Bir günahkar sevdim | Mithat Tayyar’ın kaleminden…

Yazar Mizan

Tornacı Halil Bey, Antalya’nın Kemer ilçesinde yaşayan bir ustaydı. 2004 yılında, ben yirmi altı, o ise kırk yaşlarındayken, bir akşam sohbetinde tanışmıştık. Kısa boylu ve esmer tenliydi. Saçının büyük bir kısmı beyazdı. Konuşmasında hafif bir kabadayılık hissedilse de muhatabının gözlerine bakarak konuşması ve içten tebessümüyle kalplerde neşe bırakırdı.

Ben, kısa bir dini sohbet yaptıktan sonra ev sahibi çayları getirdi. Çayımızı yudumlarken, Halil Bey’i sohbete getiren Cihangir Bey ağır ve tane tane konuşmasıyla bizi tanıştırdı. İki yıl süren dostluğumuzda kendisinden hep saygı gördüm. Kendisini daha detaylı tanıdığımda, 12 yaşından beri her gün alkol aldığını öğrendim. Dini değerlerin çok az yaşandığı, dünyanın her şeyi ile insanlara güldüğü ve turizm cenneti olarak bilinen bir yerde yetişmişti. Öyle ki her sabah dükkânı alkolle açarmış. Her tarafı ezik olan arabasını gördüğümde, sebebini sordum arkadaşı Cihangir Bey’e.

– “Hocam arabasını o kadar çok çarpıyor ki artık yaptırmıyor.” demişti.

Beş haftadır görüştüğümüz Halil Bey, bir akşam, eski arkadaşları tarafından eleştirildiğini anlattı. Ve:

– “Neymiş efendim, ben alkolikmişim, sohbete gidiyormuşum, ne biçim insanmışım.” dedi. Ben:

– “Ağabey, sen ne cevap verdin onlara.” dedim.

– “Kardeşim, hasta olan doktora gider. Benim de bu sohbetlere ihtiyacım var. Ben de gidiyorum.” diye cevap verdi.

Bir yıl sonra Halil Bey ile beraber umreye gittik. Yaklaşık 15 gün orada kaldık. Bu sırada ağzına bir damla bile alkol koymadı. Önce Medine’ye gitmiştik. Peygamber Efendimizin mescidini ve yaşadığı diğer mübarek mekanları ziyaret ettik. Ziyaret ettiğimiz yerlerle alakalı bilgi verirken Halil Bey dikkatli bir şekilde anlatılanları dinliyor ve gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Mekke’ye gittiğimizde de durum farklı değildi. Çölde kalmış, sıcaktan içi kavrulmuş ve bu sebeple susamış bir insanın suyu kana kana içtiği gibi bu maneviyat ikliminde iç muhasebesini yapıyordu. Derken ayrılık vakti geldi ve Antalya’ya döndük.

Umrede iken birikmiş olan işlerimi yapmam iki hafta kadar sürmüştü. İşlerim bitince Halil Bey’in iş yerine gidip onu ziyaret ettim. İşyerinde Halil Bey nerede diye sorduğum kişi tebessüm edince onun Halil Bey olduğunu ancak anlayabildim. Esmer olan Halil Bey alkolü bırakınca bembeyaz olmuştu. Gülerek devam etti sözüne:

– “Hocam şaşırmana gerek yok. Beni 20 yıllık arkadaşlarım da tanımadı.” Gülüştük.

Bir süre sonra ben Kemer’den ayrıldım. Antalya’da işe başladım. Bu arada Halil Bey tekrar alkole başlamış. Maalesef alkollü iken yaptığı bir kaza sonucu vefat haberini aldım.

Evet bırakamamıştı alkolü. Çok üzüldüm ardından ve ağladım.

Sonra aklıma teselli mahiyetinde, saadet asrında yaşanmış bir olay geldi.

Nuayman, ikinci Akabe Biatı’na katılmış ve Bedir, Uhud, Hendek başta olmak üzere bütün gazvelerde bulunmuş birisi. Allah resulünü hiçbir yerde yalnız bırakmamış. Arkadaşları arasında aşırı derecede şakacı olmasıyla öne çıkmış ve Allah Resulünü de yer yer tebessüm ettirmiş. Ama gelin görün ki, cahiliye döneminde alıştığı alkolü, yasaklandıktan sonra bir türlü bırakamamış. Efendimiz bu sebeple birkaç defa Nuayman’a şer’i cezayı tatbik etmiş. Bir keresinde cezayı tatbik eden arkadaşlarından birisi ona “Allah sana lanet etsin.” deyince, Peygamber Efendimiz, ortama müdahale etmiş ve “Kardeşinize karşı şeytana yardım etmeyin. Ona böyle demeyin. O, Allah ve Resulünü sever.” buyurmuşlar.

Nuayman, Allah ve resulünü seviyordu, ama cahiliye döneminde başladığı bu kötü alışkanlığı peşini bırakmamıştı.

Evet ben bir günahkarı sevdim. Ama işlediği günahını değil. Rabbim tövbesini kabul etsin ve cennetine koysun. Ayrıca hangimizin günahı yok ki. Ne yapalım herkes güzel ortamlarda yetişmiyor. Bizim vazifemiz, Müslüman olsun, gayri Müslim olsun insanların hata ve günahlarını görerek onlardan uzaklaşmak değildir. Doktorun vazifesinin, hastanın yaralarından tiksinerek ondan uzaklaşmak olmadığı gibi. Hatta tam tersine, hastanın yaralarının derinliği ölçüsünde ona en güzel şekilde yaklaşmalı ve çok hassas davranmalı. Gerekirse ona acı vermemek için anestezi vererek cerrahi müdahalede bulunmalıdır. Şayet hastanın, yapılacak tedaviden bir korkusu varsa gerekirse psikolojik müdahalede bulunmalı ve tedaviye ikna etmelidir.

Günümüzün hizmet erleri de herkesi konumunda kabul ederek her türlü insanla (kimlik ayırımı yapmadan) oturup kalkabilmeli. İnsanlara karşı da alabildiğine hassas olmalı ve onları incitmeden yol gösterebilmelidir. Unutmamak gerekir ki, ruh ve gönül, bedenden daha hassastır.

Yorum : Mithat Tayyar

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...