Yazarlar

Hazreti Yunus kıssası ve şahs-ı mânevî | ENGİN TENEKECİ

Kur’an-ı Kerim, kelâm sıfatından geldiği için, içinde barındırdığı her bir sûrenin, her bir hadisenin, her bir kıssanın kıyamete kadar gelecek tüm insanlara ve yaşadıkları zaman dilimlerine bakan yönleri vardır. Tenzil edilen Kur’an, tenzil edense sınırsız ve benzersiz olan Hazreti Kelim ise onun zaman üstü olması, onu okuduğumuzda hayatımıza bakan yönlerine tevafuk etmesi pek latif bir şey değil midir? Hususen peygamber kıssaları. Zira onların imtihan gereği yaşadıkları, sert, ağır hadiseler karşısındaki nebevi duruşları, ümmetleri adına hem bir hüsnü misal hem de deformasyona uğrayan asli fıtratlarına geri dönüş adına misal teşkil etmiştir.İşte Havariler işte öncesi  Sahab-i kiram efendilerimiz.

Mesela, Yunus sûre-i celilesinin “İyi bilesiniz ki Allah’ın velîlerine korku yoktur, onlar üzüntüye de uğramazlar.” mealindeki 62. ayetinin, (Allahu a’lem) yine Hazreti Yunus Aleyhisselam’ın başından geçen anlam yüklü hadisenin, bugünün hizmet ehline yol gösterecek yönleri olsa gerek. Zaman zaman tevhide, dinî ve millî değerlere hizmete koşturanların, başlarına gelen/gelecek dışı sevimsiz, içi ise hikmet yüklü olumsuz hadiseler karşısında çaresiz kalacağı anlar olacaktır. Karanlık bir gecede, karanlık bir denizde, karanlık bir balığın karnında kalan Yunus Aleyhisselam gibi…

Dıştan, gönül dostlarına sosyal, yazılı ve görüntülü medya aracılığıyla iftiralar  atılacak; içtense dost diye görünenler vefasızlık gösterecek. Balığın karnı hüknündeki zindanlara atılacaklar; vatanlarından çıkartılacaklar ve akla hayale gelmeyen zulme ve hukuksuzluklara maruz kalacaklardır. Kısacası her yeri zifiri karanlıklar kaplayacak. Ancak hak yolcuları her zaman olduğu gibi, burada da teslimiyetlerini ortaya koyup, “İyi bilesiniz ki Allah’ın velîlerine korku yoktur, onlar üzüntüye de uğramazlar.” ayetinin ışığı ile itminana, nura gark olacaklardır.Tıpkı Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalatü vesselam) karanlık mağarada (ki orayı zaten Allah nuruyla aydınlatmıştı) Hazreti Ebu Bekir’e (radiyallahu anh) “Tasalanma, Allah bizimle.” dediği gibi.

Ne bir hüzün, ne bir korku…

Aslında Hazreti Yunus, balığın karnındayken ne bir hüzün ne de bir ‘korku karanlığı’na düşmüştü. Düşmek bir yana, doğrudan Cenab-ı Hakk’a peygamberane bir yakarışla şöyle bir münacatta bulunmuştu: “Karanlıklar içinde niyaz etti: Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” (Enbiyâ, 87).

Yunus Aleyhisselam, umutsuzluğa da düşmemişti. Zira bir peygamber haşa asla umutsuzluk yaşamaz. Çünkü onlar, “Allah’ın lütuf ve ihsanlarını umma hissi’’ manasına gelen Allah’ın (c.c.) Recâ isminin tecellisinin azami derecede mazhardırlar. Kur’an’ın bize bildirmesiyle, kendinden asırlar sonra gelen müminlere; (1. Lema’da anlatıldığı üzere) tevhid, sebepler üstü bir yakarış; Allah’tan gayri hiçbir şeyden ‘korkma’ma, üzüntüye düşmeme; nefsin en karanlık anlarında bile Hazreti Nur’a teslim olma gibi dersleri vermişti. Yunus sûre-i celilesinin 62. ayetinde geçen ‘korku (havf) ve hüzün (hazan)’ mefhumlarına ne kadar derinlemesine inilse yeridir. Zaten bu iki kelime ya da insana derc edilen bu iki duygu, tasavvuf ilminin de üzerinde durduğu en önemli konular arasında yer almıştır. (Hazan ve havf kelimelerinin tasavvufi tafsilatına, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Kalbin Zümrüt Tepeleri-1 adlı eserinden göz atılabilir.)

Hakk’a yakınlık mı istiyorsun?

Ayette geçen hüzün ve korku sıfatları, inanan biri için adeta, Cenab-ı Hakk’a yakınlık kazanmada en önemli vasıflar olarak zikrediliyor. Yani, (ister objektif isterse subjektif manada) veli mi olmak istiyorsun? O halde sendeki hüzün ve korku, Allah’tan gayrısına olmayacaktır. Eşya ve hadiseler, nefis ve şeytan seni korkuya ve hüzne sevk etmeyecektir. Bu iki duyguyu doğrudan sahibine hasredeceksin. Tıpkı, Yunus Aleyhisselam’ın karanlık gecede, denizde, balığın midesinde yaptığı gibi… Tıpkı, yukarıda da bahsettiğimiz, Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalatü vesselam) karanlık mağarada Hazreti Ebu Bekir’e (radıyallahu anh) “Tasalanma, Allah bizimle.” dediği gibi!..

Ayette ‘veli’ yerine ‘evliya’ tabirinin geçmesi de oldukça manidar ve düşündürücüdür. Bilindiği üzere evliya, velinin çoğuludur. Kavram, başta Hakk ve hakikate, Kur’an ve imana hizmet eden, böylelikle bir şahs-ı mânevî teşekkül ettiren ve kıyamete kadar gelecek tüm Hakk dostlarına da işaret olabilir. Kıssada, şahs-ı mânevînin (istidatlarına göre) her bir ferdinin gönlüne ümit ışığı serpip, tasa ve hüzün girdaplarından kurtaracak bir tesir olduğu da söylenebilir. Biz yine de işin doğrusunu Allah (cc) bilir diyelim.

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu