Bir muavenet kahramanı: Hz Hatice (ranha) | İSMET MACİT

Yazar İsmet Macit

İlk Müslüman,

İlk eş,

İlk anne,

İlk tesellici,

İlk yardımcı,

Zorluk yıllarında müminlerin imdadına en önde koşan cömertlik kahramanı,

Tüm servetini Efendiler Efendisi (sav) Rabbini anlatsın diye ayaklarının altına seren dava kadını,

Allah’ın (cc) selam gönderdiği tüm Müslümanların annesi,

Cennetin seyyidesi, kadın efendisi…

Evet o Hz Hatice annemiz…

Mekke’nin en zengin kadınıydı. Evleri, kervanları, malıyla mülküyle adından söz ettiren seçkin bir kadındı. Ama onun asıl hazinesi iffetiydi, namusuydu, temizliğiydi ki onu daha İslam’dan önce bile “tahire” diye anıyordu Mekke…

Kendisi 40, Efendiler Efendisi (sav) 25 yaşındaydı. Kervanını Şam’a götürecek birini ararken Ebu Talip, yeğenini teklif etti. Hz Hatice bu teklifi düşünmeden kabul etti. Zira O (sav) daha nübüvvetinden önce bile ‘Muhammed-ül Emin’ diye anılıyordu.

Kervanı yolcu ederken Hz Hatice yardımcısı Meysereyi yanına çağıracak ve “gidip gelene kadar gözün üzerinde olsun” diyecek ve dönüşte yolculuk esnasında yaşananları anlatınca göklerde verilen karar gönlüne düşecek ve evlilik teklifi Hz Hatice annemizden gelecekti.

Hz Hatice annemiz iki çocuklu dul bir kadındı. Birçok teklif aldığı halde bu teklifleri reddetmişti. Allah onu, ruhundaki temizlik ve cömertlik hasletiyle geleceğe hazırlıyor ve nübüvvet gibi çok ağır bir yükü omuzlayacak müstakbel eşine yardımcı olarak kaderini yazıyordu.

Evlilik teklifi getiren onun arkadaşı Nefise binti Münye idi. Aralarında şu konuşma geçecekti:

“Ey Muhammed, seni evlenmekten alıkoyan şey nedir?
Elimde evlenecek kadar param yok.”
Eğer bu temîn edilse ve sen, mala, güzelliğe, şeref ve denkliğe dâvet edilsen icâbet eder misin?
Kimdir bu?
Hüveylid’in kızı Hatice
Ama, bu nasıl olabilir?
Orasını ben bilirim
O hâlde, ben de kabul ediyorum”

Tevazua ayrı bir derinlik katacak Kainatın İftihar Tablosu’nun (sav) düğün öncesi isteme ve düğünü alabildiğine mütevazi olacaktı.

Kararlaştıran günde Hz Hatice annemizin evinde aileler bir araya geldiler. Ve adet olduğu üzere erkek tarafından bir büyük konuşma yapacaktı. Ona babalık yapan Ebu Talip ayağa kalktı ve adeta Efendimizin hayatının özü olan şu konuşmayı yaptı:

“Allah’a hamdolsun ki bizi, İbrahim’in zürriyetinden, İsmail’in sulbünden, Maad’ın madeninden, Mudar’ın aslından yarattı. Bundan sonra asıl maksada gelir ve derim ki: Kardeşimin oğlu Muhammed bin Abdullah ki, akrabanız olduğu malûmunuzdur. Onunla Kureyş’ten hiçbir genç tartılamaz, ölçülemez. Şeref ve asâletçe, akıl ve faziletçe onların hepsinden üstün gelir.”

“Gerçi malı azdır, fakat mal dediğin nedir ki? Geçici bir gölge, bir perde, alınır verilir iğreti bir şey. Allah’a yemin ederim ki, bundan sonra onun mertebesi daha da büyüyecek, daha da yükselecektir.”

“Şimdi o, sizden kızınız Hatice’yi istemekte, mehir olarak da yirmi erkek deve vermeyi taahhüd etmektedir.”

Ve Mekke’nin maddi manevi en temiz olan kadını ile en güvenilir genci evlendi. Yuvaları cennet köşelerinden bir köşe olarak altı cennet meyvesi çocuk verdi. İlk çocukları Kasım uzun yaşamadı.

İlk kızlarına ise Zeynep ismini verdiler. “Babasının süsü” manasına geliyordu ismi. O (sav) kızına bu ismi vermekle o günlerde kız çocuklarını diri diri toprağa gömen karanlık zihniyete baş kaldırıyor ve “kız çocukları ailenin, toplumun ziynetidir” diyordu.

Efendimiz (sav) anneler annesi Hz Hatice annemizle 25 yıl evli kaldı. Bu sürenin son on senesinde O (sav) peygamberdi ve hakkı haykırırken, Rabbini anlatırken, Mekke tiranları ile mücadele ederken baş yardımcısı hep Hz Hatice (ranha) oldu.

Ve onu hiç unutmadı. Her fırsatta andı. Mekke fethedildiğinde kendisine nerede kalacağı sorulunca “Akil bize ev mi bıraktı ki” demişti. Mekke tiranları hicretten sonra Efendimiz (sav) ve müminlerin evlerine çökmüşler, satmışlar ve parasını aralarında taksim etmişlerdi. Bu zalimlerin metodu idi; elde ettikleri gücü masumlara karşı kullanırlar, onların mal ve canlarına kastederler… ve sanki kendi mallarıymış gibi onu temellük ederler. (Bugün Anadolu’da yaşananların o devirden bir farkı yoktur)

O (sav) “Akil biz ev mi bıraktı” dedikten sonra çadırının Hacun’da bulunan Hz Hatice annemizin kabrinin yanı başına kurulmasını emretmiş ve Huneyn harbine kadar yaklaşık iki hafta orada kalmıştı…

O bu kararıyla adeta Hz Hatice’ye sesleniyor; “zor günlerde, çetin zamanlarda ümmetime örnek olacak bir duruş sergiledin. Senin infakın, muavenetin, gayretin o kadar kıymetli ve gönlümde öyle mütena yerdeki eğer Mekke’de kalacak olsaydım kalacağım yer yine senin yanın olurdu” diyordu.

Dün Hz Haticeler servetlerini bu uğurda harcadılar bugün onu örnek alanlar yardımlaşmada, hayırda birbirleriyle yarışıyorlar.

Ne mutlu Hz Hatice gibi duruş sergileyenlere ve ne mutlu onlar gibileri örnek alanlara…

Konu ile ilgili görüntülü sohbeti burayı tıklayarak izleyebilirsiniz

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...