,
Yazarlar

Dağınıklığa düşmeme | Osman Şahin

Ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: “İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık and içerim ki, ben de onları saptırmak için, senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulamayacaksın. (A’raf, 7/16-17) “. Şeytan insanoğluna olan düşmanlığının şiddetinden dolayı insanları Allah’tan (cc) uzaklaştırıp dalalete düşürmek için her türlü yolu kullanmaktadır.

Şeytan beşer tarihi boyunca edindiği tecrübelere binaen, işlerinde iyice profesyonelleşmiştir. Her insan için uygulayabileceği çok farklı stratejilere sahiptir. Soldan ne şekilde yaklaşacağı hususu esasen bellidir. Soldan yaklaşarak saptıramadığı insanlara ise sağdan yaklaşmaktadır. Sağdan yaklaşma hususunda kullandığı taktikler ise çok çeşitli ve genelde de pek iyi bilinmediğinden dolayı verdiği zararlar çok daha fazla olmaktadır.

Şeytanın sağ taraftan yaklaşması hususunda Fethullah Gülen Hocaefendi “Varlığın Metafizik Boyutu” adlı eserinde şöyle bir açıklama yapmaktadır: “Yani yaptıkları hayırların içine dahi şeytanlık karıştıracağım. Hasenâtlarını süslü-püslü göstererek yaptıklarını bulandıracağım. Bazen de, iyiliğe giden yolları onlar için kapamaya çalışacağım. Ve bid’atleri yaygınlaştırmak suretiyle dinin ruhunu onlara unutturacağım. Küçük bir âdâp dahi kabul edilemeyecek fiilleri, onlara din diye kabul ettireceğim. Onlar da dediklerimi yapacaklar ve dinin temel prensiplerini ihmal veya terkte hiç mahzur görmeyecekler.”

Şeytan hizmet insanlarını türlü türlü işlerle meşgul etmektedir… 

Şeytanın kullandığı taktiklerden bir tanesi de hizmet insanlarına bir takım meşgaleler bulmak suretiyle, onları asıl vazifelerini yapmaktan alıkoymasıdır.

Üstad Hazretleri biraderzadesi Abdurrahman’ı eda edeceği misyonunun bir varisi olarak görmüşlerdir.  O’ndan bahsederken “ gayet zekî, fedakâr, hem bir talebe, hem hizmetkâr, hem kâtip, hem evlâd-ı maneviyem” olarak bahsetmektedirler. Bu ağabeyimize Millet Meclisi’nde ve sağlık bakanlığında memurluk vazifeleri verilmiştir. Üstad Hazretlerinin  kendisine varis olacağı hususunda çok ümitler beslediği bu ağabeyimize verilen memuriyetler ve evlilik, potansiyel olarak namzet bulunduğu çok önemli hizmetlerden O’nu alıkoymuştur.

Şua’larda, Üstad Hazretleri dünyevi bir takım sıkıntıların bizleri meşgul edeceğine şöyle dikkat çekmektedirler: “Fakat yalnız bir cihet var ki, beni düşündürüyor. Nasıl bir parmak yaralansa göz, akıl, kalb, ehemmiyetli vazifelerini bırakıp onunla meşgul oluyorlar. Öyle de bu derece zarurete giren sıkıntılı hayatımız, yarasıyla kalb ve ruhumuzu kendiyle meşgul eder

Günümüzde de başlarına gelen hadiselerin etkisiyle hizmet insanlarının hayatları değişmiş, sahip oldukları imkanlar ellerinden alınmış ve zaruret içerisinde sıkıntılı bir hayatı yaşamak durumuna düşmüşlerdir. İster istemez, bu zorlu hayat onların kalplerini ve ruhlarını kendiyle meşgul etmektedir ki, bu durum onların asıl ehemmiyetli olan vazifelerini aksatmalarına yol açabilmektedir.

Bugün için, hizmet insanlarını meşgul edecek meseleler çok daha fazladır. Özellikle yaşanan süreçte maruz kaldığı zülümler ve mağduriyetler onları iyice hadiselerin içine çekmiştir. Görsel ve yazılı medayada konuşulan, yazılan bir çok konular ve olaylar dolaylı ya da dolaysız onlar hakkındadır. Böyle olunca bu hadiseler ve haberler sürekli olarak onları meşgul etmektedir. Hocaefendi bu durumdan olan rahatsızlığını bahsettiği bir sohbetinde, hizmetler ile ilgili yaşanan hadiselerin zihnini çok meşgul ettiğinden bahsetmektedirler. Konumuna binaen, böyle bir duruma düşmekten kendisi kaçınamasa da, hiç olmazsa hizmet insanlarının bundan kendilerini korumalarının ve meşgul olmak suretiyle kendilerini yapacakları hizmetlerden  alıkoymamalarının luzumuna vurgu yapmaktadırlar.

Bizler dosdoğru olacağımız âna kadar, başkalarının düzelmesini bekleyemeyiz…

Hocaefendi “Öze Bağlı Kalma Ve Dağınıklıktan Sıyrılma” başlıklı yazısında “Hariçte meydana gelen can sıkıcı hâdiseler ve maruz kalınan bir kısım musibetler bizi ciddi meşgul ediyor ve kendi değerlerimizden uzaklaştırabiliyor. Bu konuda kalb istikametini koruma adına dikkat edilecek hususlar nelerdir?” sorusuna cevap verirken önemli hususlara temas etmektedirler. “Her şeyden önce “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan, hidayeti tabiatınızın bir yanı hâline getirdikten sonra sapanlar size zarar veremez.” ayetinde ifade edildiği gibi, mü’minlerin iç dünyalarına yönelmeleri ve öncelikle onun ıslahı için çalışmaları gerektiğinin önemi üzerinde durulmuştur: “Eğer biz toplumsal bir huzur istiyorsak, öncelikle kendimizi düzeltmeye ve gerçek insanî seviyeyi yakalamaya çalışmalıyız. Çünkü biz dosdoğru olacağımız âna kadar, başkalarının düzelmesini bekleyemeyiz…

Fakat bütün bunlar karşısında Müslümanlara düşen, falanı filanı ta’n u teşni etmek yerine öncelikle kendileriyle meşgul olmak ve kendilerini düzeltmektir. Onlar başlarındaki zalimlerden şikâyet etmek yerine öncelikle, “Acaba Allah bu zalimleri niye bizim başımıza musallat ediyor?” diye düşünmelidirler. Çünkü onlar dosdoğru olacakları âna kadar, başkalarıyla uğraşmaları faydasızdır. ”

Yazının devamında Hocaefendi, bizler yaşadığımız hadiselerin şoku, tesiri ve meşgul etmesiyle, asıl meşgul olmamız gereken kendimizi ihmal edersek,  zamanla, Allah’tan kopabileceğimizden, kalbimizle Allah arasında bir kısım hüsûf ve küsûfları yaşayabileceğimizden bahsetmektedirler: “Manevî körlüğe maruz kalmış böyle birisi ise çok açık ve net görülebilecek hakikatleri dahi göremeyecek, doğru ve yanlışı birbirinden ayıramayacaktır. Bu itibarla da insan ruhî ve kalbî hayatı üzerinde hassasiyetle durmalı, Allah’la kendi arasına ne nefsinin, ne hayvanî hislerinin, ne kin ve nefretlerinin ne de daha başka mülâhazaların girmesine ve dolayısıyla tamiri imkânsız kopuklukların meydana gelmesine müsaade etmemelidir. O hâlde insana düşen vazife, yılandan ve çıyandan kaçarcasına bütün bu olumsuzluklardan uzak durmasıdır.”

Adanmışlar kendi meselelerine konsantre olarak dağınıklıktan sıyrılmalıdırlar…

Hocaefendi sürekli şer şebekelerinin ürettiği hadiselerle meşgul olmanın yol açabileceği hayati tehlikelere ise şu şekilde ışık tutmaktadırlar: “Eğer biz, kendi durumumuzu kontrol etmez ve durduğumuz yer ile durmamız gerekli olan yeri bilemezsek, bu defa başkalarının tavır ve davranışlarına göre yer ve yön değiştirmeye başlarız.

Haset ve rekabet duygularına yenik düşmüş iman ehli bazı kimseler bizim aleyhimize hareket edebilirler. Bazıları da inkâr ve ilhatlarının bir gereği olarak bize cephe alabilirler. Her iki kesim de bizim hakkımızda bir kısım komplolar tertip edebilir. Bunların hile ve entrikalarının farkında olmamız ve bunları savma adına makul ve alternatif stratejiler geliştirmemiz bir yana; eğer biz sürekli onlarla meşgul olur, onların yaşadığı paranoyaya iştirak eder ve hele atacağımız adımları ihtimal ve vehimlere göre atarsak, yukarıda zikredilen “Siz kendinize bakın!” âyetine muhalif davranmış oluruz. Neticede onların zararından kurtulamayacağımız gibi, kendimizi düzeltmeye ve yapmamız gerekli olan asıl işleri yapmaya da fırsat bulamayız.”

Hocaefendi meydana gelen hadiseler karşısında nebevi duruşun nasıl olması gerektiği hususunda ayrıca şu tesbitleri yapmaktadırlar: “Sözün özü, bizim asıl vazifemiz kendimizle ve kendi mefkûremizi gerçekleştirmekle meşgul olmaktır. Böyle yüce bir hedefin gerçekleştirilebilmesi için adanmışların dağınıklıktan sıyrılmaları gerekir.  Onlar himmetlerini, gayretlerini ve fikirlerini dağıtacak her türlü faktörden uzak durmalıdırlar. El-âlemin gerek medya yoluyla, gerekse daha başka platformları kullanarak ortaya attıkları yalan yanlış şeylerle meşgul olmamalıdırlar. Yer yer bu türlü şeyler onların uykusunu kaçırsa ve onlarda mukaddes hafakanlar meydana getirse de onlara asla yapmaları gerekli olan farzlar üstü farz vazifelerini unutturmamalıdır. Gönül erleri, bütün ruh güçleriyle ve bütün zihin fakülteleriyle kendi meselelerine konsantre olmalı ve hep o yolda yürümeye devam etmelidirler. Hz. Pir’in dediği gibi, iki elimiz var; dört elimiz olsaydı yine bu istikamette kullanmamız icap ederdi.”

Prof. Dr. Osman Şahin | TR724

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı