Hak Gelip Putlar Devrildiğinde | İSMET MACİT

Yazar İsmet Macit

Hicretten sekiz yıl sonra, Mekke fethedilmiş ve putperestliğin merkezi olan mübarek belde temizlenerek yeniden tevhidin merkezi hâline getirilmişti.

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Mekke’nin fethinde Mescid-i Haram’a girdiğinde, burada çok sayıda put bulunmaktaydı. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Hak geldi, bâtıl yıkılıp gitti. Çünkü bâtıl, yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ, 17/81) âyetini okuyarak dedesi Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm) yaptığı gibi, şirk sistemini temsil eden nesneleri yerle bir etmişti.

İslam’ın başlangıç yıllarında Kâbe etrafında 360 kadar put olduğu nakledilir.[1] Mekke’ye ilk putu getirerek putperestliğin temelini atan ise Amr b. Lühay’dır. Amr, Mekke idaresini ele geçirdikten sonra, başta Mekke’dekiler olmak üzere Arapların gönlünü kazanma ve iktidarını pekiştirme adına onlara maddî destekte bulunmuş, iktidarı ele geçirdiğinde 20 bin deveyi Araplar arasında taksim etmiş, hacca gelenlerin tamamına Yemen elbiselerinden üçer adet dağıtmıştı. Amr, Araplar arasında öyle bir konuma yükselmişti ki artık ona bir efendi nazarı ile bakılıyor, her emri itirazsız kabul ediliyor ve sözleri kanun olarak benimseniyordu.[2]

Amr, Şam civarına yaptığı bir seyahatte puta tapanları görmüş ve onlardan putlarla ilgili bilgi aldıktan sonra izin isteyip Hübel isimli putu Mekke’ye getirmişti. Tertemiz Hanif dinine inanan Mekkelilere bu puta tapmalarını emretmiş, onlar da Amr’ın dağıttığı dünyalıktan mahrum olmamak için bu emre itaat etmişlerdi. Bir yönüyle, bir parça et ve çaputa dinlerini satmışlardı!

Amr, Hübel’den sonra civar kabile ve toplulukların taptıkları birçok putu da Mekke’ye getirdi. Böylelikle insanları Mekke’ye çekip ticaretini canlandırmak istedi. Miladî birinci asırda, Mekke’ye getirilen putlar ve putperestlik zamanla sistemleştirilerek yöneticilerin kurduğu menfaat şebekesinin bekçisi hâline getirilmişlerdi.

Putperestlik sadece bir inanç sistemi değildi; muktedirlerin iktidarlarını devam ettirmesi, seçkin kabilelerin toplumdaki faikıyetini sürdürmesi ve toplumun alt kesimi tarafından yöneticilerden gelecek yardımın kesilmemesi için kullanılan bir payanda idi. Bu zaviyeden bakıldığında, tapılan şeyler putlar değil, putların bakımını yapan idarecilerdi.

Putperestler taptıkları nesnelerin ilah olmadığını pekâlâ biliyorlardı. Arapların tanrılarına, yani putlarına bakışı ile ilgili şu örnekler dikkate değerdir: Eski bir Arap şiirinde anlatıldığı gibi, bir kabile (Benî Hanîfe) yenilebilen bir şeyden put yapmış, aç kalınca yaptığı putu yemiştir. Bir müşrik “Sa’d” adlı puta ibadet etmek isterken yanındaki devesi puttan ürküp kaçınca, adam putu taşlamış, devesini yakalayıp şöyle demiştir: “Sa’d hiçbir şey bilmeyen bir topraktan, bir kaya parçasından başka bir şey değil. Ne bir yanlışa ne de doğruya iletmez.”[3]

Yeryüzünün İslam ile şereflendiği yıllarda Mekke’de içki, kumar, hırsızlık ve vurgunculuk yaygındı. Yetimlerin, dulların, âcizlerin ve kimsesizlerin malları elinden alınırdı. Müşriklerin tanrıları, kendi elleriyle yaptıkları putlardı. Onlar tanrılarının güçlü ve iradeli varlıklar olmalarını istemezlerdi.[4] Çünkü müşrik, hiçbir zaman kendi üstünde bir güç kabul etmezdi. İşte bu yüzden put isimlerinin birçoğu müennesti. Çünkü kadın, o toplumda zayıf görülen, horlanan ve nefse hizmet eden bir araçtı. Özetle, heva ve heveslerini doyuracak bir sistem kurmuşlar ve tehdit olarak gördükleri bütün güçlere savaş açmışlardı.

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Allah’tan başka ilah yoktur.” hakikatini ilmek ilmek dokurken Lat, Uzza, Menat, İsaf, Naile ilah olamaz diyordu. Bu haykırış, sadece ilahların reddi değil, o günün oligarklarının bâtıl sistemine yapılan bir taarruzdu âdeta…

Putperestliği kurdukları sömürü sisteminin temel direği hâline getiren müşrikler, daha işin başında bâtıl yapılarının çürük direklerinin sallandığını görmüş ve Efendimize (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelip iktidarı teklif etmişlerdi. Mekke yönetimini ve onlar için çok önemli olan bürokratik yetkileri bile Efendimize (sallallâhu aleyhi ve sellem) bırakmaya hazır olduklarını ifade etmişlerdi. Tek şartları vardı: Hayat tarzlarına dokunulmayacak ve O (sallallâhu aleyhi ve sellem) davasından vazgeçecekti. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Ey amca! Allah’a yemin ederim ki Güneş’i sağ elime, Ay’ı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem, ya Allah bu dini hâkim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.” diyerek bu teklifleri reddetti ve istihzalara, işkencelere, tecritlere, boykotlara, ve tehcirlere katlandı, ama bâtılı temsil eden müşriklerle yan yana gelmeyi kabul etmedi.

Mekke zalimlerinin İslam’ın ilk yıllarında Müslümanlara bu kadar zulmetmesinin temelinde, sözde dinlerinin elden gidecek olması değil, kutsanan taş ve tahta parçaları üzerine müesses üç beş seçkin aileyi besleyen yapının çökeceğini görmüş olmaları vardır.

Mekke müşrikleri putlara ilah diyerek hukuksuz bir ortam oluşturmuşlar; heva ve heveslerini putlar vasıtasıyla konuşturmuşlar, hukuka tâbi olmak nefislerine ağır geldiği için İslam’ı kabul etmemişler ve kendilerince mücadeleye girişmişlerdi. Allah’tan başka ilah olmadığının kabulü, hukukun üstünlüğüne tâbi olmak demek mânâsına geliyordu ki bu, o günün tiranları için çok ağır bir şeydi, zira taptıkları bir tanrı değildi; kimilerinin üzerinden geçindiği ekmek teknesi, kiminin üç beş kuruş dünyalığı elinden gitmesin diye hakkı unutup bâtılı sembolleştirmesiydi putperestlik. Onlar konuşmayan, hüküm koymayan, adaletten bahsetmeyen, “Zulmederseniz karşılığını iki dünyada da görür ve kaybedenlerden olursunuz.” demeyen, hâsılı eylemlerine sınır koymayan taş parçalarına “tanrı” diyerek ezdikleri ilk şey hukuk ve adalet olmuş ve bu çarpık yapı ile tiranlaşmış zenginler ve güçlüler âdeta bir imparatorluk kurmuşlardı. Hevayı ilah edinmenin anlamı, Allah’tan gelen emirleri ve O’na (celle celâluhu) uyularak yapılacak kulluğu bırakıp kendi nefsine uymak ve o doğrultuda günahlara dalarak dünyalık tutkularla yaşamaktır.[5]

Kur’ân’da putlarla ilgili onlarca âyet varken Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mescid-i Haram’daki putları kırarken “Hak geldi, bâtıl yıkılıp gitti.” âyetini okuması manidardır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu âyeti okuyarak sembolik olarak putları, hakikatte ise putlar aracılığıyla inşa edilen sistemi, menfaat birlikteliğini yerle bir etmişti. Esasen burada mağlup olan ve yok olmaya mahkûm olan, putlar üzerinden inşa edilen gayri hukukî nizam, zulmün cari olduğu yönetim ve tiranlıktı. Kazanan ise hak, hukuk ve adalet üzerine kurulan İslam ve tevhit akidesi idi. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) önce akıl ve kalblere çöreklenmiş sanemperestliği yerle bir etmiş, sonra sosyal hayatı bir ahtapot gibi saran sistemi, hakkın ve adaletin nurdan kılıcı ile kesip atmıştı.

İslam dini adaleti getirmiş, hakkı haykırmış ve bâtıl olup zulüm aracına dönüşen ne varsa Mekke kumlarına gömmüştü. Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem), ismine takılan “emin” sıfatı, Emin Belde’de toprağa düşmüş ve bu adalet mayalı sistem, yüzyıllara yetecek rüşeymler vermişti.

Halkın bâtıl inançlarından beslenen firavun kılıklı zalimlerin en korktuğu şey adalettir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) hak ile gelince, karanlıktan ve cehaletten beslenen yapı, zail olup gitmemek için her türlü zulmü irtikap etmiştir.

Bugün bazı ülkelerde “tağut” dedikleri devleti kutsayarak yöneticilerine âdeta tapan insanlar, mayası Cahiliye Dönemi’nde çalınmış bir sistem kurdular. Cahiliye zalimlerini anlatan, ama mesajı evrensel olan şu âyet-i kerime, insanın kendi üzerinde güç tanımayarak azgınlaşacağına dikkat çeker: “Hayır! Rabbinin bunca nimetlerine rağmen kâfir insan kendisini ihtiyaçsız zannetti diye azar.” (Alak, 96/6–7).

Arapçada “teğa”, sınır tanımamayı ifade eden bir kelimedir. Tâğî olan kişiler, hiçbir şeyin düşünce ve davranışlarına müdahale etmesine, sınırlamalar getirmesine razı olmazlar.[6] Dün taş ve odun parçalarına, günümüzde ise devlete ve idarecilere bir tür kutsiyet atfederek sorumsuz, nefse hoş gelen, kuralsız, müeyyidesiz bir tür “din” ortaya koymuşlardır. Bu, insan nefsinin hoşuna gidecek, oyun ve eğlenceden ibaret ve sönüp gidecek bir hayat tarzıdır.

Bu efsunlanmış topluluk; hak, hukuk, din ve hakikat diyerek uyarıda bulunanları, kutsadıklarını gündeme getirerek hain, hatta mürtet ilan edip onlara her türlü zulmü reva gördüler. Hakkı haykıran insanlara tahammülü olmayan Ebu Cehil kılıklı insanlar ve beslemeleri, üç beş kuruşa tamah eden halk sayesinde, Nemrutları kıskandıracak bir saltanat kurdular.

Hakkın mutlaka galip geleceği ile ilgili âyeti Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) yaşayarak tefsir etmiş, hakkı temsil edenlerin başlarına nelerin geleceğini haber vermiş, Allah da (celle celâluhu) hakkın mutlaka galip geleceği müjdesini bir baht gibi zamanın alnına nakşetmiştir.

Kur’ân’ın çağları aşan müjdesi tecelli edecek, hak gelecek ve bâtıl zail olup gidecek…

Yeter ki hak diyenler aktif sabırla, hukuk içinde gayret edip neticeyi Rablerinden bekleyerek Asr-ı Saadet ruhu ile hizmete devam etsinler…

NOT: Bu yazı Çağlayan dergisinden alınmıştır.

Dipnotlar

[1] TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 34, s. 364–365.

[2] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, 3. cilt, İstanbul: Erkam Yayınları, 2016, s. 67–68.

[3] Ömer Faruk Işık, “Cahiliye Dönemi Tanrı Anlayışının Toplumsal Yapıya Etkileri”, II. Ulusal Genç Akademisyenler Sempozyumu: Cahiliye Dönemi”, ed. Doç. Dr. Feyza Betül Köse, Kahramanmaraş: KSÜ Siyer-i Nebi Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, 2020, s. 509.

[4] Ali Ünal, Mekke: Resûllerin Yolu, İstanbul: Pınar Yayınları, 1983, s. 24–25.

[5] Hasan Tahsin Feyı̇zlı̇, “Kur’ân Perspektifinden Put Edinme ve Putlaş(tır)ma Psikolojisi”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2015/1, sayı: 21, s. 297–298.

[6] Celaleddin Vatandaş, Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) Hayatı ve İslâm Daveti, c. 1, s. 246.

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi

Privacy & Cookies Policy