Haber

Gönül misafirliği | Deniz Han

 

Bu iş biraz fazlaca uzadı gibi,

Aylar, yıllar oldu görüşmeyeli.

Bence daha fazla uzatmayalım bu gidişi,

Dört duvar mı durduracak, bizdeki muhabbeti?

Yıllar var ki her bayram ayrı bir hüzün çöküyor yüreklerimize. Bayramlar neşe ve kavuşma günleri iken şimdilerde ayrılık acısının katmerlendiği, hasret dolu günlere döndü.

Analar evlatlarına, eşler kocalarına, sevenler sevdiklerine hasret… Ailece bir araya gelinebilinen bayram sofraları ise nadirattan oldu. Her ailede birileri ya içeride, ya gurbette ya da gaybubette. Bu arada bir de yitip gidenlerimiz var ki onlara kavuşmak çoktan mahşere kaldı.

Telefonların başında beklemekle geçiyor günler, duyabilmek için sevdiklerimizin seslerini, sayılı ve kayıtlı dakikalarda. Mutlu sayıyoruz kandırıp kendimizi, ‘iyiyiz’ dediklerini duyunca. Sıkış tepiş hapsoldukları koğuşlarda veya yapayalnız hücrelerde, iyi olamayabileceklerini bile bile. Açık görüş ise korona bahanesiyle yapılmaz oldu nicedir. Ve sarılamadık aylardır birbirimize.

Biz dışarda bu kadar yanarken hasretle, peki bir de içeride bin bir çeşit mağduriyet içinde nefes almaya çalışan binlerce mağdur, mazlum, mahpus ne yapıyordur acaba?  Giderek daha da yalnızlaşırken ve artık bayramlarda bile kavuşamazlarken sevdiklerine bir saatliğine bile.

Ve daha ne kadar devam edeceği de belli değilse bu sürecin…

Hele bir de müebbetse hüküm, sayılı gün bile yoksa ve ecele endeksliyse ceza…

Veya bir hücrede tek başına gün saymaktaysanız, kim bilir ne kadar zordur giderek zorlaştığı bu günlerde tutunmak hayata?

Dışarda binlerce vefalı dost da pek farklı sayılmaz aslında. Ellerinden bir şey gelmemesi ve bu zulme engel olamamanın acısıyla kıvranan nice sineler var, çaresiz.

Oysa, kırsak bu kısır döngüleri ve başlatsak artık, bayram vesilesiyle ‘gönül buluşmalarını’ iyi olmaz mı? Ne dersiniz?

Bakın, biz çoktan davetimizi yaptık:

Hadi, çıkın gelin, eskisi gibi,

Şimdiden adını koyalım. Bayramın ilk günü 10 gibi, Sonra da her ayın, ilk pazar günü. İyi mi?

Seversin, bilirim, kahvaltı muhabbetini,

Bekliyoruz. Servis başlar, sizin saatle 10 gibi.

Yalnız gelme. Topla gel, bütün ekibini,

Korkmayın, sormuyoruz kimsenin, iyi hal kağıdını veya GBT’sini. Doğrusu, merak ediyoruz. Kimlermiş, bu dostların, bu kadar kıymetli? Ne de olsa, pek sevmişsin ki, ayrılamadın gitti.

Kendinizi bir an o mağdur, mazlum, mahpusların yerine koyun. Düşünsenize birileri, hatta binlercesi, dışarda, ama yürekleri her daim sizinle. Sofralarında, sohbetlerinde bir kenarda

hep siz de varsınız. Ve hayaller kuruluyor kavuşulacak günlere dair.

 

Hazırlıklar yapılıyor, bayram sofralarında siz de gelecekmişsiniz gibi.

Tanıyan tanımayan herkes, her aile, yer açıyor sofralarında, sanki bu zulüm bitmiş de hep beraber olunmuş eskisi gibi.

Belki Almanya’da bir eve konuk olacaksınız bu bayram, belki Kanada’ya. Japonya’da bir aile bekliyor haftaya, sonra İsveç’te bir başkası. Hatta duyunca bu hazırlıkları, ev sahibi bir yabancı aile bile sıraya girmiş, yaşamak için bu civanmertliği.

Neyse. Biz kuracağız sofrayı, sanki sen gelecekmişsin gibi, Şimdiden sardı hepimizi, ne yapsak telaşesi,

Ne de olsa kolay değil ağırlamak, senin gibi birini,

Yoksa, başlarsın söylenmeye: “Bunun için mi çağırdınız bizi”

Modumuz belli. “Yensin, içilsin” her zamanki gibi. Çaylar  tavşan kanı, bardaklar ince belli.

Bilirim, seversin, sucuğu, menemeni,

Özlemişsindir diye, aradım, buldum. Hem de Ankara simidi.

Ve bir mahkum hayalini kurarak uyuyor ilk defa, ertesi gün konuk olacağı, belki de hiç tanımadığı bir aileye yapacağı ziyareti. Gözünün önüne geliveriyor, çoluk çocuğuyla yaşadığı son bayram veya bir aile misafirliği.

Ve aynı anda, aynı saatte, mekanlar ne kadar uzak olsa da, gönüller yakalıyor aynı frekansları ve aşılıyor dört duvar bir anda, gözler yaşarıyor karşılıklı.

Ümit doluyor her birerlerinin yüreklerine ve tarihin ilk ‘apaçık görüş günü’ gerçekleşiyor, yaptırılmayan açık ve kapalı görüşlere inat.

Demir ranzalar yerine, sıcacık kucaklar sarıyor ilk defa mahpus bebekleri. Veya 80’lik bir  dede konuk oluyor sofranıza veya gencecik bir kız veya bir delikanlı…

Dağılıyor garipliğin, yalnızlığın, unutulmuşluğun kasveti. Yerine ümit doluyor tekrar yüreklere.

Kopkoyu sohbetler başlıyor, dilsiz dudaksız.

Sohbet, güzel şey. Ehl-i Cennetin mesleği, Bizim de maksadımız, kıralım iki lafın belini, Sen de seversin zaten, konuşup dertleşmeyi.

Herşey gelir geçer. Hatırlar insan, tek, yenilip içileni.

Yepyeni dostluklar kuruluyor, tanımadan görmeden. Belli ki birkaç ziyaret sonrası artık kaynaşacak herkes ve adeta bir aile gibi olunacak.

Listeler hazırlanıyor, sıraya giriyor ev sahipleri ve mahpuslar işaretliyor takvimlerine heyecanla ziyaret günlerini. Bir şekilde ulaştırılıyor karşılıklı olarak randevu saatleri. Bayramla başlayan bu gönül misafirlikleri durmadan devam ediyor yıl boyu, yıllar boyu. Mazlumlar umut doluyor, gördükçe unutulmadıklarını ve ev sahipleri mutlu oluyor paylaştıkça kardeşlerinin dertlerini.

Ne dersiniz, siz de gönül misafirliklerinde almak ister misiniz yerinizi?

Neyse, uzatmayayım. Tekrar ediyorum avetimi,· Unutma sakın! Bayramın ilk günü iyi mi?

Sonra da her ayın, ilk pazar günü, saat 10 gibi.

 Hizmetten: Deniz Han

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu