Yazarlar

Gönüllere Ulaşan Muavenet Köprüsü | İsmet Macit

Rezzak olan Rabbimiz, Verdiğin nimetleri Kurdunan kuşunan Eşinen dostunan Yemeyi nasîb et”

Anadolu insanının paylaşma ve muavenet anlayışı Asr-ı Saadet minerallerinden beslenir. İnsanlığa derin bir mana katan cömertlik kahramanları mallarının kendilerinde emanet olduğu bilinciyle hareket ederler. Malları üzerinde ihtiyaç sahiplerinin hakkı olduğunu düşünür, paylaşarak çoğaltırlar insanlığı ve güzellikleri. Paylaştıkça insan olduklarının daha bir farkına varan bu yiğitler, Efendimizin (sav) “Mahlukata merhamet etmeyen merhamete mazhar olamaz.” tavsiyesini emir telakki etmiş ve yürümüşlerdir insanlığın kalbine.
İhtiyaç hâlinde olan insanların, Efendimizin (sav) gönül denizini nasıl dalgalandırdığı ile ilgili bir hadiseyi Cerîr ibn Abdullah (ra) anlatıyor:
“Bir gün erken vakitlerde Allah Resulü ’nün (sav) huzurunda idik. O esnada Mudar Kabilesi’nden kılıçlarını kuşanmış, perişan bir topluluk çıkageldi. Gelenlerin üzerinde kaplan derisine benzeyen, alaca çizgili, basit bir aba vardı. Bu abayı delerek başlarından geçirmişlerdi. Yoksulluktan neredeyse çıplak vaziyetteydiler. Onları bu derece fakir görünce Allah Resulü ’nün (sav) üzüntüden yüzünün rengi değişti. Hemen evine girdi. Sonra da çıkıp Bilal’e ezan oku- masını emretti, o da okudu. Sonra Bilal kamet getirdi ve Efendimiz (sav) namaz kıldırdı. Akabinde bir hutbe îrâd ederek önce şu Ayet-i kerimeleri okudu:

‘Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan zevcesini var eden ve ikisinden pek çok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize hürmetsizlikten sakının! Şüphesiz ki Allah, hepinizi görüp gözet- mektedir.’ (Nisâ, 1)
‘Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın!’ (Haşir, 18)
Daha sonra: ‘Her bir fert altınından, gümüşünden, elbisesinden, bir ölçek bile olsa buğdayından, hurmasından sadaka versin. Hatta yarım hurma bile olsa sadaka versin!’ buyurdu.
Resûlullah’ın üzüntüden yüzünün sararması ashaba o kadar tesir etti ki, Ensar’dan bir adam ağırlığından dolayı neredeyse kaldır- maktan aciz kaldığı, hatta kaldıramadığı bir torba getirdi. Herkes birbiri peşine sökün edip, sadaka vermek için sıraya girmişti. Sonunda yiyecek ve giyecekten iki yığın oluştuğunu gördüm. Baktım ki Resûl-i Ekrem Efendimizin yüzü gülüyor, sanki altın gibi parlıyordu.” (Müslim, Zekât, 69)
Anadolu insanı da paylaşma adına Efendimizden (sav) aldığı terbiye ile iki rekat namaz kıldıktan sonra şu temennide bulunarak tohumu toprağa atardı:
“Kurdunan kuşunan Eşinen dostunan Yemeyi nasîb et”
Daha ekilme aşamasında iken nimeti paylaşmak niyetiyle toprağa atan insan, insanlığı yaşatıyor, insanlığa çok şey katıyor demektir.
Evet, Anadolu’nun has evlatları insanlığı yaşatmaya devam ediyor. Yunanistan’a zor şartlarda hicret eden bir bacımızın şu mektubu tarihe geçen muavenet destanının belgesi gibidir:
“Selamünaleyküm değerli ağabey ve ablalarım,
Ben sürecin sıkıntıları içerisinde eşini Türkiye’de Medrese-i Yusufiye’de bırakmış, iki çocuğuyla beraber daha dün Atina’ya ulaşmış bir kardeşinizim.
Türkiye’den çıkmadan önce aylarca çıkış parasını denkleştirmeye çalıştım. Yine yurt dışından gelen ve muavenet diye aylık olarak bana verilen zarflardan 11 ayda biriktirdiğim parayla çıkabildim.

Atina’ya ulaştığımda nasıl yaşar, ne yaparım, diye kara kara düşünürken abilerim beni bir eve yerleştirdi.
Cebimdeki parayı utancımdan söyleyemedim. Hizmet acaba burada nasıldır, Türkiye’deki gibi yine bize sahip çıkabilecekler mi, diye düşünürken, Atina’daki ikinci gün öğleden önce kapımız çalındı ve aşağıdan abiler, “Abla bir paket bırakacağız.” dediler. Yukarı geldiklerinde ellerindeki kolileri gördüğümde ne diyeceğimi bilemedim.
O anda hissettiklerimi anlatmam mümkün değil.
Türkiye’de öyle bir hâle gelmiştik ki, en son Kurban Bayra- mı’nda öz kardeşim bile kendisine bir şey olur diye evime et getirmeye korkmuştu. Gerek Türkiye’de gerek Yunanistan’da abiler-ablalar bize öyle sahip çıktılar ki hakiki kardeşlerimin kimler olduğunu anladım.
Elhamdülillah, geç de olsa sizlere kavuştuğum için çok mutluyum.
Sebep olandan, emeği geçen abilerimizden-ablalarımızdan Rabbim kainattaki zerrat ve mürekkebat adedince razı olsun.
Mücrime bir bacınız.”
Hicretin yaralı yürekleri, şu içli mektubun sahibi gibi muhacir ve muhacireleri vesile yaparak istiyor ve dileniyoruz:
Ey Rabbimiz! Acının, ızdırabın kol gezdiği şu günleri bayram günlerine tebdil eyle. Sevinçlere, sevdalara vurulan prangaları çöz. Yakın zannettikleri kimselerden hasret kaldıkları sevgiyi gözyaşlarıyla yeniden yeşert.
Geçici bir sürçme yaşayan Anadolu insanını özüne döndür ve insanlığı yeniden yüreğine ilkâ buyur!
Bugün kardeşlerinin dertlerini ciğerlerinde hisseden; sahip olduğu ne varsa muavenet adına paylaşan, infak kahramanlarının ver- diklerini ahiretlerine azık eyle!”

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu