Yazarlar

Araştırma Geliştirme (AR-GE) Üzerine (1) | RASİM HANER           

Bir düşünür, “Düşünmek için durmak lazım!” der. Düşünürün maksadı, insanın düşünmek için mutlaka hareketsiz şekilde beklemesi değildir. Sözün maksadı, her ne kadar hareketli bir hayat yaşasa bile insanın zihin kargaşasından, stresten ve acelecilikten uzak kalmasıdır. Peki bu mümkün müdür? Yani hem hayatın içinde aktif bir şekilde yer almak hem de stresten uzak bulunmak imkan dahilinde midir? Bu, zor olsa da imkansız değildir. Ancak bu imkansızı başarabilenlerin sayısı çok azdır.

Bir örnek üzerinden baktığımızda bugün her hangi bir okulda kaç idareci ve öğretmen, hem çalışıp hem de okul hakkında gerektiği şekilde düşünebilmektedir? Bu zor şeyin üstesinden gelebilmek için kaç idareci ve öğretmen günlük vaktinin belli bir kısmını düşünmeye ayırmaktadır?

Malumdur ki hareket, beraberinde düşünceyi de getirir. Bu yüzdendir ki en iyi fikirler; hareket halinde, pratik hayatla barışık olarak üretilen fikirlerdir. Bununla beraber, düşünmek için odaklanmaya ve sistemli düşünce üretmeye ihtiyaç olduğu da bir gerçektir. Bu sebeple büyük devletler ve önemli kuruluşlar, düşünce üreten kadroların varlığına büyük ehemmiyet vermekte, gerek kendi bünyelerinde araştırma geliştirme grupları oluşturmakta gerekse de müstakil olarak çalışan düşünce kuruluşlarından destek almaktadırlar. Hayatta önemli bir yer tutan ve gayet makul olan bu meselenin dinimizce de emredildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bütün halk savaşa giderken bir grubun arkada kalıp ilimde derinleşmesini isteyen ayet, bu hususun delillerinden biridir.[1]

Günümüzde okul, üniversite, şirket, firma, yerel yönetimler ve devlet yönetimi olarak başarıya ulaşmak ve ideal  bir hayat seviyesine yükselebilmek için araştırma geliştirme çalışmaları vazgeçilmez hale gelmiştir. Bu tespitten yola çıkarak yazımızda, en büyük organize yapılardan en küçük müesseselere kadar araştırma geliştirme grubunun gerekliliği, özellikleri ve faaliyet şekli üzerinde durmak istiyoruz. Ancak hemen belirtelim ki, bizim kurguladığımız arge, yaygın şekilde bilim ve teknoloji alanında kullanılan arge tarifinden ve onun fonksiyonlarından daha geniş, sosyal sahalarda da tatbik edilebilecek türden bir argedir.

AR-GE’nin tarifi

AR-GE’nin yaygın olan tarifi şöyledir: Bilimsel ve teknik bilgi birikimini arttırmak maksadıyla, sistematik bir temele dayalı olarak yürütülen üretici çalışmalar ve bu çalışmalar neticesinde elde edilen bilgilerin yeni uygulamalarda kullanılması.

Bu tarifte AR-GE’nin üç özelliği dikkat çekmektedir: Mevcut yapıyı ileriye götürücü bilgiler elde edilmesi, bu bilgilerin yeni gelişimler için kullanılması ve son olarak bu iki çalışmanın belli bir sistem dahilinde yapılmasıdır. (Teorik hazırlık-Uygulama-Değerlendirme)

Ayrıca bu tariften anlaşılmaktadır ki, ister temelden yeni bir yapı kurmak isterse de mevcut yapıyı daha iyi hale getirmek, buna bağlı olarak insan kalitesini ve toplum refahını yükseltmeye çalışmak, argenin en önemli görevi ve hedefidir.

AR-GE’ye yapılan yatırımın önemi

AR-GE, bir düşünce üretme sistemidir. Önce bilginin toplanması, ardından düşüncenin oluşması, sonra bu düşüncenin pratiğe aktarılıp üretime başlaması ve nihayet malî gelire dönüşmesi uzun zaman almaktadır. Bu yüzdendir ki kimileri, AR-GE çalışmalarını gereksiz ya da zor görmekte, bunun için harcanan parayı israf kabul etmekte ve böylece daha baştan meseleye önyargılı yaklaşmaktadır.

Halbuki baştan ciddi bir bütçe istese bile,  gerekli alt yapıya sahip olup sürekli çalışan bir AR-GE, zamanla hem kendini finanse etmekte hem de  sistemin en büyük gelir kaynaklarından biri olmaktadır. AR-GE’ye yatırılan sermayenin orta-uzun vadede (2 ila 10 yıl arasında) çok daha fazlasıyla geri döndüğü tespit edilmiştir.[2]

Büyük devlet ve şirketler işin bu sırrını iyi anladıklarından dolayı AR-GE’ye büyük yatırımlar yapmaktan çekinmemekte ve neticede dev ekonomik hamleler yapmaktadırlar. Mesela 2007 yılında ABD’nin AR-GE’ye yaptığı yatırım 368 milyar dolarken, Japonya’nınki 138 milyar dolar, Almanya’nınki ise 68 milyar dolardır. Aynı sene Türkiye’nin argeye ayırdığı kaynak 5 milyar dolara, Arjantin’inki ise 3 milyar dolara yakındır. Türkiye’nin gayrisafi yurt içi hasılası 1960’larda G. Kore’nin yaklaşık üç buçuk katı iken, 1980’lerde bu tersine dönmüş ve bunda arge çalışmaları büyük rol oynamıştır.[3] Şirketlerden örnek vermek gerekirse mesela yıllık arge çalışmalarına Volkswagen 12.5, Samsung 11, Microsoft 10.4, Intel 10.1, Toyota ise 9.3 milyar dolar harcamıştır.[4]

Özellikle Kuzey Amerika, Batı Avrupa ülkeleri, Japonya ve G. Kore arasındaki büyük teknolojik rekabet, bu ülkelerin AR-GE’ye daha fazla yatırım yapmalarına sebebiyet vermektedir.[5] AR-GE’yi gereksiz veya zor görüp ona yatırım yapmayanlar ise, her zaman bu işi yapanlara muhtaç bulunmaktadırlar. Kısa ifadesiyle, bilgi ve düşünceye yatırım yapmayanlar, ekonomik olarak da geri kalmaktadırlar.

AR-GE’yi oluşturan kadro

Düşünmek bu kadar önemliyken, düşünce kuruluşunu oluşturacak kadronun da gerekli vasıfları taşıyan insanlardan oluşması ayrı bir önem arz eder. Zira bunlar işin mutfak kısmında bulunacak ve sürekli düşünce üreteceklerdir. Bu kadro argenin belkemiğini oluşturacaktır. Bu kadronun istihdam edeceği kişilerin ise onlarla aynı özellikte olması şart değildir.

Bu kadro, düşünmeyi, okumayı, araştırmayı seven, bilgi ve fikir üretebilen, sosyal ilişkileri güzel, kendi başına iş yapabilen ve aynı zamanda hareketli hayata ayak uydurabilecek insanlardan oluşmalıdır. Kadrodaki her bir insan bu özelliklerin hepsine birden sahip olmayabilir. Ancak ayrı ayrı kabiliyetlere sahip kişiler bir araya gelerek bu bütünü oluşturabilirler. Ayrıca üretim büyük oranda yoğunlaşmaya bağlı olduğundan, kadroyu oluşturanların günün önemli bir kısmını kesintisiz/konsantrasyonlu okumaya ve araştırmaya ayırması gerekir.

Normal şartlarda toplum içerisinde anlaşılması ve idaresi zor, diğer insanlara göre uçuk sayılabilecek fikirlere sahip olan cins dimağlar da bu kadroya dahil edilebilir. Böylece potansiyel halindeki büyük bir kaynak israf edilmeyerek üretici bir güç haline getirilmiş olur.

Sayılan özelliklere sahip bir düşünce kadrosu, saha bilgisine hakim olan ve tezgahtan geçmiş kişilerden oluşmalıdır. Yani üretim yapacağı sahayı gerek teorik gerekse pratik olarak iyi bilmelidir. Bu özellik, fikir üretimini ve müessesenin gelişimini olumlu yönde büyük oranda etkileyecektir.

Konuya önümüzdeki yazıda devam edeceğiz.

[1] Tevbe Suresi, 9/122.

[2] http://dergisosyalbil.selcuk.edu.tr/susbed/article/view/509/491

[3] http://www.tepav.org.tr/upload/files/1285828695-5.Guney_Kore_Inovasyondaki_Basarisini_Nelere_Borclu_Turkiye_icin_Cikarimlar.pdf

[4] http://www.volkanturker.com.tr/tekyyders/10-Arge.pdf

[5] http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423880342.pdf; http://www.maden.org.tr/resimler/ekler/f83971673de5c8e_ek.pdf

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu