Yazarlar

Baharı Zorlayanlar | Safvet Senih

Şerefli bir mazinin enkazı karşısında, göze çarpan izler ve hatıralara bakıp bakıp insanın içinin kan ağlamaması elden gelir mi?

İşte zirve ve işte dibe çöküş… Yaşanmış tertemiz bir insanlık şahikasından sonra bu çirkefe bak da arkasından ağıt yakma… Âlem-i İslam’ın başı bayraktar cetlerimizin hain darbeler altında yere serilişini gör de vicdanın kaynamasın, boğazına hıçkırıklar bağlanmasın… Gerçeklerin soğuk yüzleri ve bin inkisar döken düşman planları, dizlerinin bağını çözmesin.

Açılsın da hayaline bin manzara, adım adım cetlerinle ot sırtında koş, güneşin doğduğu battığı diyarlara… Sonra geri çekilişleri gibi kendine gel de herşeyi içinde duyarak iklim iklim mevsim mevsim, don ağla, yan ağla istersen hayalinde bir devir daha aç ve tekrar bir daha dalaş… Ya sonra dön içine, göm kafanı gönlüne, Nafile… İster koca bir tarihi deş ağla, eş ağla…

Şimdi kalbin gibi yaralı koca Âlem-i İslam’ın tozlu hatıralarını silkeleyip bul mefahirini. Ve tep birer birer hala duman tüten harabeleri, sonra kirpiklerini deryayı tarihe bandır; damla damla yaştan başka ne sızacak?

Tak hayaline koca tarihi, şimdi düşman bekçilerle tutulmuş kapalı kapılarının deliklerinden sız içeri, geç karanlık dehlizleri… Sonra bir kibrit çok, gerçeklere bir ışık yak… Puvatya’dan, Viyana’dan dönenlerden çok «Zulmetten Nura» dedikten sonra bir milleti ayni karanlığa gömenlere bak…

Bak ki, sema, bak ki, yeşil kubbenin altında Masum Nebi (a.s.), sabilerin, halislerin dilinden dökülen ve cemaati gibi garip lahuti ve sap safi Kuran sesi, mescitlerden belde belde yayılan derdi devranla yanık ciğer kokusu, beyin sancısı ve iç sızısı, bir de Âlem-i İslam kadar kalbiyle asrın ulu garibi… Yani bir sen değil, işte bunların hepsi ağlayıp durur derdiyle İslam’ın.

Baharı Zorlayanlar  | Safvet Senih 2

Ama dikkat et, sanki her gözyaşı rahmet dökülür gibi zemini sulamakta, etrafa yavaş yavaş bir bahar kokusu yayılmakta, kulaklarda da bir diriliş uğultusu duyulmakta. Hani derin nefes alan ve daha kışta gelecek bahara kulak kabartan, öyle dememiş miydi? İşte onun müjdeleri!.

Toprak uyanır ve baharı çağırır, tarih hafızasını yoklar ve mirasçıları arar birer birer «Hey bağrı, ot sağrısına yapışık doğan»ların torunu!

Hiçbir şeyden habersiz yaşarken, etrafın kıpırdanışı ile uyandık. Nasıl mevsimi gelince baharın herşeyi uyanmaya başlarsa, nasıl toprak uyanır, ziynetini takınır, sürmesini çeker, kokusunu sürünürse, nasıl toprak ananın filizden, fidandan yavrucukları kışı atmak için zorlar, yeşil avuçlarında ılgıt ılgıt kar yığınlarını eritirse, yani vakti gelince gizli bir işaretle nasıl zaman uyanırsa, işte öyle gözlerimizi açıp kendimize geldik

O ana kadar, zaman ve mekân olarak herşeyi kış zannediyorduk; önceki bahar ve yazdan hiç herimiz yoktu, zaten tasavvur bile edemiyorduk. Merak ettik tarihimize baktık… Sayfalarından sızanlarla gözlerimiz kamaştı. Seferberlikte annesinin elinde kalıp şehit babasının gerçek hatırasından habersiz ve sadece kötü şeyler işiten; planlıca iğrenç şeyler telkin edilen fakat sonra gerçeği öğrenen bir evladın nedamet, hayret ve heybeti içinde aklımız başımıza geldi. Toprağın ve tarihin davetine icabete hazırlandık ve hazırlık içinde didinenleri gördük. Müjdeler olsun… Baharları zorlayanlar gibi bu gayretlerin de mahşeri vicdanı köke bağlı bir silkinişle harekete getirir bulduk.

 Safvet Senih

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu