CUMA HUTBESİ | Müminin Dayanak Noktaları

Yazar Editör

DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ

وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰى

“İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez.” (Necm Sûresi, 53/39)

Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, mü’minin dayanak noktaları olan iman-salih amel, Rahmet-i ilahî ve tövbe hakkındadır.

İlk esas iman ve salih amel

Her meselenin bir nazarî bir de amelî yönü vardır. Nazarî yönünde, anlatılan şeye inanmaya çalışırız. Temiz, safî inancımıza mâni olan hususları bertaraf etmeye, kanaatimizi dupduru bir hâle getirmeye gayret ederiz. Bu kanaatimizi mücerret, zayıf ve temelsiz bırakmamak için amellerimizle işin imdadına koşarız. Nazarî meseleler amelî olarak desteklenmezse zayıf kalır, kısa ömürlü olur, çabucak söner gider.

Allah’a inandığınızı mı söylüyorsunuz?.. Bunu sağlamlaştırmak ve pekiştirmek için yüzünüzün mütemadiyen Mevlâ-yı Müteâl’in kapısının eşiğinde olması gerekir.

Resûlullah’a mı inanıyorsunuz?.. Hakkında destanlar yazacak kadar O’na inansanız, fakat O’nun sünnetini kendinize rehber etmezseniz, o yolda bir müddet yürüseniz dahi bir gün inhiraf eder, yolundan ayrılır gidersiniz.

Öldükten sonra dirilmeye mi inanıyorsunuz?.. Delillerle, burhanlarla bu meseleyi takviye ettikten sonra, şayet amelle meselenin imdadına koşmaz iseniz bu dahi uzun ömürlü olmaz, silinir gider. Haşre inancı takviye edip güçlendirecek olan şey, yapılacak salih amellerdir.

Kur’ân, sık sık iman-amel beraberliğinden bahseder. İmanın ardından hemen amele vurgu yaparak bu ikisinin birbirinden ayrı olamayacağını salıklar:
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ٓي اَحْسَنِ تَقْو۪يمٍۘ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِل۪ينَۙ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۜ
“Biz insanı en mükemmel sûrette yarattık. Sonra da onu en aşağı derekeye düşürdük. Ancak iman edip salih amel işleyenler müstesnadır. Onlara ise hiç eksilmeyen bir mükâfat vardır.” (Tîn Sûresi, 95/4-6)

Görülüyor ki, bir insanın imandan sonra salih amel yapması şart koşulmaktadır.
Mümin, salih amelle cehennemden kurtulur, cenneti kazanır.
Salih amelle, kıyametin dehşet veren manzaralarından korunur.
Salih amelle, kabrini cennet bahçelerinden bir bahçe hâline getirir.

İkinci esas olarak;

Rahmet-i ilahî hem ilk hem de en son sığınağımız, dayanağımız, kurtuluş ümidimizdir. Rahmet-i ilahiyeyle haşirde kurtulacak; rahmet-i ilahiyeyle kabir koridorunu geçecek; rahmet-i ilâhiyeyle hesap cenderesinden çıkacak; rahmet-i ilahiyeyle Cennet’e vâsıl olacak ve yine rahmet-i ilahiyeyle Cehennem’den masûn ve mahfuz kalacağız inşallah.

أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي وَأَنَا مَعَهُ إِذَا ذَكَرَنِي

“Kulum beni nasıl zannediyorsa ben öyleyim. Beni nerede, nasıl anarsa öyle tecelli ederim. Kulum beni zannettiği gibi bulur.” (Buhari,tevhid 15,35)

Resûl-i Ekrem tatlı bir tabloda anlatıyor:

Bir kulun hesabı görülmektedir; defteri dürülür ve “Cehenneme sevk edilen kâfirler” güruhu arasında yerini alır. Ayakları birbirine dolana dolana cehenneme doğru sevk olunur. Bir aralık dönüp de hesabın görüldüğü yere doğru bakar. Rahim ve Rahman olan Rabbimiz “Sorun bakalım kuluma, niçin geriye baktı?” Melekler: “Niçin dönüp de hesap mahalline baktın?” deyince kul şöyle cevap verir: “Ben Rabbim hakkında böyle düşünmüyordum. Ben öyle düşünüyordum ki; ne kadar günahla gelmiş olursam olayım, haydi seni de affettim desin ve beni de Cennet’ine koysun…”

Rahmet ihtizaza gelir. Allah ferman eder: “Kulumun yüzünü Cennet’e çevirin.” Biraz evvel ayakları birbirine dolanarak yürüyen kul, Cennet’e sevk olunur.

Rahmet-i ilahiyeden ümit edelim ki o kul biz olalım. O kadar cürmümüze rağmen Cenab-ı Hak bizi de bağışlasın, iyi insanlar içinde, salihler arasında bu bendelerini de Cennet’ine koysun.

Müminin en mühim dayanağı, en kuvvetli nokta-i istinadı Cenab-ı Hakk’ın rahmetidir. Bu rahmetten zerre kadar ümidinizi kesmeyiniz. Cenab-ı Hakk’ın rahmetinden ancak kâfirler ümidini keser. Cürmünüze bakmadan gönlünüzü Allah’a verin. Sizi mahşerin dehşetinden, Cehennem’in dehşetinden kurtaracağına itimad edin ve Cennet’e koyacağına sağlam bir imanla iman edin.

Üçüncü nokta-i istinadımız tövbe …

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Mescide, Resûl-i Ekrem’i (sallallahu aleyhi ve sellem) görmeye bir kadın gelmişti. Allah Resûlü’nün meşgul olduğunu görünce kadının derdini ben dinledim. Kadın şöyle dedi: ‘Ben bir hata işledim ve zina ettim. Bu zinadan bir çocuk dünyaya geldi. Bu ayıbımı örtmek için çocuğun da canına kıydım. Benim için bir kurtuluş, bir çıkış yolu var mıdır?’

Ben, kadının bu sözlerinden çok memnun olmadığımı ifade ettim. Ona, Resûl-i Ekrem’in huzuruna böyle çıkmasının uygun olmayacağını da anlattım. Sonra namaz kıldık. O da bir tarafta kırık kalbiyle, mahzun gönlüyle namazını kıldı. Namazdan sonra Resûl-i Ekrem’in yanına sokuldum ve, ‘Ya Resûlallah!. Zina etmiş ve sonra doğan çocuğu da öldürmüş, peş peşe günahlar işlemiş bir mücrim geldi. Ben de ona, ‘Hiç bu hâlinle Resûl-i Ekrem’in yanına gelme!’ dedim.

Allah Resûlü buyurdu ki: “Ne fena söz söyledin ey Ebû Hureyre! Bilmiyor musun, Kur’ân, senin bu söylediğin günahları saydıktan sonra der ki; günah işleyen kimse tevbe eder, Allah’a tüm kalbiyle teveccüh eder, salih amel yaparsa Allah, onun sonsuz şer kabiliyetini hayır kabiliyetine çevirir. Amel defterindeki seyyiatı hasenâta dönüştürür. En kötü, en mücrim insanı, en masum, en saf hâle getirir…”

(Furkân Sûresi, 25/70) اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَاتٍۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا
Hemen yerimden fırladığım gibi kadının yanına koştum. Resûl-i Ekrem’in (sallallahu aleyhi ve sellem) dediklerini ona söyledim. Kadın, bir ‘Heeey!’ çekti ve secdeye kapandı. Anladım ki Allah’a rücu edip tövbe ediyordu.”

Bir başka rivayette şu anlatılır:

“Allah Resûlü bir gün mescitte oturuyordu. O sırada son derece yaşlı, ayakları, vücudunu taşımakta zorlanan, ihtiyarlıktan artık kirpikleri dökülmüş, görmekte güçlük çeken biri içeri girdi. Dizlerini, Resûlullah’ın dizlerine dayayıp oturdu ve şöyle dedi:
فَهَلْ لَهُ مِنْ تَوْبَةٍ؟ يَا رَسُولَ اللهِ، رَجُلٌ غَدَرَ وَفَجَرَ، وَلَمْ يَدَعْ حَاجَةً وَلَا دَاجَةً إِلَّا اقْتَطَعَهَا بِيَمِينِهِ،
“Gadretmiş, fısk u fücur yapmış, günah işlemiş, işi bitmiş bir yaşlı için tevbe var mıdır, ey Allah’ın Resûlü!”

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem): “Sen, ‘Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlullah’ diyor musun?” diye sordu. Adam, içinden gele gele kelime-i şehadet getirdi. Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlullah, dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Allah senin fücurunu da gadrini de her şeyini bağışladı.” buyurdu. Yaşlı adam için gençlik bağışlanmış, kapalı cennet yolu açılmış gibi olmuştu. Sanki ayaklarına ve beline bir zindelik gelmişti. Hemen Allahuekber deyip secdeye kapanıverdi.”

Bin türlü günah işledikten sonra yeniden O’na dönme duygusu ve düşüncesi içinizden silinmesin. Yolun neresinde olursanız olunuz; günahlarınız hangi seviyeye varırsa varsın, isyanlar sizi nasıl esir alırsa alsın şunu biliniz ki; günahlarınız ve isyanlarınız, O’nun gufran deryası içinde bir köpük parçasından ibarettir.

Kapısının tokmağına dokunduğunuz an, sizi bağışlayacağına itimat edin.

Tevbe duygu ve düşüncesini hayat yolunun hiçbir noktasında aklınızdan çıkarmayın.

Tarihin hangi vadisinde olursa olsun, sözü sohbeti, havası edası yerinde, kâmet-i bâlâsı mükemmel binlerce insan binlerce vadide, “Rabbim!” dediği an imdatlarına koşulmuş; “Festecâbe” ferman-i sübhânîsi ile onlara mukabelede bulunulmuş, günahları mağfiret olunmuş ve eski pâyeleriyle yeniden serfiraz edilmişlerdi.

Bütün bunlardan şunu anlıyoruz ki beşer nerede, ne zaman, ne yaparsa yapsın, yeter ki bütün kalbiyle yeniden Mevlâ’ya dönsün. Tıpkı bir ekin gibi eğildiği yerden tekrar doğrulsun… Doğrulsun ve Mevlâ’ya teveccüh etsin. Çamura düştüğünde üstünü başını silsin, yeniden huzur-u Kibriya’ya doğru koşsun. O, Rabbini daima Gafûr ve Rahîm olarak karşısında bulacaktır.

Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri, bizleri yolunda kararlı ve devamlı olan kullarından eylesin. Her türlü dehşetten kurtulmamızın vesilesi olan salih amelleri yapmaya, tevbe ile serfiraz olmaya ve rahmete bel bağlamaya bizleri muvaffak eylesin.

Kaynak: Gönül Nağmeleri HUTBELER kitabından alınmıştır.

MÜMİNİN DAYANAK NOKTALARI; HUTBE,08.12.23

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi

Privacy & Cookies Policy