Yazarlar

Ebu Cehil Sessizce Kur’an Dinlerken | Mithat Tayyar

Allah Resulü ‘ne peygamberlik gelmişti. Allah, ondan İslam’ı insanlara tebliğ etmesini istiyordu. Bir süre, yakınlarından başlayarak, insanları gizli gizli İslam’a davet etti. Daha sonra açıktan tebliğ dönemi başladı. Artık herkese açıktan İslam’ı anlatıyor ve Kabe’ye giderek orada namaz kılıyordu. Mekke’nin önde gelenleri ise bu olaya çok kızıyor ve onun her adımını takip ediyorlardı. Onun okuduğu Kur’an çok hoşlarına gidiyordu. Bu okuduğu şiir değildi, ama sihir gibi bir şeydi. Ebu Cehil ve Ebu Süfyan gibi Mekke’nin önde gelenleri Kur’an’ı dinlemek istiyor, ama diğer insanların bunu görmesinden ve İslam’a girmesinden korktuklarından oradan hemen ayrılıyorlardı.

Allah Resulü ’ne, gece namazları kendisine farz kılınmasından itibaren, geceleri kalkıp evinde veya evinin bahçesinde namaz kılıyor ve namazda Kur’an’ı sesli okuyordu. Öyle bir Kur’an okuyuşu vardı ki, adeta bülbüller bile susuyordu. Onun Kur’ân okuyuşu, bazen şafak atıncaya kadar sürerdi. Mekkeli müşrikler her ne kadar onun peygamberliğini inkâr etseler de güzel sesinden ve Kur’ân’ın cezbesinden kendilerini alamıyorlardı. Bir gece, Mekke’nin ileri gelen müşriklerinden Ebu Süfyan, Ebu Cehil ve Ahnes birbirlerinden haberleri olmaksızın evlerinden çıkmışlar ve Efendimiz’in evinin yakınlarına gelerek gizlenmişlerdi. Allah Resulü’nün Kur’ân okuyuşunu dinlemek istiyorlardı. Fakat bunu yaparken de kimseye görünmek istemiyorlardı. Gidip Efendimiz’in evinin etrafına oturdular. Her biri, diğerinin orada bulunduğunu bilmiyordu. O sırada Peygamber Efendimiz de evinde namaz kılmaktaydı. Gecenin karanlığında, yıldızların altında, içleri aydınlatan bir nur gibi güzel sesiyle açıktan Kur’ân okuyordu. Şafak atıncaya kadar onun Kur’ân okuyuşuna mest olarak, onu dinlediler, sonra oradan ayrıldılar. Yolda birbirlerine rastlayınca, birbirlerini ayıpladılar. Yazıklar olsun bize, biz neler yapıyoruz böyle, dediler ve:

“Artık bir daha buraya gelip Kur’ân dinlemeyelim. Eğer aramızdaki bazı beyinsizler bizi görecek olurlarsa kalplerine şüphe düşer.” dediler. Sonra da oradan ayrıldılar. Ertesi gece yine hepsi aynı yere gelip Peygamber Efendimiz’in evinin etrafında toplandılar ve Kur’ân-ı Kerim’i dinlemeye başladılar. Hepsi de: “Nasıl olsa dün sözleştik. Birbirimizi ayıpladık. Bugün gelmezler.” diye düşünüyordu. Şafak ağarıncaya kadar orada durdular. Tam evlerine gitmek için ayrılmışlardı ki yolda yine birbirleriyle karşılaştılar ve aynı davranışları tekrarlamamak üzere birbirlerine yeniden söz verdiler ve oradan uzaklaştılar. Üçüncü gece herkes yine aynı yere geldi. Ve yine Peygamber Efendimiz’i şafak ağarıncaya kadar dinleyip oradan ayrıldıklarında yine birbirleriyle karşılaşınca:

“Tekrar Muhammed’in evinin yanına gelip Kur’ân dinlememek üzere birbirimize yemin etmeden buradan ayrılmayalım.” diyerek yeminleştiler ve oradan ayrıldılar.

Evet, Kur’ân mucizeydi, çok güzeldi. Allah Resulü de güzel sesiyle onun hakkını veriyor, onu sesiyle güzelleştiriyordu. Onlar müşrik de olsalar Kur’ân’ın cazibesinden kendilerini alamıyorlardı. Bir çalgı aletinin usta ellere geçince, güzel notalarla sıralandığı gibi Kur’ân’da Efendimiz’in dilinden dökülünce etrafındakileri mest ediyordu. Bir de bu okuyuşu, hal ve tavrına aksedip, Efendimiz ahlakıyla Kur’ânlaşınca, etrafındakilerin yanında bir güneş gibi parlıyordu.

Hizmetten | Mithat Tayyar

Ebu Cehil Sessizce Kur'an Dinlerken | Mithat Tayyar 2
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu