Yazarlar

İki Kılıç Bir Zulüm | İSMET MACİT

Geçen hafta Türkiye’de Başak Cengiz isimli bir bayan, ruh hastası cani biri tarafından samuray kılıcıyla katledildi. Başak Cengiz hayatının baharında daha tomurcukken soluverdi. Okumuş mimar olmuştu ve bir ay sonra evlenecekti ama gelinliğine kan bulaştı. Beyaz gelinlikle ana ocağından ayrılacakken bir ana kuzusu olarak kefenle kundaklanıp ebedi istirahatgahına uğurlandı. Bir gül açmadan soldu, tohum başağa yürüyemeden çürüdü…

Bir anne kuzusunun hayatı, hayalleri bir kılıçla sokak ortasında paramparça edildi. Sevenlerinin gözyaşları Başak’ın kabrine aktı. Katil, toplumun hemen her kesimi tarafından lanetlendi…

Size bugün başka bir kılıçtan daha bahsedeceğim. Adaleti temsil eden kadın heykeli Themis’in elindeki kılıçtan. Bu heykelin elindeki kitap ‘kanunları’, terazi adaletle bağımsız şekilde hüküm vermeyi, ayağının altındaki yılan kötülüklerin adaletle yenileceğini; elindeki kılıç ise adaletin yerine getirilmesi için onun gücünü sembolize eder. Evet o kılıç adaletin yerine gelmesi için verilen ceza ve ilgili suça uygun görülen müeyyideyi temsil eder. Yani müeyyide ve ceza olmadan esasen hukuk da olmaz.

Başak Cengiz

Türkiye’de bu kılıç son yıllarda Başak’ı katleden Samuray kılıcı gibi kullanılıyor. O kılıç adalet için suçluları korkutması gerekirken mazlumların boyunlarında bir giyotin gibi asılı duruyor. Daha bir ay önce Ayşe Özdoğan dördüncü evre kanser hastası olmasına rağmen zindana yollandı. İlk derece mahkemelerinden yüksek mahkemeye oradan Anayasa Mahkemesi’ne kadar bütün hakimler ve alınan kararda imzası olanlar bir kadını toplu şekilde hayatın ortasında adaletin elindeki kılıçla ağır yaraladılar. İsnat edilen suç Cemaate ait bir yurtta idarecilik yapmasıydı. Vazifesi adalet dağıtmak olan devlet ve hukukçular binlerce masum ve mahsumeyi zindanlarda ölüme yolladılar, yollamaya devam ediyorlar.

Tıpkı Nazi dönemi gibi siyaset prangası ile adalet sistemi rejimin suikast silahına dönüşmüş durumda. Hitler döneminde Alman Hukuk Akademisi Başkanlığı yapan Dr. Hans Frank şu sözleri hukukun nasıl bir rejimin kurşun askerlerine dönüştüğünün ispatıdır:

“Nasyonal Sosyalizm karşısında hukuk bağımsızlığı yoktur. Vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorunuz: «Benim yerimde Führer (Hitler) olsa nasıl karar verirdi?» Her kararda şunu söyleyiniz: «Bu karar Alman halkının Nasyonal Sosyalist vicdanıyla uyuşuyor mu?» İşte o zaman. Nasyonal Sosyalist halk devletinin birliğine karışmış ve Adolf Hitler iradesinin ölümsüzlüğünü tanımış olarak Üçüncü Alman İmparatorluğu’nun otoritesini kendi karar alanınızda her zaman için sağlayacak bir temel buldunuz demektir.”[1]

Ayşe Özdoğan

Toplum, Başak Cengiz’in ölümüne haklı olarak çok ciddi tepki gösterdi genç bir fidan kılıçla doğranmıştı ve vicdan taşıyan herkesin yüreğin kanadı.

Bir kanser hastası olan Ayşe Özdoğan’ın zindana yollanmasına ise toplum sessiz kalarak adeta destek verdi. Naziler muhaliflerini veya düşman seçtiklerini bertaraf etmeden önce ellerindeki medya gücü ve propaganda araçlarıyla daha onlar yargılanmadan suçlu ilan ederler insan olmadıklarını; devlet, millet ve insanlık için yok edilmeleri gerektiğine seçmenlerini (!) inandırırlardı.

İnsanlık dışı muameleleri sıradanlaştırmanın ötesinde devletin görevi gibi sunma ve topluma bu şekilde kabul ettirme diktatörlük rejimlerinin genetiğinde vardır. Böyle bir ortamda çürüyen vicdanlardan insanlığı yaşatacak hamleler ve davranış beklemek imkansızdır. Merhametin terk ettiği yüreği taşıyan bedenlerin ise yürüyen mezar taşlarından farkı yoktur.

Devleti kutsayan ve bir tağut kabul eden toplumlar devleti elinde tutan muktedirlerin yaptığı her şeye kutsiyet atfederek onların günahlarını görmezden gelir. Halkı bu şekilde hipnotize eden yöneticilerin idare ettiği (!) topraklarda önce hukuk ölür ve zulüm ülkede dokunduğu her şeyi kurutan bir ayaz olup eser. İşte binlerce Ayşe Özdoğan ve mazlumlara yapılan bu zulme toplumun sessiz kalmasındaki sebep budur.

Bu türlü yerlerde din, vicdan, adalet, hukuk, insanlık ve  meşruiyet gibi kavramlar katledilmiştir o topraklar muktedirlerin heva ve hevesine göre yönetilmeye başlamıştır.

Zulmün sıradanlaştığı toplumlarda anlamsız bir gerginlik vardır. Adalet bir ülkenin solunum sistemi gibidir. Adalet olmayınca ülke adeta boğulur.

Enkaz haline gelen adalet yeniden inşa edilecekse; Başak için verilen tepkinin Ayşeler, Fatmalar… ve bir menfaat şebekesinin zulmüne maruz kalan binlerce masum için de verilmesi gerekir…

Başak’ın yakınlarına başsağlığı, kendisine Allah’tan rahmet ve başta Ayşe Hoca olmak üzere hasta tutuklulara muaccel şifa ve hürriyetlerine kavuşmaları dileklerimizle…

[1] William Shirer, Nazi İmparatorluğu, Cilt 1, Çev: Rasih Güran, İstanbul 1970 s. 426

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu