<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yusuf Ünal arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/yusuf-unal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/yusuf-unal/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:16:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Yusuf Ünal arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/yusuf-unal/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dutlu düşleme &#124; Yusuf Ünal</title>
		<link>https://hizmetten.com/dutlu-dusleme-yusuf-unal/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2020 16:00:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[dut]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Ünal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13310</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukken oynardım böyle oyunlar. Uzun zamandır unutmuştum. Sonra, yaşlandıkça da oynamaya başladım. Ama sadece korktuğum, çok korktuğum zamanlarda. Sabahın seherinde kapıma vurulan yumruk sesleriyle uyanır mıyım endişesiyle yorganı başıma çektiğimde&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dutlu-dusleme-yusuf-unal/">Dutlu düşleme | Yusuf Ünal</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukken oynardım böyle oyunlar. Uzun zamandır unutmuştum. Sonra, yaşlandıkça da oynamaya başladım. Ama sadece korktuğum, çok korktuğum zamanlarda. Sabahın seherinde kapıma vurulan yumruk sesleriyle uyanır mıyım endişesiyle yorganı başıma çektiğimde mesela. Yahut sevdiklerim, ciğer parelerim bir plastik botla çıkacakları varlık yokluk yolunun ucundayken. Ay ışığının altında nehrin sularına girip çıkan kürekler şşlapp şşlap ederken…</p>
<div class="l1oAAThy"></div>
<p>Yüreğim ağzıma geldiğinde onu yerine döndürmek için bulduğum bir şey bu. Geceleri oynuyorum genelde. Yataktaysam, dizlerimi karnıma çekip gözlerimi yumarak. Direksiyon başındaysam gecenin karanlığına dalarak. Bir ağaç hayal edeyim diyorum, hatırladığım her hangi bir ağacı. Onun çevresinde bir çağrışım, bir hatırlama oyununa başlayayım.</p>
<p>O gece yüreğim yine ağzımdaydı. Dut ağacını seçmiştim… Fakat peşinden bir orman sökün edip gelmişti. İğdeler, erikler, söğütler, kavaklar, ardıçlar, kızıl çamlar, meşeler, akasyalar… Kimi kokusu, kimi rengi, sesi, tadı, gölgesi, yaprakları, kökleri, çiçekleri, meyveleriyle çağırıyordu beni; postu onun altına sermem için. Çocukluğumun, ilk gençliğimin, evimizin, mahallemizin, bahçelerimizin, dağlarımızın ağaçları bunlar.</p>
<p>Hepsiyle birden baş edemeyeceğimi anlayınca ormanı taksim ettim. Niye onları başa aldığımı bilmeden, öncelikle dutlar dedim. Bu sefer bir sürü dut ağacı doluştu zihnime. Beyaz dut, kara dut, mor dut, ahududu, çalı dutu. Altında gölgelendiğim, dalında sallandığım, yemişlerini silkelediğim, boyasına boyandığım, renklerine vurulduğum şerbet dolu tulumbacıklar…</p>
<p>Böyle de baş edemedim onlarla. Sadece çocukluğumdaki, hatırladığım en eski dutlara odaklanmaya çalıştım. Köydeki evimiz geldi gözümün önüne. Dere tarafındaki pencerenin altındayız. Orası komşu evin arka avlusu. Ama manzara bizim, göze sınır yok. Tek başına bir ak dut var orada. Sahipsiz. Çünkü dut ağacı sahiplenilmez, o sebiller gibi hayrattır. Gelen geçen, kurt kuş, börtü böcek yer ondan. Parayla satılmaz, poşete-pakete girmez o zamanlar.</p>
<p>Mahallenin çırpı bacaklı yeni yetme oğlanları, yani biz üç beş zıpır, bir çırpıda dutun tepesine ağmışız. Bir annenin yahut ablanın öncülüğünde aşağıya bir sofra bezi açılmış. Bezin etrafını sekiz on kız çocuğu çevrelemiş. Ağacın altındalar. Tam üstlerine denk gelen daldaki zıpır oğlan, ayağıyla pat diye bastığı dala vuruyor. Birden dut yağmuru başlıyor. Sofranın üstüne tok sesler düşüyor. Kızlar gözlerini yumup başlarını eğiyor. Yine de birkaç yerlerinden yakalanıyorlar. Üstlerine bal damlıyor sanki. Oğlan bir daha, bir daha vuruyor dala. Her vuruşunda azalıyor yağmur. Kızlar sergiyi öbür oğlanın altına taşıyor. Pat, pat, pat, patpatpatpa…</p>
<p>Her evden bir kap gelmiş oluyor. İsteyen istediği kadar dut dolduruyor sofradan. Gelemeyen komşuların hakkı ayrılıp bir çocukla evlerine gönderiliyor. Birkaç gün sonra aynı şölen tekrarlanacak. Ama şimdi kızlar pınara koşuyor kaplarıyla. Pınardan akan dağ suyuyla yuyup yıkıyor, iyice ağartıyorlar akça pakça dutları.</p>
<p>Ben dut ağacının dalında bir başıma kalakalıyorum öylece. Nereye gitti o kızlar, o oğlanlar? Tek tek hatırlamaya çalışıyorum. Birkaç tanesi ağabeyim, ablam ve kardeşim zaten. Geri kalanların da çoğu kuzenlerim; emmoğullarım, teyzekızlarım. Onlardan da haberim yok. Bir acı rüzgâr esti, sılamızın ipi koptu. Sallanmadık dal kalmadı…</p>
<p>Ben öylece kalakalmışken bizim evin açık penceresinden bir şarkı yükseldi. Ağabeyim delikanlı o yıllarda. Kasabada teybin tuşuna basıp mahalleye bangır bangır arabesk dinletmek moda. Kızlarla böyle haberleşiyor olmalılar. Aynı sanatçıyı aynı şarkıyı sevenler arasında bir yakınlaşma oluyor. Kasaba Müslümcüler, Orhancılar ve Ferdiciler olarak bölünmüş. Arada bir de İbocular, Cengiz Kurtoğlucular, Hakkı Bulutçular, Neşe Karaböcekçiler.</p>
<p>Bizim evden Ferdi yükseliyor. Daha Emmoğlu’yu bestelememiş, Fadime’nin düğününe gitmekten söz etmiyor. Ne çalıyordu acaba?  Merak Etme Sen mi, Huzurum Kalmadı mı, Son Sabah mı, Nisan Yağmuru mu…</p>
<p>Derken gün eğiliyor kasabanın üzerinden. Otlaklara yayılmaya giden inek ve keçi sürüleri sokağa giriş yapıyor. En önde zıp zıp oğlaklar; en arkada dili bir karış sarkmış, vazifesini tamamlamış, kıvrılacak yer arayan yorgun köpekler…</p>
<p>Trafikte ışıklar yanıyor, ışıklar sönüyor bu arada. Arabama yolcunun birini alıp ötekini bırakıyorum. Meşguliyet unutturuyor, geçmişi hatırlama unutturuyor hafakan basacak şeyleri…</p>
<p>Aynı dutun altına bir çadır kurulmuş bu defa. Çadırın içinde yatak gibi bir şeyler olmalı ama bir türlü netleştiremiyorum görüntüyü. Elbette yakın yaşlarda olduğumuz kardeşim ve üç beş komşu çocuğu da orada olmalı. Çadırın önünde birikenlere bisküvi arası lokum dağıtılmış. Bizde de onlardan var. Birer ısırık almışız, kalanı gözyaşlarımızla ıslanmış muhtemelen. Hayal meyal iki adam hatırlıyorum. Adana şalvarı giymişler, kırçıl bir siyah. Şimdi sünnetçi diyorlar onlara fakat sair zamanlarda abdal dendiğini biliyoruz. Yıllardır bizi korkuttukları, abdallar gelince kestireceğiz dedikleri adamlar bunlar. Nasıl olduğu çıkıp gitmiş aklımdan, olmuş da bitmiş maşallah…</p>
<p>Otuz yıl kadar sonra tekrar gidişimi anımsıyorum o ak dutun, o pencerenin altına. Evimiz, doğduğum ev, o çucukluk arkadaşım dimdik ayakta. İçinde benle yaşıt birileri oturuyor olmalı. Çocukları koşuşturuyor sağda solda. Benim oğlanla kız pencerenin altında boş boş durmaktan sıkılıp arabaya gitmişler. Hanım telefonda ablasıyla konuşuyor.</p>
<p>Dutla baş başa kalıyoruz. Göz göze gelip bakışıyoruz. Yaşlanmış, beli bükülmüş. Hayalimdeki kadar kocaman da değilmiş.</p>
<p>“Tanıdın mı beni?” diyorum, pek oralı olmuyor.</p>
<p>“Senin gibi kaç kişi gelip geçti gölgemden bir bilsen!”</p>
<p>Güceniyorum. “Onların kaçı otuz yıl sonra gelip seni ziyaret ediyor, halini hatırını soruyor?”</p>
<p>Dalından bir yaprağı önüme yavaşça, bir zeytin dalı gibi bırakıveriyor. Mevsimsiz gelmişim, yemişleri yok. Mahzunluğu ondan belki de. Elimi gövdesine değdirip kabuklarını okşuyorum. Çıkıp dalına tünemeyi geçiriyorum aklımdan, cesaret edemiyorum. Başımı önüme eğip ağır ağır arabaya doğru yürüyorum. Arkamdan gelen korna sesiyle kendime geliyorum. Yeşil yanmış, fark etmemişim. Arka koltuktaki yolcum telaşlanmış. Birden silkinip oyundan çıkıyor, kendimi trafiğe veriyorum. Peki ama, nereye gidiyordum ben?</p>
<p>…</p>
<p>Bizimkiler pamuk yahut pirinç tarlalarında yürüyor olmalılar şimdi. Allah’ım yürekleri nasıl pır pır atıyordur çocukların. Yok, bunu bu çıplaklığıyla kaldıramam ben. Kendime yeni bir ağaç bulmalıyım. Kaçacağım bir yerler, bir şeyler lazım bana…</p>
<p><strong>Kaynak:Yusuf Ünal | TR724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dutlu-dusleme-yusuf-unal/">Dutlu düşleme | Yusuf Ünal</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yusuf Ünal’ın ‘Hengâme’ Romanı üzerine &#124; Halil Şimşek</title>
		<link>https://hizmetten.com/yusuf-unalin-hengame-romani-uzerine-halil-simsek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Aug 2020 10:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[halil simsek]]></category>
		<category><![CDATA[Hengame]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Ünal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13050</guid>

					<description><![CDATA[<p>‘Mühim olan çarşıdaki Yusufları toplamak değil, kuyudaki Yusuf&#8217;u çıkarmak.’  “Bir kitap, içimizdeki donmuş denize inen balta gibi olmalı.” der Franz Kafka. Altını çizerek, kenarlarına not alarak okuduğum ‘Hengâme’ isimli kitap&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yusuf-unalin-hengame-romani-uzerine-halil-simsek/">Yusuf Ünal’ın ‘Hengâme’ Romanı üzerine | Halil Şimşek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><i>‘Mühim olan çarşıdaki Yusufları toplamak değil, kuyudaki Yusuf&#8217;u çıkarmak.’</i></strong></p>
<p><i> </i>“Bir kitap, içimizdeki donmuş denize inen balta gibi olmalı.” der Franz Kafka. Altını çizerek, kenarlarına not alarak okuduğum ‘Hengâme’ isimli kitap tam böyle bir kitap&#8230;</p>
<p>İçimizdeki donmuş pek çok duyguya indirilen bir balyoz&#8230;</p>
