Yazarlar

Canlar Dudakta Beklenen Doğum…| İSMET MACİT

Ancak şefkat güneşinin aydınlatacağı kapkaranlık bir zaman…

Mazlumların iniltisinden, bebeklerin çığlığından, anaların ağıtından, mahzunların yarasından zevk alan tiranların yönettiği şehirde sancılar o kadar fazladır ki…

Sancının büyüklüğüne bakılırsa can dudakta beklenen müstesna bir doğum yaklaşmakta…

Fakir evlerin köşesinde kız doğuran analar içlerine hıçkırmakta… ağıtları yürekler yakmakta.

Vahşi bir adetin esiri olmuş babalar kızlarını kendi elleriyle kızgın kumlarda açtıkları çukurlara gömmekte… Nasıl bir vicdan tutulmasıdır ki cennet güllerinin boyunlarını kendi elleriyle kırmaktalar… Yaşı geldiğinde “kızı hazırla dayısına gideceğiz” diyen baba da onu ölüme hazırlayan anne de çaresizdir… ve “çöle inecek Nur’u” o nurun karanlıkları boğmasını beklemektedirler…

İnsanlığını unutmuş canlılar yürümekte şehrin sokaklarında… Göğüs kafeslerinde kalp yerine taş taşıyan, kadınları bir meta gibi alıp satan.

Kırbaçlar gezdirilmekte kölelerin yaralanmış sırtlarında. Organize olmuş kötülük, insanın insanlığın canını yakmakta… putlar üzerine kurulan menfaat şebekesi zayıfların cenazeleri üzerinde tepinmekte…

Hz. Cafer’in (ra) Habeşistan’da Necaşi Ashame’nin huzurunda yaptığı konuşma o yıllardaki insanlığın resmi gibidir:

“Ey hükümdar!  Biz cahiliye zihniyetine sahip bir kavimdik. Ağaçtan ve taştan yapılmış putlara tapar, kendiliğinden ölmüş hayvanların etlerini yer, kız çocuklarını diri diri toprağa gömer, insanlık dışı bütün kötülükleri yapardık. Akrabalarımızla ilgilenmez, komşu hakkı tanımazdık. Kuvvetli olanlarımız zayıflarımızı ezer, zenginlerimiz fakirlerin sırtından geçinirdi. Hak hukuk nedir bilinmezdi.” 

“Biz bu halde iken Allah celle, bizim içimizden asil soylu, doğru, güvenilir, iffetli olarak bildiğimiz birini peygamber olarak gönderdi. O bizi bir olan Allah’a inanmaya ve yalnızca O’na ibadet etmeye çağırdı. Atalarımızdan miras kalan putlara tapmaktan bizleri kurtardı. Doğru söylemeyi, emanete riayet etmeyi, akrabalarla iyi geçinmeyi, komşuları gözetmeyi emretti. Bütün kötülük ve günahları, kan dökmeyi, yalancı şahitlik yapmayı, yetim malı yemeyi ve namuslu kadınlara iftira etmeyi ise yasakladı.”

 “Biz de onu doğruladık ve ona iman ettik. Allah’tan ona gelenlere tabi olduk. Sadece Allah’a ibadet ederek O’na hiçbir şeyi ortak koşmadık. Onun haram kıldıklarını haram, helal kıldıklarını ise helal bildik. Halkımız bu sebeple bize düşman oldu, bize zulmettiler. Allah’ı bırakıp eskisi gibi putlara tapmamız ve önceden yaptığımız kötülükleri yeniden işlememiz için bize işkence ettiler. Hayat bizim için çekilmez bir hale geldi, dinimizi yaşayamaz olduk. Baskı ve zulümler dayanılmaz bir noktaya geldiğinde senin ülkene sığındık. Seni başkalarına tercih ettik. Senin himaye ve komşuluğuna can attık. Ey hükümdar, biz senin yurdunda hiç bir kötülüğe maruz kalmayacağımızı ümit ediyoruz.”

 Betha böyle karanlıkken Akif’in tabiriyle “ayın on dördü bir yetim çıkıverdi.” Evet siması da getirdiği ahlak sistemi de dolunay gibi parlayacak ve karanlıktan bunalan ruhlara fer olacaktı.

Yürüyen cenazelere adeta ruh üfleyecek, onları nurdan eliyle tuttuğu gibi esfel-i safilinden âlây-ı illiyyine çıkaracak ve insanlığı ruhunun ufkuna yükseltecekti…

O (sav) yeryüzünde şerefi, onuru, izzeti, haysiyeti temsil edecek ve insanoğlunu yaratılış gayesinin cadde-i kübrasına getirecekti.

O’nun (sav) doğduğu gün tüm insanlığın ortak bayramıydı adeta… Kız çocuklarının yanaklarına konan tebessümdü o.. Kız doğuran anaların kabul olmuş duası…

O (sav) geldi kâinat şenlendi…

O (sav) geldi mahlukatın değeri birden bine çıktı.

O (sav) geldi yeryüzüne can geldi.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu