Karanlık şehirlere ışık taşıyan yiğitler..
Hicret beldelerinde toprağa düşen yakın zamanda kaybettiğimiz: Ali Açıl Hacı Kemal Erimez, Yusuf Pekmezci, Arif Çağan, Ali Kervancı, Alaaddin Öksüz, İhsan Akdeniz ve ismini sayamayacağımız cömertlik kahramanı tüm mütevelli abi ve ablalarımıza…
Kötülüğün kararttığı vadilere iyiliğin ışıktan şualarını taşımaya yemin etmiş insan güzelleriydiler. Anadolu bozkırlarının mahcup evlatlarının toprak kokan ellerinden tutup okusunlar diye onlara bir baba şefkati ile sahip çıkan tepeden tırnağa yürek olmuş abilerimizdi onlar..
Hocaefendi’yi tanıdıktan sonra her ricasını emir telakki etmiş, verdiği hedef gösterdiği ufuklara kanat çırpmayı şeref bilmiş, ruhlarını iyilikle mayalanmış cömertlik kahramanlarıydılar…
Hz İsa’nın (as) havarileri neden büyüktüler? Zirveleri tutan Sahabe neden Kur’an’ın ve Efendimiz’in (sav) bunca iltifatına mazhar olmuştu? Ya Üstad hazretlerinin ilk talebeleri?
Onların büyüklüğü yokluğun hüküm sürdüğü; varlığın, zamanın rahmine dahi düşmediği günlerde adeta “gayba böyle iman edilir” dercesine kötülüğün hırıltısını kesmek, iyiliği el ele çoğaltmak ve organize etmek adına tüm varlıklarını ortaya koyup ömürlerini o yüce hakikate vakfetmeleri değil miydi?
Zordu ilk olmak.. İz olmak.. Yol olmak.
Gecenin çöreklendiği şehirlere ışık, ümitsizliğin insanların iflahını kestiği topraklara ümit sağanağı olup yağmak.. önünde elini tutacağın kimse yok ama arkanda elini uzatacağın kalabalıkların olduğu yolda soluksuz koşturmak..
Biz onların cömertlik hikayeleri büyüdük. Üniversite okuduğumuz yıllarda bırakın kollarıyla bakışlarıyla bizleri kucakladılar. Yürekleri ile örttüler üzerimizi. Gözyaşları ile suladılar çatlayan gönüllerimizi..
Babasız annesiz kaldığımız gurbet ellerde babamız annemiz oldular.. ben bir mütevelli abiler (ablalar) diyorsam siz bin anlayın… onlar ne güzel insanlardı dersem siz alıp sahabenin yanına havarilerin arkasına koyun.
Kazanırken paylaşmaya niyet ederek iş yerine giden, mallarına mülklerine Allah’ın emaneti nazarıyla bakan; akşam sofralarına oturduklarında “talebelerin sofrasında bu nimetler yok. Bunlar benim boğazımdan nasıl geçecek” diyerek ağlayan merhametin kristal heykeliydi onlar…
Ruhunu şeytana bende eylemiş bir asrın melekleşmiş iyilik savaşçılarıydılar. Menfaat duygusunun insan ruhunu esir aldığı ahir zamanda vermeyi paylaşmayı ahlak haline getirerek mallarını iyiliğin emrine veren, vermeyi öğreten ve onu hayat tarzı olarak yaşayan Allah’ın bu asra lütfu sahabe namzetleriydiler.
Zordur düşmanın kavi, dostun bivefa olduğu zamanlarda iyi insanlarla yol yürümek..
Ebu Leheblerin, yönettikleri şehir devletinin tüm imkanlarını ve güçlerini kullanarak Peygamber (sav) yolunun yolcularının yollarına dikenler serpip, ateşler yaktıkları zamanlarda çile yudumlayanlarla beraber olmak,
Tıpkı Ebu Muayt gibi deve işkembesini getirip (o çağın pisliklerini temsilen) mahzun Nebi’nin (sav) başına boca ederken ezilenlerin yanında olmak…
İnandığını yaşayan insanların öldüresiye dövüldüğü, işkence edildiği vakitlerde şehrin öteki yakasından koşup gelen ve “…sırf Rabbim Allah dediği için mi bu insanlara zulmediyorsunuz” diyerek devrin tiranlarına baş kaldıran Habibi Neccar olmak…
Bedir’de kutlu çadırın içinde; “Malımız malın, canımız canındır Ya Resulallah… Mallarımızdan istediğin kadar al. Aldığın mal bize bıraktığın maldan hayırlıdır Ya Resulallah…Emret Ya Resulallah atlarımızı Kızıldeniz’e, Gımad’a sürelim diyen Sa’d İbni Muaz olmak..
Tebük öncesi yapılan himmette nesi varsa getiren.. Ehline ne bıraktın diye sorulunca; “Onlara Allah ve Resulünü bıraktım deyip malının tamamını getiren Hz Ebubekir olmak..
İşte bu ağabeyler o çok sevdikleri Nebi ve sahabe yolunun yolcusu idi.. Kur’an’a sünnete; ve bunların tezgahında şekillenen Hizmete ve bânisi Hocaefendi’ye vurulmuşlardı.
Hizmet adına atılan ilk adımlarda hep onlar vardı..
Geçtiğimiz gün insanlık semasının mücella yıldızlarından Ali Açıl abi ayrıldı aramızdan.. Yakın zamanda; Yusuf Pekmezci, Ali Kervancı, Arif Çağan, Alaaddin Öksüz’ler burçlarımızdan kopan muhit bir taş bizi sarsarak düştüler toprağa…
Yeryüzüne dağılmış hizmet erlerinin yürekten okudukları Fatiha’lar ve hasret gözyaşları rahmet yağmuru gibi sağanak sağanak kabirlerine dökülüyordur..
Onlar Ateşîn bir yürekle, bir çağlayan gibi önce Anadolu’da sonra hicret beldelerinde hizmet ettiler. Hizmet nasıl edilir öğrettiler.. ve kabirleri ile hicret beldesini vatan eylediler..
Hz Halid’in (as) vefatından sonra onun için söylenen şu söz ne eksik ne fazla bu abilerimiz için söylense sezadır: “Aşe hamiden vemate fakiden…Şerefle yaşadı ve bizim kalemizden surlarımızdan kopmuş bir gedik gibi yeri doldurulmayan bir yitik olarak gitti.”
Fatihalarınızı esirgemeyin!
YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ
