Yazarlar

Boynu bükük kalan Kur’an | İsmet Macit

Mustafa Kabakçıoğlu Gümüşhane zindanından Rabbine yürüdü..

Vefat ettiği yer tecrit odasıydı.

Merdiven altına serilmiş eski bir yatak, boyaları yer yer dökülmüş duvarlar, soğuk ve soluk rengiyle buz gibi zemin, beyaz bir masa ve Mustafa’nın tabutu olan beyaz bir sandalye..

Boynu bükük kalan Kur'an | İsmet Macit 2

En çok dikkati çeken ise masanın üzerindeki Kur’an-Kerim’di. Hastaydı komiser Mustafa ve tecrit odasında kalacaktı. Yanına birkaç parça eşya alacaktı ama her şeyden önce Kur’an’ını bağrına basıp odasına yürüdüğü belliydi.

İşte o odada, yanıbaşında Kur’an’ı beyaz sandalye üzerine gözlerini sonsuzluğa dikmiş şekilde kavuştu Rabbine.

Boynu bükük kalan Kur'an | İsmet Macit 3

Şafak Türküsü’nde Ahmet Kaya’nın “…Geride masa üzerinde boynu bükük kağıt kalem” dediği gibi komiser Mustafa’nın okuduğu Kur’an yetim kalmıştı adeta masa üzerinde..

17-25 Aralık’tan sonra vatan evlatları bir bir tutuklanırken başka bir komiser “hatmim yarım kaldı” diye ağlıyordu.

Ve benim sevgili ülkem.. işte bu insan güzellerini incittiniz.

Ömrünü ülkesine ve insanlığa vakfetmiş , rüşvete bulaşmamış, meslek hayatı başarılarla dolu bu yiğitler çakallara boğdurulurken sen seyrettin.

On yıllardır gözyaşlarıyla sulanarak büyütülen çiçek bahçesini; kinleri, hasetleri ve kıskançlıkları yüzünden tarumar eden, postallarıyla laleleri, gülleri, krizantemleri çiğneyen, ellerindeki demir sopalarla çemenzârı harabeye çeviren zalimleri seyrettin, bakıp geçtin…

Boynu bükük kalan Kur'an | İsmet Macit 4

Şehrin öte yakasından koşup gelen ve “Rabbim Allah dediği için mi bunlara eziyet ediyorsunuz” diyerek acı bir çığlık koparan Habib-i Neccar olmak varken üç kuruşluk dünya menfaati için sattın kardeşlerini..

Zulüm gören, acı çeken, ülkesini terketmek zorunda kalan, zindanlarda ölüme terkedilen senin akrabandı, komşundu, arkadaşındı.. Hz Hüseyin’in yanında Hür bin Adam olmak varken sen, az bir menfaat karşılığı Hz Müslim bin Akil’in Ubeydullah canisi tarafından idamını mezar taşları sessizliği ile seyreden Kufeli olmayı yeğledin!

Hz Hüseyin’in üzerine 4 bin kişilik ordusuyla yürüyen Ömer ibni Sa’d’ın askerleri arasındaydın. Şemirler yürürken masumların üzerine Fırat olup kurumuş dudaklara bir damla su götürmek varken sen çöl ateşi olmayı tercih ettin.

Çarmıha gerilmek istenen Hz İsa’yı kurtarmak varken sen işlemediği suç kalmamış olan Barabbas’ı tercih ettin.. Suç örgütünün alçaklıklarına gözlerini kaparken masumlara yapılanlara sessiz kalarak bağırlarına hançer soktun!

Dün Halime bacılar, Halil İbrahimler, Zeki Komiserler, Sabri Abiler sıcak girdikleri zindandan soğuk cenazeler olarak çıktılar. Bugün ise Mustafa Komiser izbe bir zindan karanlığında öldürüldü..

Yazdığı dilekçe ve hatıralarında “…bize bu zulmü yapanlara şahsi haklarımı helal etmiyorum” diyordu. Bu sitemler seni titretmeli değil miydi?

Ahirete, haşre, mahşere, hesaba, inanıyorsan Mustafaların, zaliminlerin pençelerinde can vermeleri ve inlemeleri bir bıçak gibi yüreğine saplanmalı değil miydi?

Mustafa Komiser ardında gözü yaşlı bir eş ve üç evlat bırakarak er-geç herkesin gideceği ahiret yurduna göçtü…Şimdi ona zulmedenler ve bu zulme susarak destek verenler düşünsün!

Birgün mutlaka zalimin sesi soluğu kesilecek, Allah’ın adil ismi tecelli edecek ve hukuk içinde Mustafa’ların intikamı alınacaktır.

Rabbim Mustafa Komiseri şehitler zümresine yazsın. Kederli ailesine sabr-ı cemil lütfetsin…

Hizmetten | İsmet Macit

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu