Her çağın bir Firavunu oldu; zulmüyle korkutan, iftiralarıyla kirleten, gücüyle susturmak isteyen. Ama her çağın bir Musa’sı da vardı: Mazlum ama boyun eğmeyen, susturulan ama sessizliğiyle haykıran. Bugün de bir Musa yürüyüşüdür bu. Kimi zaman bir gözyaşıyla ulaşır dualar semaya, kimi zaman bir çocuk tebessümünde saklıdır sabrın hikmeti. Cezaevlerinin soğuk duvarlarına yazılmış umut cümleleri vardır, sürgün yollarında taşlara kazınmış dualar…
Biliriz ki sabır, pasif bir bekleyiş değildir. Sabır, karanlıkta ışık aramaktır. Sabır, insanın kendini koruması, ayakta kalması, kimliğini ve inancını yitirmeden, vakarla direnmesidir. Bir sabahın geleceğine olan inancı içte taşımaktır. Mazlumun sabrı, zalimin korkusudur aslında. Çünkü mazlum susar, ama suskunluğu vicdanlarda yankılanır. Mazlum ağlar, ama gözyaşları adaletin filizlerini yeşertir. Mazlum yürür, ama yürüyüşü tarih yazar.
Bugün Hizmet gönüllülerinin yaşadığı zulüm, sadece bir imtihan değil, aynı zamanda bir çağrıdır: Sabırla hakikati yaşamak, sessizce ama vakarla direnişi temsil etmek ve karanlığın tam ortasında bir yıldız gibi parlamak. Zulüm büyüdükçe sabır da büyür; sabır büyüdükçe içimizdeki diriliş başlar. Her dua bir meşaledir karanlığa, her iyilik bir sarsıntıdır zalimin tahtına. Biz, sabırla bir devrin yıkılışına, bir dirilişin doğuşuna şahitlik ediyoruz.
Hiçbir gece sonsuza kadar sürmez. En uzun karanlıklar bile bir sabaha gebedir. Gözyaşlarıyla sulanan topraklarda umut yeşerir, dualarla beklenen sabahlar mutlaka gelir. Çünkü her zulüm, kendi sonunu içinde taşır; her karanlık, bir ışığa yer açmak zorundadır. Bizler, umut etmeyi yalnızca güzel günlerde değil; en zor anlarımızda öğrendik. Soğuk duvarlar arasında çocuklarının adını mırıldanarak sabahlayan annelerde, sürgün yollarında el ele tutuşmuş kardeşlerde, “Biz iyiliği bu dünyaya bırakmak için yaşıyoruz” diyen sessiz kahramanlarda gördük umudu.
Umut, bir yudum su gibi can verir yüreklere. Bir mektubun ucundaki sıcak kelimelerde, cezaevine düşen bir kartopunun masum beyazında, sınırsız gibi görünen karanlıkta bile yanan bir mumda yaşar. Ve biz şuna inanıyoruz: Gecenin en karanlık anı, şafağın en yakın olduğu zamandır. Belki bugün gözyaşlarımızı gizliyoruz ama yarın gülüşlerimizi paylaşacağız. Belki bugün haksızlıkla boğuşuyoruz ama yarın adaletin güneşiyle ısınacağız. Çünkü sabırla beslenen umut, er ya da geç zaferle taçlanır.
Her adımı ihlasla atılan bu yolculuk, sadece bir hicret değil, aynı zamanda bir dirilişin, bir yeniden doğuşun adıdır. Her fedakârlık, her acı, her terkediş, yarın hür vicdanlarda filizlenecek iyiliklerin, adaletin ve merhametin mayasıdır. Unutma: Bugün hüzünle üzerimize çöken her gece, yarın sevinçle uyanacak bir sabaha gebedir. Yeter ki ışığı aramaktan vazgeçme.
Onlar sustular ama hakikati haykırdılar. Gittiler ama geride sadece boşluk değil, yüreklerde sızlayan bir iz, yola ışık tutan bir istikamet bıraktılar. Her biri, tarihin en sessiz ama en onurlu yürüyüşlerinden birine imza attı. Ve şimdi… şimdi sıra bizde. Artık yas tutma zamanı değil; artık onların omzumuza bıraktığı emaneti taşıma zamanıdır. Çünkü bu yol, sadece bir dava değil, insanlığın onur yolculuğudur. Mazlumların sessiz çığlıklarına, yetim çocukların masum bakışlarına, sevdiklerinden ayrı düşenlerin yorgun yüreğine ses olma zamanıdır.
Gönlümüzün derinliklerinde taşıdığımız inançla, artık daha fazla susamayız. Çünkü bizim adım atmaktan vazgeçtiğimiz her gün, karanlığın biraz daha büyüdüğü bir gündür. Biz yürümezsek, onlar boşuna yürümüş olacak. Biz konuşmazsak, onların sesi yitip gidecek. O yüzden yol açık, yol hakikat yolu… Durmak yok, yola devam. Gittiler ama arkalarında öyle bir iz bıraktılar ki, o iz bizleri doğrultuyor. Düşsek de o izden sapmadan kalkıyoruz. Yaralansak da aynı ufka doğru yürüyoruz. Çünkü bu yürüyüş bir intikamın değil, bir adanmışlığın ve umudun yürüyüşüdür.
Her zorlukla büyüyen, her acıyla pişen bir yol bu… Gönlümüzün haritasında çizili. Ve bu yolun sonunda ne varsa, hem bu dünyada hem de öbür dünyada, adaletin, merhametin, sabrın ve vefanın mükâfatı olacak. O halde, sevgili kardeşim… Ne yaşarsan yaşa, umutsuz olma. Ne kadar yalnız hissedersen hisset, unutma ki bu yolda yürüyen binlerce kalp seninle birlikte atıyor. Gözyaşların bir gün gülüşe, acıların ferahlığa, yalnızlığın sonsuz bir dostluğa dönüşecek.
Tarihin her döneminde zulüm, mazlumun yakasına yapışmış; karanlık, hakikatin üzerini örtmeye çalışmıştır. Ne var ki hiçbir karanlık, ebedi olmamıştır. Gece ne kadar uzun sürerse sürsün, sabah mutlaka doğmuştur. Tıpkı ayette buyrulduğu gibi: “Zulmedenler, nasıl bir inkılâba uğrayacaklarını yakında göreceklerdir.” Bugün yaşananlar, bir imtihanın kıyısında dimdik duran, sabırla direnen, karanlıklar içinden aydınlığa yürüyen Hizmet gönüllülerinin hikayesidir. Onlar ki, iftiraların, hukuksuzlukların ve sürgünlerin ortasında bile insanlığa hizmetten vazgeçmediler.
Onlar ki, “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!” diyen Akif’in mısralarını yüreklerinde taşıyan, baş eğmeyen yiğitlerdir. Sessiz sedasız yaşayıp, bir mum gibi etrafını aydınlatmayı seçen bu insanlar, karanlık güçlerin hedefi oldular. Tutuklandılar, itibarsızlaştırıldılar, mal varlıklarına el konuldu, vatanlarından koparıldılar. Ama hiçbir zaman umutlarını kaybetmediler. Çünkü biliyorlardı: Zulüm ile abat olunmaz. Zalimler, ellerindeki güce güvenip ebedî yaşayacaklarını sandılar. Fakat “Zulüm payidar olmaz!” diyen tarihin sesi hâlâ yankılanıyor.
Hz. Mevlânâ’nın dediği gibi: “Üzülme! Çünkü Yaradan umudu en çaresiz anlarda gönderir.” Hizmet hareketine gönül vermiş nice anne, baba, genç; işkenceler, ayrılıklar, hicretler içinde bile umudu kaybetmedi. Çünkü onların dayanağı yalnızca dünyalık sebepler değil, Allah’a olan teslimiyetleriydi. Her zorluk, bir sabır imtihanıydı, her ayrılık bir yeniden doğuşun kapısını aralıyordu. Karanlık sulara cesaretle atılan her adım, sadece bir kaçış değil, bir duruştu; bir davaya adanmışlığın ızdırabıyla yoğrulan sessiz bir direnişti. Her bir adımda, her bir gözyaşında, Allah’ın vaad ettiği umudu hissediyorlar, çünkü biliyorlardı ki; “Her karanlık gecenin bir sabahı vardır.” Ve o sabah, çok yakın! Hayat ne kadar zor görünürse görünsün, inançla atılan her adım, yarının aydınlık günlerine doğru bir ilerleyiştir.
Bu yolda yürüyenler için şöyle dua ediyoruz: Allah’ım, sabredenlere sabrın ötesinde bir metanet ver. Gözyaşı dökenlerin gönlünü ferahlandır. Evladından ayrı kalan annelere, babalara vuslat nasip et. Zindanlardaki mazlumlara hürriyet, gurbettekilere sıla sevincini ikram eyle. Çünkü biz biliyoruz: “Allah sabredenlerle beraberdir.” Ve yine inanıyoruz: Hiçbir gece sonsuza kadar sürmez. Hiçbir zulüm ebedî değildir. Sabredenlere sabah vardır. Ve bu sabah, en güzel sabah olacak.
İşte bu inançla yürüyoruz. Sarsılmak yok, savrulmak yok. Yol uzun, yol çetin belki ama yol Hak yolu. Ve bu yolda yürüyenlerin önüne elbet bir gün sabah doğacak. “Madem inandık, çekinmek yok. Madem sevdik, terk etmek yok. Madem yürüdük, geri dönmek yok. Madem Hakk’ın yolu, sabırla sonuna dek yürümek var!”
Evet, bu sefer karanlık biraz uzun sürdü.
Ama Karanlığın Son Şafağı, çok yakın!
Ve biz, o sabahı bekliyoruz.

