Yazarlar

Gençler dinden uzaklaşıyor mu?

KONDA’nın Genel Müdürü Bekir Ağırdır, bir süredir T24’ün YouTube kanalında gazeteci Murat Sabuncu ile birlikte “Sayıların Dili” isimli bir program yapıyor. Uzun yıllardır anket işinde olan KONDA’nın çalışmaları, Türkiye’de toplum yapısını ve eğilimlerini anlamak için bulunmaz değerde. Zira bu türlü çalışmalar olmaksızın toplumdaki genel eğilimlerle ilgili konuşmak, sezgisel kalıyor. Ağırdır’ın sağladığı veriler, bizi daha akılcı bir noktaya götürme potansiyele sahip.

Geçen haftanın konusu, gençlerin dindarlığıydı. Ağırdır ve Sabuncu, KONDA’nın 2008 ve 2018’de yaptığı iki araştırmadan yola çıkarak gençlerin (18-29 yaş aralığı) dindarlığının nereden nereye geldiğini konuşuyordu. Farklı nesiller, aynı sorular.

İlk tespit, Türkiye’de seçmen nüfusunun yaklaşık 3’te 1’ini oluşturan gençler arasında günlük ibadetlerini yerine getirenlerin oranının azaldığıydı. Oruç tutanlar yüzde 74’ten 58’e, namaz kılanlarsa 27’den 24’e gerilemiş. Başörtülü genç kadınların oranı yüzde 58’den 50’ye düşmüş. Kendisini “dindar muhafazakâr” olarak tanımlayanlar eskiden gençlerin yüzde 25’iyken, şimdi 15’ine kadar inmiş.

Sansasyonel olsun, muhalifler hemen RT’lesin ve tıklasın diye pek çok haber kaynağı, bu görüşmeyi şu şekilde haberleştirdi: “Dindar nesil projesi çöktü, gençler arasında dindarlık azalıyor.” Bilhassa hem dindar hem de muhalif kimseler, Erdoğan’la dindarlığın azalması arasında bağ kurup, kendilerini rahatlatmış olabilir.

Gelgelelim, Ağırdır’ın konuşmasını dinlerseniz, meselenin sadece 2012’de Erdoğan’ın ağzından çıkan “dindar nesil projesi” ile ilgili olmadığını anlayabilirsiniz.

Ağırdır’a göre, dindarlığın gerilemesinin en belirgin sebebi şu: Metropolleşme. Türkiye bir iç göç ülkesi, özellikle de gençler için. Yerelde kendi kendini besleyen istihdam sistemleri gelişmediği için, gençler daha büyük şehirlere gidiyor, hem eğitim hem de iş fırsatları için. Bugün İstanbul’un nüfusunun genel nüfusun 5’te 1’ine yaklaşması sürpriz değil.

Gençler dinden uzaklaşıyor mu? 2

Bu metropolleşme – elbette sadece İstanbul’la kısıtlı değil – geleneksel taşradan farklı olduğu gibi, 1970’lerin 80’lerin şehirlerinden de farklı bir yapı. Ağırdır’a göre metropol öncesi, “monolitik (tekçi) kültür” idi, fakat artık bu yerlerde insanlar farklı kültürler ve ahlak biçimlerini bir arada barındıran bir ağ içinde yaşıyorlar.

İkinci bir mesele, İnternet. Onun da etkileri benzer. “Ahlakî ve kültürel referansların çoğu artık din değil,” diyor Ağırdır. Yıllarca konuştuğumuz “farklı fikirlerin bir arada yaşayabilmesi” meselesi artık bir zorunluluk. Çünkü metropolde aynı hayat tarzı etrafında örgülenmiş bir “mahalle” bile bulmak zor. Sosyal medyada her ne kadar kendi yankı odalarımızı oluşturup, sadece benzer fikirdekilerle etkileşim içinde olsak da, İnternet karşımıza neyin çıkacağını her zaman kestiremeyeceğimiz bir mekân.

Peki, bütün bunlar ne anlama geliyor?

Ağırdır’ın önemli bir tespiti var: Metropolleşme ve İnternet çağıyla birlikte geleneksel aile yapısı dağılıyor, mahalle ağı yok oluyor, dolayısıyla gelenekleri muhafazakâr bir alanda yeniden üretmek zorlaşıyor.

Artık gelenekler, dinî pratiklerin koruyucusu değiller. Bilakis, gelenekler hemen her gün yeni tıkanıklıklar yaşıyor. Değişip dönüşen hayatın içinde, geleneksel yapılar da – mesela akrabalık ilişkileri, komşuluk, mahalle baskısı – fonksiyonlarını yitiriyor. Tek bir kanaldan bilgi edinmek, tek bir “cemaat” içinde yaşamak geçen yüzyılda kalmış bir hayat biçimi.

Bu da, ayıp/günah kavramlarının farklılaşmasına yol açıyor, artık ortak ve tek bir ahlaktan bahsedemez hâle geliyoruz.

Gençler, önceki kuşaklara nazaran daha “çelişkili” bir hayat yaşıyor. Instagram’daki başörtülü kadın influencer’lar (bir çeşit alternatif moda ikonları) evvelden düşünülemez bir şeydi belki de. Dindarlığın ya da muhafazakârlığın önceki nesilleri alıkoyduğu şeyler, bugünkü kuşaklar için gayet olağan. Birçok kimse el yordamıyla, kendine yeni hayat biçimleri kuruyor.

Elbette “gençlere” bakan “yaşlılar,” bunu bir bozulma olarak yorumluyor.

Diyanet’in birkaç ay önce aile kurumunun önemine dikkat çekmek için topluma “internetle değil ailenizle vakit ayırın” mesajı içeren kamu spotları yayınlaması boşuna değil. Erdoğan’ın son aylardaki konuşmalarında en çok üzerinde durduğu konuların başında, “modern, yalnız hayat” eleştirisi var. “Geleneğin bekçileri” her yerde olduğu gibi alışkanlıkların değişmemesi için çırpınıyor.

Ama hayat, kendi gerekliliklerini dayatıyor ve dayatmaya da devam edecek. Türkiye’de dindar bir iktidarın yozlaşmasına tanık olan Müslümanlar artık seküler hayatı “ahlaksızlıkla” ya da “yalnızlık” ve “toplumsal çürüme” gibi kavramlarla eleştirecek konumda değil. Bilakis modern, Batılı hayat her zamankinden daha imrenilesi bir konumda.

Bilgi kaynaklarının çeşitlenmesi, insanları (bilhassa dindarları) daha önce karşılaşmadıkları zihinsel problemlerle karşılaştıracak. Farklı ahlakî yargılara sahip insanlarla dostluk ettikçe, kendi “hoşgörü” sınırlarımızı da test etmiş olacağız. “Farklı” kavramını yeniden tanımlamak gerekecek. Belki de kendimizi bir anda “farklı” kategorisi içinde bulacağız. Artık her günümüzü “çoğunlukta” olduğumuz ortamlarda geçirmeyeceğiz. Bu, Türkiye’deki hemen her kesimde kırılmalara yol açabilir.

Hele bir de şu son dönemde Türkiye’den çıkmak zorunda kalmış, “yabancı” yerlerde yeniden kök salmaya çalışıyorsanız, bu dönüşüm sizin için daha da sarsıcı olacaktır.

Bu noktada Bekir Ağırdır’ın metropolleşmeyle ilgili bir diğer tespitine göz atmakta fayda var: Lümpenleşme (bayağılaşma). Yani bir anlamda temsil ettiğini düşündüğü şeyin bir karikatürüne dönüşme.

Ağırdır, lümpenleşme kavramına atıf yaparken TV’lerde boy gösteren bir takım “vaizlerin” gençleri dinden soğuttuğunu belirtiyor. Nitekim “dindar nesil projesi” de genel kapsamı itibariyle bir grup yaşı başı almış, günün gelişmelerinden bîhaber insanın hiç tanımadığı gençleri, yalnızca kendi zihinlerinde tanımlanmış dinî değerleri yaşamaya çağırmaktan ibaret.

Gençlerin dindarlıktan uzaklaşmaları, yalnızca Türkiye’ye özgü bir olgu değil. Ortadoğu’da, yani Arap dünyasında da, dinden uzaklaşma yaygınlaşıyor. Bunu, yakın zamanda çeşitli Arap ülkelerinde görülen sokak hareketlerinin kültürel referanslarından da anlamak mümkün.

2011’de Mısır’daki, Tunus’taki gençlerin nasıl daha kozmopolit bir gündemi varsa, aylardır Irak’ta, Lübnan’da sokağı dolduran gençler de daha çok seküler değerlerden dem vuruyor. Din, birçokları için aileden başlamak üzere baskıyı, kısıtlanmayı, ikiyüzlülüğü, yolsuzluğu ve şiddeti çağrıştırıyor.

Bu hareketler, bugünden yarına toplumları dönüştüremeyebilir. Ama ABD’de Barack Obama’nın 2008’de Beyaz Saray’a yerleşmesini mümkün kılan toplumsal dinamiklerin 1960’lardaki sivil protestolarla başladığını söyleyebiliriz. Yani bugün “politik tavır” olarak önemsenmeyen hareketler, yarın bir siyasete dönüşebilir.

Gençlerin dinden uzaklaştığı, “dindar mahallelerde” yakın zamanda çokça tartışıldı. Ateizm ve deizmin yaygınlaştığı, gençlerin “dindar rol modeller” bulmakta zorlandığı konuşuldu. Dinî temsil iddiasındaki kimselerin çelişkili tavırları, iktidara gelen dindar grupların kötü sınavlar vermesi dile getirildi.

Buna ek olarak “dindar mahallelerin” önde gelenlerinin, içinde bulundukları politik kargaşadan ötürü gençlerin karşı karşıya oldukları problemlerle ilgilenmeyi öteledikleri söylenebilir. Ama bu iyimser yorum. Kötümser yoruma göreyse, bu kimseler zamanı ıskalıyor.

Her teknolojik sıçramayla birlikte toplumsal yapılar yıkılıp yeniden kuruluyor. Bu esnada insanların kimliklerini oluşturan yapıtaşları, yeniden yorumlanıp kendilerine bu yeni dünyada bir yer buluyorlar. Bu kaçınılmaz. Dönüşümü doğru anlayıp genç nesillerini travmalardan koruyabilen “elitler” gelecek adına doğru işler yapıyor demektir.

ABD, Kanada ya da bazı Avrupa ülkelerinde birkaç nesildir ikâmet eden Müslüman topluluklardaki değişimi izlemek, bu konuda ilham verici olabilir.

21. yüzyılda “din” ortadan kalkmayacak. Ama onu kimliklerimizin “sağlıklı, fonksiyonel” bir parçası kılmak, dindarların elinde: Günün ihtiyaçlarını doğru anlayarak, zamanın ve değişimin karmaşıklığına kulak kabartarak ve en önemlisi ötekileştirmeden, kırıp dökmeden, dinin vaat ettiklerine yaraşır bir temsille. Aksi hâlde dindar gençler, yaralı kimlikleriyle zor günler geçirecektir.

Kaynak : Tr724 | YAVUZ ALTUN

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu