Yazarlar

Ben bir Eylül, sen Haziran!| Nedim Hazar

Yine Eylül’e dayandı hayatımız. Ve ben her Eylül bir yazı yazamasam kendimi eksik hissederim. Bu ayın bitmesine epey var gerçi ama yazmak nasip olur mu emin olamadım. Bu nedenle geçmişten bir Eylül yazımı ödünç aldım. Tekraren okuyacakların bağışlamasını istirham ediyorum…

Mevsim Eylül dedi mi, ayaklanır hislerim…

Serin bir mağara gölgesinde sabır taşı çatlatacak kadar dingin ve sakin damla damla biriken billur pınarlar gibi parıldar derinlerimdeki duygularım. Ve ben her Eylül ayrılıkları hatırlar, tekrar kanarım.

Gerçi ayrılıklar artık eskisi kadar hasar veremiyor bana. Belki bünye alışkanlık yaptı, belki kabullendi asi ruhum.

Asla şikâyetçi de değilim aslında. Çünkü her giden bir boşluk bırakırken ardından, yeni ve -kalışlar kadar olmasa da- güzel hasletlere gebe bırakabiliyor bellekleri.

Sözgelimi hayaller ile sıkı fıkı oluyor sevdalı insan. Ducasse’nin Moldoror’u, Atay’ın Olric’i gibi kendine musahhar bir hizmetkâra dönüşebiliyor hayaller.

Ben bir Eylül, sen Haziran!| Nedim Hazar 2

Ve bilir misin; hayalin kadar randevusuna sadık kimse yoktur. Ne zaman gözümü kapasam karşımdasın.

Biliyorum en fazla bir ömürlük uzunluğu olacak bu hasretin. Böylesi bir sevdaya, bir ömür, mesafe mi yani?

Sonra… Sonra teselliler anlamsızlaşıyor mesela… ‘Hayat devam ediyor’ sözü de tam olarak doğru değil, hayat hasrete dönüşüyor, bir noktadan sonra.

Şu doğru olabilir belki; sevdayı hayata dönüştürebilirsen devam eder ancak ve o zaman boyu kısa gelir ömrün, ürkütücülüğü kalmaz ölümün. Bir de zorluğu var tabii ayrılığın.

Gidişin bana başka yeni meziyetler kazandırdı. Sözgelimi yine; hayallerden yeni hayatlar inşa edebiliyorum artık. Umudun harcıyla karıyorum hasreti, içine bol miktarda gözyaşı döküyorum, mermer gibi sağlam yeni hayallerim oluyor. Büsbütün kötü değil hani.

Bir duvarını mutlaka eksik bırakıyorum hayallerimin, bir gün döneceksin umuduyla.

Sonra yorgun düşüyor ve ‘bırak’ diyorum, ‘bırak aramıza yalnızlık girsin!’

Ve sen… Benden uzakta, ola ki gezinirken bir yerlerde…

Yorgun bir düş görürsen, bil ki benden düşmüştür.

Eylül geceleri tuhaf oluyor, Eylül sabahları uzak…

Ezanlarla beraber bekliyorum seni, aynı kararlılıkta ve aynı karanlıkta.

Gece ki, en çok hüzün damlatıyor tavan çatlaklarından…

Bir kalemde siliyorum gözyaşlarımı.

Bir kalem de unutturmuyor seni.

Bir şair geliyor sonra başucuma, yastığımın altına iliştiriyor bilmediğim kelimeleri: “Yaşamak… Ne acayip iştir ki… Bu ne mene gidiştir ki…” Fırlıyorum kalk borusunu duymuş siper süvarisi gibi; “He he hey de Tarantababu He he hey, yaşamak ne güzel şey!”

Bölüyor paslı bir bıçak gibi gecelerimi şair…

Yüzeyinde gölgeler besleyen duvarlarda cansız yatıyor elbiselerim.

Gülüşün geliyor yine, eski bir çaydanlığın eğimli burnundan tüten bir süt buğusu gibi kıvrılarak süzülüyor odama…

Bana ‘nasılsın’ diye sorma, ağlıyorum yine!

Karanlıktan korkmuyorsam, hayalinle olduğum içindir.

Gitmen ‘olmaman’ demek değil, kalırken olmayanlara nasıl anlatayım ki bunu?

Zaman çok zalim; haftalar, aylar, yıllar… Sırayla ısırıyorlar… Ne çok zehir varmış saatin akrebinde?

Ayrılık anlaşılır bir şey, mesafelere de… Mesafeyi merhametsiz yapan sevdanın büyüklüğü..

Ne kadar uzaksan o kadar yakınlaşmam lazım kendime, bunu temrin olarak belledim. Bir dua bırak mermer avlusuna güzergâhının, belki bir garip yolcu susuzluğunu giderir!

Acı büyütmüyorsa ruhumuzu anlamı kalır mı yaralarımızın? Ve gerçeğe yaklaştırmıyorsa bizi günahlarımız, neye yarardı ki gözyaşlarımız!

Sonra soğuk terler dökülüyor duvarlardan…

Bir sela sızıyor rüyalarımdan, avuçlarımda ettiğim duaların sızısıyla uyanıyorum.

Bak şiir yazdırdı bana yokluğun, her nakaratı suskunluk.

Böyle sulu sepken ağlamak için, yağmurlar gibi Eylül’ü mü beklemeliydim!

Kaynak:Nedim Hazar | TR724

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu