Yazarlar

Allah bizi insan eyleye | Mehmet Yıldız

 

“İnsan bir damla kan ve binbir endişe.” demiş Sadi Şirazi.
“İnsan üç beş damla kan ırmak üç beş damla su.” demiş Necip Fazıl.
“İnsan denen meçhul.” demiş Alexis Carrel.
“İnsanın değerini nasıl bilebiliriz?”diye sorduklarında Mevlana’ya, hazret;
-Aradığı şeye bakın, neyin peşinde ona göre karar verirsiniz, demiş.
“Sen kendini küçük bir cirim sanma sende kainatlar matvidir.” der Hz Ali efendimiz.

Bir muammadır hasılı bu esrarengiz varlık. Fizyolojik yönü ile göze çarpar ilk olarak. Derken biyolojik, psikolojik, sosyolojik ve de pedagojik yönüyle tanımaya çalışırsınız bu ilginç varlığı. İnsan kelimesinin kökü nisyandan gelir. Unutmaya müsaittir insan. Ama aynı zamanda üns, ünsiyet dediğimiz kavramlarla da çok yakın bir irtibatı vardır insanın. Yer yer kendisini unutur, ahdini unutur, Rabbini unutur. Bazen de unuttuğunu unutur.

Bir anda bir sesle bir sözle irkilir, kendine gelir, uyanır, ayılır ve açılır. Görmeye başlar, hissetmeye başlar, aklını kullanmaya, sentez ve analiz yapmaya başlar. Bir anda keşif başlar iç dünyasında. Bir yönü de kaşiftir insanoğlunun. Keşfe açıktır, keşfin kapılarını araladığında farklı renklerin, desenlerin, olguların kendisini beklediğini fark eder.

İlk insandan günümüze günümüzden de son insana kadar bu keşif devam edecek fakat keşfedilmesi tamamlanmamış olacak. Tıplı Kainat gibi. Zaten ikisi de birbirinin makrosu ve mikrosu değil mi? Uçsuz bucaksız evrenin sırları biter mi hiç? Aynen onun gibi insanın da benliğinideki sırların bilinmezliği, kabiliyetlerinin gizemliliği, beklentilerinin sınırsızlığı, ihtiyaçlarının sonsuzluğu.. onu keşfetme konusunda başta kendisini ve herkesi yorgun ve yaya bırakmıştır.

O yalnız gelir bu dünyaya ama kısa bir süre sonra ünsiyet eder geldiği yere. Ailesiyle başlar yolculuğa çevresi ile tanışır ve entegrasyon dönemi başlar. Eğitilmeye müsaittir bu esrarengiz varlık yeryüzünde. Çünkü Allah bütün isimleri öğretmiştir en büyük babası Hazret-i Âdeme. Beyan kabiliyeti yerleştirilmiştir kendisine. öyle bir program yerleştirilmiştir ki o ilk hücrenin çekirdeğindeki DNA sına; nesiller boyu devam etmektedir, öğrenme ve öğretme işi, öğrenebilme ve öğretebilme kabiliyeti.

Allah bizi insan eyleye | Mehmet Yıldız 2

Yeryüzünü imar etmekle vazifelendirilmiştir o aynı zamanda. Hilafet makamı verilmiştir kendisine. Her bir fert kâinata sultan olabilmeye namzet olarak gönderilmiştir bu dünyaya. Fakat bazıları yerlerde sürünmeyi tercih etmiştir. Çünkü kararında hür bırakılmıştır insan. Meleklerden de üstün olabilme kabiliyeti ve aşağıların aşağısına düşme tehlikesi vardır insan denen varlığın.

Diğer canlılardan farklı olarak akıllıdır o. Aklın verilmesinin bir sebebi de kendi değerini ve bütün değerleri bilmesi içindir. Dağların, taşların, yeryüzünün ve gökyüzünün kaçındığı, almak istemediği mukaddes emaneti o yüklenmiştir. Onda o donanım vardı ama nasıl bir yükün altına girdiğini farkında mıydı acaba! İnsan olma emaneti çok ağırdır. Hz. Ebu Bekir (r.a.) insan olma mesuliyetinin altında bir gün ezilmişti de ağaçta daldan dala konan kuş’a şöyle seslenmişti: “Ne mutlu sana ey kuş! Vallâhi ben de senin gibi olmak isterdim. Ağacın üzerine konuyorsun, meyvelerinden yiyorsun, sonra da uçup gidiyorsun. Ne hesap var ne de azap” Hz. Ebu Zerr (r.a.) de şöyle seslenmişti: “Keşke hesaba çekilmek yerine, kesilen, biçilen ve çiğnenip yok olan bir ağaç olsaydım.” Emanetin ağırlığını hissetmek böyle bir şey herhalde.

İnsanların bu misyonu eda ettiğinde, o mukaddes emanete sahip çıktığında mükafat görmesi, cehlinden zulmünden dolayı da vazifesini yerine getirmediğinde mücazat görmesi mukadderdir.

O varlıklar arasındaki yeri itibari ile Allaha muhatap olabilme mevkiindedir. Gökteki meleklerden yerdeki varlıklara, hepsinin mümessilidir. Bütün varlıkların Allah’a olan ibadetlerini ve ondan yardım dilemelerini temsil etme makamındadır.

Ancak bu makama gerçek anlamıyla hakiki bir imanla ulaşacaktır insanoğlu. Çünkü iman insanı ilk önce insan eder, ondan sonra da sultan eder. Hakiki imanı elde edemeyense zavallı bir varlık durumuna düşer.

İnsanoğlu antika bir varlıktır aynı zamanda. Antikacılar çarşısında kıymetine baha biçilemez onun. Ama hurdacılar çarşısında ancak üç beş kuruş eder. Fizyolojik ve biyolojik yönü çok mükemmeldir ama asıl ona değer katan ruhudur, kalbidir, duygularıdır, başarılarıdır, karakteridir, inancıdır, doğrularıdır, güvenilir olma özelliğidir, aklını ve zekasını gerektiği yerde kullanmasıdır.

Hata ve kusurlardan uzak durmasına, inandığı evrensel değerleri O’nun rızasının dışında bir beklentiye girmeden İnsanlığın mutluluğu adına kullanmasına, geleceği ve eğitimi adına gayret etmesine bağlıdır.
“İnsanlar madenler gibidir” der Efendimiz (sav). Maden, maddenin değerlenmiş halidir, farklı merhalelerden geçtikten sonra aldığı şekildir. Nasıl ki elmasların, pırlantaların, altınların ve gümüşlerin insanlar nazarında kıymeti farklıdır.

Aynen onun gibi insanların da elmas, pırlanta, altın ve gümüş misali olanları vardır. Onların da Hak katında değeri çok farklıdır. Madenlerin bir tık üzerinde bitkiler vardır. Bitkiler canlıdır, hayat sahibidirler, büyürler, hissederler, algılamaları vardır. Bir çiçeğin yaprağı dünyalar dolusu pırlantalardan bir yönüyle çok kıymetlidir. Ya hayvanlar alemi? Hepsinin kendine göre bir misyonu vardır ve ekolojik dengede yerleri çok önemlidir. Çünkü sivrisinekte ruh vardır. O canlıdır, hareket etmektedir.

İnsan ise hepsinden çok farklı özelliklere sahiptir. Şuur sahibi olup, akıl ve iradesi vardır. Cennetlere layık bir varlık olarak yaratılmıştır insan. İnsan olmanın şükrünü eda edebilirse şayet..

Keşke anlayabilseydik insan olarak yaratılmanın bize bahşettiği sonsuz nimetleri. Bizleri kendisine muhatap kılmasının ne büyük bir şeref olduğunu farkedebilseydik.

Dünyada diğer varlıklar, insanlık şarkısının ritmine ve âhengine katkıda bulunurken, insan bu bestenin neresinde bulunmalıdır acaba?
Kainat bir şiirse şayet onun kafiyesi insandır.

İnsanın kainat çapında bir kalbi olsa, ve o kalbi sadece sahibinin ve sevdiklerinin sevgisiyle doldursa ve o duygularla yaratıcısına teşekkürlerini sunabilse, vefalı bir dost gibi huzuruna varabilse, bütün ruh-u canıyla “ben sensiz edemem sensiz bir şey düşünemem.” deyiverse böyle bir teşekkür sunabilse, Rabbimiz elbette bundan hoşnut olacak ve onu elbette ki akla gelmedik güzelliklerle ödüllendirecektir.

Keşke ilk önce insani meziyetlerimizi ortaya koyabilsek, sonra da fert olarak aile olarak topluluk olarak farklı hassasiyetlerimizle arzı endam etsek.. insan olarak yaratılmış olmanın gereğini yerine getirmiş olsak..
Sonsuz nimetler sonsuz teşekkür bekler, teşekkür görmeyen nimetler bizi zamanla terk eder.

Ne diyelim, çaresizliğimizi çok iyi biliyoruz ve Allah’ın aciz kulları olarak yine O’ndan istiyoruz;

Allah bizi insan eyleye.

Hizmetten | Mehmet Yıldız

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu