Aktüel

Çeyrek asır önce atılan adımların meyvesi

1990’lı yılların başı… Hizmet’in, Avrupa’da yeni yeni filiz verdiği dönem. O yıllarda ‘gurbetçiler’ arasında iki akım var. Biri, holdinglere para yatırma. İkincisi, her grubun kendi camisini açması. Yüksek kar payı vaadiyle yüzlerce binleri varan Alman markı Konya merkezli holdinglere su gibi akıyor. Sadece 3 yakın akrabamın 500 bin mark (250 bin Euro) yatırdığını belirteyim. Hiçbir zaman ne kadar para yatırıldığını öğrenemedik. Yuvarlak olarak hesap 5-10 milyar Euro arası denildi. Ve her şehirde Türkler’in açtığı camiler. Hiçbir grup diğerinin camisinde namaz kılmaz. Hatta selam bile vermez. İşte böyle bir ortamda Hizmet, Avrupa’ya açılıyordu.

O yıllarda Hizmet’in omurgasını Avrupa’da yaşayan gurbetçiler oluşturuyordu. Vazifeli olarak gelenlerin sayısı iki elin parmaklarını aşmıyordu. Orta Asya’ya kolayca açılan Hizmet, Avrupa’da vize engeline takılıyordu. Bulunan çözüm, evlilik yoluyla oturum almak oluyordu. 90’lı yılların başında Mehmet Ali Şengül Ağabey’le Avrupa’ya yeni bir soluk geliyordu. ‘Samsunlu Hocamız’, cami açma yerine okul diyordu. Ve zinhar ne Hizmet’i ne de gönüllerini holding furyasına bulaştırıyordu. Yüzlerce bin marklık ‘rant’ teklifleri, elinin tersiyle itiliyordu.

Batı Avrupa’da ilk okulun açılması Ağustos 1993’de gerçekleşirken, ülke Danimarka’ydı. İlk engel aşılmıştı. Zira, o yıllarda Hizmet gönüllerinin kafasında okul modeli oturmuyordu. Dedim ya, ana omurga gurbetçilerdi. Neden biz de cami açmıyorduk? Hem masrafı daha azdı. Ama Hizmet’in kendine ait bir çizgisi vardı. Kıtalara göre nüans farkı olsa da, çizgi aynıydı. Danimarka’daki okulu diğer ülkeler takip etti. Türkiye’deki Hizmet modeli, dershaneler hariç Avrupa’da da yaygınlaşıyordu. Hedef kitlemiz, gurbetçilerdi. Doğrusu içinde yaşadığımız toplumla iletişimiz oldukça sınırlıydı. Alman, Danimarkalı, Belçikalı veya Fransız komşularımızla temasımız bir kuru selamdan öte gitmiyordu. Kapısını çalıp, evimizde pişen yemekten ikram etmenin henüz rüyasını bile görmüyorduk. Hasbelkader komşumuzdan ikram gelirse, ayıp olmasın diye kabul edip çöpe atıyorduk.

Her zaman olduğu gibi içine hapsolduğumuz kısır döngüden Hocaefendi’nin aksiyon almasıyla çıkıyorduk. Hocaefendi’nin, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı öncülüğünde başlattığı diyalog faaliyetleri kısa sürede Avrupa’ya yansıyordu. Önce Türkiye’nin değişik görüşte insanları bir masa etrafında buluşuyor, sonra bizzat Hocaefendi diğer din mensuplarının önderleriyle bir araya gelip bize diyalog modelini sunuyordu. ‘Herkesi kendi konumunda kabul etme’ ve ‘asimile olmadan entegre olma’ içine düştüğümüz kısır döngüden çıkmamızı sağlıyordu. Dün kapısını çalmadığımız komşumuzun, bugün nasıl bir fırsat bulurum da bir şeyler ikram eder, diyalog sağlarım düşüncesine bırakıyordu. Bizim bayramlarımız kadar içinde yaşadığımız toplumun dini günlerinde hediyeler ve ikramlar artık günlük yaşantımızın bir parçası oluyordu. Bir anlamda Hizmet içinde yaşadığımız toplumla, Türkler arasında köprü oluyordu. Birbirimizi tanıdıkça, farklılıkların zenginlik olduğunu görüyor, önyargı duvarlarını karşılıklı yıkıyorduk.

Bu satırları Almanya, Belçika, Hollanda ve Avusturya’da meydana gelen sel felaketinde arkadaşlarımızın Time To Help öncülüğünde çalışmaları yazdırdı. Daha ilk günden kriz masası oluşturuldu. İhtiyaç duyulan yerlere ekipler sevk edildi. Erkekler (abiler) fiziki işlere omuz atarken, kadınlar (ablalar) yaptıkları yemeklerle destek oldular. Dernek merkezilerimiz hem ihtiyaç malzemelerinin toplandığı hem de ikram yerleri oldu. Sahada 400 kişi ter döktü. Özellikle genç arkadaşlar, çamura boyanan elbiselerine inat bir mağdura yardım etmenin mutluluğunu yaşadılar. Yaşlı bir çiftin bodrumdaki 3 odasını 2,5 saat çalışıp temizleyen 10 arkadaşımıza, çiftin önce para teklif edip sonra karşılıksız yardım olduğunu söylediklerini duygulandığını… Felakette vefat eden yaşlı bir papazın sınırlı kişinin katıldığı cenaze törenine, bizden bir kişiyi davet edip görevli papazın ‘Sizin burada olmanız çok önemli ve anlamlı’ demesi… Polis ve itfaiye görevlileri dışında kimsenin girmesine izin verilmeyen felaket bölgesine Time To Help gönüllerinin açılması… Yetkililerin yaptığı toplantılara arkadaşlarımızın da davet edilmesi… Bunlar bize yansıyan sınırlı detaylar. Eminim sahada arkadaşlarımızın bizzat yaşadığı nice duygusal olaylar var. Zamanla onlarda yazılacaktır. Felakette 50’den fazla ev, dernek, işyeri ve okulu temizlemek takdire şayandır.

Mensubiyet enaniyeti veya sevdasıyla yazmıyorum ancak bir hakkı teslim etmek gerekiyor. ‘Başkaları için yaşamayı’ düstur edinenler, gittikleri her yerde kendini belli ediyor. Karşısındakinin kimliğine bakmıyor. İnsan olmak ortak paydamız yetiyor. ‘İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.’ hadisini rehber ediniyorlar. Çeyrek asır önce Hocaefendi’nin çizdiği rotada ilerlemenin hazzını yaşıyorlar. İnsanları kendi konumunda kabul edip, araya yıkılmaz köprü kuruyorlar. Batı Avrupa’daki sel felaketinde mağdurun imdadına koşan abla ve abilere şükranlarımı arz ediyorum.

 

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu