Yazarlar

Hafıza Hamallığı | Safvet Senih

“Kur’an-ı Kerim’in ilk mesajı, ‘Oku, Rabbinin adıyla…’  (Alâk Suresi, 96/1)  şeklinde tecelli etmiştir. Evet Allah’ın (c.c.), Rasulü Ekrem’e (S.A.S.)  ilk hitabı ‘OKU!’  olmuştur. Allah (c.c.) ‘Kur’an’ı oku’ demiyor, hatta ‘Size verilen kitabı okuyun’ da demiyor. Bu ‘Oku’ emrinin mânasını Kur’an yine kendisi tefsir ediyor ve: ‘Sen O Rabbinin adıyla oku ki, yarattı’ (Alâk Suresi, 96/1)  buyurarak YARATMA  gibi bir hadiseyi nazara veriyor. Burada Kur’an-ı Kerim’i okumanın yanında tekvînî âyetlerinin simasındaki yazıların okunmasının hatırlatılması da söz konusudur. ‘Oku, O Ekrem olan Rabbinin adıyla oku ki, kalemle yazmayı öğretti.’ (Alâk Suresi, 96/3-4) Görüldüğü gibi burada OKUMA  ve YAZMA   unsurları arka arkaya zikredilmektedir. Evet insan okuyup-yazacaktır; ama hem tekvînî âyetleri, hem kendi bâtınî yapısını, hem de Kur’an’ın özünü anlamaya yönelik olarak okuyacaktır, okuyacağı her şeyi. Ye yer kendi fizyolojisine, kendi anatomisine zaman zaman da kâinatın sîmasına bakacak ve aldığı dersi, elde ettiği marifeti, duyduğu ölçüde aile çevresinden başlayarak başkalarına da duyuracaktır. Evet burada  OKU  emrinin sadece Kur’an’ın lâfızlarını okumak olmadığı siyaktan (bağlamından) da anlaşılıyor. Kur’an, OKU  emriyle, hem İlahî emirleri hem de Tekvînî  yetleri, kainattaki kanunları okumayı tavsiye ediyor. Dolayısıyla okurken hem YARATILIŞIMIZI,  hem KAİNATI, hem de ALLAH’ın  KELAMINI O’nun adıyla okuyacağız. Burada Kur’an, önce yaratılışımıza dikkatleri çekerek, âdeta bizi ‘Nasıl yaratıldınız?’  sorusuna bağlıyor. Hemen arkasından da, bu yaratılışın bir ALAK’tan, bir başka yerde de ‘BİR  DAMLA  SU’dan olduğunu belirtecek düşüncelerimizi yaratılıştaki sırlara bağlıyor.”
Kıyame Suresinde “İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır? Onun aslı, atılan bir meni damlası değil miydi? Sonra ana rahmine tutulan yapışkan bir hücre oldu da, Rabbi onu yaratıp düzenledi. O meniden (spermden) erkek be dişi olarak her iki cinsi yarattı. Bütün bunları yapan, ölüleri diriltmeye kadir olmaz olur mu?” (75/36-40) buyuruluyor.
Bu âyetler indiği zaman durum şu idi:
“Onlardan birine bir kızının dünyaya geldiği mejdelenince, öfkesinden ve üzüntüsünden, yüzü mosmor kesilir. Kız çocuğu haberinden dolayı utanıp eşinden dostundan saklanmaya çalışır. Şimdi ne yapsın! Hor, hakir, itilip kakılan bir belâ olarak onu hayatta mı bıraksın, yoksa toprağa mı gömsün, ne yapsın? Diye kara kara düşünür! Dikkat ediniz, ne fenâ hükümlerdi  verdikleri bu hükümler. Ahirete inanmayanların böylesine kötü sıfatları vardır.” (Nahl Suresi, 16/58-60)
Halbuki ta o zamanda şöyle buyuruyordu:
“(Kıyamette, hesap günü) diri diri gömülen kız çocuğuna, hangi suçtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman.” (Tekvir Suresi, 81/8-9) Kâtillerin, kız çocuklarını diri diri toprağa gömenlerin muhatap alınmayıp, mazlum yavruya sor soruluyor. Yani bu cinayet o kadar kötü…
Ayrıca Kıyame Suresinde erkeklik ve dişilik faktörünün meniye yani sperme ait olduğu ifade ediliyor. Kız  evladı  olmak bir suç değil… Eğer erkekle-bunu câhilce suç kabul ediyorlarsa, esas suçlunun o takdirde erkeğe ait olduğunu da kabul etmeleri gerekiyor.
Düşünelim ki, bugün bile Hindistan gibi büyük nüfuslara sahip olan ülkelerde hâlâ gizlice kız çocuklarını öldürüldüğünü biliyoruz. Jinekolojinin daha çok yeni farkına varabildiği gerçeği Kur’an-ı Kerim, 15 asır önce ortaya koyuyor. Kitabımız Kur’an-ı Kerim’i işte böyle mânâ derinliğiyle çocuklarımıza gençlerimize anlatılması, telkin edilmelidir.
“Bu, ‘Kainat kitabını Kur’an’la beraber oku!’  diyen Allah’ın (c.c.) insana verdiği öyle bir derstir ki, en mübtedi gibi, en müntehi bir düşünür de böyle bir dersten nasibini alacaktır. Evet Rasulü Ekrem (S.A.S.) rahle-i tedrisinde, (ders halkasında, ders rahlesinde) ümmî bir insanla müdakkik bir âlim, onca seviye farklarına rağmen idrak ufuklarına göre mutlaka her ikisi de hisseyab ve hissedar olacaklardır.
“Kur’an-ı Kerim’in yazma  adına kaleme  de göndermeleri vardır. Kalem Suresinde: “Nûn… Andolsun KALEM’e  ve YAZDIKLARI’na.”  (Kalem Suresi, 68/1) buyurarak kalemin önemini vurgular. Buradaki NÛN  harfinin mânâsı açık değildir. Ancak mühim tefsirlerde bu harfin BALIK manasına yorumlanmasının yanında, HOKKA  mânâsına geldiğini söyleyenler de vardır. O büyük müfessirleri tefsirleriyle baş başa bırakalım; burada Allah (c.c.) NÛN’la başlayıp, KALEM’e yemin ederek meseleyi anlatıyor ki, bu da Allah (c.c.) nazarında kalemin ne kadar büyük olduğunu göstermeye yeter. Bu kalem ister amel defterlerimizin sayfalarını ve hayat maceralarımızı, başımızdan geçenleri yazan Kirâmen Kâtibîn’in; ister kaderleri yazıp tesbit eden Mele-i A’lâ’nın sâkinlerinin; ister Allah’ın (c.c.)  ilk kitabetiyle alâkalı KALEM; isterse sizin mektepte  veya başka bir alanda kullandığınız kalem olsun fark etmez. Fark, onu kullanan zat itibarıyladır ve mutlaka herhalde Allah’ın (c.c.) kaleme kasemi, bunların hepsini içine almaktadır.”

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu