,
Kürsü

Beklenen Gençlik (1)

Yıllar var ki, gözlerimiz yollarda ve geleceğin hülyâlı mâvilikleri içinde varlığı en temiz ruhlardan daha temiz, düşüncesi çağın bütün problemlerini çözecek kadar güçlü, sînesi meleklerin gönülleri kadar yumuşak ve iradesi cehennemler karşısında dahi “pes” etmeyecek kadar sağlam, ideal bir nesil bekleyip durduk. Hakk’ın inayetinin temsilcisi, böyle bir neslin geleceğine dair ümidimiz olmasaydı, upuzun bir boşluk döneminde ye’se kapılmadan, çözülüp dağılmadan varlığımızı sürdürmemiz mümkün değildi. Nebilerin vadinde, velilerin sırlı ifadelerinde onunla tanıştıktan sonra, her gece düşlerimizde onunla selâmlaştık, her gün hülyâlarımızda onunla coştuk ve geldik bu günlere ulaştık.

Çehrelerinin akı, kurtuluş günümüzün sabahı bu ay yüzlüler, hayallerimize girecekleri âna kadar gündüzün geceden farkı yoktu; bizler de bu karanlık âlemin uyur-gezer hayaletleriydik. Şafaklarımız onların emareleriyle tüllenince, daha çok bir mezarı andıran bu düşkünler diyarı da güllerle, çiçeklerle kızarmaya başladı. Eğer bir muhalif rüzgâr esmezse, onların ağızlarının suyuyla bir gül bahçesine dönen yamaçlarımız, gelecekte bütün insanlık için, ruhun, manânın tütüp durduğu, dolayısıyla da huzûr ve itmi’nanın soluklandığı, ötelere açık tenezzüh yerleri haline gelecektir.

Geleceğin dünyâsı onlarla o kadar aydınlıktır ki, o aydınlık çağa göre ay, ancak bir zerre, güneş, o devrin kutlularının geçtikleri yerlere ışık saçan bir kandil, varlık bu iklîmde, okunaklı bir kitap ve muhteşem bir meşher, dörtbir yanda duyulan nağmeler de peygamber kardeşliğine namzet bu kudsîlerin dokunaklı sesleridir.

Onların yaşadığı zaman diliminde söz pazarları bulaşıklardan temizlenir; azgınların ağızlarına gem vurulur, bütün başıboşların ipleri çekilir.. söz, söz sultanlarıyla buluşur, tanışır ve âlem onların soluklarıyla dolar-taşar.

Evet, onlar, bir kere İsrafil gibi sûra üfleyince, birkaç asırdan beri kendilerini ölüm uykusuna salmış ne kadar uyur-gezer varsa birdenbire dirilecek.. o güne kadar rüyâlarla teselli olan bütün bahtsızlar uyanacak; şurada-burada hırıltılarla dolaşıp duran ve şeytanın ümitsizlik bestelerini seslendirenlerin de sesleri kesilecektir.

Onlar, bütün peygamberlerin mutlak vârisi, insanlığın iftihar tablosu Nebiler Sultanı’nın da en has mirasçıları olduklarından, bir manâda, tıpkı o ufuk insan gibi, Âdem Nebi’den sadakat ve vefâ, Nuh peygamberden azim ve kararlılık, Hz. İbrahim’den hilm-u silm ve teslimiyet, Musa (as)’dan mücâdele ve fütüvvet, Hz. İsa-Mesih’ten mülayemet ve müsamaha tevarüs etmişlerdir.

Dünden bugüne bu vasıflardan sadece birkaçıyla bile çok ölü gönüller dirilmiş ve çok ümranlar kurulmuştur. Bunların bütününün bir anda ve bir kadroda bulunması, vesilelik açısından yeni bir “ba’sü ba’de’l-mevt” için öyle müthiş bir kuvvet kaynağıdır ki, bu kaynağı temsil edenler, bugün olmasa da yarın, zirveleri tutup insanlığın kaderine hükmedebilirler.. elverir ki, Cenâb-ı Hakk’la, aralarındaki mîsâkı bozup çeşit çeşit inhiraflara düşmesinler…

Evet, bugün insanlık yeni bir kurtuluş bekliyor. Öyle anlaşılıyor ki, dünyâ çapındaki bu büyük işi gerçekleştirecek yegâne güç de çağımızda, Hakk rahmetinin temsilcileri sayılan peygamber vasıflarıyla serfirâz bu altın nesil olacaktır ve ilklerinkine yakın bu şeref berâtının sonu da bunların ünvanlarıyla mühürlenecektir.

Yer yuvarlağı onların çevkanlarının ucunda, yaratılış gâyesine uygun çizgiyi bulacak ve felek onların destanlarını mırıldanıp duracaktır. Bunlar sayesinde yeryüzü, son bir kere daha bilgisizlik ve görgüsüzlükten arındırılacak; küfür ve dalâlet, cehâlet ve hayâsızlık Kaf dağının arkasına atılacak ve öteden beri, sâlim düşüncenin değişmez, tükenmez kaynağı ve Kudret-i Sonsuz’un en son mesajı Kur’ân, bütün ışık tayflarını sanat ve ilimlerin önüne sererek, sanatkâr ve ilim aşıklarına onların mübarek gayretleri içinde iman ve ma’rifet zevklerinin en erişilmezlerini duyuracaktır.

Yaşlı dünyâ ve kaddi bükülmüş insanlık onlar sayesinde, ruhu kendine has çizgileriyle, düşünceyi ötelere ait derinlikleriyle, iradeyi o baş döndürücü çap ve çalımıyla, son bir kere daha görüp tanıyacak, müşâhede edip anlayacaktır.

Ey, henüz ufukta küçük bir belirti iken, gönüllerimize ışık ve ümit salıp, dillerimizin bağını çözen mukaddes nesil ve ey mübârek solukları, asırlardan beri ciğeri yanmış sevdalıların merhem ve tiryaki nurlu gençlik! Kalk, seninle temsil edilen manâdan gözlerimize ışıklar çal ve yalancıların mumlarını söndür! Kalk, hasretle yolunu bekleyenlerin, hicranla inleyenlerin âhlarını dindir! Kalk ve arslanlar gibi öyle bir kükre ki, çakallar bir daha görünmemek üzere inlerine girip saklansınlar ve yedi cihan senin velvelenle dolup taşsın! Kalk, Yaratan aşkına, gençliğinin hakkını ver ve karakuralara kendini ispat et! İspat et ve aç herkese sîneni açabildiğin kadar; kalmasın kinin, nefretin bozguna uğramadığı bir tek yer! Öyle insanca davran ki, yılanlar, çıyanlar bile utanıp deliklerine girsinler! Kalk, önümüzü kesen ve istikbal adına endişelerimizi sarsan, ne kadar karanlık düşünce, sis ve duman varsa, hepsini elinin tersiyle bir tarafa it ve bize, aşk, ümit ve mürüvvet neşideleri söyle! Söyle ki, artık kabuslu rüyâlardan ve baykuşca çığlıklardan usandık!

Sızıntı, Nisan 1990, Cilt 12, Sayı 135 M.Fethullah Gülen

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı