önemli bir ibadettir. Onun için Kur’ân-ı Kerim’de çok sayıda âyet-i kerimede üzerinde durulmuş, hatta değişik cezalarda kefaret olarak takdir edilmiştir. İlerleyen sayfalarda daha geniş üzerinde duracağımız üzere bazı suçlara karşılık 60 gün, bazılarına 10, bazılarına karşılık ise 3 gün kefaret orucu emredilmiştir. Demek ki o, günahları, hataları eriten çok önemli bir ibadet, insanı temizleyen ve manen terakki ettiren bir ameldir.

Aslında oruç, –aynen diğer ibadetlerde olduğu gibi– bu türlü maddi mânevi fayda mülâhazalarına bağlanmadan doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk’a karşı bir vazife olarak, taabbüdîlik mülâhazasıyla eda edilmelidir. Elbette her ibadet, içinde pek çok hikmet ve maslahat barındırır. Fakat Allah, taabbüdî olan amellerle, kendi nazar-ı ulûhiyetinde bir kulun kıvamı adına neyi görmek istiyorsa, onun Cennet’e girmesi adına ne ölçüde bir kıvama ihtiyaç varsa, onları hâsıl eder. Bu açıdan ibadetler asıl olarak insanın Allah’a yakın olmaya liyakat kazanması, Cennet’e ve ebedî saadete ehil hâle gelmesi için vaz’ edilmiştir. Dolayısıyla ibadetlerde, bir kısım dünyevî fayda, maslahat ve hikmetler sezilse ve görülse bile, onların bizim göremediğimiz ve bilemediğimiz daha önemli hikmetleri, daha derin tesir ve neticeleri vardır.

Bir kere ibadetler, fani olan insanı ebediyete ehil hâle getirir. Yüceler Yücesi Hazreti Allah’la arasında yetmiş bin perde olan ve O’nu görmesi mümkün olmayan insanı, kalb ve ruh ufkundan Rabbini müşahede edecek keyfiyete yükseltir. Dünyada neyi verirse versin, Allah’ın rızasını peyleyecek kadar servete sahip olamayan bir insana, Allah’ın rızasını kazandırır. İşte oruca da bakarken başta bu mülâhazayla bakmak lazımdır. Yani o, insanın Cennet’e ehil hâle gelmesi adına bir imkân, Cemâlullah’ı müşahede etmesi için gerekli olanı elde etme yolunda çok önemli bir nimettir.

Evet, her ibadetin dünyada bir kısım faydaları, maslahatları, hikmetleri görülebilir. Mesela, zekât bir köprüdür. Çünkü o, fakir sınıfla zengin sınıf arasında bir irtibat vesilesidir. Aynı şekilde hac, çok geniş bir kongredir; o toplantılarda dünyevî bazı faydalar, neticeler hâsıl olabilir. Fakat oruç ibadeti bunlardan biraz daha farklıdır. Her ne kadar insan ve toplum açısından bir kısım fayda ve maslahatları olsa da ondaki bu faydalar diğer ibadetler kadar belirgin değildir. Ayrıca bir insanın oruçlu olup olmadığının başkaları tarafından takip edilmesi ve bilinmesi çok zor olduğu için o, tamamen Allah’a aittir. Mükâfatı da mağfirettir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) orucun bu hususiyetini şöyle ifade etmişlerdir:

مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ

İslâm’da Orucun Önemi 2

“Kim sevabına inanarak ve mükâfatını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları affedilir.”[1]

Evet, şayet her sene tutulan oruçla insanın geçmiş günahları affediliyorsa, böyle bir insan kazanmış demektir. Onun burnu yere sürtülmez; ne burada ne kabirde ne de mahşerde… İsterseniz, “Bu mekânlarda, bu konaklarda herhangi bir derbederliğe maruz kalmaz.” da diyebilirsiniz.

Ramazan ve Ribât

Hele neslin ıslahı için oraya-buraya koşturup duranlara Ramazan kim bilir ne gibi hediyeler takdim ediyordur! Dine ve millete hizmet yolunda sahur, iftar demeden seyr ü seferler yapan kutlular kim bilir Ramazan’da nasıl binlerce senelik semere elde ediyorlardır.

Ribât, din ve milletin başına gelmesi muhtemel bela ve musibetler karşısında tetikte olma, inandığı davanın gereğini eda etme, kısacası “adanmışlık” vasfını ortaya koyma demektir. Adanmış bir insanın, hedef ve gayesi uğrunda atacağı her adım ona ribât sevabı kazandıracaktır. Ya bu sevap bir de Ramazan ayının bereketine göre olursa!.. Herkes elde edebilir mi böyle bir mükâfatı? Evet, kalbindeki hulûsa, niyetindeki derinliğe ve Allah’la olan irtibatının seviyesine göre herkes bu mükâfattan istifade edebilir.

Bütün bunlar, Ramazan’ın bereketidir. Ramazan’la gelen ve potansiyel olarak Ramazan’da bulunan bu fırsatları değerlendiren bir insan, Ramazan geçince hayıflanmaz. Çünkü o, insan-ı kâmil olmaya namzet bir kıvam kazanır. Ramazan ayını iyi değerlendirmiş ve Cenâb-ı Hakk’ın mağfiretine mazhar olmuştur. İki sevinçten birini her akşam iftar sofrasında yaşamış, diğerini de Rabbine kavuştuğu an tadacaktır.


[1] Buhârî, îmân 28; Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 176.

Kaynak: Gufranla Tüllenen İbadet: Oruç / M.Fethullah Gülen

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu