CUMA HUTBESİ | Ülfet, Tesbihat

Yazar Editör

HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG

Konu ile ilgili Ayet ve Hadis:

            وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا يَۤا أَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْرًا كَثِيرًا          

41-42 – Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin, O’nu sık sık anın. Sabah akşam O’nu takdis ve tenzih edin. (Ahzap Suresi: 33/ 41,42)

عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ سَبَّحَ اللَّهَ فِي دُبُرِ كُلِّ صَلَاةٍ ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ وَحَمِدَ اللَّهَ ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ وَكَبَّرَ اللَّهَ ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ فَتْلِكَ تِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ وَقَالَ تَمَامَ الْمِائَةِ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ غُفِرَتْ خَطَايَاهُ وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ (صحيح المسلم)

Her namazdan sonra otuz üç kere ‘Sübhânallah’, otuz üç kere ‘Elhamdülillah’, otuz üç kere ‘Allahu ekber’ derseniz tamamı doksan dokuz eder; yüzün tamamında da  ( Yüzüncüyü de) ‘Lâilâhe illallâh vahdehûlâ şerîke leh, lehü’l- mülkü velehü’l- hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr’ derseniz, günahlarınız denizin köpüğü kadar da olsa bağışlanır.” (Müslim, Mesacid, 146)

Aziz ve muhterem kardeşlerim; ülfet, ünsiyet ve duyarsızlığa düşmeden namazlarımızın sonundaki tesbihata devam etme hususu üzerinde duracağız.

Ülfet/duyarsızlaşma; insanın bir şeye karşı alışkanlık peyda etmesi, sağında, solunda, önünde ve arkasında gördüğü çok orijinal ve harika şeylere karşı lâkayt ve alâkasız kalması demektir.

Duyarsızlık, uzun soluklu ve sinsi bir hastalıktır; seyri yavaş olduğu için çoğu zaman farkına bile varılamaz!

Ülfet, duyarsızlaşma, günlük hayatın verdiği yoğunluk, aktüalite içine girip boğulma gibi pek çok sebeplerden dolayı, dinî hayatımız adına canlılık ve zindeliğimiz, şevk ve heyecanımız zamanla pörsüyebiliyor. Maalesef çoğu zaman bunun farkında bile olamıyoruz ve zamanla verdiğimiz tavizlerin altında kalıp ezilebiliyoruz.

“Taviz, tavizi doğurur” şeklinde bir ifade var. Bu ifade, ibadet hayatımız için de geçerli. İbadetlerimizden verdiğimiz tavizler, zamanla bizi ibadetsizliğe kadar götürebilir. Abdullah İbni Mübarek hazretleri şöyle demiştir: “Kim; dinimizde edebe dair meseleleri küçük görür ve terk ederse, sünnetlerden mahrum kalmakla cezalandırılır, yani bu insan zamanla sünnetleri de terk etmeye baslar. Kim sünneti hafife alırsa, farzlardan mahrum kalmakla cezalandırılır. Kim de farzlara karşı gevşek davranırsa, marifetten mahrum kalmakla cezalandırılır.”  Ömrünü ibadetle geçirmiş bir büyüğün şu sözleri de bu hakikati şöyle dile getiriyor: “Namazlardaki ihmal, tesbihata gösterilen ihmalle başlar.” Yani namazlarımızdaki ihmal zincirinin veya taviz zincirinin ilk halkası tesbihata gösterilen ihmalle oluyor. Buradan tesbihatın ibadet hayatımızda asla ihmal edilmemesi gereken bir ibadet olduğu açıkça anlaşılıyor. Ayrıca başka bir mana büyüğü, asrımızda bir mümin için asgari takva ölçüsünü verirken şu maddeleri sayıyor:

  1. Büyük günahları terk etmek
  2. Beş vakit namaz kılmak
  3. Namazların sonunda tesbihat yapmak.

Evet, insandaki canlılığın asıl merkezi, insanın içidir, gönlüdür. Namazlardan sonra yaptığımız tesbihat, bu canlılığı koruma adına çok önemli bir iksirdir. Peygamber Efendimiz, bir hadislerinde bunun önemini şu ifadelerle dile getiriyor:

“Kim her namazın peşinden otuz üç defa sübhanallah, otuz üç defa elhamdülillah ve otuz üç defa da Allahu Ekber der, yüzü tamamlamak için de: “Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerikeleh, lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve ala külli şeyin kadîr” derse, deniz köpüğü kadar hata ve günahı olsa bile bağışlanır.”

Evet, bu hadisten tesbitahın ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor. Biz, haklı veya haksız mazeretlerle maalesef bazı zamanlarda tesbihatı ihmallerimize kurban verebiliyor ve “ne de olsa tesbihatı yapmak sünnet diyebiliyoruz. Yapmasam da olur” düşüncesini bir taviz olarak değerlendirmemiz lazım. Çünkü insanın fıtratı buna çok müsait. Öncelikle tesbihatı terk eden, zamanla ikindi ve yatsı gibi namazların sünnetlerini, daha sonra da diğer sünnetleri terk edebilir. Ve bu durum insanı, zamanla -Allah korusun- namazdan tamamen uzaklaştırabilir.

Az önce okuduğumuz hadisi şerifte ifade edilen namazlardan sonra yaptığımız tesbihatın dışında bir de hepinizin bildiği “Namaz tesbihatı” diye meşhur, diğerine göre biraz uzunca olan bir tesbihat daha vardır. Bu tesbihat mana büyüklerimiz tarafından Kur’an ve hadis edalı tesbih lafızları bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Aslında kendimizi tesbih mevzuunda kısıtlamadan namazlardan sonra bu tesbihatı yapmamız çok daha bereketli olacaktır.

Tesbihattan sonra ellerimizi açıp dua etmemiz de çok önemlidir. Büyüklerimiz bunu yemeği yiyip de sonrasında gelen en güzel tatlıyı terk etmeye benzetiyorlar. Çünkü Efendimiz (SAV), namazlardan sonra yapılan duanın kabul olacağına dair müjde veriyor. Duadan söz etmişken şunu da ifade edip hutbemizi noktalayım: İçinde bulunduğumuz zaman dilimi, dünya çapında yaşanan hadiseler, bizim her zamankinden daha fazla dua etmemiz gerektiğini gösteriyor. Yüce rabbimiz; duaları kabul edilen masum ve mazlumlarla beraber bizim de dualarımızı kabul buyursun.

Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız

CUMA HUTBESİ Ülfet, Tesbihat

 

 

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...