Ey yetimler yetimi | İSMET MACİT

Yazar İsmet Macit

Gözyaşı vadisinde kurulmuş olan Mekke’nin Ebu Talip mahallesinde gece kuşlarına hıçkırıklarıyla eşlik eden bir kadın ağlıyor. Yavrusunu dünyaya getirmeye iki ay kadar bir vakit vardır ve alabileceği en acı haberi almıştır. Yavrusunun babası, gözünün nuru, biricik aşkı Medine’de vefat etmiştir. Çöl ortasında hayat arkadaşını kaybedip yalnız kalmasına mı yoksa Rabbinin emaneti yavrusunun bir yetim olarak dünyaya gelmesine mi ağlasın… Hangi acıya yanacağını bilmeyen bu kadın Zühre kabilesinden Vehb’in kızı, Abdulmuttalib’in oğlu Abdullah’ın eşi Hz Amine’den başkası değildir.

Daha hamileliğinde gördüğü rüyalar sayesinde karnındaki çocuğun asırlardır beklenen Zât olduğunu anlamıştır. Dünyaya geldiği anda şahit olduğu mucizeler ise bu durumu teyit etmiştir.

Efendiler Efendisi (sav) doğumundan sonra Beni Sad obasında süt annesi ile geçirdiği dört yılın ardından şehrine geri dönmüş ve biricik annesinin atmosferindeki günler başlamıştır. Kim bilir belki O (sav) babasını sormuş ve annesi ona babasının nasıl ahlaklı olduğunu, siret ve suret olarak yaratılışındaki güzelliği kaç kere anlatmıştır. Çocukluğunda babası rüyada gösterildi mi gösterilmedi mi bilemiyoruz. Değilse O (sav) babasını başka babalar üzerinde belki dedesinin simasında hayal etmiştir. Bazı rivayetlerde ise Mekke çocuklarının Efendimiz’in (sav) çocukluğunda onun yanında “baba” diye hitap etmemeye dikkat ettiklerini okuyoruz.

İşte bu babasız günlerin birinde Hz Amine’nin yüreğine eşinin mezarını ziyaret arzusu düşer. Hizmetçisi Bereke’yi ve ciğerparesi öksüzünü alarak Medine’ye gider. Orada yaklaşık bir ay kalırlar. Efendiler Efendisi (sav) yıllar sonra buraya tekrar geldiğinde çocukluğuna ait hatıraları sahabeye anlatacaktır.

Bir yetim, yüreği yaralı eş ve genç hizmetçi kadın tekrar yola revan olacak ve Damreoğulları’nın yaşadığı bölgeye yakın Ebva köyüne geldiğinde Hz Amine hastalanacaktır. Vefat edeceğini anlamıştı. Ahirete Medine’ye 180 km uzaktaki bu köyden yürüyecekti. Gözyaşlarını evladından saklayarak yanına çağırdı çölün yalnız çocuğunu. Öptü, kokladı bağrına bastı. Babasını görmemiş bu öksüz şimdi de yetim kalacaktı.

Rüzgârın çöl kumlarıyla söylediği hüzzam şarkıya Hz Amine’nin hıçkırıklı bir ağıt gibi söylediği şu sözler eşlik edecekti: “Ey mübarek çocuk! Ey dünyaya bulaşmadan bir konup, sonra uçup giden güvercin (Abdullah)’ın oğlu! Baban her şeyin sahibi ve her şeyi bilen Allah’ın yardımıyla oklarla kura çekildiği günün sabahı yüz güzel deve karşılığında kurban edilmekten kurtulmuştu. Eğer rüyamda gördüklerim çıkarsa sen bütün insanlığa gönderilecek ve helâlı-haramı öğreteceksin. İnsanları hakikate ve İslam’a ulaştıracaksın. Baban İbrahim’in dininde olacaksın. Allah seni bütün putlardan korusun. Senin davan insanlık durdukça devam edecektir. (Bu sözlerden sonra dedi ki;) Her diri ölecek, her yeni eskiyecek, her yaşlı dünyadan ayrılıp gidecektir. İşte ben de ölüyorum. Fakat adım ebediyyen kalacak. Çünkü arkamda hayırlı ve tertemiz bir evlat bırakıyorum.”

Köylülerin yardımıyla annesini toprağa veren badiyenin yetim çocuğu, bakıcısı Bereke ile birlikte Mekke’ye döndü. Artık O’na (sav) dedesi Abdulmuttalib bakacaktı. Genç yaşta kaybettiği biricik oğlu ve gelininin bu emanetine iki yıl baktıktan sonra vefat edeceğini anlayınca oğlu Ebu Leheb bu yetime bakma şerefini üstlenmek isteyecek ama Abdulmuttalib reddedecek ve “sen gadabı ve öfkesi olan birisin O’nu üzersin” diyerek emaneti yuvalarında sertliğin, haşinliğin, kabalığın değil merhamet rüzgarlarının estiği Ebu Talip ve eşi Fatıma binti Esed’e teslim edecektir. Bu aile bu yeni anne Efendimiz’e (sav) öyle güzel bakacaktır ki.. O dördüncü kızı doğduğunda bu merhamet abidesinin ismini verecektir. Evet ona Fatıma diyecektir.

Annesinden sonra annem dediği bu mübarek kadın yıllar sonra Medine’de vefat ettiğinde gözyaşı dökmüş, mezarına girip uzanmış ve gömleğini vererek “bunu ona kefen yapın” demiştir. Bu ilgiyi gören Hz. Ömer şöyle demişti: “Ey Allah’ın elçisi! Görebildiğim kadarıyla bu hanımefendiye gösterdiğiniz ilgiyi hiç kimseye göstermediniz hikmeti nedir ki?

O (sav) bu soruya şöyle cevap verdi:

“Ey Ömer! O, benim annemden sonraki annemdir. Ona, cennet elbiselerinden giydirilsin diye gömleğimi kefen olarak giydirdim. Kabir hayatı kendisine kolay gelsin diye kabrine indim. Ömer! O, benim annemdi. Kendi çocukları aç dururken, önce benim karnımı doyurur; sonra kendi çocuklarını doyururdu. Önce beni yıkar, giyindirir; sonra da kendi çocuklarını giyindirirdi. Evet, o benim annemdi.”

Kâinatın İftihar Tablosu’nun bu iltifatı sadece Hz Fatıma binti Esed’e değildi şüphesiz. Kıyamete kadar gelecek ümmeti içinde yetimlerin başını okşayan, onlara babalık ve annelik yapan merhamet abidelerineydi.

Ne mutlu zalimlerin zulümlerinden dolayı yetim kalmış yürekler için koşturanlara, ne mutlu öksüzlerin dertlerine merhem olmak için çırpınanlara…

Konu ile ilgili görüntülü sohbeti burayı tıklayarak izleyebilirsiniz

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...