<p>Bazı kitaplar vardır, keşke daha önce okusaydım dersiniz. ‘Hengâme’ de benim için böyle bir kitap oldu. Ağlayarak, hüzünlenerek, dua ederek; ayrılıklar, işkenceler, hapisler, ihanetler  gören ve polislerle saklambaç oynayan insanların çaresizliklerini ve ümitle hayat bağlanışlarını okudum.</p>
<p>Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşı için: “<i>Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdıracak günleri göstermesin</i>” der. Ben de aynı duayı ‘Hengâme’ için yapıyorum. Dünyanın hangi ülkesinde yaşarlarsa yaşasınlar, Rabbim bu kitapta anlatılanları bir daha yaşatmasın insanlara&#8230;</p>
<p>İftiralar, ihanetler, zulümler, tecavüzler ve insanca yaşama haklarından mahrum bırakılmış yüzbinlerce masumun çığlıkları var bu kitapta&#8230;</p>
<p>Medeniyet ve kültür düşmanlığının, soykırımın, milyonlarca dini kitabın imha edilişinin, evlere, fabriklara el konuluşun ve insanlar arası değil, aile fertleri arasına ayrılık tohumlarının ekilişini bu kitapta okuyacaksınız.</p>
<p>Roman kahramanı Selami’nin ailesini ziyaret ettiği Nevzat Hocanın evi gibi on binlerce  ailede yas var. Her gün taze ölü çıkmış gibi devam eden bir yas. En acı tarafı da yas tutulan bu evlere taziye için gelen/ gelebilen olmuyor.</p>
<p>İşte bu romanda “ağaç kökü” yemeye mecbur bırakılan ve tüm insanî haklardan mahrum edilen onurlu insanların davaları adına her çileye katlanmaları anlatılıyor.</p>
<p>1980 ihtilalinde o kasvetli günleri, polis ve jandarma baskınlarını yaşamış bir insan olarak yazarın duygularını ve korkuyla sindirilmiş, geleceği çalınmış o çaresiz kitlelerin haleti ruhiyelerini daha iyi anlıyorum.</p>
<p>‘Hengâme’de anlatılanlar tarihte görülmemiş bir soykırımından, kültür ve medeniyet katliamından sadece bir kesit&#8230; Tarihe not düşümüş. Bunun için okunması gerekir diyorum.</p>
<p>Çalıştığı banka, çocuklarının gittiği dersane, aldığı gazete, seyrettiği televizyon, dinlediği radyo, hanımın sardığı sarma ve kermes vs. hepsi terör suçu. Evler basılıyor, anne babalar alıp, götürülüyor çocuklar ortada kalıyor. Komşular değil, en yakın akrabalar bile el uzatmıyorlar o masumlara. İşte bu korku ortamındaki insanların çaresizlikleri, yürek yakan acıları ve imanla hayata tutunmaya çalışmaları anlatılıyor.</p>
<p>Ondört bölümden oluşan romanda “baş kahraman” sayılabilecek pek çok kişi var. Fakat Selami ve Nihal öne çıkıyorlar. Olaylar bu ikisinin çevresinde örgüleniyor.</p>
<p>‘Hengâme’ Romanı hem edebî yönden hem düşünce yapısının tutarlılığı yönünden hem de yaşanmış olayların, sönmüş hayatların hikayesi olması yönüyle mutlaka okunması gereken bir eser.</p>
<p>Ankara’yı ve Konya’yı adım adım geziyorsunuz. Bu şehirleri tanımayanlara tanıma fırsatı, tanıyanlara da eski hatıralarını tazeleme imakanı sunuyor. Nostalji yaşıyorsunuz. Daha önceden gezdiğiniz o sokakları bir de bu ifritten günlerde takip edilme, yakalanma korkusuyla geziyorsunuz.</p>
<p>Ayrıca romanda, unutulmaya yüz tutan pek çok kavram da ustaca kullanılmış. Bunlardan bir kaç örnek:</p>
<p>-Aralanan kapıdan içeriye saçı sakalına karışmış, <b>söbü</b> bir baş uzandı.</p>
<p>-Nihal’e baktım, omuzlarını dikleştirdi, <b>samur kaşlarını</b> çattı.</p>
<p>&#8211;<b>Kalecik karası</b> gibi dolgun, ışıl ışıl gözlerini hayalimden çıkaramıyordum.</p>
<p>-Otobüs yanaşırken o bana döndü, <b>Firfîrî bir tüldü</b> yüzü, kızıl bir buluttu.</p>
<p>-Konya’nın gençleri birbirlerine <b>ortak</b> derler.</p>
<p>-Kapının önünde <b>siftinen</b> sokak kedileri ayak seslerimi duyunca toparlandılar.</p>
<p>-Hep duyarım, “<b>çembercik”</b> saka kuşunun bir diğer adıdır.</p>
<p>-Konya’nın kuru ayazı derimi bıçak gibi kesip iliğime işliyordu. <b>Zekat keçisi</b> gibi tiril tiril titrerken&#8230;</p>
<p>-Sonra getirip zeytin peynir tabaklarının ortasındaki <b>nihalenin</b> üstüne koydu.</p>
<p>-“<b>Eylül</b>” kelimesi Süryanice, “aylul” dan gelmekteymiş; üzüm ayı demekmiş.</p>
<p>-Telefonla annemi aradım. Sobanın başına oturmuş, lahana sarması sarıyormuş. “Angaralılar” buna <b>kelem dolması</b> diyor.</p>
<p>-Beyrut’ta ebeveynlerden biri sünnî, biri Şiî olan Müslümanlara “<b>Suşi</b>” diyorlar&#8230;</p>
<p>Selaminin bekar odasındaki notları arasında Nihal şunları bulur: “Romanlar okuyorum, içim şişiyor; dertsiz başıma dert alıyorum. Bana benzemeyen adamların, hiç tesadüf etmediğim kadınların romanları bunlar: <i>İbiş’in Rüyası, Müskinler Tekkesi, İçimizdeki Şeytan, Sevgili Arsız Ölüm, Tutunamayanlar, Yeraltından notlar, Bokırkurdu, Kuş Çayırı&#8230;</i></p>
<p>Hepsinin mevzuu aşağı yukarı aynı; aldatma, ihanet,tutarsızlık, yasak aşk, aileyi terk etme,cinayet, hovardalık, aşüftelik&#8230;Ben bıktım artık tutunamayanların harap ruhlarında, bağırsak kanallarında gezinmekten. Sürekli buhran, bunalım, vefasızlık, kin, intikam, aldatılma&#8230; sürekli mağduriyet ve ezilmişlik.”</p>
<p>&#8230;Ve bu tip romanlar hakkında çok güzel bir hüküm veriyor: “Evet, iyi anlatıyorlar kabul. Fakat iyiyi anlatmıyorlar. Bununsa bir kumarbaz yahut hırsızın işini “iyi” yapmasından pek farkı kalmıyor; umut kırıcının işini “iyi” yapmasıdır bu. Benim beklediğimse, iyinin iyi yapılmasıdır.”</p>
<p>Benimse kanaatim: “Hengâme”, iyinin iyi anlatıldığı bir roman. Okunması ve herkese duyurulması taraftarayım.</p>
<p>“İyiliğin yayılmasına çalışmak” iyiye hizmet eden, iyilik kervanındaki hepimizin görevidir. Bu kitabı ailemize ve çevremizdekilere mutlaka okutalım. Hatta beraber okuyalım.</p>
<p>Bu kitabı okuyup, başkalarına da ulaştırmakla zulme, haksızlığa sessiz kalmayıp tavrınızı ortaya koymuş olacaksınız.</p>
<p>Hengâme müellifi Yusuf Ünal beyi tebrik ederim. Bu şekilde güzel eserlerinin devamını bekleriz.</p>
<p>Hengâme isimli kitaba en kolay ulaşmanı yolu:</p>
<p><a href="https://kitapdunyasi.eu/products/hengame" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://kitapdunyasi.eu/products/hengame&amp;source=gmail&amp;ust=1597940869365000&amp;usg=AFQjCNGPv_Rh_ZelRDlCDSj_gDSTB2e3Kw">https://kitapdunyasi.eu/<wbr />products/hengame</a></p>
<p><a href="http://www.kitapdunyasi.eu/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=http://www.kitapdunyasi.eu/&amp;source=gmail&amp;ust=1597940869365000&amp;usg=AFQjCNHxHncOCf7fRrv_7SL6Aqa89Ap1Cg">http://www.kitapdunyasi.eu/</a></p>
<p><strong>Hizmetten | Halil Şimşek</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yusuf-unalin-hengame-romani-uzerine-halil-simsek/">Yusuf Ünal’ın ‘Hengâme’ Romanı üzerine | Halil Şimşek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
