Yazarlar

Harekette Canlılık, Faaliyette Lezzet Vardır | Safvet Senih

“Dinimizi başkalarına soluklayalım, soluklarımızla canlandıralım derken biz de canlanmış oluyoruz. Bizim diri olmamız, diri kalmamızda buna bağlı. İzmir’de iken 60’li yıllarda belki arabası olan on arkadaşımız  vardı, belli bir planla her cumartesi-pazar Anadolu’nun her tarafına giderlerdi. Bozyaka bir istasyon gibiydi, gelenlerle gidenlerle dolup taşardı. Onlar gider, oralardan da kafilelerle gelirlerdi. Allah’a hamd olsun zaman içinde Cenab-ı Hakkın sevki ile rehabilite edile edile daha büyük seyahatlere muktedir olundu. Arkadaşlarımız  kıtalar arası seyahatlere talip oldular. Bu iş Allah’ın lütfu ve sevkiyle çok büyük güçlerin, çok büyük dehaların üstünde bir iş. Eğer bu işe vesile olanlar ahde vefa göstermede sözlerinden dönmezlerse, Allah’ın izniyle daha büyük işlere imza atacaklardır.
“En önemli mesele örneği kendinden olması; böyle olunca arkadan gelenler de  “Böyle olacakmış, biz de onlar gibi olalım.” derler. Yapılan şeylere bakıyorsunuz hakikaten açık bir inayet-i İlahi var. Onun için temsil önemli, burada temsil tebliğin çok önüne geçiyor.
“Kendimize gelmemiz, bir kere daha kendimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. O’nu bilmemiz, O’nun marifetine ermemiz. O’nu ifade edebilmek için hususi bir dil kullanmamız, bugünün var olduğunu bildiğimiz gibi yürekten ahirete de inanmamız, fiziki âlemi yarattıysa öbür âlemi de ona göre yarattığına inancımız tam olmalıdır. Vaad-i İlahiyeye muhakkak inanmak lazım. Esma-i İlahiye çerçevesinde inanmak lazım. Anne karnında çocuğa bakınca göz var, kulak var demek o çocuk anne karnına göre değil, onun dışında o gözün, kulağın işe yarayacağı bir dünya için  yaratıldığını anladığımız gibi insanlardaki iç donanıma, latifelere bakınca, o latifeleri bu dünya tatmin edemiyor o donanımlarını bu dünyada tam kullanamıyor o zaman bu iç yapısı başka bir âleme göre. Bu hakikate varabilen insan “Ya! Rabbi sen bizi buraya göre değil, mahlukatın içinden bize verdiğin bu donanımlarla seni bilelim, tanıyalım diye seçmişsin. Kendin için başka bir âleme göre yaratmışsın”  diyememek nankörlüktür.
* * *
“Tenperverliğe  Üstad cellad-ı sehhar diyor. İnsanı büyüleyen bir cellat mânâsına hayatı cismaniyete bağlı götürme, beden yörüngeli gitme.
“Allah insanı mükemmel yaratmış. Onun mükemmelliğini aksettiren bazı şeyler var, bunlardan biri de harekettir. Harekette bir cemal vardır. Zilliyet planında derecesine göre her insanda vardır. Tenperverlik içinde meylül rahata dalma, yeme-içme, yan gelip yatma, insan için bunlar birer ayıp sayılmaktadır. İnsan bu dünyaya Allah’a ve ahirete iman etmek için donanımlı gönderilmiştir. İnsan gayreti ile azm-u niyetiyle, düşünce, iç heyecanıyla örgülediği amellerini, amel-i Salih ile yükseltir, kanatlandırır, ulaşılması gereken yere ulaşır. İmanla bir elma yersin “Elhamdülillah” dersin, orada onu ona göre yersin. Düşüncelerimiz, amellerimiz, tasavvurlarımız amellerimizle öbür âlemde şekillenecektir. En küçük bir işte olsa yaptığınız hayrın karşılığını görürsünüz. İnsan burada niyet ve davranışlarıyla öteki âlemine inşa etmektedir. İnşa malzemelerimizde Sübhanallah, Elhamdülillah. Bir bakarsınız zekâtınız orada bir köprü olarak karşınıza çıkıverir. İnsan olduğu yerde durursa buda atalettir. İnsanın iki menfi bir de bir pozitif yanı vardır. Negatif yanı itibariyle biri, hiçbir şey yapmama, diğeri doğrudan kötülük yapma, pozitif yanı ise bir şey yapması ve ortaya koymasıdır. Atalet, humudet, bıkkınlığa, usanmaya, hayattan lezzet almamaya götürür. Hayatın genelinde hiç atalet yoktur, sürekli bir heyecan ve hareket vardır.
* * *
“Her şeyimiz O’ndan. O’na nasıl müstağni olacaksınız. Biz baştan mükâfatımızı almışız. Bizi var etmiş, bize müminlik gibi çok ciddi bir emaneti tevdi etmiş. Allah, Allah olduğu için Mabud-u Mutlak. Ne yaparsak yapalım her şey ona layıktır. Zaten karşılık olarak buna güzümüzde yetmez. Allah Hayy-u Kayyum olduğu için bütün verdiği nimetleri de devam ettirmektedir. Bir varız ama O’dan gelen mütemadi ve muttasıl karelerden tecellilerle varız. Her şeyin devamı O’nun ile alakalı. Her an O’nun kayyumiyetiyle kâimiz. O sizi kayyumiyetiyle devam ettirdiği için devam ediyorsunuz.
“Bunun farkında olmak, temelde Zat-ı Ulûhiyetin doğru bilinmesine, doğru okunmasına bağlı. Bugün muhtaç olduğumuz şeyleri O’ndan isteme, O’na  inanmaya bağlı. Biz ondan müstağni olamayız. Efendimiz; “Bir insan Allah’a duadan müstağni olursa Allah O’na gazaplanır” buyuruyor. Bizim tabiatımız, varlığımız böyle bir müstağniliğe terstir. Biz Zat-ı Ulûhiyete karşı müstağni olamayız. Kendi konumumuzu kavrayarak, O’na ait her şeyin kemmiyet ve keyfiyetini belirleyerek ona göre davranmamız lazım. Bu da hayvaniyetten kurtulup kalp ve ruhun derecesi hayatına yükselebilmekle olur.
“Konumuzu, eşyayla olan münasebetimizi, Zat-ı Ulûhiyet ile olan durumumuzu bilemediğimizden  her şeyimizde O’na müracaat etmeme gibi gafletimiz oluyor. Sahabe-i Kiramın marifet enginliği çok derindi. Meyelan nedir, meyelandaki tasarruf nedir her şeyi bilebiliyorlardı. Her şeyin yaratıcısı Cenab-ı Hak olduğunu çok iyi biliyorlardı. Bundan dahası da Allah’tan hiçbir zaman müstağni kalmamak için ayakkabısının bağını bile O’ndan istiyorlardı.
“Niyet çok önemli. Sağlam bir iç niyet, niyetle Allah’a teveccüh ediyorsun, ama aksiyon adına hiçbir şey koyamadığımız durumlarda bile Cenab-ı Hak sizin iç teveccühünüzden dolayı mükâfatlandırıyor. Sizin yadınızdan ne çıkar onu da hafife almayalım ama Cenab-ı Hak siz beni yâd edin ben de sizi yâd edeyim buyuruyor. Namazın çekirdekleri olan (Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahüekber) kelime-i Tayyibelerle toprağın bağrına bir şeyler atıyorsunuz ve öte tarafa karşınıza semeredar ağaçlar şeklinde çıkıyor. Siz kırık bir testi ile akıta akıta sunuyorsunuz, ama benim muamelem çok farklı diyor sağanak sağanak yağdırıyor. Sizin, bizim yaptığımız şeyler nedir ki, ama Allah öte tarafta neler neler vaad ediyor, ihsan edeceğini buyuruyor. Bizim takdim edebildiklerimiz ona takdim denecekse, O’nun takdirleri karşısında bir hiçtir. İman edin, ameli Salih yapın ben vereyim diyor. Bir kere O’na teveccüh edince O’nun etmeyeceği hiçbir şey yok. Sen Mevlayı sevende Mevla seni sevmez mi? Sen bir ağla, az bir çağla, az bir sızla…
“Allah anadan, babadan daha merhametli, merhametlilerin merhametlisi, merhametli yalnız Allah’tır, büyük yalnız Allah’tır. Bizlerin merhameti O’nun gölgesinin gölgesinin gölgesidir. Kimileri uyanık değildir gaflet içindedir, istiğna nedir onun farkında değildir. Bu gaflet ve enaniyet asrında araya bazı perdeler inmiş, bu perdelerin kaldırılması lazım. Yeniden inşa ediyor gibi, yeniden bir kere daha gözden geçirerek insanları inandırmak lazım.
“Allah Haktır. Yeniden her şeyi bir anda gözden geçirerek insanları inandırmak lazım. Allah’ı kullarına sevdirin, inanın çoğu insan  Allah’ı bilemediği için sevmiyor. Çoğu insan efendimizi bilemediği için sevmiyor. Siz sevdireceksiniz ki sevsinler, siz sevdiremezseniz sevemezler ki. Siz de Allah tarafından sevilmek istiyorsanız  Allah’ı sevdirmeye bakmalısınız, bilemeden sevemezler ki.”
Şu güzel tesbitler üzerine uzun uzun, derin derin düşünüp ders alalım.
 
Kaynak:Safvet Senih | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu