Yazarlar

İşitme Nimeti | Safvet Senih

Bize bahsettiği büyük nimetlerin değeri bilinsin diye Yaratıcı kudret kâinatta tezatlarla renk renk nakıslar dokumuştur. Senelerini sessiz ve kulak yönünden karanlık bir dünyada geçiren hatıralarını okuyacağımız şahsın yaşadığı hayat Rabbimizin sonsuz nimetlerinden birini hatırlamak ve kıymetini anlamak için ibretli bir hadisedir.

Sayılamayacak kadar çok nimetlerini tanıttırıp tattırmak için sonsuz hikmet ve kudretiyle şu küçük insan vücudunu, pekçok hisler ve cihazlar ile pek ince manevî duygularla süsleyip bezeyen Yaradanımız, kulakların hassas terazileriyle de, inceden kalına, —tabiri caizse— ipekten kadifeye kadar ahenk içinde kaynaşıp titreşen çeşit çeşit sesleri ölçtürüp tarttırıyor. Kainattaki her varlığın bağrından yükselen güzel sesler, hoş sadalar; birer varlık belirtileridir. Böylece kulaklar, latif nağmelerde derin zevklere, ince hazlara boğularak sesler aleminde Hakk’ın değişik nimetlerine mazhar olurlar.

Evet, “Havadaki demdeme, kuşlardaki civcive, yağmurdaki zemzeme, denizdeki gamgama, ra’dlardaki rakraka, taşlardaki tıktıka, birer manidar nevaz…” “Kuşları söylettirir, ya bir lezzet-i nimet, ya bir nüzul-ü rahmet….”

“Sanki kainat, ilahî bir musikî dairesidir. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümlerle, kalblere ulvi hüzünleri ve Rabbanî aşkları duyurmakla, ruhları nuranî alemlere götürür, pek garib misalî levhaları göstermekle o ruhları ve kalbleri lezzetlere ve zevklere gark eder.”

İşte, iman kulağıyla dikkat edince, daha nice güzelliklere şahid olacağımız bu sesler aleminden aldığımız hazlar, dostlarımızın sözleri, mesih-enfas büyüklerimizin ruh okşayan, vicdanı heyecana getiren ifadeleriyle ne kadar büyük değer kazanıyor!.. İşte bu büyük nimet, derecesine göre bizden bir şükür istiyor. Ama çoğu zaman biz, bunu unutuyoruz. Hatırımızdan çıkmaması için tezadlarla renk renk nakışlar dokuyan ilahî hikmet, bu sefer karşımıza sağırlık diye bir problem çıkarıyor.

“Hak şerleri hayreyler,
Zannetme ki gayreyler,
Mevla görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.”

İşitme Nimeti | Safvet Senih 2

Bu yazımızda, senelerini sessiz, hatta kulak yönünden karanlık bir alemde geçiren bir kadının hatıralarını naklederek, hem Rabbimizin sonsuz nimetlerinden birisini hatırlatmış, hem de senelerin acı tecrübelerinden alınmış ibret levhaları ile bu durumdakilerin neler yapabileceği mevzuunda bilgi vermiş olacağız.

Evet, Dana Pettibone Kotta, “Sessiz Bir Dünyada Yaşıyorum” başlıklı yazısında şunları söylüyor:
“Otuz sekiz sene evvel onüç yaşında bir kız iken, işitme hassamı kaybetmiştim. Bu durum, tepeden inme olmuştu. Elektrik düğmesinin bir çevrilişiyle bir odanın karanlığa gömülmesi gibi, ben de bir sinirin ölümüyle kendimi sessiz bir dünyada bulmuştum.

Sessizlik zaman zaman bana çok acı geliyordu. Gerçi ağaçkakan, beni sabahın çok erken saatlerinde uyandırmıyordu ama, bülbülün sesini duymadan yaşamak, baharın fısıltısından, dostların sesinden habersiz kalmak, beni üzüntülere boğuyordu.

Sevgi dolu bir ihtimam ile disiplinin kol-kola yürüdüğü bir evde yetiştim. Annem sevilen bir kadındı; babam ise, zekasının parlaklığı ve kalbinin iyiliği ile meşhurdu.

Onüçüncü doğum günümden az sonra menenjite yakalandım; günlerce süren baygınlığımdan sıyrıldığım vakit, işitme sinirim ölmüştü.

Ebeveynim, daha ben pek küçükken bana, sıkıntılı ve ümitsiz anlarımda Allah’dan kuvvet dilemeyi öğretmişti. Her günü olduğu gibi kabul etmeyi ve her akşam Allah’a şükran duygularımı bildirmeyi onlardan öğrendim. Sağırlığın üzüntülerine karşı başlıca silahım bu oldu. Dünyada sakat olarak yaşayabilmek için lâzım gelen cesareti de, bu sayede elde ettim.

Başıma gelen felaket, ilk önceleri beni hiç sarsmadı. Bilakis herkesin dikkatinin üzerimde toplanması hoşuma gidiyordu, önümde güçlüklerle dolu ve yepyeni bir dünya olduğu, bir an olsun aklıma gelmiyordu.

Kuvvetim, yerine geldikten sonra, ebeveynim, bugünkü normal hayatımın temelini teşkil eden bir karar verdi: Kulakları duyan kimseler arasında tıpkı eskisi gibi yaşamaya devam edecek ve eksiğimi dudak okumakla telafi etmeye çalışacaktım.

Bu arada o zamanlar Detroit’teki Sağırlar Mektebi’nin müdiresi olan Dr. Gertrude Van Adestine’yle tanıştık.

Dudak okumanın esaslarını bu fevkalade kadından öğrendim. Onun yardımıyla zamanla sesli ve sessiz harflerin, nihayet cümlelerin dudaklar üzerindeki şeklini ayırd etmeye alıştım.

Sağırlığımın ilk senesi, bilhassa annemle babam için çok yorucu oldu. Fakat duydukları ıstıraba rağmen beni, ilerideki hayatımın temelini teşkil eden kaidelere riayet ettirmeyi ihmal etmiyorlardı. Bu kaidelerden birincisi: Sağır olmanın bir çok şeyleri yapmamam için bir sebeb teşkil etmediği esası. İkincisi ise: Sakatlığımdan istifade etmemem zarureti idi.

Bu terbiye tarzı ve gençliğimdeki tecrübelerim sayesinde, sakat insanların, onsuz uzun müddet yaşayamayacakları bir hayat felsefesi edindim.

Mektep hayatım kolay olmadı. Normal arkadaşlarım gibi olmak arzusuyla çırpındım mektebte, sağırlığın manasını daha iyi anladım.

Geçenlerde 25’inci evlenme yıldönümümüzdü. Göz bebeğimiz gibi sevdiğimiz iki kızımızı yetiştirmekle geçen, neşe ve üzüntüyle dolu yılları gözümün önüne getirince, kocamın ne akla hayale sığmaz bir adam olduğunu takdir ettim.

Dudak okumak, normal bir hayat sürmeme yardım eden başlıca amildir. Bu ise sağlam bir uzvun, hasara uğramış diğer bir uzvun vazifesini üzerine almasından başka birşey değildir. Bu suretle muayyen bir tahrik, işitme sinirleri yerine, görme sinirleri yoluyla beyne ulaşır. Böylelikle beyne giden yeni bir yol kurulmuş ve günden güne kuvvetlenmiş olur.

Tamamıyla sağır bir kimsenin dudak okuması, bu sebepten ötürü sadece ağır duyanlar için olduğundan daha kolaydır. Ağır duyanlarda gözler ve kulaklar daimi surette mücadele halindedir. Bu yüzden bu kimselerin işitme hassaları tamamıyla kayboluncaya kadar bir işitme cihazı takmaları şayan-ı tercihdir.

Dudak okumak ilkokul birinci sınıfta kelime okumanın öğrenilmesi gibi tecrübe ve tekerrür ister. Bir tek kelimeyi dudaktan okumak çok zordur. Bir cümle içinde başka kelimelerle münasebetler kurarak manayı anlamak kabil olmazsa, bütün dudak okuma sistemi suya düşer. Cümle anlamak hiç zor değildir. Kelimelerin birbiriyle olan münasebeti, yüzün ve gözlerin ifadesi meseleyi halleder. Fakat şahıs isimlerini anlamak da o derece müşküldür. Onların benim için bir kağıda yazılmasını tercih ederim. Gözlük takanların söylediklerini anlamak da başlı başına bir iştir. Işığın mercekler tarafından aksettirilmesi, dudakların aldığı şekilleri takip etmeyi imkansız kılar.

Sessiz bir dünyada yaşadığım halde dünyadaki sağırlar hakkında yazılanların bir çoğunun yanlış olduğunu söyleyebilirim.

Sesime çok dikkat etmek zorundayım. Kendi sesini duyamayanların, bir müddet sonra yeknesak ve ifadesiz bir sese sahip oldukları söylenir. Babamla annem, bende bu kusurun yer etmemesi için çok çalışmışlardı; şimdi de kocamla iki kızım, onların bu çalışmalarını devam ettiriyorlar.

Sessiz dünyanın hoş tarafları da yok değil. Binbir gürültü arasında sakin sakin kitab okuyabilir, geveze kadınlarla dolu bir odada aklım başımda olarak mühim bir problemimi halledebilirim; her türlü gürültü ve ses içinde rahat uyuyabilirim.

Bir müddet evvel, benim gibi bir sağır, yazdığı bir makalede birkaç dakika için işitme hassasına kavuşabildiği takdirde en çok neleri duymak istediğini yazmıştı. Bana sorarsanız insan neleri duymak istemez ki!..

Bana bir sağırın çocuk sahibi olmasının doğru bir hareket olup olmadığını çok sordular. Hakikaten, sağır bir insan için, evde çocukların bulunmasından daha büyük bir saadet tasavvur edilemez.

Benim sağır olmam, çocuklarım için de faydalı olmuştur. Bana karşı düşünceli ve anlayışlı davranmakla, başkalarına aynı şekilde anlayışlı davranmayı öğrendiler. Ayrıca sakatlığımdan istifade etmemeyi kendilerine prensib edindikleri için, karakter sahibi birer kişi olarak yetiştiler.

Mes’ut bir hayat sürdüğümü söyleyebilirim. Hayat hikayemi yazmaktan maksadım, benim gibi sağır bir yakını olanlara, onu nasıl mes’ut edebileceklerini göstermektir.

Onu elinizden geldiği kadar sevin. Kendi kendine güvenmesini temin için, ona kuvvetli bir emniyet hissi aşılayın. Onu kabil olduğu kadar bilgili yetiştirin. Ona ümitsizliğe kapılmamasını, insan için bir kapı kapanırsa Allah tarafından daha çok kapıların açılacağını, fakat insanın sabırlı ve ümitli olması lazım geldiği inancını telkin edin.

Ona neşeli ve iyimser olduğu zamanlar nasihat edin; bedbin ve üzüntülü olduğu zamanlar değil. Mektebde cesaretim kırıldığı zaman annemin bana nasihat etmeye kalkmadan, o an için: “Pek üzülme. Bu işten vazgeçeriz.” dediğini hatırlarım. Ertesi günü bambaşka görüşle yataktan kalktığımı ve her türlü zorlukla mücadele etmeye hazır olduğumu ilaveye hacet yok sanırım.”

Hiç olmazsa, başta dediğim gibi Allah’a güvenme, sayılmayacak kadar çok nimetlerinden aklımıza gelenleri hatırlayıp O’na şükretme, ibadet ve dua ile kalbî alakayı hiç kesmeme, insan için en büyük kuvvet kaynağı oluyor.

Hizmetten | Safvet Senih

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu