<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yûsuflara cân bir sûre arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/yusuflara-can-bir-sure/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/yusuflara-can-bir-sure/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:22:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Yûsuflara cân bir sûre arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/yusuflara-can-bir-sure/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yûsuflara cân bir sûre &#124; Reşit Haylamaz</title>
		<link>https://hizmetten.com/yusuflara-can-bir-sure-resit-haylamaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jan 2020 14:00:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Reşit Haylamaz]]></category>
		<category><![CDATA[Yûsuflara cân bir sûre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=6936</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlığın dibe vurduğu bu sürgün günlerinde, dillerinden düşürmedikleri duaları vardı; “Allah’ım!” diyorlardı. “Bize zulmedenlere, bizi insanlarla görüşmekten mahrum bırakanlara ve hakları olmadığı halde bize saldırıp haksızlık yapanlara karşı Sen bize&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yusuflara-can-bir-sure-resit-haylamaz/">Yûsuflara cân bir sûre | Reşit Haylamaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın dibe vurduğu bu sürgün günlerinde, dillerinden düşürmedikleri duaları vardı;</p>
<p>“Allah’ım!” diyorlardı. “Bize zulmedenlere, bizi insanlarla görüşmekten mahrum bırakanlara ve hakları olmadığı halde bize saldırıp haksızlık yapanlara karşı Sen bize yardım eyle!”</p>
<p>İşte, çile ve mihnetin zirve yaptığı bu günlerde Cibrîl-i Emîn’in getirdiği mesajlardan birisi de, Yûsuf Sûresi idi; Hazreti Yûsuf’un başından geçenleri anlatıyor ve zorluklar karşısında bir mü’minin, mü’mince duruşunu resmediyordu!</p>
<p>Baştan sona Sûre’yi okuyunca Ashâb, derin bir nefes aldılar!</p>
<p>Evet; söz konusu kuyu ise, atılmışlardı!</p>
<p>Kardeşten, hatta ana-babadan darbe yemiş, sıcak yuvalarından sökülüp atılmışlardı!</p>
<p>Hem, köle pazarında üç kuruşa, çent defa satılmışlardı!</p>
<p>İlk günden beri hayatları, yalan ve iftiralar sarmalıyla iki büklüm ve inim inim bir düzlemde sürüyordu!</p>
<p>Zira, işin başından beri Dâru’n-Nedve, zift akıtıyordu!</p>
<p>Kula kulluğa baş kaldırıp Hakk’a boyun eğmenin bir bedeli vardı ve şüphesiz onlar da bu bedeli ödüyordu.</p>
<p>Yolun kaderiydi bu ve çekenler gibi onlar da çekiyordu!</p>
<p>Haset ile başlayıp kin ve nefretle devam eden muhtevayı okuyunca, kendi dertlerini unutmuş, mihnet sarmalında seyahat eden Hazreti Yûsuf’un adımlarını takibe dalmışlardı.</p>
<p>Şüphesiz onlar Kur’an’ı, mesajını anlayıp hayatlarına rehber kılmak için okuyorlardı.</p>
<p>Değil mi ki neticede bir Mısır sultanlığı var; bugünler de geçecekti!</p>
<p>Zira, filmin sonu belli idi; meçhul olan, sadece süreydi!</p>
<p>Sûre’nin resmettiği aktörler o kadar tanıdık geliyordu ki; âdeta bir isim, bir de resimler farklıydı!</p>
<p>Hasedin sarmalında can çekişen kardeş, öz kardeşinin hayatına kastetmiş, ölümüne ferman kesmişti!</p>
<p>Senarize edilmiş bir kumpas, çalışılmış bir tiyatro idi sergilenen; göz bebeği, dünya güzeli Yûsuf’un gömleği, sahte kan damlıyordu!</p>
<p>“Kardeş kanı” Kâbil’i hatırlatmıştı onlara bu; hasedinden çatladığı bir gün yeryüzündeki ilk kanı, hem de kardeş kanını döken olmuştu.</p>
<p>İlk başlatandı ya, Kıyâmet’e kadar işlenecek her cinayette, defterine damlayan ziftten siyah bir hissesi vardı!</p>
<p>Ne büyük hasaret!</p>
<p>Ne yaparsın ki o da kardeşti!</p>
<p>Hem de bir peygamber çocuğu!</p>
<p>Peki, mü’mince duruş hangisi?</p>
<p>“Beni öldürmek üzere elini bana uzatsan da seni öldürmek için aynı şeyi ben, sana yapacak değilim!” diyen Hâbil’in duruşuydu, hem de bizzat Allah (celle celâlüh) tarafından bayraklaştırılan!</p>
<p>Hakiki mü’min olmak ne kadar da zordu!</p>
<p>Sıkıntıların cenderesinde inlerken, Kur’ân’ı yeniden keşfediyor gibiydiler!</p>
<p>Öte yandan, Kâbe’yi yıkmaya gelen Ebrehe’nin silueti yansıyordu, Fârân dağlarına!</p>
<p>Sahi, kimdi Ebrehe ve niçin gelmişti Mekke’ye?</p>
<p>Hâbil’in kanını akıtan, öldürmek için Yûsuf’u kuyuya atan sâik değil miydi, onu da buraya getiren?</p>
<p>Hasedin ne çirkef bir bela olduğu, şimdi daha iyi anlaşılıyordu:</p>
<p>“Param var, ordum var, gücüm var!” diyor; kıskanıyor ve “bitirmek” için kılıktan kılığa giriyordu!</p>
<p>Zavallı!</p>
<p>Çile çekmeden, alın teri dökmeden, gecelerini gözyaşıyla yeşertmeden hazıra konmak istiyor, milletin alın terinden semirttiği servetiyle her şeyi yapabileceğini zannediyordu!</p>
<p>Halbuki, gecelerin döl yatağına “sadef sabrı” mayalamadan inci devşirilemezdi ki!</p>
<p>Üstelik, bitiren bitirmişse, bin Ebrehe de gelse bitiremezdi!</p>
<p>Ne yaparsın ki hırs bu; bitireceğini zannediyordu!</p>
<p>Derken, Kâbe’den daha büyük ve ihtişamlı bir mâbed yaptırmış ve meydanları inleten bir sadâ ile “Gelin!” diyordu.</p>
<p>Garip!</p>
<p>Giden yoktu!</p>
<p>Evet ya, nereye “gidin” dedi ise Allah (celle celâlüh), insanlar oraya gidiyordu!</p>
<p>Sesinin tonunu yükselterek davetini tekrarladı:</p>
<p>“Nasıl olur? Ben ki sizin için ne fedakârlıklara katlandım, ne paralar harcadım; bana, benim yaptığıma gelin!”</p>
<p>Nafile; ne gelen var ne de giden!</p>
<p>Beklentisine cevap bulamadığında kudurdukça kudurmuş, küplere binmişti; zaten, ipin koptuğu yer de işin burasıydı:</p>
<p>“Madem öyle, ben de gittiğiniz yeri yıkarım!”</p>
<p>Hazreti İbrâhîm’den bu yana insanların ibadet için gittiği yeri, Beytullah’ı, Kâbe’yi yıkma cür’etini gösterecek kadar alçalmıştı!</p>
<p>Zaten Hased ile alçaklık, Lût Gölü’ne demirlemiş ikiz kardeş gibi duruyordu!</p>
<p>“Hased ettiği zaman hâsidin şerrinden Sana sığınırız, Allah’ım!”</p>
<p>Neyse ki Kâbe’nin Sahibi vardı!</p>
<p>Yıkılıp gidişi, ordusuyla birlikte pul pul tükenip bitişi, bir dönüm noktasıydı; zira, o günden sonra tarihçiler, “Fil hâdisesinden şu kadar önce, bu kadar sonra” der olmuşlardı!</p>
<p>Şüpheleri yoktu; yine olacaktı!</p>
<p>Hem, insanlık köle pazarına ilk defa arz edilmiyordu ki!</p>
<p>Dünya güzeli Yûsuf’u, götürmüş, hem de ilk müşteriye ve beş paraya satmışlardı!</p>
<p>Kadr u kıymetin bilinmediği yerde ayakların baş, başların da ayak olması ilk değildi; son da olmayacaktı!</p>
<p>Neyse ki O (celle celâlüh) vardı!</p>
<p>İmtihan bu ya, “Bitti” derken bir diğeri başlıyordu:</p>
<p>Suç üstü basılan Zelîha, renk değiştirmiş ve dünyanın en masum insanına atf-ı cürümle zift atmıştı!</p>
<p>Öyle ya, pul pul dökülen yağlı karasını, ancak Mısır’ı kaynatan bir iftira ile bastırabilirdi!</p>
<p>Ancak, tutmadı; tutmazdı!</p>
<p>Evet, o gün de hâkim vardı; hem, delil de açıktı ve verilen hüküm de Zelîha’nın haksızlığını ilan istikametindeydi; ancak sırtı saraya dayalıysa mücrimin, bunun ne hükmü vardı?</p>
<p>Yûsuf’un çığlığını duyan, bir Allah (celle celâlüh) vardı!</p>
<p>O’na kul olanı, hangi tehdit korkutabilir, yolundan çevirebilirdi ki?</p>
<p>Öyleyse, “Ya dediğimi yaparsın, ya da zindanda ömür çürütürsün!” desen ne yazar?</p>
<p>Sen, kadir ü kıymet belmesen de Yûsuf, durduğu yeri bilendi ve “Senin dediğine ‘<i>Evet</i>’ demektense, benim için zindan daha hayırlıdır!” diyebilendi.</p>
<p>Şüphesiz, tarih kitabı değildi Kur’ân; dünde, günü de resmediyordu, aynı zamanda!</p>
<p>Her şey ayân-beyândı ama Yûsuf’un bahtına yine zindan düşmüştü!</p>
<p>Gerçi, O’nu tanıyıp bilene zindan, bâğ u cinân; sefasını sürene saraylar zindan olurdu!</p>
<p>Hatta, imanı tam olan için zindan, eşkıyadan evliyaya devşiren bir “medrese” demektir; ancak, sarayın debdebesinde yitip giden “ziyan” hayatların bunu anlaması imkansızdır!</p>
<p>Dahası vardı!</p>
<p>Ken’an ilindeki kıtlık yansıyordu, satırlardan; develerinin yularını çekip gelen kardeşlerle buluşma mevsimiydi, artık zemin.</p>
<p>Tanımadılar tabii ki; zira, onlara göre “Yûsuf” diye bir kardeş yoktu artık!</p>
<p>Öyle sanıyorlardı!</p>
<p>Halbuki, olup biteni gören bir Allah (celle celâlüh) bir de kadir-kıymet bilen Yûsuf vardı!</p>
<p>Gelişi, yeni gelişler takip etti.</p>
<p>Sözlerini tutmuş, cezbeden Yûsuf cömertliğine “Bünyamin” ile gelmişlerdi, gelmesine ama takıldılar takınılmaması gereken bir akabeye daha; dünyanın en temiz insanına, kendi kardeşlerine iftira atıyor: “Hırsız!” diyorlardı!</p>
<p>Hâlbuki Yûsuf’a, maşrabayı Bünyamin’in yüküne koymayı öğreten, bizzat Allah (celle celâlüh) idi; O’nun öğrettiğine dil uzatıyor ve “Şayet Bünyamin çaldıysa, Yûsuf da hırsızdı!” diyorlardı!</p>
<p>Katmerli yalan, katmerli iftira!</p>
<p>Bu sakîm ruh haletini resmederken Kur’ân, ağızlardan dışarıya köpürüp saçılanın, dünden bu yana içlerinde teraküm edip duranın taşması olduğunun haberini veriyor ve ekliyor:</p>
<p>“Şu da bir gerçek ki hâlâ içlerinde duran, dışarıya taşandan daha fazla!”</p>
<p>Fe Sübhânallah!</p>
<p>Hâlbuki, ne Bünyamin çalmıştı ne de Yûsuf hırsız!</p>
<p>Ümeyye İbn-i Halef’in siyâhî kölesini devleştirip “Bilâl” adıyla baş tâcı yapan yerdi, işin burası; Ümmü Enmâr’ın işkencelerine direndiği için “Habbâb” olmuştu, “İbn-i Erett!” burada ve daha nicesi!</p>
<p>Yûsufların yol ayırımıydı işin burası; sinesine bir taş daha bastı ve gürül gürül konuşması gerektiği yerde sükûtu tercih etti!</p>
<p>Susuyordu; zira, bu nâdanlığı yapan kardeşler de gün gelecek ve “Vallahi de tallahi de Allah seni bize üstün kılmıştır; doğrusu suçlu olan bizlerdik!” diyecek ve af dileneceklerdi.</p>
<p>Nitekim, yaptılar da!</p>
<p>Hazreti Yûsuf’un (aleyhi’s-selâm), o günkü duruşu da belliydi:</p>
<p>“Bugün sizi kınayacak, serzenişte bulunacak değilim! Ben hakkımı helâl ettim; sizi de Allah affetsin!”</p>
<p>İşte, Yûsuflara yön veren duruştu bu; kan davasına dönüştürüp gelecek nesilleri de içinde yakmamak için taş basmak gerekiyordu, sinelere!</p>
<p>Eski defterleri açmanın bir anlamı yoktu; zaten, elemi gitmiş, lezzeti kalmıştı yaşanılanların!</p>
<p>Hem, en sıkıntılı demlerde bile rahmet dalına tutunmak, şükür adına lütuf avcılığı yapmaktı, hüner!</p>
<p>Hâdiseler karşısında mü’mince duruşun adıydı bu ve belli ki Allah (celle celâlüh), mihnetin en koyu demlerinde, sürgün günlerinde kulunu, bugünlere hazırlıyordu!</p>
<p>Vakt-i zamanı geldi ve günler, Mekke açısından da bahar oldu!</p>
<p>Haset ve kin yüklü gönüllerin ardından ölüm kokulu Mekke de fethedildi!</p>
<p>Şefkat görmemiş, merhamet tatmamışlar, can korkusuna düşmüştü; kaçan kaçana!</p>
<p>Bilmiyorlardı!</p>
<p>Halbuki, her birinin ardınca giden, gidip sıcaklığıyla sarıp sarmalayan, şefkat yüklü bir Yûsuf vardı!</p>
<p>Rüyası görülen gün, hakikat olmuştu; yıldızlaşma sırasına girmişti Mekke.</p>
<p>Endişeyle bakan gözlere Yûsufça bir tebessüm yansıdı, Kâbe’den.</p>
<p>Fârân dağlarına yeniden doğan Güneş’in şefkatiyle ısınıverdi içleri:</p>
<p>“Haydi gidin; hepiniz hürsünüz!”</p>
<p>.. ve, bir gün daha tarih olmuştu.</p>
<p>Unutmamak gerektir ki Allah ve hâdiseler karşısında Peygamberâne bir duruşun, hem de başından beri değişmez bir resmiydi bu!</p>
<p>Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), sadece o günkü muhataplarının peygamberi değil ki!</p>
<p>Hem, suya kement vurulmaz!</p>
<p>Para, koltuk, makam ve mevki bir yere kadar; süre meçhul olsa da filmin sonu belli!</p>
<p>Gümbür gümbür yıkılışlar yeni bir “milat” olacak ve tarih, örnekleri kendinden bir hareketin Yûsuflarına destan yazacak yeniden, hem de altın harflerle!</p>
<p>Şairimizin dediği gibi:</p>
<p>“Zâlimlere bir gün dedirtir kudret-i Mevlâ:</p>
<p>Tallâhi, lekad âserakellâhu aleynâ”</p>
<p><a href="https://www.tr724.com/yusuflara-can-bir-sure/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak: Tr724 | Reşit Haylamaz</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yusuflara-can-bir-sure-resit-haylamaz/">Yûsuflara cân bir sûre | Reşit Haylamaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
