Yazarlar

Hey Gidi Günlerden Bir Demet Güzel İnsan | RECEP ATICI

Hocaefendi’nin, vefat eden dostlarıyla alakalı “Herkülnağme” isimli sitede bir sohbeti yayınlandı. Hocaefendi, orada kadimden beri beraber olduğu, ancak bugün itibariyle vefat eden (Suat Yıldırım hariç) dava arkadaşlarından bahsetmiş.

Bahsettiği isimleri benim kuşak çok iyi hatırlarken yeni kuşaklar, -maalesef- bu iman ve Kur’an davasını bu günlere taşıyan o vefakâr insanları çok iyi bilemiyorlar. Bunu şuradan biliyorum. Bizim gibi mecburi hicretle İsveç’e gelen kayınbiraderimin kızları (yaşları, 15 ile 18) geçtiğimiz hafta ziyaretimize geldi. Ben de o hafta Abdullah Aymaz hocamın annesiyle ilgili bir yazı yazmıştım. Onlara, Aymaz hocamı tanır mısınız dediğimde, tanımadıklarını söylediler. Halbuki İsveç’e geliş sebepleri babalarının bu iman ve Kur’an davası sebebiyle yargılanıyor olmasıydı. Evlerinde sabah akşam hizmet konuşulan bir aileye mensup olmalarına rağmen önümüzde rol model olan bu abilerimizi tanımamaları beni hayli düşündürdü.

İşte, bu yüzden o sohbette bahsi geçen rol model insanları bir iki cümleyle açmak istedim. Bunlardan ilki Hocaefendi’nin Ömer bey dediği, Ömer Nuray’dır. Kendisi Hocaefendi ile Edirne’de tanışır. Emekli üniversite hocası olan Ömer beyi, Hocaefendi, Edirne’de kendi yatağında bir hafta yatırır. Ömer bey meseleyi sonradan öğrenir ki zaten başka yatak da yoktur. Daha sonra Bornova merkez camiinde akşam-yatsı arası yapılan soru cevap sohbetlerini kaydedenlerden birisidir.

İkincisi ise İbrahim Canan hocamız. Kendisi Marmara İlahiyat Fakültesi’nde Hadis Kürsüsü ilim dalı başkanıydı. Emekli olduktan sonra bile fakültedeki odasını elinden almadılar. Çünkü istiyorlardı ki, fakülteye gelip gitsin de ilminden istifade edelim. Kütüphanelerimizin raflarını süsleyen hadis (Hadis Ansiklopedisi / Kütüb-i Sitte / 18 Cilt) kitabı da onun yazdığı kaynak eserlerdendir. Kendisi aynı zamanda Hizmet’in Bakü’de açılan Kafkas Üniversitesi’nin rektörlüğünü de yapmıştı. Hocaefendi’nin o sohbette bahsettiği “Kitaplarından birisine; hem de kalp rahatsızlığından yatakta yatarken, önsöz yazmıştım” ifadesi ise İbrahim Canan hocamızın yazdığı “Sulh Çizgisi” kitabına yazılan önsözdür. O takdim yazısını merak edenler “https://fgulen.com/tr/eserleri/takdim-yazilari/sulh-cizgisi-uzerine”  adresinden okuyabilirler.

Üçüncü olarak Suat Yıldırım hocamızdan bahsetmiş. O da Hocaefendi 1960’lı yıllarda Edirne’de vazife yaparken Edirne müftüsü olarak göreve gelir. O dönem henüz bekar olduğu için askere gidinceye kadar Hocaefendi ile iki odalı bir evde kalırlar. Suat hocamızın, Hocaefendi ile alakalı o yıllara ait hatıralarını okumak isterseniz şayet, Ali Ünal hocamızın Hocaefendi için yazdığı “Bir Portre Denemesi” kitabının takdim yazısından okuyabilirsiniz.

Dördüncü olarak Erdoğan Tüzün abinin ismi geçiyor. O da bu ifritten dönemin kendisine reva gördüğü zulümden dolayı 21 Kasım 2021 tarihinde Arnavutluk’ta hakkın rahmetine kavuştu. Kendisi Üstadın talebesi Hüsrev Altınbaşak abinin talebesi olmasına rağmen 1970’li yıllardan itibaren Hocaefendi’ye zahir olmuştur. Onun vefatı sebebiyle Hocaefendi’nin sitayişkâr ifadelerini “https://www.herkul.org/herkul-nagme/kadim-bir-dostun-ardindan/,  adresinde bulabilirsiniz.

Beşinci olarak da Prof. Dr. İbrahim Erkul hocamızdan bahsetmiş ki o gerçekten Hocaefendi’nin deyimiyle  “mesleğinin insanıydı.” Konya Selçuk Üniversitesi Çocuk Ana Bilim Dalının kurucusuydu. Hocaefendi’nin sohbette “Benim yüzümden işkence etmişler” dediği mesele ise 1980 darbesi sonrası Hocaefendi aranmaktadır. İşte o dönemde, Hocaefendi’ye fakülteden rapor temin eder. Bu yüzden göz altına alınır. Beş gün uykusuz bırakıldıktan sonra ifadesini alan görevlilere: “Böylelikle çelişkili ifade alacağınızı düşünüyorsanız zahmet etmeyin. Meslek icabı senelerce gün aşırı nöbetle uykusuz çalışma egzersizim var.” der.

Sohbette ismi geçenlerden bir diğer isim ise Yaşar Tunagür hocamızdır. Kendisi Suat hocadan sonra Edirne’ye müftü olur. Hocaefendi’ye ‘Evladım’ diyerek onu aileden biri gibi davranır.  Nitekim Yaşar hocanın annesi vefat ettiği zaman kabre Hocaefendi ile beraber indirirler. Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı döneminde Hocaefendi’yi Edirne’den İzmir’e tayin etmiştir. Yaptığı bu işin faziletini anlatma adına da vefatından birkaç saat önce Mehmet Ali Şengül hocamıza şöyle der: “İnsanı hangi ameli kurtaracaktır, bunu ancak Cenab-ı Hak bilir. Fakat ben kendi namıma şöyle düşünüyorum: Ahirette beni kurtarmaya vesile olacak hiçbir amelde bulunmadım. Sadece bir işe vesile oldum ki bütün ümidim ondadır. O da Fethullah Efendiyi İzmir’e tayin etmiş olmamdır. Evet, beş senelik Diyanet İşleri Reis Muavinliği döneminde yaptığım en hayırlı iş odur.”   

Hocaefendi’nin sohbette ismini zikrettiği Mehmet Ali Şengül hocamı genelde herkes tanır. Dolayısıyla onun üzerinde durmayacağım. Sadece ona niçin “Samsunlu Hoca” denildiğini merak edip internette bir araştırma yapılsa onun faziletini anlatmak için yeter sanırım.

En son olarak Çağlayan dergisi Temmuz sayısında yayınlanan Cemal Uşak hocamızın resmini göstererek onun da kadim dostlardan biri olduğunu ifade ediyor. Onun vefatı dolayısıyla yaptığı kendisine, “candan arkadaşım” dediği Cemal Uşak hocamız için şöyle diyor: “Hatırladığım zaman, benim gözlerimi yaşartan, candan arkadaşlarım vardı. Onlar da gurbette, ruhlarının ufkuna yürüdüler. Ülkelerine dönme imkânı verilmedi kendilerine. Metastaz yapmış bir kanser ile inlerken, “Dönsem, kendi yurdumda ölsem!” diyene bile, “Hayır, gelince içeriye atarız, işkence ederiz! Dediğimizi demezsen, sana haddini bildiririz!” falan dediler. Bütün bunların hasretini derinlemesine içinde duyarak, öbür tarafa yürümek, çok hafife alınacak şey değildir. Bunca zor şeye şikâyet etmeden katlanılıyorsa bir insan, Bedir’de, Uhud’da şehit olmuş gibi – hüsnü zannım, kanaatim- sorgusuz-sualsiz gider, nezd-i Ulûhiyette hususî iltifata mazhar olurlar, inşaallah.”

Hocaefendi’nin onun hakkında söylediği bu ifadeleri de “Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!” başlığıyla yayınlanan sohbetten dinleyebilirsiniz.   https://youtu.be/dAsHlmd3i80

Evet, Hocaefendi’nin sitayişkâr ifadelerine mazhar olan bu insanlar, maalesef bu devrin Yezit’leri tarafından birer şaki gibi kovalandı. Zalimin zulmünü kolaylaştırmama adına onlar da mümkün mertebe kendilerini ele vermediler. Vefat edenleri Rabbim Firdevs Cennetine koysun. Âmin.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu