Yazarlar

Zekât, malı eksiltmez, bereketlendirir… | Muhittin Akgül

Kur’ân’da mü’minlerin vermekle mükellef oldukları yardımlar, genel anlamda infak kavramıyla ele alınır. Bu genel infak kavramı, aslında zekat, öşür, sadaka-i fıtır ve diğer bütün yardım çeşitlerini içine alan bir kelimedir. Mekkî Sûrelerde de genellikle infak kavramı kullanılır. İnfak kavramında, aslında belli bir sınırlama ölçüsü söz konusu değildir. Zira Mekke, fakirler açısından şartların zor olduğu bir devreyi içerdiğinden, infakta belirli bir sınır da konulmamıştır. Medine döneminde ise, farklı isimler altında infak, belirli ölçülere getirilmiştir.

Zekat, gerek dünyevî ve gerekse âhirete ait hususlarda artma, bereketlenme, temizlenme ve çoğalmanın meydana gelmesi demektir. Ayrıca Allah’ın bir hakkı olarak zekat, zengin kimselerin, Kur’ân’da belirtilen sınıflara verdikleri maddi bir bedeldir ki, bu ibadetin zekat olarak adlandırılması, yapılan iyilikler vesilesiyle bereketin ve nefsi temizlemenin ümit edilmesindendir.

Câhiliye döneminde bu kelime sadece çoğalma anlamında kullanılmasına karşın, Kur’ân zekat kelimesine ayrı bir anlam katmış, manevi yönüne de vurguda bulunmuştur. Bu kelime zekat şekliyle Kur’ân’da otuz iki kez geçmekte olup, önemine binaendir ki, bunlardan yirmi yedisinde namazla birlikte zikredilmiştir.

Kur’ân, mal ile ilgili bütün muamelelerde belirli kurallar koymuştur. İslam’a göre malın gerçek sahibi Allah olup, insan bu mal üzerinde ancak bir emanetçidir. Emanetçi ise, bu mallar üzerinde ancak kendisine bu görevi verenin istekleri doğrultusunda harcamalar yapabilir. Böylece mü’min, Allah’ın malında ancak O’nun kuralları doğrultusunda tasarrufta bulunabilir. Demek ki Yüce Yaratıcı, zenginlerin mallarında muhtaçlar için bir pay hakkını belirlemiştir. İşte bu vecibe, zekat olarak isimlendirilmiştir.

Zekat ibadeti, sadece İslam’da farz olmayıp, aynı zamanda diğer dinlerde de vardır. Nitekim Kur’ân, gerek peygamberlere, gerekse peygamberlerin ümmetlerine olan tavsiyelerinde, zekâtın varlığından da haber vermektedir. Mesela Hz. İsmail’i överken onun zekatı vermesini nazara vermekte, İsrailoğullarından aldığı sözler arasında, zekat vermelerinin de şart koşulduğu bildirilmekte, Hz. İsâ (a.s.)’ın henüz beşikteyken konuştuklarının arasında zekatın da adı geçmekte ve ehl-i kitaptan bahsederken kendilerine emredilen ilkeler arasında zekat ibadeti de sayılmaktadır.

Kur’ân’ın değişik âyetlerinde zekatın, yerine getirilmesi gereken bir ibadet olduğuna vurgu yapılarak farziyyeti bildirilmiş ve zekat, müslüman olmanın şartlarından biri olarak kabul edilmiştir. Yine Yüce Beyanda zekatı verenlerin mükafatlarının Cenâb-ı Hakk katında olduğundan ve onlar için hiçbir korku ve üzüntünün olmayacağı müjdelenmiştir. Zekat ibadetini yerine getirenlerin İlâhî rahmetten bolca istifade edecekleri ve dünyadayken Allah’ın evi kabul edilen mescidleri yapmaya ancak zekat verenlerin lâyık olduğu ve bunların da cennete ve umdukları şeylere nâil olacakları müjdesi verilmiştir. Ayrıca zekat verenlerin Allah Teâlâ’nın engin rahmetinden istifade edecekleri, Firdevs cenneti olarak vasıflandırılan en yüksek dereceli cennete girecekleri, âhirette hesapsız olarak rızıklandırılacakları, merhamete mazhar olacakları, Allah tarafından hidayet üzere oldukları ve gerçek kurtuluşa felaha erecekleri benzeri müjdeler verilmiştir.

İslam’da zekatın son derece önemli olduğunun bir delili de, birinci halife Hz. Ebûbekr (r.a.) zamanında bazı kabilelerin: “Namaz kılarız fakat zekat vermeyiz!” şeklindeki itirazları karşısında, onun bu kimselere karşı savaş açmaya karar vermiş olması ve bu isyancı grupların mürted, yani dinden çıkmış olarak isimlendirilmiş olmalarıdır.

Şüphesiz Yüce Yaratıcı’nın kullarına olan emir ve yasaklarında, fert, toplum ve insanlık açısından pek çok hikmetler ve faydalar vardır. Bu anlamda zekatın kazandırdıklarına bakılacak olursa: Veren açısından zekat, Allah’ın rahmetine vesiledir. Allah Resûlü (s.a.s.): “Birbirlerine rahmet duygularıyla muamele edenlere Rahman da merhamet eder. (Öyleyse) siz, yeryüzündekilere merhamet edin ki ehli sema da size merhamet etsin.” sözüyle, bu rahmete dikkat çeker.

Zekât, belâ ve musibetlere karşı da koruyucu bir siper konumundadır. Peygamber Efendimiz: “Mallarının zekâtını vermeyen topluluğa semadan rahmet kapıları kapanır, yağmurdan mahrum kalırlar. Şayet hayvanlar da olmasa, onlar yağmurdan nasip alamazlar.”(Taberâni), “Mallarınızı zekâtla koruyun, hastalarınızı sadaka ile tedavi edin, belâlara karşı dualarla hazırlıklı olun!” (Taberânî) buyurmuşlardır.

Zekât, aslında malı eksiltmez, artmasına ve bereketlenmesine vesile olur; insanı maddeperestlikten korur; ihtiras zincirini kırar; kalbin katılaşmasını önler; insanlara şefkat ve merhametin anahtarı hükmündedir; fani olan malı ebedileştirir; ruh ile beden arasında bir denge sağlar; Allah’a teşekkürün ifadesidir; malın temizlenmesini sağlar; mal sahibini maddenin esaretinden kurtarır; zenginin şahsiyetini geliştirir; malın çoğalmasına vesiledir; fertleri yatırıma teşvik eder; her insanda yaratılıştan varolan dünya sevgisine karşı bir ilaç hükmündedir; mü’mini mal fitnesinden korur; fertlere mali gücün önemini öğretir.

Alan açısından zekat, alanı ihtiyaç esiri olmaktan kurtarır; fakiri çalışmaya teşvik eder; fakirin zengine karşı olan kıskançlık duygusunu köreltir; fakirin toplumdaki itibarını yükseltir.

Toplum açısından zekat, bir anlamda sosyal güvenlik ve sigorta görevi görür; toplumun ruhi değerlerini takviye eder; toplumda bir orta sınıfın doğmasına vesile olur; paranın stok edilmesine engel olur; sosyal dengeyi sağlar; toplumun fertlerini birbirine kenetler, kaynaştırır; zengin fakir arasındaki uçurumu daraltır; yatırımların yapılmasını sağlar ve zekat aynı zamanda önemli bir kalkınma hamlesidir.

Asr-ı Saadetten günümüze Müslümanlar, zekâtlarını genellikle Ramazan Ayında vermeye, azami gayret göstermişlerdir. Bunda, hem fakiri oruçla geçirilen böylesi bir mevsimde muhtaç bırakmama, hem de sevapların kat kat verilmesi mevsimi olmasından dolayıdır.

Yüce Mevla, zekâtlarını samimiyetle, ihlasla ve tam olarak yerine getirmek suretiyle, hem kendimizi, hem malımızı, hem de hayatımızı tezkiye ederek tertemiz hale gelenlerden kılması dileklerimle.

Kaynak: Tr724.com | Muhittin Akgül

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı