<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yücel men arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/yucel-men/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/yucel-men/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:18:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>yücel men arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/yucel-men/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İdealleri ile asr-ı saadet gençleri (2) &#124; Yücel Men</title>
		<link>https://hizmetten.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2-yucel-men/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2021 16:00:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18378</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hak ve Hakikati İkâme Asr-ı Saadet gençlerinin bir hedefi de hakkı ikâme etmekti. Onlar, çerçevesi şahsi çıkar hisleri ile örülü Cahiliye kültürü içinde hayata gözlerini açmış; zulüm ve haksızlığın her&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2-yucel-men/">İdealleri ile asr-ı saadet gençleri (2) | Yücel Men</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hak ve Hakikati İkâme</strong></p>
<p>Asr-ı Saadet gençlerinin bir hedefi de hakkı ikâme etmekti. Onlar, çerçevesi şahsi çıkar hisleri ile örülü Cahiliye kültürü içinde hayata gözlerini açmış; zulüm ve haksızlığın her türlüsünü duymuş, görmüş ve yaşamışlardı. Fert, aile, toplum ve idare adına hak ve hürriyetlere saygının, muamele ve münasebetlerde adaletin ve güzel ahlakın, nasıl hayati bir ihtiyaç olduğunu çok iyi idrak etmişlerdi. Nitekim Kur’ân da onlara hakkı tutup kaldırmayı adres göstermiş; hüsrana uğramamanın bir yolunun da hakkı tavsiye ve bu yolda karşılaşılan zorluklara tahammül olduğunu haber vermişti: “Zaman hakkı için: İnsanlar hüsranda. Ancak şunlar müstesna: İman edip yararlı işler yapanlar bir de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler.”<span id="easy-footnote-1-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-1-5669" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span></p>
<p>Her hususta örnek aldıkları Allah Resûlü de hak ve hakikati ikame etmeyi, varlık gayesi edinmiş; onların gözleri önünde canı pahasına bunun mücadelesini veriyordu. Hatta O (aleyhissalâtu vesselâm), yirmi bir yıl süren bu çok zorlu ve tehlikeli mücadelenin ardından müşriklerin elinde zulüm ve haksızlıkların kalesi haline gelen Mekke’ye girerken dilinde “Hak geldi; batıl zail oldu!”<span id="easy-footnote-2-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-2-5669" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> ilahi beyanı vardı. O, sık sık konuşmalarında sözü, hakkı tutup kaldırmaya getiriyor ve bunu, imanın bir derinliği ve göstergesi olarak takdim ediyordu: “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu, imanın en zayıf derecesidir.”<span id="easy-footnote-3-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-3-5669" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü ile tattıkları hak ve hakikatleri, korumak, yaşamak ve yeryüzünün bütün muhtaç coğrafyalarına ulaştırmak, Asr-ı Saadet gençlerinin en temel hedefleri arasındaydı. Bundan dolayı şahsi hayatlarında bu hususlarda kılı kırk yararcasına hassas ve dengeli hareket ediyorlardı. Hakka saygı duyuyor ve kimsenin hukukunu çiğnemiyorlardı. Diğer taraftan zulüm ve haksızlıklara, batıla seyirci kalmayı, manevî değerlerine ihanet kabul ediyor ve vakit kaybetmeksizin hakkı ikamenin peşine düşüyorlardı. Hal böyle olunca her gün ayrı bir yerden çığlık yükseliyor ve onlar, soluğu oralarda alıyorlardı. Hatta hakkın ikâmesi uğrunda birbirleri ile de karşı karşıya gelmeye çekinmiyorlardı. Çünkü onlar, bu mücadeleyi, dün Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te babalarına, amcalarına, dayılarına kısacası en yakın akrabalarına karşı yürütmüşlerdi.</p>
<p><strong>İslam Medeniyetinin İnşasına ve İnkişafına Katkı Sunma</strong></p>
<p>Asr-ı Saadet gençlerinin bir hedefi de vahiy ile planı ve projesi çizilen ve Allah Resûlü ile hayata taşınan, insanlığı hem bu dünyada hem de ahirette felaha ve salaha kavuşturmayı hedefleyen İslam medeniyetinin inşasında aktif rol almaktı. Kur’ân, yokluk dönemlerinde işi omuzlayan ilklerle arkadan gelenlerin, Allah katında ve sevap noktasında bir olmadığını/olamayacağını haber veriyor ve onların bu konudaki ideallerini besliyordu. Bundan dolayı Mekke döneminde yaşadıkları onca baskıya, şiddete, zulüm ve haksızlığa rağmen asla O’nun yanından, yolundan ve istikametten ayrılmamışlardı. Medine döneminde ise bütün korku ve endişelerine rağmen İslam’ı ve İslam’a ait her şeyi yok etmek için saldıran ordular karşısında hep dik ve metin durmuşlardı. Çünkü onlar, İslam medeniyetinin inşası adına O’nun yoluna baş koymuşlardı.</p>
<p>Onlar, bu ideallerini gerçekleştirme adına asla boş durmamış; hemen hepsi bu uğurda yapılan en küçük işlerden en büyük hamlelere kadar elinden gelen maddi manevi her türlü katkıyı sunmaya çalışmışlardı. Yeri gelmiş ellerine kalem, yeri gelmiş kazma ve kürek, yeri gelmiş kılıç ve mızrak almış; taş taşımış, harç karmış ve her türlü infakta bulunmuşlardı. Allah Resûlü de bu yolda hem sözlü hem de fiili olarak onların heyecanlarını kamçılamış; iltifat, takdir ve dualarıyla kendilerine destek olmuştu.</p>
<p>Mesela kıyamete kadar İslam medeniyetinin merkezlerinden birisi olacak Mescid-i Nebevî inşa edilirken ve Ahzâb ordusuna karşı Medîne’yi savunurken herkesi seferber etmiş; hepsinin inşada ve kazıda bir şekilde aktif rol almasını sağlamıştı. Hatta inşaat ve kazı sürecinde terennüm ettiği “Gerçek hayat, hayır ve ecir, ahiret hayatı, hayrı ve ecridir. Allah’ım! Ensar ve Muhacirlere yardım et, yarlığa ve merhametinle muamele buyur!” muhtevasındaki beyitlerle onları motive etmişti.<span id="easy-footnote-4-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-4-5669" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> İşin madde planı böyle olduğu gibi mana planı da böyleydi.</p>
<p><strong>İnsanlığa Hayırlı ve Faydalı Olma</strong></p>
<p>Asr-ı Saadet gençlerinin ideallerinden birisi de insanlığa hayırlı ve faydalı mümin bir fert olabilmekti. Bunu gerçekleştirme adına irade, ruh, beden, ilim, dünyevî donanım ve imkân planında güçlü kuvvetli müminler olmaya çalışıyorlardı. Çünkü muttakilere rehberlik, hayırda öncü ve önde olma, hakkın/halkın müdafaası adına cephede yer alma ve insanların ihtiyaçlarını giderme, ilim, güç, kuvvet ve imkân gerektiriyordu.</p>
<p>İradesi ve duruşu, hal ve hareketleri, fiil ve fikirleri ile onlara bu konuda da ufuk olan Allah Resûlü, “Ancak şu iki kişiye gıpta edilir: Allah’ın kendisine mal verip de onu Hak yolunda harcamaya muvaffak kıldığı kimse ile Allah’ın kendisine ilim ve hikmet ihsan ettiği, onunla hüküm veren ve onu başkalarına öğreten kimsedir.<span id="easy-footnote-5-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-5-5669" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span>, “Veren el, alan elden daha hayırlıdır…”<span id="easy-footnote-6-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-6-5669" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span>,  “Kuvvetli mü’min, (Allah katında) zayıf mü’minden daha hayırlı ve daha sevimlidir…”<span id="easy-footnote-7-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-7-5669" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> “İnsanların arasına karışıp onların ezâlarına katlanan bir müslüman, onlara karışmayıp ezâlarına katlanmayandan daha hayırlıdır.”<span id="easy-footnote-8-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-8-5669" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> gibi beyanları ile de şuur aşılıyordu.</p>
<p>Bir gün amcası Hz. Abbas (radıyallahu anh) gelip kendisine “Ashâbın tozuyla toprağıyla sana eziyet verdiklerine şahit oluyorum; onlara hitap edebileceğin üstü örtülü bir yer edinsen ne güzel olur.” demişti. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Aralarında olmaya devam edeceğim, kâh topuğuma basacak, elbisemi çekiştirecek kâh tozlarıyla bana sıkıntı verecekler. Böylece Allah’ın rahmetini kazanacağım.” buyurmuştu.<span id="easy-footnote-9-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-9-5669" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<p>Hal böyle olunca gençler, bir an önce kendi ayakları üzerinde durmak, dine, davaya ve topluma omuz vermek için kabiliyetlerini inkişaf ettirmeye, kendilerini geliştirmeye ve imrendirici bir insanî kıvama erişmeye ayrı bir önem veriyor ve bu uğurda yoğun bir çaba harcıyorlardı. İlim ve irfanlarını artırma adına sohbet, müzakere ve mütalaa meclislerini kaçırmıyor, dil öğreniyor, iradelerini ve bedenlerini güçlendirecek sporlar yapıyor, hayır hasenatta bulunma adına helal dairede imkân sahibi olmaya çalışıyor hatta bulamayınca borç alıp infakta bulunuyor ve sonra bu borçları ödemeye çalışıyorlardı. Yaşından, hastalığından ya da yeterli imkânı bulamamaktan dolayı hak ve hayır cephesinde yerlerini alamamışlarsa hüzne boğuluyorlardı.</p>
<p>Onların bu ideallerinin hayatlarına bir yansıması da Allah Resûlü’ne gelip “Hangi amel daha hayırlı/faziletlidir?” ya da “Hangi Müslüman daha üstündür/akıllıdır?” gibi sorular sormalarıydı. Zira onlar bu ideallerini gerçekleştirme adına en hayırlı, faydalı ve faziletli ameli, işi ve aksiyonu yapmak istiyorlardı. Mesela bir gün Allah Resûlü, bir grup sahabî ile otururken Ensar’dan bir genç gelmiş; selam verip oturduktan sonra “Ey Allah’ın Resûlü! Müminlerin en faziletlisi kimdir?” diye sormuştu. Allah Resûlü, “Ahlakı en iyi ve güzel olanı!” karşılığını vermişti. Mesaj gayet açıktı; güzel ahlakın bütün şubeleriyle donanmak, kulun kendine ve başkalarına zarar vermemesi ve faydalı olması adına en önemli hususlardandı.</p>
<p>Bunun üzerine aynı genç, “Peki müminlerin en akıllısı kimdir?” diye ikinci bir soru sormuş ve O (aleyhissalâtu vesselâm), “Ölümü çokça hatırlayan ve sonrası için hazırlık yapan!” buyurmuştu.<span id="easy-footnote-10-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-10-5669" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span> Zira ölümü hatırlamayan gaflete dalar, adalet ile zulmü, hak ile batılı, hayır ile şerri, fani ile ebedi olanı birbirine karıştırır. Sahip olduğu maddi manevi donanımı ve imkânı, nefsin hazları peşinde har vurup harman savurur. Hatırlayan ise sahip olduklarını, ebedi hayatına hayrı dokunacak en salih işler peşinde harcar ki bunların da başında insanlara/insanlığa faydası dokunacak işler gelir: “İnsanların en hayırlısı, insanlara/insanlığa faydası dokunandır!”<span id="easy-footnote-11-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-11-5669" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<p>Ve Allah Resûlü, bu noktada hiçbir iyiliği/faydayı küçük görmüyordu. Hz. Ebû Berze, “Ey Allah’ın Resûlü! Bana yararlanabileceğim bir iş öğret!” dediğinde “Müslümanların yolundan onlara sıkıntı veren şeyleri kaldır”<span id="easy-footnote-12-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-12-5669" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span> bu­yurmuş; maddi manevi insanlara sıkıntı veren şeyleri, onların yollarından kardırmanın, ahiret adına ne büyük bir yatırım olduğuna dikkat çekmişti.</p>
<p><strong>Nebevî Sevgi ve Şefaate Ulaşma</strong></p>
<p>Asr-ı Saadet gençlerinin bir hedefi de insan başta olmakla alemlere rahmet olarak gönderilen Allah Resûlü’nün sevgisine, şefaatine ve yakınlığına nail olmaktı. O’nun temsil ve tebliği ile Allah’ı tanımış, ebedi hayattan haberdar olmuş; kâinatı hangi bakış açısıyla mütalaa edeceklerini, can başta olmakla sahip oldukları nimetlere nasıl şükredeceklerini, hayatın sırlarını, hürriyetin sınırları, ahlakı, adaleti ve hakiki insanlığı öğrenmişlerdi.</p>
<p>O’nu canlarından çok seviyor<span id="easy-footnote-13-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-13-5669" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span> ve O’nun tarafından sevilmeyi, ebedi hayatta O’nunla birlikte olmayı ve şefaatine nail olmayı çok arzu ediyorlardı. Kur’ân, “Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse işte onlar, Allah’ın nimetlerine mazhar ettiği nebîler, sıddîkler, şehidler, salih kişilerle beraber olacaklardır. Bunlar ne güzel arkadaşlar! Bu, Allah’tan bir lütuftur. Bu lütfa lâyık olanların kadrini Allah’ın bilmesi yeter de artar!”<span id="easy-footnote-14-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-14-5669" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> buyuruyor ve âdeta onların bu hayallerini kamçılıyordu.</p>
<p>Allah Resûlü de onların bu ideallerine destek oluyordu zira son ve evrensel dini, insanları Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğuna götürecek hayatı, O, temsil ve tebliğ ediyordu. Ve gençlerin, ebedî saadeti adına O’nu sevmeleri çok hayati idi. Bir sahabî gelmiş ve “Yâ Resûlallah! Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sormuştu. Allah Resûlü, “Kıyamet sonrası için ne hazırladın?” buyurmuş ve esas odaklanılması gereken noktaya dikkat çekmişti. Sahabî, “Öyle çok fazla amelim yok. Ama Allah ve Resûlü’nü seviyorum.” karşılığını verince Allah Resûlü, -Hz. Enes İbn-i Mâlik’in tespitiyle ashâb-ı kirâmı sevince boğan- şu müjdeyi vermişti: “Kişi, sevdiği ile beraberdir!”<span id="easy-footnote-15-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-15-5669" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span></p>
<p>Gençler, O’nun sevgisine nail olmak için çok dikkatli ve dengeli yaşıyor; yüce ahlakını örnek alıyor, hikmet dolu Sünnet’ine ittiba ediyor ve nurlu yolunu adım adım takip ediyorlardı. Verdiği emirlere, yaptığı uyarı ve ikazlara, nasihatlere, hal ve hareketlerine sadık kalıyor ve her şeyleriyle O’nun yoluna sarılıyorlardı. Zaman zaman bu hayallerini gelip O’na da açıyorlardı. Bir seferinde Yemenli Hz. Sevban, perişan bir hâlde; rengi uçmuş, vücudu zayıflamış, simasında hüzün ve keder belirtileri O’nun huzuruna gelmişti. Onu bu durumda gören Allah Resûlü, “Neyin var, hasta mısın, ey Sevbân?” buyurarak halini sormuştu. Bunun üzerine Hz. Sevbân derdini şöyle anlatmıştı:</p>
<p>“Yâ Resûlallah! Ne hastalığım ne de ağrım sızım. Huzuruna gelip gittikçe cemaline bakıyor, yanın­da oturuyor, sohbetinde bulunuyorum. Ancak sizi görmediğim zamanlar mu­habbet ve özlemim artıyor, size kavuşuncaya kadar kederden bunalıyorum! Sonra ahireti hatırlıyor ve orada sizi görememekten korkuyorum! Çünkü siz cennette di­ğer peygamberlerle beraber yüksek makamlarda olacaksınız. Ben ise cen­nete girsem de sizin derecenizden daha aşağı makamlarda bulunacağımdan. Bundan dolayı sizi orada görememekten endişe ediyor ve iki büklüm oluyorum…”<span id="easy-footnote-16-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-16-5669" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span></p>
<p><strong>Mağfirete Nailiyet</strong></p>
<p>Asr-ı Saadet gençlerinin bir ideali de Cenâb-ı Hakk’ın mağfiretine nail olmaktı. Onlar, Kur’ân ve Sünnet çizgisinde, helal ve haram sınırlarına azami dikkat ederek, Allah’ın rızası istikametinde yaşadıkları sade, samimi ve örnek hayatlarına rağmen mutlaka bir şeylerin eksik kaldığı/kalacağı düşüncesiyle hareket ediyorlardı. Muhasebeye dalıyor; yapamadıklarını, eksik yaptıklarını ya da yanlış yaptıklarını düşündükleri şeyler karşısında hemen istiğfara yöneliyorlardı. Sürekli Allah’tan kendilerini bağışlamasını diliyor hatta bir vesile ile Allah Resûlü’nden bir şey isteme imkânı yakalamışlarsa ilk istedikleri şey, genellikle mağfiretleri adına kendilerine dua buyurması oluyordu.</p>
<p>Aslında onlara bu ideali ve şuuru aşılayan da yine O (aleyhissalâtu vesselâm) idi. Çünkü O, her vesile ile istiğfarda bulunuyor, istiğfara davet ediyor ve vefat eden kim olursa olsun onlar için Allah’tan öncelikle mağfiret talep ediyordu. Gençlerin arasında mağfireti o kadar çok dillendiriyordu ki bir sohbetinde saymış ve O’nun, sohbet boyunca yüz defa istiğfarda bulunduğunu tespit etmişlerdi.<span id="easy-footnote-17-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-17-5669" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span> Allah’ı, hesap gününü ve ebedi hayatı hatırlatan mağfiret, nefsin menfi isteklerine meyillerini kıran ve onları, hep istikamet, hayır ve takva çizgisinde tutan önemli bir esas ve idealdi.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Kur’ân ve Sünnet’in hedef gösterdiği değerleri, hayatlarının gayesi ve ideali haline getiren Asr-ı Saadet gençleri, böylece hayatı daha anlamlı, hayırlı ve dolu yaşama imkânı elde etmişti. Zihni ve hissi boşluklardan kurtulmuş, imanla tanıştıktan sonra istikametlerini korumuş ve çevrelerine maddi manevi faydalı fertler haline gelmişlerdi. Günümüz gençleri de aynı çizgiyi takip etmeli; kendilerini, Allah’a, ahiret/kulluk duygu ve düşüncesine, ilim ve araştırmaya, güzel ahlaka, hak ve adalete, insanlığa faydalı olmaya, O’nu insanlığa duyurma adına ortaya konacak insanî hizmetlere sevk edecek hedef ve hayaller edinmelidirler. Vakitlerini, imkanlarını, kabiliyet ve donanımlarını başta gençliğin dinçliği ve dinamizmi olmak üzere bu idealleri hayata taşımak için harcamalıdırlar. Gençlik, hem geçici hem de hesabı tabi bir nimettir ve gençlerin en hayırlısı, “ihtiyarlar gibi ölümü/hesabı ve ebedi hayatı düşünen, gençlik hevesâtına mağlup olmayıp, gaflette boğulmayan”<span id="easy-footnote-18-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-18-5669" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span> yani yüce idealler uğrunda koşturanlardır.</p>
<p><strong>Kaynak: Yücel Men | Peygamberyolu.com</strong></p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Asr Sûresi, 103/1-3</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İsrâ Sûresi, 17/81</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, İmân (78); Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, İmân 17</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Salât 48; Müslim, Cihâd 44</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, İlim, 15; Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn, 268</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Zekât 18; Müslim, Zekât 97</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Kader 34; İbn-i Mâce, Mukaddime 10</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Kıyâmet 55</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Dârimî, Mukaddime 14</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Mâce, Zühd 31; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 5/320; 10/312; İbn-i Hacer, Futûhâtu’r-Rabbaniyye 4/51</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat 5787; 6026; Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ’ 1/472</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 131, 132; İbn-i Mâce, Edeb 7</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahzâb Sûresi, 33/6</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Nisâ Sûresi, 4/69, 70</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Edeb 96; Müslim, 165; Tirmizî, Zühd 50</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hacer, el-Ucâb fî Beyâni’l-Esbâb 2/915; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 7/10; Makdisî, ed-Dürrü’l-Mensûr 4/527; Suyûtî, Lubâbu’n-Nukûl 91</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Vitr 26; Tirmizî, Deavât 38</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberâni, Kebir 22/83</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2-yucel-men/">İdealleri ile asr-ı saadet gençleri (2) | Yücel Men</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdealleri ile asr-ı saadet gençleri (1) &#124; Yücel Men</title>
		<link>https://hizmetten.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1-yucel-men/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2021 12:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18139</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gençlerin, hayata tutunmaları ve yalnızlığa sürüklenmemeleri; sahip oldukları dinamizmi, enerjiyi, gücü, heyecanı, sağlığı, vakti ve her türlü imkanı doğru yerde ve yönde kullanmaları; kendilerine, ailelerine, çevrelerine, topluma hatta insanlığa faydalı&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1-yucel-men/">İdealleri ile asr-ı saadet gençleri (1) | Yücel Men</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gençlerin, hayata tutunmaları ve yalnızlığa sürüklenmemeleri; sahip oldukları dinamizmi, enerjiyi, gücü, heyecanı, sağlığı, vakti ve her türlü imkanı doğru yerde ve yönde kullanmaları; kendilerine, ailelerine, çevrelerine, topluma hatta insanlığa faydalı fertler olarak yetişmeleri ve hizmetler ortaya koymaları; ilim, iman, ibadet, ahlak, hak ve hukuk sınırları içerisinde onurlu bir ömür sürmeleri; hep iyilik, hayır ve hasenat düşünmeleri noktasında ideallerin çok büyük ve belirleyici etkileri vardır. Bu yönüyle idealleri olmayan gençler, hayatın, sahip oldukları imkân, donanım ve güzelliklerin anlamını ve önemini idrak etmekte zorlanabilir; hissi ve fikri boşluğa düşebilirler. Heva ve hevese hitap eden şeyleri hedef ve hayal edinenler ise kalpleri mutmain olmadığı için zamanla yalnızlığa sürüklenebilir hem kendilerine hem başkalarına hem bedenlerine hem ruhlarına hem dünyalarına hem ahiretlerine zarar verecek yani ömürlerini heba edecek bir duruma; zararlı arkadaşların, alışkanlıkların ve akımların ağına kapılabilirler.</p>
<p>Asr-ı Saadet neslinin büyük çoğunluğunu gençler oluşturuyordu ve onlar, Cahiliye bataklığında doğup büyümüşlerdi. Zayıflar, hayatta kalmanın; güçlüler, nefislerinin sınırsız isteklerini tatmin etmenin peşinde koşuyordu. Ne kendi gelecekleri adına ne de insanlık namına hayırlı herhangi bir idealleri yoktu. Sadece haz dairesinde günü yaşamaya çalışıyor ve çoğunluğu itibarıyla sorumsuz bir hayat sürüyorlardı. Böylesi bir atmosferde Muhammedu’l-Emîn’e peygamberlik görevi verilmiş; Kur’ân ve Sünnet’in ışığı ile fert, aile ve topluma hidayete giden yolları göstermesi ve onları ıslah edip yetiştirmesi istenmişti. Allah Resûlü’ne kadar şirkin, şehvetin, şiddetin, cehaletin, heva ve hevesin, yalnızlığın, zararlı alışkanlıkların ağına ve çölün bağrına sıkışıp kalan bu gençler, O’nunla ve temsil ettiği evrensel mesaj ile tanışınca; kalp, kafa ve hayat adına büyük bir aydınlanma yaşamış; bu iki duru kaynaktan müstakim bakış açısı, duygu ve düşünceler, hikmetli hal ve hareketler kazanmış ve hayatı, dolu dolu yaşamalarını temin edecek birtakım idealler edinmişlerdi.</p>
<h4><strong>Allah’ın Rızası ve O’na Yakınlık</strong></h4>
<p>Allah Resûlü ile buluşan gençlerin birinci ve en öncelikli ideali, Allah’ın rızasını kazanmak; O’nun tarafından sevilen, katında değerli ve O’na yakın kâmil bir insan olabilmekti. Çünkü Kur’ân, “Allah, mümin erkeklere de mümin kadınlara da ebedî kalmak üzere girecekleri, içinden ırmaklar akan cennetler vaad etti. Hem Adn cennetlerinde hoş hoş konaklar! Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte en büyük bahtiyarlıkta budur.”<span id="easy-footnote-1-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-1-5620" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> ve “Ey iman edenler! Allah’ın hukukunu gözetin, O’nun hukukunu ihlal etmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda mücahede edin ki korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza kavuşasınız.”<span id="easy-footnote-2-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-2-5620" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> buyuruyor ve insan için hayatta en büyük başarının, O’nun rızasına ve yakınlığına erişmek olduğunu haber veriyordu.</p>
<p>Asr-ı Saadet gençleri, bu en büyük ideallerini gerçekleştirmek için hayatlarında her şeyi, O’nun hoşnutluğuna göre planlıyor; rıza yörüngesinde ve takva dairesinde bir yaşantı ortaya koyuyorlardı. Bunun için öncelikle “Hayır, Allah’ın hakkımızda ihtiyar edip takdir ettiğindedir!” diyor; O’nun, haklarındaki her türlü takdirini rıza ile karşılıyor; imtihan, bela ve musibetleri isyana düşmeden aktif sabırla göğüslüyor ve verdiği her türlü nimete ve yaptığı ihsana şükürle mukabelede bulunmaya çalışıyorlardı.<span id="easy-footnote-3-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-3-5620" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> Allah’ın Resûlü’ne, dinine ve davasına, canları pahasına her türlü desteği veriyor; ilim, ahlak, iman, ibadet, muamele, adalet, hayır, hasenat, helal ve haramlar hususunda Kur’ân ve Sünnet’te beyan edilen şeylere sadık kalıyor; şartlar ne olursa olsun iyilik, iman, ibadet ve hak dairesinde bir ömür sürmeye gayret ediyorlardı. Çünkü biliyor ve inanıyorlardı ki O’nun hoşnutluğuna ve O’na yakınlığa giden yollar, bunların ihlaslı bir şekilde yerine getirilmesinden geçiyordu.</p>
<p>Allah Resûlü, Kur’ân ve Sünnet’i derinlemesine bilen ve neredeyse hepsi genç yetmiş muallim sahabîsini irşat ve tebliğ için göndermiş; bu güzide eğitim kadrosuna Mâune kuyusu civarında tuzak kurulmuş ve bir kişi hariç hepsi şehit edilmişti. Cebrail gelmiş ve Allah Resûlü’ne yaşananları haber vermişti. Bunun üzerine Allah Resûlü, halka hitap etmiş ve “Kardeşleriniz şehit edildi. Ve onlar, ‘Allahım! Bizim Sen’den ve takdirinden razı olduğumuzu ve Sen’in de bizden razı olduğunu arkada kalanlara ulaştır!” diye dua ettiler. Ben de onların bu isteklerini yerine getiriyorum!”<span id="easy-footnote-4-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-4-5620" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> buyurmuştu. Onlardan Hakem İbn-i Keysan, mızrak sırtına saplanınca “Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki kazandım!” demişti. Zira onlar bu tehlikeli görevi, Allah’ın rızasına nail olmak için risklerini bile bile tereddütsüz kabul etmiş ve herhangi bir dünyevî beklentiye de girmemişlerdi.</p>
<p>Yine umre yolunda önleri kesilen, günlerce ihramlı halde Hudeybiye’de bekleyen ve Allah Resûlü’nün Mekke’ye gönderdiği elçisinin şehit edildiği haberi üzerine canları pahasına O’na destek olma hususunda beyat eden 1400 sahabînin de büyük çoğunluğunu gençler oluşturuyordu ve onların ideali de Allah’ın rızasından başka bir şey değildi. Nitekim Cenâb-ı Hak, şu ayeti indirmiş ve onlardan razı olduğunu müjdelemişti: “Gerçekten Allah, o ağacın altında sana biat ettikleri zaman, müminlerden razı oldu. Onların kalplerindeki ihlâsı bildiği için üzerlerine sekîne, huzur ve güven indirdi…”<span id="easy-footnote-5-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-5-5620" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> Sadece onlar değil bütün gençler, her işlerinde aynı hedefin peşinde koşuyorlardı ki ona ulaşma adına ortaya koydukları iradî ve samimi gayret ve mücadele, neticesini vermiş ve daha dünyada iken şu müjdeyi almışlardı: “İslâm’da birinci dereceyi kazanan Muhacirler ve Ensar ile onlara güzelce tâbi olanlar yok mu? Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan râzı oldular. Allah onlara içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırladı. Onlar oralara devamlı kalmak üzere gireceklerdir. İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı!<span id="easy-footnote-6-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-6-5620" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span></p>
<h4><strong>İlimde Derinleşme İdeali</strong></h4>
<p>Asr-ı Saadet gençlerinin ikinci ideali ilimde derinleşmekti. Zira Kur’ân, “De ki: Rabbim! İlmimi artır!”,<span id="easy-footnote-7-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-7-5620" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> “Kulları içinde ancak âlimler, Allah’ı gerektiği tarzda tazim ederler.”,<span id="easy-footnote-8-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-8-5620" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”<span id="easy-footnote-9-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-9-5620" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> buyuruyor ve yüzlerce âyet-i kerimede insanları, kainatın işleyişini ve içindekileri araştırmaya, düşünmeye ve ilimde derinleşmeye sevk ve teşvik ediyordu. Allah Resûlü de “Kim ilim öğrenmek için bir yola sülûk ederse Allah onu cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) açarlar. Göklerde ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar alim için istiğfar ederler. İlmiyle âmil alimin, abid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Alimler, peygamberlerin varisleridir. Peygamberler ne altın ne gümüş miras bırakırlar sadece ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasip elde etmiştir.”<span id="easy-footnote-10-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-10-5620" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span> buyuruyor; ilim peşinde koşanlara ayrı bir değer veriyor ve mescide çıktığında oturmak için her seferinde ilim müzakere edenlerin halkasını tercih ediyordu. İnsan istihdamında da ilim sahiplerini önceliyordu ki Hz. Muaz İbn-i Cebel’i Yemen’e genel vali olarak atarken bölge halkına gönderdiği mektupta şöyle diyordu: “Size yakınlarımın en hayırlısını, ilimde ve dinde onların en yetkilisini gönderiyorum!”<span id="easy-footnote-11-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-11-5620" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> Hatta iki üç insanı aynı kabre defnedecekse ilk sırayı ya da bir sefer esnasında kabilenin sancağını Kur’ân ilminde en fazla mesafe kat edenlere veriyordu.</p>
<p>Bütün bunlar vb. sebepler gençlerin, ilim ve araştırmayı ideal edinmelerine zemin hazırlıyor ve aileleri de onları ilme teşvik ederek bu ideali destekliyordu.<span id="easy-footnote-12-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-12-5620" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span> Gençler, ideallerini gerçekleştirme adına daima Kur’ân ile meşgul oluyor ve Allah Resûlü’ne yakın olmaya çalışıyor; derslerini, sohbetlerini ve vaazlarını kaçırmamak için adeta çırpınıyorlardı. Mesela Allah Resûlü, Selit isimli bir sahabîye bir arazi ikta etmişti. O da bu araziyi işlemek için günlerce orada çalışıyordu. Bir gün arkadaşları kendisine “Senin yokluğunda şu şu ayetler nazil oldu!” dediklerinde hemen Allah Resûlü’nün yanına gelmiş; “İkta ettiğin arazi ile ilgilenirken sohbetinizden/dersinizden geri kaldım. Ne olur onu geri al. Beni Sen’den uzaklaştıracak şeye ihtiyacım yok!” demiş ve ilim adına duyduğu derin iştiyakı bütün netliği ile ortaya koymuştu.<span id="easy-footnote-13-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-13-5620" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<p>Bazıları ise yetiştirmeleri gereken işler olduğunda iş bölümü yapıyor; birisi işi yaparken diğeri O’nu dinlemeye koşuyor sonra da öğrendiklerini gelip arkadaşına/kardeşine aktarıyordu.<span id="easy-footnote-14-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-14-5620" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> Kafalarına takılan her meseleyi O’na sordukları -Hadis, Siyer ve Tabakât kaynaklarında bu durumun yüzlerce örneğini görmek mümkündür- gibi birisinin Allah Resûlü’ne gelip soru sorması için de âdeta can atıyor<span id="easy-footnote-15-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-15-5620" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> ve O’nun vereceği cevaptan hiçbir şeyi kaçırmamak için can kulağıyla dinliyorlardı.<span id="easy-footnote-16-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-16-5620" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span> Duyduklarını ve öğrendiklerini anında hafızalarına alıyor,<span id="easy-footnote-17-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-17-5620" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span> yazıyor,<span id="easy-footnote-18-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-18-5620" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span> kendi aralarında meclisler oluşturup müzakere ediyor ve en önemlisi de hayatlarına taşıyorlardı.</p>
<p>Özellikle bu konuda hicret edip Medine’ye gelen, Suffe’de yatıp kalkan, karın tokluğuna O’ndan ilim almaya çalışan gençlerin gayretleri, ayrı bir destandır ki mesela Hz. Ömer’in hicret sırasında 14 yaşında olan oğlu Hz. Abdullah, O’na yakın olup daha fazla ilim tahsil etmek için eve gitmiyor; Mescid-i Nebevî’de yatıp kalkıyordu ve bunu, evlenene kadar da sürdürmüştü.<span id="easy-footnote-19-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-19-5620" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span> Zira o, bir gün Allah Resûlü’ne, “Zikir/Müzakere meclislerinin ganimeti nedir?” diye sormuş ve O’ndan “Cennettir!” cevabını almıştı.<span id="easy-footnote-20-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-20-5620" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span> Neticede hem emeklerinin karşılığını almış hem de ilimde zirve sahabîler arasındaki müstesna konumuna ulaşmıştı.</p>
<p>Yine ömrünü ilme adayan, en fazla hadis rivayet eden ve genç yaşta ilimde zirveleşen sahabîlerden Ebû Hüreyre de onlar arasındaki yerini almış; ilmini artırmak için gece gündüz Allah Resûlü’nü yakın takibe koyulmuştu.<span id="easy-footnote-21-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-21-5620" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span> Yukarda da bahsedildiği üzere bu mektebin ilim aşığı seksene yakın genç talebesi, Reci ve Maune’de tuzağa düşürülüp şehit edilmişti ki kim bilir yaşasalardı ilimde eriştikleri zirve ile İslam tarihinde hangi güzel gelişmelere imza atacaklardı. Belki de bunu anlamak için bu ideale ulaşma adına sürekli O’na yakın duran genç ve alim sahabîlerin meselâ Hz. Mus’ab İbn-i Umeyr’in, Hz. Zeyd İbn-i Sâbit’in,<span id="easy-footnote-22-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: #dd3333 !important; text-decoration: none; transition: all 0.4s ease 0s;" title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-22-5620" data-hasqtip="21" aria-describedby="qtip-21"><sup>22</sup></a></span> Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd’un,<span id="easy-footnote-23-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: #dd3333 !important; text-decoration: none; transition: all 0.4s ease 0s;" title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-23-5620" data-hasqtip="22" aria-describedby="qtip-22"><sup>23</sup></a></span> Hz. Muaz İbn-i Cebel’in,<span id="easy-footnote-24-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: #dd3333 !important; text-decoration: none; transition: all 0.4s ease 0s;" title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-24-5620" data-hasqtip="23" aria-describedby="qtip-23"><sup>24</sup></a></span> Hz. Abdullah İbn-i Abbas’ın, yirmili yaşlarda ilmin kapısı haline Hz. Ali’nin ve daha nicelerinin ortaya koydukları hizmetlere bakmak yeterli olacaktır!</p>
<p>İlimde derinleşme sadece erkeklerin değil aynı zamanda kadınların da temel hedefleri arasındaydı. Onlar, şartlardan dolayı Allah Resûlü’nden erkekler kadar istifade edemediklerini düşünüyor, üzülüyor ve ilimlerini artırma adına yollar arıyorlardı.<span id="easy-footnote-25-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-25-5620" data-hasqtip="24" aria-describedby="qtip-24"><sup>25</sup></a></span> En son gelmiş ve Allah Resûlü’ne “Bizler erkekler kadar senin sohbetinden/derslerinden istifade edemiyoruz.” diyerek kendilerine özel bir gün ayırmasını talep etmişlerdi. “İlim öğrenmek, kadın erkek her Müslümana farzdır!” buyuran ve bu konuda ki anlayışını daha önce dile getiren Allah Resûlü, bu talebi müspet karşılamış ve kadınlar, için ayrı bir ders/sohbet günü tahsis etmişti.<span id="easy-footnote-26-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-26-5620" data-hasqtip="25" aria-describedby="qtip-25"><sup>26</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü, mehir veremeyecek durumda olan genç erkeklere, eşlerine Kur’ân öğretme görevi veriyordu ki genç kızlar bunu mehir olarak seve seve kabul ediyorlardı.<span id="easy-footnote-27-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-27-5620" data-hasqtip="26" aria-describedby="qtip-26"><sup>27</sup></a></span> Özellikle Hz. Âişe ve Ensar’ın hakikat aşığı kadınları ilim tahsili adına çekinmeden her şeyi soruyor, sorguluyor ve O’nun ilminden mümkün mertebe çok istifade etmeye çalışıyorlardı.<span id="easy-footnote-28-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-28-5620" data-hasqtip="27" aria-describedby="qtip-27"><sup>28</sup></a></span> İlim ideali, gençleri sürekli vahyin ve hikmetin atmosferinde tutuyor ve onları, Allah Resûlü’nün ifadesiyle dünyadaki cennet bahçeleri sayılan müzakere meclislerinde vakitlerini değerlendirmeye götürüyordu.<span id="easy-footnote-29-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-29-5620" data-hasqtip="28" aria-describedby="qtip-28"><sup>29</sup></a></span></p>
<h4><strong>İmanda ve İbadette Derinleşme </strong></h4>
<p>Şirkin iliklere işlediği ve Kâbe dahil her şeyin şirke ait duygu ve düşüncelerle kirletildiği bir ortamda neşet eden Asr-ı Saadet gençleri, Allah Resûlü’nden hakiki ve makbul imanı, ders almış; O’na ve getirdiği şeylere gönülden iman etmişlerdi. Fakat bin bir imtihanın, fitnenin ve sapkın fikrin kol gezdiği ve her köşe başını ayrı bir günahın/haramın tuttuğu dünyada, istikamet üzere ve gaye edindikleri şeyleri gerçekleştirme peşinde yılmadan, yıkılmadan ve savrulmadan yol almaları çok zordu.</p>
<p>Kur’ân, “Ey iman edenler!” ya da “İman edenler müstesna!”; Allah Resûlü de “Kim Allah’a ve ahirete inanıyorsa…” buyurarak emir ve nehiylerin, uyarı ve nasihatlerin öncesinde imana vurgu yapıyor ve bunları, hayata taşımanın, ömür boyu sürdürmenin; dini, kalbi, kafayı, bakışı, hissi ve ruhu korumanın ancak imanda derinleşmekle mümkün olabileceğine atıfta bulunuyordu. Hatta Kur’ân’dan hakkıyla istifade etmek bile imanda derinleşmeye bağlıydı ki bu hususa ışık tutan genç sahabî Cündüb İbn-i Abdullah, kendi tecrübelerini şöyle aktarıyordu: “Biz gençliğimizde Allah Resûlü ile birlikte iken, Kur’ân’ı öğrenmeden önce imani konuları öğrendik; sonra Kur’ân’ı öğrendik ve onunla imanımızı arttırdık. Bugün siz imandan önce Kur’ân’ı öğreniyorsunuz.”<span id="easy-footnote-30-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-30-5620" data-hasqtip="29" aria-describedby="qtip-29"><sup>30</sup></a></span></p>
<p>İlim idealinde nazara verilen Hz. Abdullah İbn-i Ömer ise bu hususa şöyle dikkat çekiyordu: “Biz öyle bir hayat yaşadık ki, bizlere Kur’ân’dan önce iman dersi verildi. Bir sûre Allah Resûlü’ne nazil olur olmaz bizler; o sûrede Allah’ın bizlere vermek istediği mesajları anlamak için gayret sarf eder, helalleri ve haramları öğrenmeye çalışırdık. Siz şimdi nasıl Kur’ân’ın lafızlarını öğrenme hususunda çaba harcıyorsanız, biz bu çabadan daha fazlasını o ayetleri anlamak için harcardık. Ama bakıyorum ki bizden sonra gelenler, Fatiha’dan başlayıp sonuna kadar okuyup ezberlemelerine rağmen; Kur’ân’da ki ‘Emir ve nehiyler nelerdir? Üzerinde kafa yorulması gereken meseleler nelerdir?’ Bunları önemsemeden aynen kötü cinsli hurmaların görüntüsü ve tadı gibi işin sadece bir boyutu ile ilgileniyorlar.”<span id="easy-footnote-31-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-31-5620" data-hasqtip="30" aria-describedby="qtip-30"><sup>31</sup></a></span></p>
<p>Bütün bunlardan dolayı gençler için imanda hakka’l-yakîne ulaşmak, büyük bir idealdi. Ve onlar, bu ideallerini gerçekleştirme adına sürekli Kur’ân ve kâinat üzerinde tefekkürde bulunuyor, karşılaştıklarında “Gel bir saat imanlaşalım!”<span id="easy-footnote-32-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-32-5620" data-hasqtip="31" aria-describedby="qtip-31"><sup>32</sup></a></span> diyerek birbirlerinin imanlarını kuvvetlendirmeye vesile olacak sohbet ve müzakere halkaları oluşturuyor, akıllarına takılan soruları, Allah Resûlü’ne soruyor, imanı duyup hissetmelerini sağlayacak ahlakî değerlerde ve ibadetlerde derinleşmeye çalışıyor, bir araya geldiklerinde ayrılırlarken imana ve gereklerine vurgu yapan Asr Sûresi’ni okuyorlardı.<span id="easy-footnote-33-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-33-5620" data-hasqtip="32" aria-describedby="qtip-32"><sup>33</sup></a></span> İman ve ibadetlerde ki bu derinlik arayışları, onlara, diğer hedef ve hayalleri noktasında da moral kaynağı ve istinad noktası oluyordu.<span id="easy-footnote-34-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-34-5620" data-hasqtip="33" aria-describedby="qtip-33"><sup>34</sup></a></span></p>
<h4><strong>Hak ve Hakikati Muhtaç Sinelere Duyurma</strong></h4>
<p>Asr-ı Saadet gençlerinin ideallerinden birisi de hak ve hakikati muhtaç sinelere duyurmaktı. Kur’ân, “Siz insanların iyiliği için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyilikleri yayar, kötülükleri önlersiniz, çünkü Allah’a inanırsınız.”<span id="easy-footnote-35-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-35-5620" data-hasqtip="34" aria-describedby="qtip-34"><sup>35</sup></a></span> ve “Ey müminler! İçinizden hayra çağıran, iyilikleri yayıp kötülükleri önleyen bir topluluk bulunsun. İşte selâmet ve felâhı bulanlar bunlar olacaklardır.”<span id="easy-footnote-36-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-36-5620" data-hasqtip="35" aria-describedby="qtip-35"><sup>36</sup></a></span> buyuruyor ve onlara, bu ufku ve ideali aşılıyordu. Ayrıca hep bu hedef peşinde koşmuş peygamberlerin hayatlarından kesitler sunuyor ve onların bu konuda sergiledikleri destansı mücadelelerden örnekler vererek adeta siz de bu peygamberler gibi gönülleri, Cenâb-ı Hak ile buluşturmanın peşinde koşun mesajını veriyordu.</p>
<p>Üstelik canlarından çok sevdikleri, her şeyini örnek aldıkları Allah Resûlü de bunun için yaşıyor ve onların gözleri önünde hak ve hakikati muhtaç sinelere duyurmak için olağanüstü bir gayret ve fedakârlık sergiliyor ve ne zahmetlere katlanıyordu. Temsilin yanında Allah Resûlü, zaman zaman konuyla alakalı “… Senin irşadınla Allah’ın bir tek kişiyi hidayete eriştirmesi, senin için kızıl deve sürülerinden/üzerine güneşin doğduğu her şeyden daha hayırlıdır!”<span id="easy-footnote-37-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-37-5620" data-hasqtip="36" aria-describedby="qtip-36"><sup>37</sup></a></span> ve “Kim hidayete çağrıda bulunursa kendisine tabi olanların sevapları kadar ona sevap verilecek…”<span id="easy-footnote-38-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-38-5620" data-hasqtip="37" aria-describedby="qtip-37"><sup>38</sup></a></span> buyuruyor ve onların, tebliği, hayatlarının gayesi olmasını sağlayacak açıklamalarda bulunuyordu.</p>
<p>Bunlardan dolayı irşat ve tebliği gaye edinen Asr-ı Saadet gençleri, hedeflerini gerçekleştirme adına bir taraftan insanlara ulaşmaya çalışırken diğer taraftan gözleri hep Allah Resûlü’nün bu konuda kendilerine vereceği görevlerde hazır kıta bekliyorlardı. Verilen tebliğ ve irşat, talim ve terbiye vazifelerini, değişik risklere rağmen seve seve kabul ediyor; ilgili yerlere ve insanlara ulaşmak için hemen harekete geçiyorlardı. Reci ve Maune’de şehit düşen sahabeler burada da hatırlanabilir. Onlar bu uğurda üstün çaba harcıyor ve türlü türlü fedakarlıklara katlanıyorlardı. Bunun için çoğu, Allah Resûlü’nün vefatından sonra O’nu ve diğer peygamberleri örnek alıp her şeylerini arkada bırakarak değişik coğrafyalara hicret etmişlerdi. “Benden bir şey işitip onu işittiği şekilde başkasına ulaştıran kimsenin Kıyamet günü Allah, yüzünü ak kılsın. Zira, kendisine ulaştırılan öyleleri var ki, bizzat işitenden daha iyi kavrar.”<span id="easy-footnote-39-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1/#easy-footnote-bottom-39-5620" data-hasqtip="38" aria-describedby="qtip-38"><sup>39</sup></a></span> Nebevî beyanında belirtilen şekliyle yüzlerini ağartacak bir uğraşı; irşat ve tebliğ için geldikleri bu diyarları vatan ediniyor ve hatta ruhlarını, Rahman’a buralarda teslim ediyorlardı.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Bir kısmına bu makalede dikkat çektiğimiz bir kısmına da ikinci makalede dikkat çekeceğimiz idealleri, Asr-ı Saadet gençlerine, hayatı daha anlamlı yaşama, sahip oldukları nimetlerin kadr u kıymetini bilme ve hepsini hak/hayır istikametinde kullanma adına aşk ve şevk aşılıyor ve onları, heva ve hevese ait faydasız, malayani hatta zararlı şeylerden uzak tutuyordu. Zira onlar bu hedef ve hayalleri gerçekleştirme adına sürekli ilim ve aksiyon peşinde koşuyor, hiç boşluk ve kopukluk yaşamıyor bunun neticesinde de yalnızlık duygularına kapılmıyorlardı. Haram semtlerine uğramıyor, haksızlık mahallelerinde yaşayamıyor ve zararlı alışkanlıklar onların hayatına dahil olacak bir gedik bulamıyordu. Onları arayanlar, rıza peşinde, ibadet saflarında, ilim, sohbet ve müzakere meclislerinde, hakkın müdaafa edildiği yerlerde, insanlarla Allah’ı ve Resûlullah’ı buluşturma adına hicret yollarında ve diyarlarında, kendilerine, ailelerine, topluma ve insanlığa hayrı ve faydası dokunacak işlerin başında buluyordu.</p>
<p><strong>Kaynak: Yücel Men | Peygamberyolu.com</strong></p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tevbe Sûresi, 9/72</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Mâide Sûresi, 5/35</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Müslim, Zühd 64</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, İmâre 41</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Fetih Sûresi, 48/18, 19</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tevbe Sûresi, 9/100. Ayrıca bkz. “Allah, onlardan razı, onlar da Allah’tan.” Beyyine Sûresi, 98/8</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tâ Hâ Sûresi, 20/114</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Fâtır Sûresi, 35/28</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zümer Sûresi, 39/9</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, İlim 1; Tirmizî, İlim 19; İbn-i Mâce, Mukaddime 17</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 3/436</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Menâkıb 90</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Ebû Ubeyd, Müsned 286; İbn-i Zencûye, Kitâbu’l-Emvâl 2/613, 614</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, İlim 27; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur‟ân 65</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Îmân 10</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ashâbın O’nu dinleme keyfiyeti için bkz. Buhârî, Cihâd 37</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, İlim 39</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Ebû Dâvud, İlim 3; Tirmizî, İlim 12</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Salât 58; Nesâî, Mesâcid 29</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 10/137 (6651)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahmed b. Hanbel, II, 240; Buhârî, Büyû 1; Müslim, Fadaîlu’s-Sahâbe 159</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-22-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Günümüz gençleri için en ideal sahabîlerden birisi olan Hz. Zeyd’in ilim ve aksiyon dolu hayatı için tıklayınız: <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/">https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/</a></li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-23-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İdealleri, hizmetleri ve hayatı hakkında geniş bilgi için tıklayınız: <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-3-abdullah-ibn-i-mesud-ra/">https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-3-abdullah-ibn-i-mesud-ra/</a></li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-24-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Gençlik yılları ve hizmetleri için tıklayınız: <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/">https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/</a></li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-25-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/17-18</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-26-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, İlim 35</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-27-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Örnekler için bkz. Buhârî, Nikah 41; Müslim, Nikah 13; Dârekutnî, Sünen 3/249</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-28-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, İlim 35</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-29-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Taberânî, 11/90 (11158); Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 1/131; Münzirî, Terğîb 1/88</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-30-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Mâce, İmân 9 (61)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-31-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 1/170; İbn-i Mende, İman 106</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-32-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Örnekler için bkz. İbn-i Ebî Şeybe, Musannef 35843; Aclûnî, Keşfu’l Hafa 1/51; İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî 1/63</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-33-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 3/124</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-34-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbadet konusu müstakil bir başlık olarak ayrıca ele alınacaktır.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-35-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/110</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-36-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/104</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-37-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Megâzî 39; Ebû Dâvud, İlim 10; Müslim, Fedâilu’l-Ashâb 34</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-38-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Mâce, Sünnet 14</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-39-5620" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, İlim 7</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-1-yucel-men/">İdealleri ile asr-ı saadet gençleri (1) | Yücel Men</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efendimiz’in (sas) eğitim felsefesi (3): donanıma dikkat &#124; Yücel Men</title>
		<link>https://hizmetten.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat-yucel-men/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 13:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16701</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur’ân ve Sünnet’in eğitim anlayışında insan bir bütün olarak ele alınır ve eğitim; irade, akıl, ruh, kalp, nefis, his ve vicdana hitap eder. Fert, aile, toplum ve medeniyete rehberlik yapar.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat-yucel-men/">Efendimiz’in (sas) eğitim felsefesi (3): donanıma dikkat | Yücel Men</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kur’ân ve Sünnet’in eğitim anlayışında insan bir bütün olarak ele alınır ve eğitim; irade, akıl, ruh, kalp, nefis, his ve vicdana hitap eder. Fert, aile, toplum ve medeniyete rehberlik yapar. Duygu, düşünce, niyet ve nazara istikamet kazandırır. İnsanlara sahip oldukları kabiliyet, imkân ve potansiyelleri en doğru ve düzgün şekilde kullanma yollarını öğretir. Onlara, “benliklerini”, ilim, iman, ahlak, iyilik, adalet, hak ve hakikat çizgisinde inkişaf ettirme becerisi ve şuuru kazandırır. Dengeli bir hayat sürme ve problemlerle mücadele etme metodolojisi öğretir. Kısacası insanlara her alanda ve hususta hidayet yollarını talim ve terbiye buyurur.</p>
<p>Eğitimin bu büyük misyonundan dolayı eğitimcinin, mesleğini ve görevini, en güzel, isabetli ve verimli şekilde yerine getirmesini sağlayacak donanımlara sahip olması çok önemli hatta hayatidir. Gerekli ve yeterli donanımı olmadan talim, terbiye ve ıslah işine girişenler, bahsedilen hususlarda başarılı olamayacakları gibi muhataplarının zihin ve gönüllerinde, ruh ve vicdanlarında, tavır ve davranışlarında ömür boyu etkisini hissettirecek hasarlara, yanlış algı ve anlayışlara, bozuk bakış açılarına sebebiyet verebilirler.</p>
<p>Cenâb-ı Hak, alemlere rahmet olarak göndereceği, evrensel Kur’ân mesajını hayata taşıma, insanlığa tebliğ ve talimle görevlendireceği Allah Resûlü’nü, farklı açılardan hadiselerin dili ile peygamberlik görevine hazırlamış; fert ve cemiyetin ıslahı ve inşası adına bir eğitimci de bulunması gereken her türlü donanımı kendisine kazandırmıştı. Aynı şekilde O (aleyhissalâtu vesselâm) da yetiştirdiği eğitim kadrolarını, bu donanımlarla mücehhez hale getirmiş ve öyle istihdam etmişti. İşte bu donanımlardan bazıları:</p>
<h4><strong>Dil</strong></h4>
<p>Beyan kabiliyeti, Allah’ın sonsuz merhametinin en büyük tecellilerinden ve insanoğluna en büyük ihsanlarındandır.<span id="easy-footnote-1-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-1-5651" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span><strong> </strong>Çünkü<strong> </strong>o, ancak bu sayede duygu ve düşüncelerini, bilgi ve birikimlerini, dert ve ihtiyaçlarını, plan ve projelerini, hedef ve tespitlerini rahatlıkla muhataplarına ulaştırabilir. Tam bu noktada beyan kabiliyetinin inkişafı ve “dilin”, muhtevayı, maksadı ve mesajı ifade etmede, muhatabı ikna ve inşada en beliğ ve fasih bir şekilde kullanılması çok önemlidir. Hz. Musa’nın, nübüvvet vazifesi ile görevlendirildiği sırada <em>“Ya Rabbî! Genişlet göğsümü, kolaylaştır işimi, çözüver şu dilimin bağını. Ta ki anlasınlar sözümü!.”</em><span id="easy-footnote-2-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-2-5651" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> şeklinde ki yakarışı da bu hususa işaret eder.</p>
<p>Allah Resûlü, doğumundan bir müddet sonra daha sağlıklı ve gürbüz yetişmesi, Arap dilini en düzgün ve güzel bir şekilde konuşmayı öğrenmesi için sütanne yanına verilmiş; dilin en duru halinin konuşulduğu Benî Sa’d yurduna gönderilmişti. O, burada beş yıl kalmış; dili, en beliğ ve fasih şekilde konuşmaya ve kullanmaya başlamıştı. Bir de Kureyş’e mensuptu ki Kureyş lehçesi, Arap dilinin en düzgün lehçesiydi. Bir belagat mucizesi olan Kur’ân da bu lehçe üzerine nazil olmuştu. Bu iki husus, beyan kabiliyetinin çok hızlı şekilde inkişaf etmesine ve kısa zamanda O’nu, “dili”, en güzel ve etkili şekilde kullanan insan konumuna taşımıştı. Ayrıca O, <em>“Ben, cevami’ul-kelim; az ve öz/veciz söz söyleme özelliği ile donatılmış olarak gönderildim.”</em><span id="easy-footnote-3-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-3-5651" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> buyurmuş ve dil donanımına dikkat çekmişti.</p>
<p>O (aleyhissalâtu vesselâm), evrensel Kur’ân mesajını, duygu ve düşüncelerini, en veciz, anlaşılır, akıcı ve tesirli bir şekilde anlatmış ve muhatapları, anlattıklarını anlamada hiçbir sıkıntı çekmemişti. Ashâbın, <em>“Allah Resûlü’nün konuşması her dinleyenin rahatlıkla anlayabileceği şekilde açıktı.”</em><span id="easy-footnote-4-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-4-5651" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span>, <em>“Konuştuğu zaman, O’nun kelimelerini saymak isteyen sayabilirdi.”</em><span id="easy-footnote-5-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-5-5651" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span>, <em>“O, sizin gibi hızlı ve durmadan konuşmaz, dinleyenlerin ezberleyebileceği bir tarzda apaçık ve tane tane konuşurdu.”</em><span id="easy-footnote-6-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-6-5651" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> gibi tespitleri de O’nun, eğitimde dili ve eğitim dili Arapçayı ne kadar verimli ve etkili kullandığını ayrıca haber verir.</p>
<p>Allah Resûlü, doğu taraflarından Medine’ye gelen iki adamın hitabetine ve bunun üzerine halkta oluşan hayranlığa şahit olmuş ve “Beyan da sihir vardır!” buyurmuştu.<span id="easy-footnote-7-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-7-5651" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> İşte eğitimci, hak ve hakikati anlatma adına beyanın bu etkileyici gücünden istifade etmesini sağlayacak bir dil ve beyan donanımına sahip olmalıdır.</p>
<h4><strong>Birikim ve Genel Kültür</strong></h4>
<p>İnsanlara, ailelere ve toplumlara ulaşma; hak, hakikat ve ihtiyaç olan hususlarla alakalı onlara rehberlik yapma noktasında tecrübe ve genel kültür de çok önemlidir. Zira muhatapların yetiştiği ortam ya da içinde yaşadığı şartlar, imkanlar, tarih, kültür ve medeniyet seviyesi farklı farklı olabilir. Tam burada eğitimcinin, muhatabı en isabetli şekilde yetiştirme ve yönlendirme noktasında o güne kadar edindiği birikimlerin, yaptığı gözlemlerin, incelemelerin ve muhatabı daha yakından tanıma adına ön çalışmaların büyük ehemmiyeti vardır.</p>
<p>Allah Resûlü’nün peygamberliğe kadar ömrünün 35 yılını geçirdiği Mekke hem Kâbe (hac ve umre) hem de çevresinde düzenlenen ticaret panayırlarından dolayı çok işlek, kavşak konumunda ve kozmopolit bir yerdi. Üstelik doğumundan hemen sonra şehir dışına yolculukları başlamış ve O, kırk yaşına kadar bir kısmı uluslararası bu seyahatleri esnasında çok şeyler görmüş, duymuş ve yaşamıştı.</p>
<p>Bölgeyi, farklı milletleri ve kültürleri tanımış, Arap kabilelerinin inançlarına, kendine özgü karakterlerine, reflekslerine, geleneklerine ve lehçelerine şahit olmuştu. İktisadi hayatta ki düzene ve ticarî işlemlerin detaylarına vakıf olmuştu. Bölge halkının hayat anlayışını, hadiselere bakışını ve dünyevî beklentilerini gözlemleme imkânı yakalamıştı. O, vahyin rehberliğinde Risâlet görevini yerine getirirken bu tecrübelerini de değerlendirmişti. Mesela <em>“Size Yemenliler geldi. Onlar, ince ruhlu, yumuşak huylu ve yufka yürekli insanlardır.”</em><span id="easy-footnote-8-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-8-5651" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> buyurmuş ve ashâbdan, onlarla ilgilenirken bu hususa dikkat etmelerini tavsiye etmişti.</p>
<h4><strong>İlim</strong></h4>
<p>Eğitimcinin zihin olarak her şeye hazırlıklı ve ilim olarak dolu olması gerekir. O, sahasını, sahanın tarihini, edebiyatını, konularını, problemlerini ve çözüm yollarını çok iyi bilmeli; hakkında yeterli, sağlam ve sağlıklı bilgisi olmayan hususlarda ferdi, aileyi ve cemiyeti ıslaha kalkışmamalıdır. İnsanlara hangi konularda ne anlatacağını/öğreteceğini, hangi mesajı vereceğini, onları ulaştırmak istediği hedefe varıncaya kadar aradaki bütün aşamaları detaylarıyla bilmeli; işin ilmi, muhtevası, felsefesi, sistemi, plan ve projesi kafasında olmalıdır. Ve insanlar, o alanda aradıkları her şeyi onda rahatlıkla bulabilmelidir.</p>
<p>Allah Resûlü, içinde doğup büyüdüğü toplum ve coğrafyada gördüğü zulüm ve kötülükler, yanlış/batıl şeyler ve nefsî hazlar uğruna heba edilen hayatlar karşısında temiz fıtratı ve vicdanı, selim aklı, kalbi ve hisleri nedeniyle çok ciddi rahatsızlık duyuyor ve ıstırap yudumluyordu. Bunların giderilmesi ve çözüme kavuşturulması adına zaman zaman toplumdan uzaklaşıyor ve Hira’da derin düşüncelere dalıyordu. İçini bunaltan bu durum, zamanla sırtında taşınmaz bir yüke dönüşmüştü: <em>“Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Senin belini çatırdatan o ağır yükünü indirmedik mi?”</em><span id="easy-footnote-9-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-9-5651" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> Zira o güne kadar fert, aile ve cemiyet hayatındaki çoğu yanlışın farkında olsa da ümmi olduğu; ilahi hak ve hakikatlerden habersiz olduğu için ferdin eğitimi, toplumun ıslahı, yeni bir hayat ve medeniyet inşası adına muhataplarına ne anlatacağını ve onları neye davet edeceğini bilmiyordu: <em>“Seni, ne yapacağını bilmez bir durumda, dinin hükümlerinden habersiz bulup seçerek dosdoğru yola koymadı mı?”</em><span id="easy-footnote-10-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-10-5651" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<p>Sağlam ve evrensel bir bilgiye, hak bir yola, huzur ve saadet vesilesi bir hayat anlayışına, tamamen insanî ve ahlakî bir hareket felsefesine, adil bir sisteme ihtiyacı vardı. Nitekim Cenâb-ı Hak, kendisine Kur’ân’ı ve Hikmet’i vermiş ve bu hususlarda da O’nu tam donanımlı hale getirmişti: <em>“Seni maddi manevî muhtaç bulup ihtiyacını gidermedi mi?”</em><span id="easy-footnote-11-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-11-5651" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span>, <em>“… Allah sana kitap ve hikmeti indirmekte ve sana bilmediklerini öğretmektedir. Gerçekten Allah’ın senin üzerindeki lütfu pek büyüktür.”</em><span id="easy-footnote-12-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-12-5651" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span> Bundan dolayı O, fert ve cemiyetin eğitim ve ıslahına, kırk yaşında, Kur’ân kendisine indirilmeye başlanınca başlamıştı. Zira artık Cenâb-ı Hak, maddi manevi hayatın üzerine inşa edileceği her türlü doğru bilgiyi, vahiy yoluyla kendisine indiriyor ve O, içselleştirdiği ve hayatına hayat kıldığı bu bilgiyi, diğer donanımlarını ve bütün imkanlarını en rantabl şekilde kullanarak muhataplarına sunuyordu.</p>
<h4><strong>Güçlü Hafıza</strong></h4>
<p>Talim ve terbiye görevini üstlenen kimselerin, hafıza donanımı itibarıyla da çok kapasiteli olmaları; anlatacağı ve öğreteceği hususları, muhataplarının isimlerini, yüzlerini, gelişim sürecinde her evrede yaşadığı değişimleri, hadiselerin sebeplerini ve sonuçlarını hafızasında tutmaları gerekir. Eğitimin doğası, muhataba saygı, gelebilecek farklı istek ve sorular ve ani gelişmeler de bunu gerektirir.</p>
<p>Allah Resûlü, insanlığa talim ve terbiye buyuracağı evrensel Kur’ân mesajını, indiği anda hafızasına kaydetme adına büyük bir tehalük göstermiş fakat Cenâb-ı Hak, <em>“Sana vahyedileni unutmamak için tekrarlarken, hemen anında bellemek için dilini kımıldatma! Çünkü vahyi senin kalbinde toplamak ve onu okutmak, Bize ait bir iştir.”</em><span id="easy-footnote-13-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-13-5651" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span>, <em>“Bundan böyle sana Kur’ân okutacağız da sen unutmayacaksın. Ancak Allah’ın dilediği müstesna…”</em><span id="easy-footnote-14-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-14-5651" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> buyurmuş ve o meselenin, Allah’a ait olduğunu haber vermişti. Buna rağmen O, sebeplere riayet hassasiyetinin bir neticesi olarak Kur’ân bilgisini zihninde canlı ve taze tutmak için her vesileyle onu okumuş ve sürekli ayetleri üzerinde düşünmüştü.</p>
<p>Allah Resûlü, ayrıca hayatı boyunca muhatap olduğu insanları, kabileleri, onlarla görüştüğü zamanı ve aralarında geçen diyaloğu, gördüklerini ve duyduklarını asla unutmamış; yeri ve zamanı geldikçe bu bilgilerden ilgi, takip ve motivasyon adına istifade etmişti.  Mesela daha risaletin ilk günlerinde Amr İbn-i Abese isimli bir genç, Mekke’ye gelmiş, O’nunla buluşup bazı sorular sormuş, Müslüman olmuş ve ardından kabilesinin yanına dönmüştü. Yaklaşık yirmi yıl sonra Medine’ye gelmiş ve O’nun huzuruna varınca <em>“Yâ Resûlallah! Beni tanıdınız mı?”</em> diye sormuştu. Bunun üzerine Allah Resûlü, Amr’ı sevince gark eden şu cevabı vermişti: <em>“Evet, elbette! Sen, Mekke’de bana gelip bazı sorular sorduktan sonra iman eden Sülemîli değil misin?”</em><span id="easy-footnote-15-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: #dd3333 !important; text-decoration: none; transition: all 0.4s ease 0s;" title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-15-5651" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> Yine Benî Tucîb heyetinden bir genç, Medine’de O’nunla birkaç dakika konuşmuş ve bazı hususlarda dua talebinde bulunmuştu. Heyet, bir yıl sonra Veda Haccı’nda kendisini tekrar ziyaret edince hemen bu genci sormuş ve son durumuyla alakalı bilgi almıştı.<span id="easy-footnote-16-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: #dd3333 !important; text-decoration: none; transition: all 0.4s ease 0s;" title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-16-5651" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span></p>
<h4><strong>Fetanet, Basiret ve Firaset</strong></h4>
<p>Fetanet, basiret ve firaset, ferdi ve cemiyeti en doğru ve isabetli olana yönlendirme, onları yarın karşılarına çıkabilecek yeni şartlara ve gelişmelere en isabetli şekilde hazırlama, problemleri en hızlı ve verimli şekilde çözüme kavuşturma noktasında çok önemlidir.</p>
<p>Allah Resûlü, hayatı boyunca temiz fıtratını korumuş, iradesinin hakkını vermiş, meseleleri akıl, mantık ve muhakeme üçgeninde ele almıştı. Bundan dolayı ruhi, akli ve zihni kabiliyetleri inkişaf etmiş ve O’nda aşkın ve engin bir ufkun, basiret ve firâsetin oluşmasına sebebiyet vermişti. Bir de bu, vahyin yönlendirmesi ile buluşunca hadiseleri bütüncül, çok yönlü ve evrensel bir yaklaşımla ele alan ve çağları kucaklayan bir neticeyi doğurmuştu. Bu donanım, O’nun duygu ve düşüncelerine, söz, fiil ve hamlelerine yön vermiş; muhataplarını eğitirken dünü, iletişim kurduğu anı ve geleceği birlikte değerlendirmesine ve onları, yarınlara en güzel şekilde hazırlamasına vesile olmuştu.</p>
<p>İşin, sahabenin kendi hayatlarına bakan tarafı bir yana dört halife döneminde her alanda istihdam edilen kadroların büyük çoğunluğunu, O’nun bu engin ufkuyla yetiştirdiği kimseler oluşturuyordu.<span id="easy-footnote-17-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: #dd3333 !important; text-decoration: none; transition: all 0.4s ease 0s;" title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat/#easy-footnote-bottom-17-5651" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span> Bu noktada Arapların İslam’a kadar ki hayatları ve başarıları ile Allah Resûlü’ne iman edip O’nun dizinin dibinde yetiştikten sonra ortaya koydukları neticeleri kıyas etmek O’nun nasıl bir fetanete sahip olduğunu anlama adına yeterli olacaktır. Yine O, diğer hususlarla birlikte bu donanımı sayesinde ortaya evrensel bir sünnet ve örneklik koymuş yine talebelerini de aynı çizgide evrensel örnek insanlar olacak şekilde yetiştirmişti.</p>
<h4><strong>Eğitim Kadroları ve Donanım</strong></h4>
<p>Allah Resûlü, peygamberlik yıllarında birçok sahabîyi, fert ve kabilelerin eğitimi için yukarda da işaret edildiği üzere yetiştirmiş ve görevlendirmişti. Bu konumda istihdam edilen sahabîlerin ortak özelliği, yukarda bahsedilen hususlarda tam donanımlı insanlar olmalarıydı. Mesela bu çerçevede I. Akabe beyatına katılan on iki sahabî, Medineli Müslümanların yetiştirilmesi için bir eğitimci istediklerinde Allah Resûlü, dili çok iyi kullanan, Kur’ân ve Sünnet’e derinlemesine vakıf, işin felsefesini kavramış, ufku ve basireti açık, dış görünüşü itibarıyla muhatabında saygı ve hayranlık uyandıran Hz. Mus’âb İbn-i Ümeyr’i, onlarla birlikte göndermişti.</p>
<p>Yine Ril, Zekvan, Adel ve Kare kabileleri, kendilerine rehberlik ve muallimlik yapacak; İslam’ı anlatacak, derinlikli bir şekilde Kur’ân ve Sünnet’i öğretecek eğitimciler istediklerinde Allah Resûlü, onlara, üç yıl boyunca eğitimlerini bizzat kendisinin takip ettiği, her açıdan yetişmiş ve “Kurra” diye isimlendirilen tam donanımlı seksen civarında sahabîyi görevlendirmişti.</p>
<p>Aynı şekilde Medine içerisinde o gün itibarıyla hem mabed hem de eğitim yuvası fonksiyonu gören bir mescitte imam olarak görevlendirdiği, fetihten sonra Kureyş’e İslam’ı anlatması ve onları yetiştirmesi için Mekke’de bıraktığı ve beş bölgeye ayırdığı Yemen’e baş muallim tayin ettiği Hz. Muaz İbn-i Cebel’in de en önemli özelliği, bu işlerin hakkını verme adına her açıdan en donanımlı insanlardan birisi olmasıydı.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Beşere muallim olarak gönderilen Allah Resûlü’nün en büyük mucizelerinden birisi, Kur’ân’ın kılavuzluğunda yetiştirdiği “sahabe” neslidir. Ve hiç şüphesiz O’nun elde ettiği ve Cenâb-ı Hakk’ın da kendisinden razı olduğu bu neticenin altında yatan en önemli etkenlerden birisi de vazifesini en güzel ve etkili bir şekilde yapmasını sağlayan donanımlarıdır. Eğitim gibi en hayatî bir misyonu yüklenen ya da yüklenecek olan müminlerin, O’nu örnek alıp bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmelerini temin edecek her türlü iç ve dış, özellikle ve güzellikle mücehhez olmaları çok önemlidir. Bu yönüyle onlar, her açıdan o işin hakkını vermelerini sağlayacak -mesela dil, bilgi, birikim, genel kültür, muhatabı ve şartları analiz kabiliyeti, bakış açısı, işin felsefesini kavrama, ufuk, plan, proje, metodoloji, sistem, yönetim ve istihdam becerisi gibi- hususlarla tam teçhiz olmalıdırlar.</p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Rahman Sûresi, 55/1-4</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tâ Hâ Sûresi, 20/25-28</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Cihâd 122; Ta’bîr 22; İ’tisâm 1; Müslim, Mesâcid 5-8; Eşribe 71</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 18</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Menâkıb 23</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Menâkıb 9</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Tıb 51; Nikâh 48; Ebû Dâvud, Edeb 86</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Megâzî 74; Müslim, İmân 82</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İnşirah Sûresi, 94/1-4</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Duhâ Sûresi, 93/7</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Duhâ Sûresi, 93/8</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Nisâ Sûresi 4/113</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Kıyâmet Sûresi, 75/16,17</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Â’lâ Sûresi, 87/6-7</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Müslim, <em>Salâtü’l-Müsâfirîn </em>52 (294/832); Beyhakî, <em>Delâil </em>2/168</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Geniş bilgi için bkz. <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-bir-dilegi-butun-olarak-olmek/">https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-bir-dilegi-butun-olarak-olmek/</a></li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5651" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Konunun canlı bir örneği için bkz   <strong>      </strong></li>
<li class="easy-footnote-single"><strong>Kaynak: Yücel Men | Peygamberyolu.com</strong></li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-3-donanima-dikkat-yucel-men/">Efendimiz’in (sas) eğitim felsefesi (3): donanıma dikkat | Yücel Men</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mü’min neye benzer? &#124; Yücel Men</title>
		<link>https://hizmetten.com/mumin-neye-benzer-yucel-men/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2021 13:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16392</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslam’ın ilk muhatapları, farklı kimliklerden (mü’min, müşrik, münafık, münkir ve ehl-i kitap gibi) oluşur. Ve bu kimliklerin karakterleri, zihin kodları, hayat ve hareket felsefeleri, psikolojileri, bakış açıları, niyet ve hedefleri,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mumin-neye-benzer-yucel-men/">Mü’min neye benzer? | Yücel Men</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam’ın ilk muhatapları, farklı kimliklerden (mü’min, müşrik, münafık, münkir ve ehl-i kitap gibi) oluşur. Ve bu kimliklerin karakterleri, zihin kodları, hayat ve hareket felsefeleri, psikolojileri, bakış açıları, niyet ve hedefleri, duygu ve düşünceleri, tavır ve davranışları, söz ve eylemleri, hadiseler karşısında duruşları, iş, muamele ve münasebet ahlakları arasında büyük ve önemli farklılıklar vardır. Allah Resûlü, bu farklılıkların doğru anlaşılması ve inananların onlara benzememesi adına mü’minin farkını ortaya koyan birtakım tanımlamalarda, vasıf ve özellikleriyle ilgili açıklamalarda bulunur. Aradaki sınırları, kalın ve net çizgilerle çizer ve zaman zaman tespit ve değerlendirmelerini, daha rahat anlaşılması için birtakım temsil ve teşbihlerle de ifade eder. Bu çerçevede O (aleyhissalâtu vesselâm), hikmet dolu beyanlarında hem tarif hem takdir hem de ulaşmaları gereken ufku tayin noktasında hakiki mü’mini/Müslümanı, şu benzetmelerle nazarlara arz eder:</p>
<h4><strong>Canlılıkta Yapraklarını Dökmeyen Ağaca</strong></h4>
<p>İman ile Allah’a bağlanan mü’minin ana hedefi, O’nun hoşnutluğunu kazanmak ve ebedi kurtuluşa nail olmaktır. Bundan dolayı o, irade, kalp, kafa, vicdan ve ruh itibarıyla hep canlıdır. Değişen şartlara rağmen asla renk atmaz ve dökülüp yollarda kalmaz; her zaman iman kıvamını, insanî kalitesini ve istikamet çizgisini korur. Darlık ve genişlik, sıkıntı ve saadet zamanlarında hep inandığı ve doğru bildiği değerlerle irtibat halindedir. Asla Kur’ân ve Sünnet ile şekillenen karakterinden ödün vermez, sabır ve şükür aralığında sürekli hareket halindedir ve hiç heyecan yorgunluğuna düşmez. İmtihanda ve her anının hesaba tabi olduğu şuuruyla yaşar. Bu yönüyle o, âdeta dört mevsim meyve veren cennet ağaçları gibidir. Nitekim Allah Resûlü, onu, yaz kış “yaprağını dökmeyen ve sürekli yeşil kalan bir ağaca” benzetir<span id="easy-footnote-1-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-1-5642" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> ve onun bu yeşilliğinin ve canlılığının, çevresini de cıvıl cıvıl hale getirdiğine işaret eder.</p>
<h4><strong>İş Ahlakında Bal Arısına</strong></h4>
<p>Temizlik, imandandır ve iman, “kalbi”, inkâr, nifak, şirk, şüphe ve batıl şeylerden temizler. Bu yüzden mümin, her yönüyle temiz insandır. O, habis duygu ve düşüncelerden, kirli emellerden, pis işlerden ve yerlerden uzak durur. Maddi manevî en saf, en duru ve en temiz kaynaklardan beslenir ve en yüce mefkureler peşinden koşar. Kendisinden iman, ibadet, ahlak, adalet, hayır, hasenat, iyilik ve takva gibi hep en safî şeyler hasıl olur. Sözleri, yazıp çizdikleri, yapıp ettikleri, yiyip içtikleri, hedefe giderken kullandığı yolları, işleri ve kazançları tertemizdir. Ömrünü temiz ve nezih ortamlarda, temiz ve nezih insanlarla birlikte ve salih ameller peşinde geçirir. Hayat ve hareket felsefesinde, muamele ve münasebetlerinde, iş ahlakında çok duyarlı, dikkatli ve dengelidir. Asla bulunduğu konuma ve çevresine zarar vermez; vazifesini, kimsenin hak ve hukukunu ihlal etmeden yapar. Allah Resûlü, bu noktalarda onu, bal arısına benzetir ve şöyle buyurur:</p>
<p>“Mü’min, bal arısına benzer. Arı, daima temiz olan şeyleri yer, temiz olan şeyler ortaya koyar, temiz yerlere konar ve nazik davrandığı için konduğu yere zarar vermez, orayı kırıp dökmez.”<span id="easy-footnote-2-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-2-5642" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span></p>
<h4><strong>Bela ve Musibetler Karşısında Yeşil Ekine</strong></h4>
<p>Mü’min, dünya hayatının bir gerçeği olan bela ve musibetler karşısında her zaman en doğru duygu ve düşüncelere yönelir ve o istikamette en isabetli duruşu sergiler. İmanı, karakteri, hadiselerin arkasındaki hak, hakikat ve hikmetlere odaklanışı, sünnetullaha saygısı, realitelerin farkında oluşu, kâinatta hiçbir şeyin abes ve Cenâb-ı Hakk’ın ilminin ve izninin dışında olmadığı gerçeği, onu teenniye sevk eder ve esnek hale getirir. Bu onu, olağanüstü durumlarda bile kendisini hayatta/ayakta tutan hatta sonunda kazançlı çıkaran bir güce sahip kılar. Fitne ve zulüm rüzgarları onu sağa sola yatırsa da tamamen deviremez; beslenme kaynaklarıyla irtibatını koparamaz ve büyümesine engel olamaz. O, aktif sabırla göğüslediği bu sıkıntılar geçince tekrar doğrulur ve varoluş gayesini gerçekleştirme adına emin adımlarla yoluna devam eder. Allah Resûlü, bu yönüyle onu, yeşil ekine benzetir ve şöyle buyurur:</p>
<p>“Mü’min, taze, yeşil ekine benzer. Rüzgâr hangi taraftan eserse onu o tarafa yatırır, rüzgâr sakinleştiğinde yine doğrulur. İşte mü’min de böyledir; o, bela ve musibetler sebebiyle eğilir (fakat kökünden kopup devrilmez). Kâfir/münafık ise sert ve dimdik selvi/çam ağacına benzer; ki Allah onu dilediği zaman (bir defada) söküp devirir.”<span id="easy-footnote-3-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-3-5642" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span></p>
<h4><strong>Birbirini Desteklemede Binaya ve Bedene</strong></h4>
<p>Mü’min, sevgi, şefkat ve merhamet insanıdır. O, Allah’ı ve Resûlü’nü bilen, ahirete ve hesaba inanan birisi olarak çevresine karşı çok hassastır. Kardeşlik ortak paydasında buluştuğu diğer mü’minlere karşı ise apayrı bir duyarlılığı vardır. Sevinçleriyle sevinir, dertleriyle dertlenir, elinden gelen maddi manevi her türlü desteği verir ve asla kardeşlerini yüzüstü bırakmaz. Allah Resûlü, mü’minlerin birbirleriyle olan bu sıkı dayanışmasını ifade sadedinde “Mü’minin mü’min karşısındaki konumu, parçaları birbiriyle sımsıkı kenetlenmiş bir binanın durumu gibidir.” buyurur ve bu hakikati ifade ederken iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek kenetler.<span id="easy-footnote-4-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-4-5642" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> Bir başka zaman da gerçek mü’mini/mü’minleri, bu noktalarda bir bedene benzetir:</p>
<p>“Mü’minler birbirlerini sevme, karşılıklı şefkat ve merhamet etme ve birbirlerini koruma ve dertleriyle dertlenme hususlarında vücudun işleyişine benzerler. Nitekim onun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar uykusuzluk ve humma ile (vücut hararetini yükseltmekle) onun elemine iştirak ederler.”<span id="easy-footnote-5-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-5-5642" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span></p>
<h4><strong>İmana Sadakatte Küheylana </strong></h4>
<p>Mü’min, gönülden inandığı ulvi hakikatlere her zaman bağlı ve sadıktır. O, hayatı devam ettirme adına dünyevî şeylerin peşinde koşuyor olsa hatta bu esnada birtakım yanlışlara girse bile vakti gelince veya yaşadığı kopukluğun farkına varınca hemen imanının gerektirdiği işlere ve istikamet çizgisine geri döner. İbadet, dua ve tevbe ile O’na yönelir. Allah Resûlü, bu zaviyeden müminin halini şöyle anlatır:</p>
<p>“Mü’min ve imanın misali şuna benzer; mümin ve imanı halkalı demir kazığa bağlanmış bir küheylan gibidir. Küheylan, gezer-dolaşır, otlar sonra bağlı olduğu yere döner. Mümin de iyilik yapar-günah işler, şaşar-yanılır ama sonunda imanına döner. O halde yemeğinizi iyilere yediriniz, iyiliklerinizi ve güzelliklerinizi mü’minlere yöneltiniz!”<span id="easy-footnote-6-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-6-5642" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> Diğer mü’minlere, mü’min kardeşi bir yanlış yaptığında onu terk etmeme ve ihsan ile yaklaşarak Allah ile buluşmasını kolaylaştırma, hızlandırma ve ona yardımcı olma misyonunu yükler.</p>
<h4><strong>Değerini Korumada Saf Altına</strong></h4>
<p>İnsan, mahiyeti, misyonu ve donanımı itibarıyla en mükemmel şekilde yaratılmıştır. Fakat bu konumunu koruması ve daha da ilerilere taşıması, kalbini “iman” ile doldurmasına ve hayatını, “salih amellerle” sürdürmesine bağlıdır. O, imanla kendisini insaniyetten düşürecek uçurumlardan kurtulur; özü itibarıyla saf ve değerli bir varlığa dönüşür. Artık onun yönü ve yüzü hep yüce duygu düşüncelere doğru çevrilidir. Bundan sonra Malik’i, zaman zaman onu birtakım imtihanlarla sınasa da o, bu süreçlerde iradesinden, imanından, ümidinden, azim ve gayretinden bir şey kaybetmez ve asla isyana/nankörlüğe düşmez. Yaşadıklarını, sabır içinde şükürle karşılar, kurtuluş adına ortaya koyduğu gayretler ilahi inayetle buluşacağı ana kadar kazaya rıza ve kadere teslim ile hareket eder ve gevşemez; onu Hak katında değerli yapan özelliklerini her zaman korur:</p>
<p>“Mü’minin misali saf altın parçasına benzer. Sahibi onu ateşe tutsa dahi özelliğini kaybetmez ve ağırlığı eksilmez.”<span id="easy-footnote-7-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-7-5642" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span></p>
<h4><strong>Hakka İttiba ve Hayırlı İşlere Koşturmada Deveye</strong></h4>
<p>Allah ve Resûlü, “mü’mini” ilme, tefekküre, imana, ahlaka, ibadete, iyiliğe ve adalete davet etmiş ve ona, dünyası, ahireti, canı, aklı, sıhhati, malı, ruhu , bedeni, ailesi, akrabaları ve başkaları ile münasebeti noktasında hayrına ve saadetine vesile olacak hak, iyi ve güzel şeyleri emretmiş ve batıl, kötü, çirkin ve zulüm kapsamına giren şeyleri yasaklamıştır. Mü’min de bu hak ve hakikatlere gönülden teslim olmuş; onları hem görev ve ödev hem de ahlak edinmiştir. Bu yüzden o, Kur’ân ve Sünnet’in esaslarına uymaya çağrıldığında ne halde olursa olsun çok istekli ve uyumludur. Allah Resûlü, bu yönüyle onu, uysal bir deveye benzetir ve şöyle buyurur:</p>
<p>“Gerçek mü’min öylesine uyumlu ve yumuşak huyludur ki, o, gö­türülmek istendiğinde kayanın üzerinde olsa bile, (sahibine) itaat ederek çöken bir deveye benzer.”<span id="easy-footnote-8-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-8-5642" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<h4><strong>İnsanlığa Faydalı Olmada Hurma Ağacına</strong></h4>
<p>Mü’min, zerre ağırlığınca da olsa kendisinden sadır olan şeylerin uhrevi bir karşılığı olacağı şuuruyla hareket eder. Elinde kısa bir ömür, önünde büyük bir hesap vardır. Bundan dolayı o, her anını hep hayırlı iş ve uğraşılarla değerlendirmeye çalışır; zararlı ve malayani sözlerden, fiillerden ve işlerden uzak durur. Baştan ayağa hayır ve iyilik yüklüdür ve Allah Resûlü, onun duygu ve düşüncelerine, basiretine, hal ve hareketlerine, söz ve eylemlerine hatta sükutuna büyük önem atfeder. Mü’minin her yönüyle çevresine faydalı bir insan olduğunu haber verir ve onu, dalı, yaprağı, meyvesi, lifi, gövdesi ve gölgesi ile birçok açıdan kendisinden istifade edilen hurma ağacına benzetir:</p>
<p>“Hakiki bir mü’min, hurma ağacına benzer. Hurma ağacından ne koparırsan sana faydası dokunur.”<span id="easy-footnote-9-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-9-5642" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<h4><strong>Kur’ân İle İrtibatta Portakala</strong></h4>
<p>Kur’ân, müttaki mü’minler için bir hidayet, hakikat ve şifa kaynağı; iki cihan saadetine giden yolun, haritasıdır. Mü’min, Cenâb-ı Hakk’ın kendisine uzattığı bu kopmaz ipe, sıkı sıkı tutunmuş haldedir. Bir taraftan onu kılavuz edinir, hayatını ona göre şekillendirmeye çalışır, eşya ve hadiselere onun sunduğu perspektiften bakar diğer taraftan ibadet, zikir ve tefekkür adına sürekli onunla irtibat halindedir. Onun atmosferine giren kendisinden inşirah duyar, ruh alır, manevi değerler adına bir canlanma hisseder, mutlu ve mutmain olur. Onunla konuşur, sohbet eder ve sözünü dinlerse lezzet alır. Allah Resûlü, onun Kur’ân ile kurduğu bu samimi, seviyeli, sağlam ve istikrarlı irtibatı bir misalle söyle anlatır:</p>
<p>“Kur’ân okuyan mü’minin misâli turunçgillerden portakala benzer ki kokusu hoştur, tadı güzeldir!”<span id="easy-footnote-10-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-10-5642" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<h4><strong>İç Güzelliğinde İçi Mamur Eve</strong></h4>
<p>Mü’min, dışa bakan tarafıyla fakirlik vb. birtakım sıkıntılardan dolayı zahiren kırık dökük görülse de iç dünyası itibarıyla her zaman mamurdur. O, her an Allah’ın insanın iç dünyasına; onun duygu ve düşüncelerine, niyetine nazar ettiğini bilir ve hep bunun bilincinde hareket eder. İradesini, ruhunu, kalbini, kafasını, nefsini ve vicdanını, kibir, şirk, nifak, inkâr, kin, riya, ucub, hased, cehalet… gibi her türlü menfi şeylerden uzak tutar. İman, ibadet, ahlak, ilim, ihlas, Kur’ân, iyilik, sevgi, saygı, şefkat, adalet… gibi müspet değerlerle doldurur, donatır; bunlarla bayındır hale getirir ve her zaman bu halini korur ve geliştirir. Zira o bir irade insanıdır ve iradesini de hep hayır istikametinde kullanır. Allah Resûlü, bu yönüyle gerçek mü’minin iç dünyasını şöyle anlatır:</p>
<p>“Gerçek mü’min, içi mamur, dışı harabe olan bir eve benzer. İçine girdiğinde her yanı güzel bulursun. Münkir ise, dışı beyaz ve güzel olan bir kabre benzer. Dışı görende hayranlık uyandırır. Fakat içi aslında pis kokularla doludur.”<span id="easy-footnote-11-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-11-5642" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<h4><strong>Çevresine Yaydığı Şeyler Hususunda Güzel Koku Satana</strong></h4>
<p>Akraba, dost ve arkadaşlar başta olmak üzere çevrenin, insan üzerinde ciddi etkileri vardır. Bu yüzden mümin, yakın çevresine dikkat eder; kiminle oturup kalktığı, hareket ettiği ve iş yaptığı hususunda hassastır. Aynı şekilde müminin kendisi de başkalarının yakın akrabası, arkadaşı, dostu ve ortağı olabilir. Fakat o, karakteri, ahlakı, temiz duygu ve düşünceleri ve muameleleri itibarıyla bir emniyet ve güven insanıdır. Yeryüzünde hakkın, hayrın, müspet his ve hareketlerin temsilcisidir. İnsanın sahip olduğu her türlü imkânı ve donanımı, doğru zamanda, şekilde ve yerde nasıl kullanacağının canlı bir örneğidir. Bundan dolayı çevresine hep güzellik yayar ki onunla oturup kalkan asla pişmanlık yaşamaz. Allah Resûlü, bu yönüyle onu, attara benzetir ve şöyle buyurur:</p>
<p>“Mü’min güzel koku satan kimseye benzer. Onunla beraber oturursan sana faydası olur, beraber yürürsen sana faydası olur, beraber iş yaparsan yine sana faydası olur.”<span id="easy-footnote-12-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-12-5642" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<h4><strong>Hastalıklar Karşısında Kor Ateşe Sokulan Demire</strong></h4>
<p>İnsan için bu dünyada bir imtihan unsuru da hastalıklardır. Mü’min, bu türlü imtihanlarla karşılaşınca sabır gösterir, afiyet ve sıhhat nimetine tekrar kavuşma adına tedavi yolları arar ve derdine şifa ihsan eylemesi için Allah’a dua eder. Fakat asla şikâyet ve isyan etmez; nankörlükte bulunmaz. Süreci, sabır ve teslimiyetle göğüsler. Bu selim ve güzel duruşundan dolayı Cenab-ı Hak, onu ödüllendirir; çektiği acı ve sıkıntıları, günahlarına kefaret ve mağfiretine vesile kılar. Kul hakları hariç onu manevî olarak tertemiz hale getirir ve manevi derecesini yükseltir. Allah Resûlü, tam bu noktada hastalığa yakalanan mümini, ateşe sokulan demire benzetir ve şöyle buyurur:</p>
<p>“Hastalıklara veya hummaya yakalanan mü’min, ateşe sokulan demire benzer. Ondaki bütün habis şeyler giderde geriye sadece temiz öz kalır!”<span id="easy-footnote-13-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-13-5642" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<h4><strong>Sonuç</strong></h4>
<p>Örneklerde de görüldüğü üzere Allah Resûlü, mü’mini değişik açılardan sürekli yeşil kalan ağaca, arıya, saf altına, yeşil ekine, binaya ve bedene, küheylana, uysal deveye, hurma ağacına, portakala, içi mamur eve, güzel koku satana/yayana, kor ateşe sokulan demire benzetir; olması ya da durması gereken yer ve yön ile alakalı açıklamalarda bulunur. Ona her hususta ve her halükârda kendisine yakışanı, hak ve doğru olanı yapmaya yönlendirir. Bunu gerçekleştirme adına nelere dikkat etmesi ve nasıl hareket etmesi gerektiğini, rahatlıkla anlayabileceği ve hatırlatıcı olması adına hayatın gündelik akışı içerisinde sıklıkla karşılaşabileceği birtakım misal ve benzetmelerle de dile getirir. Ayrıca ona, hal, hareket, duygu, düşünce ve duruş noktasında diğer kimliklerin içine düştüğü boşluklara yuvarlanmaktan alıkoyacak incelikleri de haber verir.</p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, İlim 4, 5, 50; Müslim, Sıfâtu’l-Münâfikîn 15 (63)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned (6724); Hâkim, Müstedrek 4/558 (8566); Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 5/58 (5765, 5766); İbn-i Hibbân, Sahîh 1/481 (247); Taberânî, Kebîr 19/204 (459); Nesâî, Kübrâ 6/376 (11278)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhari, Tevhid 31; Tirmizî, Emsal 4; Edeb 79; Müslim, Sıfâtu’l-münafikûn 14 (58-62); Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, 12, 16/118, 452</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhari, Salât 88; Müslim, Birr 65</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhari, Edeb 27; Müslim, Birr 66</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, 18/86 (11526); Ebû Ya’lâ, Müsned 2/492 (1332); İbn-i Hibbân, Sahîh 2/381 (616); Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 7/452 (10964); Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 10/204</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, 11/457, 458 (6724)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Mâce, Sünnet 6. Ayrıca bkz. Ebû Dâvud, Sünnet 5</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 1/88; Bezzâr, el-Ahkâmu’ş-Şeriyyetu’l-Kübrâ, 3/138; İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî, 1/177</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhari, Fedâilu’l-Kur’ân 17; Et’ıme 30; Müslim, Salâtu’l-musâfirîn 243</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Suyûtî, Câmi’ 19/377; Deylemî, Firdevs 4/132 (6410)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, 12/418 (13541); Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 2/15 (273)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bezzâr, Müsned 8/379; Heysemî, Keşfu’l-Estâr 1/362 (756, 757)</li>
</ol>
<p><strong>Kaynak: Yücel Men | Peygamberyolu.com</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mumin-neye-benzer-yucel-men/">Mü’min neye benzer? | Yücel Men</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Örnek duruşu ile Hz. Sa’d İbn-i Muâz (ra)</title>
		<link>https://hizmetten.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2020 13:00:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her toplumda konumu itibarıyla ön plana çıkan, kamuoyunda ya da belli kitleler üzerinde etkili olan saygın kanaat önderleri, karizmatik liderler ve bilgin kimseler vardır. Onların yeni gelişme ve hadiseler karşısında&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/">Örnek duruşu ile Hz. Sa’d İbn-i Muâz (ra)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her toplumda konumu itibarıyla ön plana çıkan, kamuoyunda ya da belli kitleler üzerinde etkili olan saygın kanaat önderleri, karizmatik liderler ve bilgin kimseler vardır. Onların yeni gelişme ve hadiseler karşısında duruşları, insanların duygu ve düşüncelerine yön verir; olumlu veya olumsuz gidişata ciddi tesir eder. Dağ gibi duruşlarıyla azgın dalgalara set olur, fırtınaları sinelerinde yumuşatır ve sarsılmaların önüne geçerler. Onların ufkundan hadiselere bakmak, zirvelerden manzarayı temaşa etmek gibidir. Bu çerçevede ilk İslam toplumu sahabeye bakıldığında onlardan bazılarının saygın konumlarını, Allah Resûlü’ne ve davasına destek vermek için yerinde ve zamanında değerlendirdikleri; sağlam, müstakim, hakperest ve cesur duruşları, doğru bakış açıları, isabetli söz ve kararlarıyla O’na yardımcı oldukları, hak, hakikat, adalet mücadelesine ve İslam medeniyetinin inşasına büyük katkı sağladıkları görülür. Onlar konumlarının hakkını verir; liderlik ve rehberlik ettikleri kimseleri, hep hakka ve doğruya yönlendirir; onlara ruh, ufuk, cesaret, sadakat, vefa ve fedakârlık aşılarlar. Bu yönüyle zirveleşen şahısların başında Medine’nin Ebû Bekir’i ve Ömer’i diyebileceğimiz Evs’in genç lideri Hz. Sa’d İbn-i Muaz (radıyallahu anh) gelir.</p>
<h4><strong>Hz. Mus’ab’ın Daveti Karşısında Duruşu</strong></h4>
<p>İslam’ı tebliğ, Kur’ân ve Sünnet’i talim için Medine’ye gönderilen Hz. Mus’ab, görev yerine ulaşır ulaşmaz faaliyetlerine başlar. Samimiyeti, sadeliği, akıl, mantık ve muhakemeye hitap eden ikna edici üslubuyla kısa zamanda muhataplarının gönlüne girmeyi başarır. Bir gün Hz. Es’ad İbn-i Zürare ile birlikte Benî Zafer mahallesine gelirler. Komşu Abdüleşhel’in reisi Sa’d İbn-i Muaz, bu durumu haber alır ve çok sinirlenir. İslam ile alakalı bir malumatı yoktur ve Hz. Mus’âb’ın eğitim ve tebliğ faaliyetine son vermek için harekete geçer. Öfkeli bir şekilde halasının oğlu Hz. Es’ad’a döner ve “Ey Ebû Ümâme! Allah’a yemin olsun ki aramızda akrabalık bağı olmasa bu adamı benden kurtaramazdın! Hoşlanmadığımız duygu ve düşünceleri, evlerimizin içine mi sokmak istiyorsunuz? Şu yabancı ve memleketinden sürülmüş adamı, zayıflarımızın inancını, batıl söylemlerle bozmak ve onları, bu hurafelere davet etmek için mi getirdin? Bir daha benim çevremde böyle şeyler yaptığınızı görmeyeyim!” diyerek çıkışır.</p>
<p>Bu sırada Hz. Mus’ab, gayet sakin ve dikkatli bir şekilde onu dinler. Zira o, kendi değerlerinin doğruluğundan ve makuliyetinden emindir. Sa’d konuşmasını bitirince âdeta ortaya koyduğu tavrın, aklı başında, entelektüel ve lider bir şahsa yakışmadığını ifade sadedinde Hz. Mus’ab şunları söyler: “Az oturup anlatacaklarımı dinlesen! Beğenirsen kabul edersin; hoşuna gitmezse beğenmediğin bu şeyleri, senin çevrenden uzaklaştırırız, olmaz mı?” Sa’d, hakperest ve insaflı bir insandır; “Doğru ve yerinde bir söz!” der ve mızrağını yere saplayıp oturur. Hz. Mus’ab, kendisine İslam’ın temel esaslarını anlatır ve Kur’ân okur. İlk defa duyduğu bu ilahî hakikatlerden ve kelamdan çok etkilenen Sa’d, Müslüman olur; iman dolu kalbiyle oradan ayrılır ve mahallesine geri döner.</p>
<p>Merakla dönüşünü gözleyen kabilesi, görür görmez kendisindeki değişimi fark eder. Aydınlık bir çehre ile onlara yaklaşan Hz. Sa’d, “Ey Abdüleşhel oğulları! Benim, aranızdaki konumum ve durumum nedir?” diye sorar. “Sen, bizim önderimiz, fikir ve kanaatlerinde en isabetli olanımız ve en uğurlu yöneticimizsin!” cevabını alır. Otuz dört yaşındaki Hz. Sa’d, kavminin içerisindeki bu saygın konumunu, onları İslam’a davet etmek için değerlendirmek ister ve “Sizler, Allah ve Resûlü’ne iman edinceye kadar erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana haram olsun!” der. Bunun üzerine akşam olmadan Abdüleşhel’e mensup kadın erkek herkes Müslüman olur ki bu, yarımadada bir boyun ilk defa toplu halde Müslüman olması demekti.<span id="easy-footnote-1-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-1-5575" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> Allah Resûlü, onların bu tercihlerinin neticelerini takdir sadedinde yıllar sonra Tebûk seferinden dönerken Medine’yi süzer ve “Medine mahallelerinin en hayırlısı Benî Abdüleşhel’in yurdudur!”<span id="easy-footnote-2-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-2-5575" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> buyurur. Onun İslam’ı kabulü ve evini, İslam’ı tebliğ ve talim için Hz. Mus’ab’a tahsis etmesi, lideri olduğu Evs’e mensup diğer boylar arasında da hareketliliğe sebep olur ve kısa sürede dört aile hariç bütün evlerde İslam’ın sesi soluğu yükselmeye başlar.</p>
<h4><strong>Ebû Cehil Karşısında Duruşu</strong></h4>
<p>Hz. Sa’d, Allah Resûlü’nün Medine’ye hicretinden sonra umre yapmak için Mekke’ye gelir. Ümeyye İbn-i Halef, yakın dostudur ve her zamanki gibi onun evinde misafir olur. “Benim için tenha bir an kollasan da Beytullah’ı tavaf etsem!” der. Gerginlik çıkarmak istemez. Ümeyye’nin yönlendirmesiyle öğle vakti tavafa başlar. O sırada Ebû Cehil çıkagelir ve Ümeyye’ye onun kim olduğunu sorar. Ümeyye “Sa’d!” karşılığını verir. Ebû Cehil, Müslümanlara beslediği kini kusmak için her an hazırdır: “Bak! Sen Kâbe’yi emniyet içinde tavaf ediyorsun. Halbuki siz ortaya yeni bir din çıkarmış olan Muhammed’i ve ashabını barındırıyor, onlara yardım ediyorsunuz!? Vallahi, Ümeyye’nin misafiri olmasaydın, buradan evine sağ salim dönemezdin!” der.</p>
<p>Hz. Sa’d, Mekke’de tek başına olsa da kalbi iman ve cesaret doludur. Ümeyye, “Mekke’nin reisi Ebû Cehil karşısında sesini yükseltmeden konuş!” dese de o, âdeta mesajını bütün Mekkelilere duyurmak istercesine yüksek sesle cevap verir: “Eğer sen, beni tavaftan men edersen, ben de Allah’a yemin ederim ki size daha ağırını yapar, Şam ticaret yolunuzu keserim!”<span id="easy-footnote-3-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-3-5575" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> Beklemediği bu çıkış karşısında korkuya kapılan Ebû Cehil, onu, Kâbe ile baş başa bırakır ve oradan sıvışır gider. Hz. Sa’d, bu duruşu ile Mekke’ye hem kimseden korkmadıkları hem de “Müslümanlara yapacakları hiçbir saldırının karşılıksız kalmayacağı” mesajını verir.</p>
<h4><strong>Bedir Sürecinde Duruşu</strong></h4>
<p>Müşrikler, zulüm ve işkencelerle Müslümanları Mekke’den çıkmak zorunda bırakırlar. Ardından da onların arkada bıraktığı malları yağmalar ve satmak için Şam’a gönderirler. Niyetleri, elde edecekleri gelirle Medine’ye düzenleyecekleri saldırıyı organize etmektir. Allah Resûlü, Şam’dan dönen kervanı kontrol altına almak için harekete geçer. Yalnız kervan, onların çıkışını haber alır ve yardım için Mekke’ye haber gönderir. On beş yıldır Müslümanları yok etmek için fırsat kollayan Ebû Cehil, üç kat kalabalık bir orduyla hemen yola çıkar. Gelişmeyi haber alan Allah Resûlü, yol ayrımında kalır. Ya yolunu değiştiren kervanın peşinden gidecek ya da Müslümanları yok etmek için yola çıkan şirk ordusuyla karşı karşıya gelecektir. Düşüncesi, Ebû Cehil’i durdurmaktır. Fakat durum kritiktir. Zira Ensar, kendisine Medine’ye saldırı olursa koruma sözü vermiştir. Üstelik savaş niyetiyle yola çıkmadıkları için harbe hazırlıklı da değildirler ve bir kısmının gönlü, kervanı takip etmekten yanadır.<span id="easy-footnote-4-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-4-5575" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> Karar vermek için bu beklenmedik gelişmeyi istişareye açar.</p>
<p>Muhacirler görüşlerini bildirirken Allah Resûlü’nün gözü, özellikle Hz. Sa’d İbn-i Muâz’ın üzerindedir. Ensar’ın başında o vardır. Durumu anlayan Hz. Sa’d hem Evs hem de Hazrec adına şu tarihi konuşmayı yapar: “Yâ Resûlallah! Biz sana iman ettik. Seni tasdik ettik. Getirdiğin şeylerin hak olduğuna şahit olduk. Sana itaat edeceğimize söz verdik. İstediğin tercihi yapabilirsin. Biz sonuna kadar seninleyiz. Sana Kur’ân’ı indiren Allah’a yemin ederim ki Berku’l-Gımad’a kadar atını sürsen bizden bir kişi bile arkada kalmaz. İşte canlarımız; dilediğini al. İşte malımız; istediğin kadarını al ve istediğin yere harca. Hiç şüphesiz aldıkların, bizim için geride bıraktıklarından daha sevimlidir. Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki bize şu denizi gösterip dalsan biz de seninle birlikte dalarız; içimizden kimse geride kalmaz. Yarın bizi, düşmanlarımızla karşılaştırsan asla hoşnutsuzluk göstermeyiz. Savaşırken sabır ve sebat göstermek, düşmanla karşılaşınca sadakatten ayrılmamak, bizim şiarımızdır. Umulur ki Allah, sana bizden gözünü aydın edecek şeyler gösterir. Yürüt bizi Allah’ın bereketine doğru!”</p>
<p>Hz. Sa’d’ın bu konuşması, Allah Resûlü’nü çok memnun ve mesrur eyler. Çünkü bu, sadece o gün verilecek kritik karar için değil gelecek adına da Ensar’ın duruşunu aksettirir; Akabe’de verilen sözün ötesine de razı ve hazır olduklarını gösterir. Bir de Hz. Sa’d’ın bu konuşması, karar öncesi ordunun yaklaşık dörtte üçünü oluşturan Ensar üzerinde ciddi tesirli olur; onları motive eder. Ebû Cehil’i durdurmaya karar veren Allah Resûlü, “Haydi, yürüyün Allah’ın bereketine doğru! Size müjdelerim ki Allah, bana, iki taifeden birini vaat etti. Vallahi şu anda sanki o topluluktan bazılarının vurulup düşecekleri yerleri görür gibiyim!” buyurur.<span id="easy-footnote-5-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-5-5575" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> Bunun üzerine ordu, Bedir’e gelir ve konuşlanır. Yalnız düşman hem sayıca daha fazla hem katliama kilitlenmiş hem de askeri teçhizat olarak daha güçlü; Müslümanlar ise sayıca az ve savaşa hazırlıklı olmadıkları için Allah Resûlü, rahat değildir.</p>
<p>Bu durum, Ensar’ın komutanı Hz. Sa’d’ın gözünden kaçmaz; Allah Resûlü’ne gelir ve rahatlatma adına “Ey Allah’ın Resûlü! Sana hurma dallarından bir çardak yapalım. Sen o gölgelikte otur ve bineklerini de yanına bağlayalım. Sonra biz düşmanla vuruşalım. Eğer Allah bizi aziz kılar, düşmanımızı mağlup ederse, zaten bu bizim arzumuzdur. Yok eğer biz mağlup olursak, sen bineklerine biner ve kavmimizden buraya katılmayanların yanına dönersin. Zira bizden bazıları savaşa katılmadılar. Fakat onların sana olan muhabbetleri, bizimkinden daha fazladır. Eğer onlar senin savaşla karşı karşıya geleceğini bilselerdi kesinlikle geri kalmazlardı. Allah seni onlar vasıtasıyla korur; onlar sana candan bağlı ve seninle birlikte her türlü mücadeleye razı ve hazır kimselerdir!” der.<span id="easy-footnote-6-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-6-5575" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> Allah Resûlü, bu bakış ve duruşundan dolayı Hz. Sa’d’ı sena eder ve kendisine hayır duada bulunur. Ayrıca Hz. Sa’d, kılıcını sıyırır ve sabaha kadar çardağın önünde bizzat nöbet tutar.<span id="easy-footnote-7-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-7-5575" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span></p>
<h4><strong>Uhud Sürecinde Duruşu</strong></h4>
<p>Bedir’de büyük bir hezimet yaşayan hem savaşı hem ileri gelenlerini hem de Araplar arasındaki itibarlarını kaybeden Mekkeliler, bir yıl sonra 3000 kişilik bir orduyla intikam ve katliam için Medine’ye doğru harekete geçer. Durumu haber alan Allah Resûlü, ashabını toplar ve gelişmeyi istişareye açar. O ve ashabın ileri gelenleri, kuşatmaya izin verip şehri içerden savunmanın daha isabetli olacağı görüşündedir. Fakat çoğunluk -ki bunların da büyük kısmını Ensar’ın gençleri oluşturmaktadır- gerekçelerini sunup ısrarla meydan muharebesi isterler. Allah Resûlü, istişare neticesinde Uhud’a çıkmaya karar verir. Kısa zamanda hazırlıklarını bitiren askerler, saf saf dizilip hareket emrini beklemeye başlar.</p>
<p>Gençlerin bu tavrını doğru bulmayan ve gelişmeyi haber aldığı andan itibaren Allah Resûlü’nün etrafında gece gündüz bizzat kendisi nöbet tutan Hz. Sa’d İbn-i Muaz, yanlarına gelir ve “Medine’den çıkmak istemediği halde siz çıkması için Allah Resûlü’ne ısrar edip durdunuz! Halbuki O’na emir gökten iner! Siz bu işi O’na bırakın; emrettiği şeyi yerine getirin. Siz O’nun hakkında ‘O kendiliğinden bir şey söylemez!’ buyurulduğunu görmediniz mi? Siz O’nun emrine itaat edin.” der ve onları uyarır.<span id="easy-footnote-8-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-8-5575" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> Fakat artık çok geçtir zira Allah Resûlü, kararını vermiş ve zırhlarını giymiştir.</p>
<p>İri yapılı ve uzun boylu olan Hz. Sa’d İbn-i Muaz, Uhud’a doğru gidilirken Allah Resûlü’nün önünde yürür. Özellikle iki ateş arasında kalınan savaşın ikinci bölümünde ordu dağılınca Allah Resûlü’nü koruma adına yanına koşar; O’ndan bir an bile ayrılmaz ve kahramanca vuruşur.<span id="easy-footnote-9-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-9-5575" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> Savaşın sonunda, yaptığı onca fedakarlığa rağmen “Yâ Resûlallah! Ben, Enes İbn-i Nadr’ın yaptığını yapamadım!” der.<span id="easy-footnote-10-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: #dd3333 !important; text-decoration: none; transition: all 0.4s ease 0s;" title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-10-5575" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span> Hz. Sa’d’ın, Uhud’da sabit kadem oluşu, Ensar’ın da kısa zamanda derlenip toparlanmasına büyük katkı sağlar. Üstelik o, Allah Resûlü Hamrâü’l-Esed’de toplanma emri verince kabilesini gezer; ağır yaralı haldeki askerleri cepheye gitme adına motive eder.</p>
<h4><strong>Ganimetlerin Taksimi Hususunda Duruşu</strong></h4>
<p>Suikast girişimi, isyan ve ihanetlerinden dolayı Nadiroğullarının kaleleri kuşatılır ve bir müddet sonra dayanamayıp teslim olurlar. Kendilerinden Medine’yi terk etmeleri istenir. Onlardan geriye “fey” olarak silah, ev, arazi ve hurma bahçeleri kalır. Allah Resûlü, bunları, yaklaşık dört yıldır Ensar’ın evinde misafir kalan, bağında ve bahçesinde çalışan Muhacirlere dağıtmayı düşünür. Fitne çıkmaması adına bu düşüncesini Ensar ile paylaşmaya karar verir. Hz. Sabit İbn-i Kays’ı çağırır ve ondan Evs ve Hazrec’e mensup ne kadar Müslüman varsa hepsini bir yere toplamasını talep eder. Onların toplandıkları yere gelir, kendilerine bir konuşma yapar; öncelikle fedakarlıklarını, diğerkamlıklarını yad eder ve ardından “Muhacir kardeşlerinizin malları yoktur. Dilerseniz, Nadiroğullarının mallarından fey olarak bana kalanları, sizinle Muhacirler arasında bölüştüreyim. Muhacirler sizin evlerinizde oturmaya ve mallarınızdan yararlanmaya devam etsinler. Dilerseniz, yalnız Muhacirlere vereyim de onlar evlerinizden çıksınlar ve mallarınızı size bıraksınlar!?” buyurur.</p>
<p>Allah Resûlü’nün bu tekliflerine Hazrec’in başındaki Hz. Sa’d İbn-i Ubâde ile Evs’in başındaki Hz. Sa’d İbn-i Muâz’ın cevabı, “Hayır yâ Resûlallah! Siz Nadiroğullarından elde edilen ganimetleri, muhacirler arasında bölüştürün! Onlar yine bizim evlerimizde oturmaya devam etsinler. Hatta isterseniz bizim mallarımızı da onlara bölüştürün.” şeklinde olur. Bunun üzerine hazır bulunanların tamamı, başkanlarının sözünü kastederek “Ya Resûlallah! Bu bu hükme razıyız ve kabul ediyoruz!” derler. Bunun üzerine Allah Resûlü, duyduğu memnuniyetini “Ey Allah’ım! Ensar’a ve nesillerine merhametinle muamele buyur.” duasıyla dile getirir.<span id="easy-footnote-11-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-11-5575" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<h4><strong>İfk Hadisesi Sürecinde Duruşu</strong></h4>
<p>Müreysî’de yaptıklarıyla yetinmeyen baş münafık, dönüş yolunda hane-i saadetin iffetini hedef alır. Ayrıca adamlarını kullanarak ürettiği iftirayı, toplum içerisinde yayar. Hz. Sa’d İbn-i Muaz’ın, iftirayı işittiğinde verdiği ilk tepki “Böylesi iftiraları ağzımıza alamayız, böyle şeyler bize yakışmaz. Hâşa! Bu pek büyük, pek çirkin bir bühtandır.” olur.<span id="easy-footnote-12-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-12-5575" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span> Bu mümince duruşuyla o, kavmine de güzel örnek olur. Daha sonra bu hadiseyi vuzuha kavuşturmak için indirilen Nur Sûresi’nin 16. ayetinde İslam toplumu, bu büyük iftira karşısında Hz. Sa’d İbn-i Muaz gibi bir duruş sergilemediği için uyarılır ve onun bu duruşu, benzeri durumlarda kıyamete kadar müminlerin takınması gereken tavrı bildirmek için ayet olarak indirilir: “Nasıl oldu da onu işitir işitmez: ‘Böylesi iftiraları ağzımıza alamayız, böyle şeyler bize yakışmaz. Hâşa! Bu pek büyük, pek çirkin bir bühtandır.’ demediniz!”<span id="easy-footnote-13-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-13-5575" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü, bir müddet bekler ve ardından halkı Mescid-i Nebevî’ye toplar. Bir konuşma yapar ve: “Ey Müslümanlar! Ailem hakkındaki iftirasıyla beni üzen bir adama karşı kim bana yardım eder? Ben ailem hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Bu iftirayı ortaya atanlar öyle bir adamın adını dillerine doladılar ki onun hakkında da hayırdan başka bir şey bilmiyorum.” buyurur. İlk karşılık veren Evs’in lideri Sa’d İbn-i Muaz olur; ayağa kalkar ve “Yâ Resûlallah! Bana izin ver! Onun boynunu vuralım! Eğer Evs’ten ise hemen boynunu vururuz. Yok eğer Hazrec’ten ise emredersen biz bu emri de yerine getiririz.” der. İftirayı atan nifakın başı İbn-i Übeyy, Hazrec’e mensuptur ve Hz. Sa’d’ın bu çıkışı, onları rahatsız eder; karşılıklı atışmalar olur ve bir anda sinirler iyice gerilir. Allah Resûlü, kendi derdini bir köşeye bırakır; kalkar onları sakinleştirir ve aralarını bulur.<span id="easy-footnote-14-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-14-5575" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span></p>
<p><strong>Kaynak:Yücel Men | Peygamberyolu.com</strong></p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişâm, Sîre 2/43; Taberî, Târîh 2/357; Beyhakî, Delâil 2/438-440</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hibbân, Sahîh 7286</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, 3950, 3632; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 6/75</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Enfal Sûresi, 8/5-8</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/253; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/24; Beyhakî, Delâil 3/106; İbn-i Kesîr, Bidâye 3/293</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişâm, Sîre 2/260; Taberî, Târîh 2/440; Beyhakî, Delâil 3/44</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/269; İbn-i Sad, Tabakât 2/15</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/38</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Vâkıdî, Megâzî 1/240</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, 2805; Beyhakî, <em>Sünen </em>9/43 (17696)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Seyyidünnâs, Uyunu’l-Eser 2/50</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, İ’tisâm 28; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 7/78; İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî 13/487</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Nur Sûresi, 24/16</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, Megâzî 34; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 5/2380</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/">Örnek duruşu ile Hz. Sa’d İbn-i Muâz (ra)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efendimiz’in (sas) Yetiştirdiği Prototip Gençler 2: Muâz İbn-i Cebel (ra)</title>
		<link>https://hizmetten.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2020 11:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberyolu]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15153</guid>

					<description><![CDATA[<p>I. Akabe Beyatı’na katılan on iki Medineli sahabî, kendilerine İslam’ı anlatacak, Kur’ân’ı ve Sünnet’i öğretecek bir mürşid ve muallim istemişlerdi. Bunun üzerine Allah Resûlü, Hz. Mus’ab İbn-i Umeyr’i (radıyallahu anh)&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/">Efendimiz’in (sas) Yetiştirdiği Prototip Gençler 2: Muâz İbn-i Cebel (ra)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>I. Akabe Beyatı’na katılan on iki Medineli sahabî, kendilerine İslam’ı anlatacak, Kur’ân’ı ve Sünnet’i öğretecek bir mürşid ve muallim istemişlerdi. Bunun üzerine Allah Resûlü, Hz. Mus’ab İbn-i Umeyr’i (radıyallahu anh) onlarla birlikte göndermişti. Samimiyeti, sadeliği, ahlakı hem akla hem de kalbe hitap eden güzel ve ikna edici üslubuyla Hz. Mus’ab, kısa sürede sahip olduğu bilgi ve birikimi Müslümanlara aktarmış, İslam’ı şehir halkına duyurmuş ve çoğunluğu genç yüze yakın insanın gönlünü Cenâb-ı Hak ile buluşturmuştu. Gönlüne girdiklerinden birisi de Allah Resûlü’nün hakkında “Ne güzel bir insan!”<span id="easy-footnote-1-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-1-4885" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> buyuracağı, 18 yaşındaki Muâz İbn-i Cebel’di (radıyallahu anh). Hazrec kabilesinin Udeyoğulları koluna mensup olan Hz. Muâz’ın babası, Cebel İbn-i Amr; annesi ise Hind Bint-i Sehl idi. Babasını küçük yaşta kaybeden Hz. Muâz, yetim kalmış ve bir müddet sonra annesi Hind, Selimeoğullarının ileri gelenlerinden ve cimriliği ile meşhur Ced İbn-i Kays ile evlenmişti.<span id="easy-footnote-2-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-2-4885" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span></p>
<h4><strong>Hz. Muâz, Tarihi Bir Karara İmza Atanlar Arasında</strong></h4>
<p>Ensar, kendi aralarında toplanmış ve Allah Resûlü’nü Mekke’deki baskı ve zulüm ortamından kurtarmaya karar vermişlerdi. Hac için toplanan kalabalığı değerlendirecek, toplu bir şekilde ve gizlice Akabe’de O’nunla buluşacak; O’nu ve Mekkeli Müslüman kardeşlerini Medine’ye davet edeceklerdi. İkisi kadın 75 kişi, yola koyulmuşlardı. Kafilede yer alanlardan birisi de Hz. Muâz’dı (radıyallahu anh).<span id="easy-footnote-3-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-3-4885" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> Özlemle yanıp kavrulan Hz. Muâz, hemşerileriyle birlikte Akabe’de Allah Resûlü ile ilk defa buluşmuş, görüşmüş ve elini tutup beyat etmişti. O ve genç arkadaşları, henüz bilmeseler de İslam ve insanlık tarihinin akışını değiştirecek büyük bir karara imza atmışlardı. Bu beyatın üzerinden daha bir ay geçmeden Allah Resûlü, Medine’ye hicreti başlatmış kendisi de üç ay sonra Medine’ye gelmişti.</p>
<h4><strong>Kardeşi İlmin Kaynaklarından Hz. Abdullah İbn-i Mes’ud</strong></h4>
<p>Allah Resûlü, Medine’ye geldiğinde Muhacirler, Ensar’dan bazılarının evine yerleşmiş bulunuyordu. Bir müddet bu duruma müdahale etmeyen Allah Resûlü, Akabe’de birkaç saat görüştüğü Ensar’ı iyice tanıdıktan sonra yeni bir düzenleme yapmaya karar vermişti. “Muahat/Kardeşleştirme” ismi verilen bu proje ile Muhacirler, misafir kaldıkları evlerden çıkarılmış ve O’nun kendisine kardeş ilan ettiği kimselerin yanına yerleştirilmişti. Bu düzenlemedeki temel hedeflerden biri, 13 yıllık Kur’ân ve Sünnet bilgisine sahip Muhacirleri, Ensar’ın evlerine dağıtıp her evi, aradaki farkı bir an önce kapatma adına eğitim yuvasına çevirmekti. Bunu yaparken Allah Resûlü, insanların fıtratlarını, imkanları, ihtiyaçlarını ve potansiyellerini dikkate alıyordu.</p>
<p>Mesela bu çerçevede Muhacirlerin en büyük alimlerinden ve fakihlerinden Hz. Abdullah İbn-i Mes’ud’u, Hz. Muâz İbn-i Cebel ile kardeş ilan etmişti.<span id="easy-footnote-4-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-4-4885" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> Zira Hz. Muâz, çok istidatlı, azimli, aksiyon dolu ve zeki bir gençti. Yarın Allah Resûlü’nün milletlere rehberlik yapacak tam donanımlı ve yetişmiş insanlara ihtiyacı vardı… Bu maya tutmuş ve Hz. Muâz, kısa sürede Ensar’ın en büyük bilginlerinden olmuştu.</p>
<p>Allah Resûlü, onu, sekiz yıl sonra Mekkelilere; dokuz yıl sonra da Yemenlilere, İslam’ı anlatmak ve öğretmek için bırakmış ve göndermişti. Üstelik onu Yemen’e gönderirken “Seni ahirette bu hal üzere bulayım!” buyurmuştu ki bu, din tamama ermeden Hz. Muâz’ın, kemale erdiğini gösteriyordu. Hiç şüphesiz bunun en önemli sebeplerinden biri de ondaki potansiyeli fark eden Allah Resûlü’nün Hz. Abdullah İbn-i Mes’ud’u onun yanına âdeta özel muallim olarak yerleştirmesi olmuştu.</p>
<p>Hz. Muâz, vahiy katipliği de yapıyor, zaman zaman Allah Resûlü’nün mektuplarını da kaleme alıyordu. Ayrıca sık sık Allah Resûlü’ne sorular soruyor; Allah Resûlü de insanlara bir mesaj verecekse çoğu zaman onun üzerinden veriyordu.</p>
<h4><strong>Hz. Muâz, Allah Resûlü’nün Terkisinde</strong></h4>
<p>Allah Resûlü’nün gençleri yetiştirdiği eğitim yuvalarından biri de bineğinin sırtıydı. Yolculuğa çıkacağı zaman her seferinde istidatlı bir genci terkisine alıyor; yol boyunca bir şeyler anlatıp öğretiyordu. Bu yakınlık onları motive ettiği gibi birçok tarihi hadiseye de şahitlik etme imkânı sunuyordu. Hz. Muâz da onlardan birisiydi. Bineğine aldığı Hz. Muâz’a, “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir bilir misin?” diye sormuş; o, “Allah ve Resûlü, daha iyi bilir!” karşılığını vermişti. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Allah’ın kulları üzerinde sabit olan hakkı, kulların, Allah’a ibâdet etmeleri ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmamalarıdır!” buyurmuştu. Bir müddet ilerledikten sonra Allah Resûlü, tekrar Hz. Muâz’a dönmüş ve “Bunu yaptıkları zaman kulların, Allah üzerinde sabit olan hakları nedir bilir misin?” diye sormuştu. Hz. Muâz aynı karşılığı verince Allah Resûlü, “Bunu yaptıkları zaman kulların Allah üzerinde sabit olan hakları, Allah’ın onlara azâb etmemesidir!”<span id="easy-footnote-5-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-5-4885" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> buyurmuştu.</p>
<h4><strong>“Ey Muâz! Ben seni kesinlikle seviyorum.”</strong></h4>
<p>Müminlerin birbirini Allah için sevmeleri ve bu sevgilerini ifade etmeleri ve bir sevgi toplumu oluşturmaları, Allah Resûlü’nün dikkat çektiği hususlardandır. Hz. Muâz’ın da ravileri arasında olduğu bir hadiste O, şöyle buyurur: “Allah buyuruyor ki: Benim rızam için birbirini sevenlere, benim rızam için malını ve gücünü sarf edenlere, benim rızam için birlikte oturup sohbet edenlere, benim için birbirini ziyaret edenlere, muhabbetim vacip olmuştur. Onlar hiçbir gölgenin olmadığı günde “Arş”ımın gölgesi altında nurdan minberler üzerindedirler.”<span id="easy-footnote-6-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-6-4885" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span></p>
<p>Kur’ân’da müminlere duyduğu derin şefkat ve merhametle anlatılan Allah Resûlü de ashâbını Allah için çok seviyor ve yeri geldiğinde bu sevgisini ifade ediyordu.<strong> </strong>Bir gün Hz. Muâz’a, “Ey Muâz! Ben seni Allah için kesinlikle seviyorum.” buyurmuş; Hz. Muâz da “Yâ Resûlallah! Annem babam sana feda olsun! Ben de sizi seviyorum.” karşılığını vermişti. Bunun üzerine Allah Resûlü, “O halde sana her namazın sonunda şöyle demeni tavsiye ederim: Allahım! Seni zikretme, sana şükretme ve sana güzelce ibadet etme konusunda bana yardımcı ol!”<span id="easy-footnote-7-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-7-4885" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> Seven, sevdiğinin ahiretini düşünüyor; ilahî rızayı ve sevdiği insanla ebedi birlikteliği kazanma adına yol gösteriyordu…</p>
<h4><strong>Cephelerdeki yerini alması</strong></h4>
<p>Allah Resûlü’nün ashâbını yetiştirirken uyguladığı eğitim metotlarından biri de yeri geldiğinde eline, küreği, kazmayı, tokmağı ve kılıcı alması; sırtında toprak, taş, kerpiç ve zırh taşımasıydı. O, son ve evrensel peygamber olmasına, Allah katındaki konumuna, devlet başkanlığı ve başkomutanlığına rağmen ashâbıyla birlikte ihtiyaç duyulan işi yapmaktan yüksünmüyor hatta büyük bir mutluluk duyuyordu. Hal böyle olunca O’nu örnek alan sahabe de ihtiyaç duyulan zamanda her işe koşturuyordu. Bu manada cepheye gitme mecburiyeti doğduğunda en küçüğünden en büyüğüne, en hastasından en sağlamına en aliminden bahçe de çalışan işçisine ve çobanına kadar herkes hemen kılıcını kuşanıyor ve ordunun toplandığı yere koşuyordu.</p>
<p>İlmi kişiliğiyle ön plana çıkan Hz. Muâz da böylesi zamanlarda kalemini bırakıp kılıcını kuşanıyordu. Bedir, Uhud, Hendek, Benû Kurayza, Hayber ve Tebûk gibi en zor cephelerde yerini almıştı. Tebûk’e gidilirken kabilesi içerisinde Kur’ân’ı en iyi o bildiği için sancağı taşıma görevi de ona verilmişti. Sadece Huneyn ve Taif’e katılamamıştı. Zira Allah Resûlü, onu, insanlara İslam’ı anlatması ve öğretmesi için Mekke’de bırakmıştı.</p>
<h4><strong>Hz. Mus’ab’a Bedel Hz. Muâz İbn-i Cebel</strong></h4>
<p>Yukarda da ifade edildiği üzere Allah Resûlü, fetihten sonra Mekkelilere İslam’ı anlatması ve Kur’ân’ı talim etmesi için Hz. Muâz’ı Mekke’de bırakmıştı. Allah Resûlü’nün Hz. Mus’ab’ı Medine’ye göndermesi rastgele olmadığı gibi Hz. Muâz tercihi de rastgele değildi. Dün Medinelilere İslam’ı bir Mekkeli öğretmişti. Şimdi ise Mekkelilere bir Medineli. Böylelikle Ensar, onurlandırılmış ve ehlullah sayılan Kureyşlilere İslam’ı anlatma ve öğretme işi 27 yaşındaki genç bir Ensar’a teslim edilmişti. Süheyl İbn-i Amr dahil Mekkeliler Kur’ân’ı ve İslam’ı ondan öğrenmişlerdi.</p>
<p>Hz. Muâz, bilinçli bir tercihti. Allah Resûlü, Mekkelileri de onu da çok iyi tanıyordu. Hakkında “Ümmetimin helali ve haramı en iyi bileni Muaz İbn-i Cebel’dir!”<span id="easy-footnote-8-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-8-4885" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> ve “Kur’ân’ı dört kişiden alınız: Abdullah İbn-i Mes’ud, Ebu Huzeyfe’nin azadlısı Sâlim, Muaz İbn-i Cebel ve Ubey İbn-i Ka’b!”<span id="easy-footnote-9-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-9-4885" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> buyurmuş ve onu, hem Kur’ân’da hem İslam Hukuku’nda otorite ilan etmişti. Kısa sürede Kur’ân’ı hıfzeden Hz. Muâz, kıraatte de en önde gelenlerdendi. Dil zevki üst düzey olan Kureyşliler için bu, çok şey ifade ediyordu.</p>
<h4><strong>Genel Vali, Kadı, Âmil ve Muallim Olarak Yemen’e Gönderilişi</strong></h4>
<p>Mekke’deki görevini başarıyla tamamlayan Hz. Muâz İbn-i Cebel, Medine’ye dönmüştü. Bu arada Sasanilerin Yemen valisi Bâzân, Müslüman olmuş ve diğer Yemen melikleri de Medine’ye heyetler gönderip İslam’a girdiklerini haber vermişlerdi. Halklarının da Müslüman olmasını arzu ediyorlardı. Bunun için O’ndan bu toplumsal değişime önderlik yapacak bir rehber ve muallim istemişlerdi. Allah Resûlü, Yemenlileri çok iyi tanıyordu. Onları, genç yaşlarında ticaret maksadıyla katıldığı Yemen panayırlarında ve Mekke civarında düzenlenen panayırlara davet için çıktığında çok iyi okuyup analiz etmişti. Onların heyetleri Medine’ye gelince ashâbına dönmüş ve “Size Yemenliler geldi. Onlar ince ruhlu ve yufka yürekli insanlardır. İman da hikmet de Yemenlidir…”<span id="easy-footnote-10-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-10-4885" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span> buyurmuştu.</p>
<p>Sahabe, Hz. Ebû Bekir veya Hz. Ömer’in gitmesinin daha isabetli olacağını söylese ve onlar da gidebileceklerini ifade etseler de onların kendisi için göz kulak mesabesinde olduğunu ve yanından ayıramayacağını ifade eden Allah Resûlü, Hz. Muâz İbn-i Cebel’den hazırlanmasını talep etmişti. Bu büyük vazife için yirmi dokuz yaşındaki Hz. Muâz’ı seçmiş ve onu, Yemen’in en büyük bölgesi Cened’in valisi, Yemen genel valisi,<span id="easy-footnote-11-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-11-4885" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> Yemen kadısı, baş zekât âmili ve Yemen’in muallimi olarak görevlendirmişti. Görevlendirmekle kalmamış bölgedeki kabile reislerine mektup da göndererek Hz. Muâz’ın görevlerini bildirmiş, ona yardımcı olmalarını istemiş ve şu cümleyi de eklemişti:</p>
<p>“Size yakınlarımın en hayırlısını, ilimde ve dinde onların en yetkilisini gönderiyorum!”<span id="easy-footnote-12-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-12-4885" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<h4><strong>Hz. Muâz’a Yapılan Evrensel Tavsiyer</strong></h4>
<p>Allah Resûlü’nün gençleri yetiştirirken uyguladığı eğitim metotlarından birisi de kendilerine sahada birtakım mesuliyetler vermekti. Onları, fıtrat ve kabiliyetlerine uygun vazifeleri yerine getirmeleri için seçip görevlendirirken öncelikle kendilerine güvendiğini ya da güvenilmesi gerektiğini fiili olarak gösteriyordu. İleri gelen sahabîlere rağmen tercih edilmek, onları onurlandırıyor ve görevi daha şuurlu bir şekilde yapmalarını sağlıyordu. Üstelik Allah Resûlü, görev vermekle yetinmiyor, vazife yerine gönderirken işlerini hakkıyla yapmalarını sağlayacak açıklama, uyarı ve nasihatlerde de bulunuyordu. Çoğu zaman Medine dışına kadar bizzat uğurluyor ve bu esnada da tavsiyelerini sürdürüyordu. Görevden döndükten sonra rapor alıyor; başarılarını tebrik ediyor ve varsa hataları daha dikkatli olmaları adına ikaz ediyordu.</p>
<p>Bu çerçevede Hz. Muaz’ı Yemen’e gönderirken de aynı şekilde hareket etmiş; Mescid-i Nebevî’nin kapısında kendisini bizzat ata bindirmiş ve yaklaşık bir milden fazla onunla beraber yürümüştü. Bu sırada bir taraftan Hz. Muaz’ın atının üzengisinden tutup çekerken diğer taraftan kendisine şu emir ve tavsiyelerde bulunmuştu:</p>
<p>“Sen ehl-i kitap bir kavimle karşılaşacaksın. Onların yanına vardığında onları önce Allah’tan başka ilâh olmadığına ve benim Allah’ın Resûlü olduğumu tasdike davet et. Eğer bunu kabul ederlerse onlara, Allah’ın günde beş vakit namazı farz kıldığını haber ver. Bunu da yaptıkları takdirde, Allah’ın, zenginlerin fakirlere zekât vermesini farz kıldığını bildir. Bunu da kabul ederlerse zekât alırken sakın mallarının sadece en iyilerini seçme! Mazlumun bedduasını almaktan kork. Çünkü Allah ile mazlumun yakarışı arasında perde yoktur…”<span id="easy-footnote-13-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-13-4885" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<p>“Yâ Muâz! Sana Allah’a karşı takvalı olmayı, doğru sözlülüğü, ahde vefayı, emaneti sahibine eksiksiz vermeyi, asla ihanette bulunmamayı, tevazu ile hareket etmeyi, komşuluk haklarını yerine getirmeyi, yumuşak ve hoş sözlülüğü, yetimlere karşı merhametli olmayı, öfkeyi yutup yenmeyi, emelini kısa tutmayı, selamı yaymayı, adil imama itaati, dinin ve Kur’ân’ın inceliklerine vâkıf olup derinleşmeyi, yaptıklarının hesabını verme endişesiyle yaşamayı, amellerin güzelini işlemeyi, ahireti sevmeyi tavsiye ederim. Yâ Muâz! Yeryüzünde fesat çıkartma! Müslümana hakaret etme! Yalancıyı tasdik etme! Doğru sözlü insanları yalanlama! Yâ Muâz! Sana her an her yerde Allah’ı zikretmeyi, bütün günahlara gizli olanları için gizlice, aleni olanları için de alenen tevbe etmeyi tavsiye ederim! Yâ Muâz! Seni nefsim için değil Allah için seviyorum. Nefsim için hoş görmediğimi senin içinde hoş görmüyorum. Yâ Muâz! Sizin bana en sevimli olanınız, kıyamet günü buluştuğumuzda ayrıldığımız hali üzere bana kavuşan kimsedir…”<span id="easy-footnote-14-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-14-4885" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span></p>
<p>Artık vedalaşma vakti gelmiş ve Hz. Muaz, Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine son bir tavsiyede daha bulunmasını istemişti. Bunun üzerine Efendimiz: “Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından mutlaka bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara, güzel ahlâk ile muamele et.”<span id="easy-footnote-15-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-15-4885" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> buyurdu. Hz. Muaz, ayrılıp Yemen’e doğru ilk adımlarını atarken kulağına Allah Resûlü’nün yakarışları geliyordu: “Cenâb-ı Hak seni önünden, arkandan, sağından, solundan, üstünden, altından gelecek musîbetlerden muhafaza buyursun. İnsanların ve cinlerin şerrini senden uzaklaştırsın.”<span id="easy-footnote-16-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-16-4885" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span></p>
<p>Hz. Muâz biraz ilerlemişti ki arkadan birisi kendisine yetişmiş ve Resûlüllah’ın onu geri çağırdığını haber vermişti. Hz. Muâz dönünce Allah Resûlü şöyle buyurmuştu: “Seni niçin geri çevirdiğimi biliyor musun? Hakkın olmadan hiç bir şey (rüşvet) alma çünkü bu bir hainliktir. Her kim bu dünyada hainlik yaparsa kıyamet günü Allah’ın huzuruna, yaptığı o hainlikle getirilir. İşte bunun için seni çağırmıştım, şimdi vazifene gidebilirsin.”<span id="easy-footnote-17-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-17-4885" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span></p>
<h4><strong>Hz. Muâz’ın Allah Resûlü’nü Memnun ve Mesrur Edişi</strong></h4>
<p>Allah Resûlü kendisini Yemen’e gönderirken Hz. Muâz ile arasında İslam Hukuk Tarihi’ne damga vuran ve içtihatların önünü açan şu önemli diyalog da yaşanmıştı:</p>
<p>-Sana bir mesele arz olduğunda nasıl hüküm verirsin?</p>
<p>-Allah’ın kitabıyla hüküm veririm.</p>
<p>-Ya bu meselenin cevabı Allah’ın kitabında yoksa ne yaparsın?</p>
<p>-O zaman Resûlullah’ın sünnetine bakarak hüküm veririm.</p>
<p>– Ya bu meselenin cevabı, Resûlullah’ın sünnetinde de yoksa ne yaparsın?</p>
<p>-Kendi görüşümle içtihat ederim.</p>
<p>Hz. Muâz’dan aldığı cevaplar Allah Resûlü’nü çok memnun ve mesrur etmişti. Eliyle göğsüne dokunmuş ve şöyle buyurmuştu:</p>
<p>“Resûlü’nün elçisini, Resûlü’nün razı olacağı işe muvaffak kılan Allah’a hamdolsun.”<span id="easy-footnote-18-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-18-4885" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span></p>
<p>Ardından da Hz. Muâz’a şunları söyledi:</p>
<p>“Allah için mütevazı ol ki Allah seni yükseltsin. Sakın meseleyi tüm yönleriyle öğrenmedikçe hüküm verme! Sana müşkül, karmaşık gelen işi ehline sor, istişare et, utanma! İçtihadını en sonunda yap! Muhakkak ki Allah, doğruluğuna göre seni muvaffak kılar. İşler sana karmakarışık gelirse, gerçek sana belli oluncaya kadar bekle ya da bana yaz! Bu hususta keyfine göre hareket etmekten sakın! Bir de sana yumuşak davranmayı tavsiye ederim!”<span id="easy-footnote-19-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-19-4885" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span></p>
<h4><strong>Yemen’deki Faaliyetleri</strong></h4>
<p>Yemen’e ulaşan ve Allah Resûlü’nün tarif ettiği yere yerleşen Hz. Muâz, hemen faaliyetlerine başlamıştı. Allah Resûlü’nün çizdiği çerçevede bölgeyi idare ediyor, İslam’ı anlatıyor ve talebe yetiştiriyordu. İslam Yemen’de hızla yayılırken Hz. Muâz, insanlarla yakın diyalog kuruyor ve onları, gruplar halinde Allah Resûlü ile görüşmeleri için Medine’ye gönderiyordu. En son gönderdiği grup 200 kişiydi. Medine’ye gelince Mescid-i Nebevî’nin en yakınındaki en büyük evlerden Remle Bint-i Hâris’in evine yerleşmişler ardından Allah Resûlü ile görüşüp İslam’a girdiklerini haber vermişlerdi.</p>
<p>Görevi gereği Hz. Muâz, diğer valileri de sık sık ziyaret ediyor ve onlarla uyum içerisinde çalışıyordu. Yemen coğrafyasında her şey planlandığı gibi giderken peygamberlik iddiasında bulunan bir yalancı Esved el-Ansi çıkmış ve kısa zamanda Müslümanlar için büyük bir tehdit ve tehlikeye dönüşmüştü. Durum Allah Resûlü’ne bildirilince problemi çözmek için gerekeni yapmalarını emretmiş ve Hz. Muâz’ın liderliğinde bu büyük problemi de çözmüşlerdi.</p>
<h4><strong>Sonuç</strong></h4>
<p>Allah Resûlü, Hz. Muaz’ı Yemen’e uğurlarken “Muâz ihtimaldir ki beni bu yıldan sonra göremeyeceksin! Muhtemelen gelip kabrimi ve mescidimi ziyaret edeceksin.” buyurmuş; bu acı haber üzerine Hz. Muâz, gözyaşlarına boğulmuştu.<span id="easy-footnote-20-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-20-4885" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span> O’nu teselli eden Allah Resûlü, Medine’ye doğru bakarak şu hakikati beyan etmişti: “Muhakkak ki bana en yakın olanlar, her kim olursa olsunlar takva sahipleridir!”</p>
<p>Buruk bir şekilde Yemen yoluna koyulan Hz. Muâz, kendisine verilen görevleri bihakkın yerine getirmiş ve Medine’ye dönmüştü. Fakat artık Allah Resûlü, vefat etmiş ve Hz. Ebû Bekir, devlet başkanı seçilmişti. Otuz bir yaşındaki Hz. Muâz, Allah Resûlü’nün kabrini ziyaret etmiş ve ağlamaya başlamıştı. Onu bu halde gören Hz. Ömer, niçin ağladığını sormuştu. Bunun üzerine Hz. Muâz, Allah Resûlü’nden işittiği şu sözü hatırladığını ve onun için ağladığını söylemişti:</p>
<p>“Şurası muhakkak ki riyanın azı dahi şirktir. Kim Allah’ın bir veli koluna düşmanlık yaparsa şüphesiz Allah ile savaşmaya çıkmış olur. Allah itaatkâr, takva sahibi ve şöhretten kaçınan kullarını gerçekten sever ki, onlar görünmedikleri zaman aranmazlar. Hazır bulundukları zaman çağrılmazlar, tanınmazlar. Fakat kalpleri pırıl pırıl hidayet kandilleridir!”<span id="easy-footnote-21-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-21-4885" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span></p>
<p><strong>Not: Hz. Muâz’ın, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer (radıyallahu anhum) döneminde ortaya koyduğu hizmetler, şahsi hayatı, ailesi, ilmi kişiliği, ahlakı ve vefatı ayrı bir makalede ele alınacaktır!</strong></p>
<p><strong>Yazar: Yücel Men</strong></p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Menâkıb 32; Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ 8243; Buhârî, el-Edebü’l-Müfred 337</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Muâz’ın gölgesinde büyüdüğü üvey babası Ced, aynı zamanda Medine döneminin baş münafıklarındandı. Ced, Hudeybiye’ye katılmış fakat Allah Resûlü’ne beyat etmemek için bir çalılığın arkasına saklanmıştı. Tebûk’e gidileceği zaman gelmiş ve “Benim şehevî zaaflarımı herkes bilir! Rum kadınlarını görünce günaha girebilirim. Beni fitneye düşürme! İzin ver burada kalayım.” demişti. Allah Resûlü, ona izin verince “İçlerinden bazıları: “Bana izin ver, beni fitneye ve isyana düşürme, başımı derde sokma!” der. Bilmiş ol ki, fitneye zaten kendileri düşmüşlerdir. Cehennem elbette kâfirleri her taraftan kuşatacaktır.”[Tevbe Sûresi 9/49] ayeti nazil olmuştu.[Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 597] Üvey babasının cimriliğine ve nifakını rağmen Hz. Muâz, Medine’de cömertliği ve imandaki derinliğiyle tanınmıştı. Arkadaşları Hz. Muâz’ı, Hz. İbrahim’e benzetiyordu. Üvey kardeşi aynı zamanda Bedir ehlinden Hz. Abdullah ile birlikte evde iradelerinin hakkını vermiş ve Ced’in huylarından kendilerini korumuşlardı.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 3/435</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 3/435</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, 2856, 5967, 6500; Müslim, 30</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Zühd 53; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 7/236 (22064; 22080)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvûd, Vitr 25; Nesâî, Dua 59; İbn-i Hibbân, Sâhîh 2021</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Fedâilu’l-Ashâb 26; Tirmizî, Menâkıb 50; İbn-i Mâce, Mukaddime 11</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 14, 16</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Menâkıb 71</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Yemen çok geniş bir coğrafya olduğu için Allah Resûlü orayı beş vilayete bölmüş ve her birine bir vali atamıştı: Hz. Halid İbn-i Velid’i, San’a’ya; Hz. Muhacir İbn-i Ümeyye’yi, Kinde’ye; Hz. Ziyâd İbn-i Lebîd’i, Hadramut’a; Ebû Musa el-Eşarî’yi Zebid’e ve Hz. Muaz’ı da en geniş vilayet Cened’e. Bütün valilerin başına da Hz. Muaz’ı genel vali olarak tayin etmişti.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 3/436</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Zekât 1, 41, 63, Mezâlim 9; Müslim, Îmân 7 (29/19); Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 3/498 (2071); Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ 3/45 (2313)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Asâkir, Târîh 18/194, 195, 58/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr 20/144 (295, 296, 297, 298); İbn-i Sa’d, Tabakât 3/439</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hacer, İsâbe 3/1847; İbn-i Asâkir, Târîh 58/413</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Ahkâm 8</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvûd, Akdiyye 11; Tirmizî, Ahkâm 3</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Diyarbekrî, Târîhu’l-Hamîs 3/49</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 22054</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Mâce, Fiten 16</li>
</ol>
<p><strong>Kaynak:Peygamberyolu.com</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/">Efendimiz’in (sas) Yetiştirdiği Prototip Gençler 2: Muâz İbn-i Cebel (ra)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efendimiz’in (sas) Yetiştirdiği Prototip Gençler 1: Zeyd İbn-i Sâbit (ra)</title>
		<link>https://hizmetten.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-1-zeyd-ibn-i-sabit-ra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2020 11:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<category><![CDATA[Zeyd]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14851</guid>

					<description><![CDATA[<p>Âteşîn bir zekâ, dünyaya geliyor Risalet’in dördüncü yılıydı. Peygamber Efendimiz, insanları açıktan ve toplu bir şekilde İslam’a davet etmeye başlamıştı. Bu durumu hazmedemeyen müşrikler, Müslümanları baskı altına almış ve şirke&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-1-zeyd-ibn-i-sabit-ra/">Efendimiz’in (sas) Yetiştirdiği Prototip Gençler 1: Zeyd İbn-i Sâbit (ra)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Âteşîn bir zekâ, dünyaya geliyor</strong></h4>
<p>Risalet’in dördüncü yılıydı. Peygamber Efendimiz, insanları açıktan ve toplu bir şekilde İslam’a davet etmeye başlamıştı. Bu durumu hazmedemeyen müşrikler, Müslümanları baskı altına almış ve şirke geri döndürmek için işkence uyguluyorlardı. Mekke’de bunlar yaşanırken Yesrib’in sarp kayalıkları ve hurmalıkları arasında âteşîn bir zekâ<span id="easy-footnote-1-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-1-4839" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> ve güçlü bir hafıza dünyaya gelmişti: <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>!</p>
<p>Babası Sâbit İbn-i Dahhâk ve annesi Nevvar İbn-i Mâlik, Hazrec’in Neccaroğulları koluna mensuptu. Zeyd’in doğumu haneyi sevinçle doldurmuş fakat bu durum, çok uzun sürmemişti. Zeyd, altı yaşında, Buas savaşında babasını kaybetmişti.<span id="easy-footnote-2-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-2-4839" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> Evs ve Hazrec arasında yüz yirmi yıldır devam eden bu bitmeyen kavga, Zeyd’i yetim bırakmıştı. Bu sıralarda Efendimiz ise Mekke’de kendisine ve akrabalarına uygulanan ambargo ile mücadele ediyordu.</p>
<h4><strong>Dokuz yaşında Hz. Mus’ab ile tanışıyor</strong></h4>
<p>Buas savaşında babalarını ve büyüklerini kaybetmeleri, Evs ve Hazrec’in gençlerini bir arayışın içine itmişti. Yeni bir savaş istemiyor ve güçsüz düştükleri için Yahudi kabilelerinin tehditlerinden endişe ediyorlardı. Bu arada Efendimiz, Zeyd’in doğduğu yıl başladığı, panayır ve hacca gelen kabileleri İslam’a davet stratejisini, aldığı olumsuz cevaplara rağmen yedi yıldır ısrarla sürdürüyordu. En sonunda gayretlerinin meyvesini almış ve on birinci yılda Akabe’de altı Hazrecli gencin gönlüne girmişti. On ikinci yılda aynı yerde on iki Evs ve Hazrecli gençle buluşan Efendimiz, onlarla birlikte Hz. Mus’ab’ı, İslam’ı anlatması, Kur’ân’ı talim etmesi ve Sünnet’i öğretmesi için Medine’ye göndermişti.</p>
<p>Hz. Mus’ab tercihi, bilinçli bir tercihti. Zira Medinelilerin büyük çoğunluğu gençti. Ve Peygamber Efendimiz, onlara muhatap olarak kendileri gibi genç, fedakâr, zeki, temsil keyfiyeti yüksek, Kur’ân’a vukufiyeti ve ilmi kişiliği ile ön plana çıkan ve her açıdan ideal bir eğitimci portresine sahip Hz. Mus’ab’ı gönderiyordu. Böylece Medineli gençlerin gökteki yıldızı o olacak ve onlar, Hz. Mus’ab gibi olmayı hedefleyeceklerdi. Ve İslam, onun vesilesiyle Medine’ye ilim yoluyla dahil olacaktı. Bunu ifade sadedinde Efendimiz, “Hiçbir şehir veya ülke kolay kolay fethedilmemiştir. Halbuki Medine, Kur’ân yoluyla kolayca fethedilmiştir!”<span id="easy-footnote-3-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-3-4839" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> buyurmuştu.</p>
<p>Nitekim öyle de olmuş; Hz. Mus’ab, kısa sürede Medine’nin bütün evlerine İslam’ı duyurmuş ve çoğunluğu genç onlarca insanın gönlüne girmişti. Onlardan birisi on sekiz yaşındaki Muaz İbn-i Cebel diğeri de artık dokuz yaşına giren <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’ti. İlerleyen yıllarda her ikisi de Kur’ân ilimleri ve fıkıhta parmakla gösterilen insanlar olmuştu. Çünkü onlar için ilk muallimleri Hz. Mus’ab, ideal bir misaldi. Hz. <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>, kısa sürede Hz. Mus’ab’ın ağzından on yedi sûreyi dinleyip ezberlemişti.<span id="easy-footnote-4-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-4-4839" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span></p>
<h4><strong>Hicretin ilk günü Efendimiz’e takdim ediliyor</strong></h4>
<p>Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm), Medine’ye hicret ettiğinde Hz. <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>, on bir yaşındaydı<span id="easy-footnote-5-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-5-4839" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> ve heyecan içerisinde O’nu karşılayanlardan birisiydi. Getirilip kendisine takdim edilmiş ve on yedi sûreyi ezbere bildiği söylenmişti.<span id="easy-footnote-6-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-6-4839" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> Efendimiz, kendisinden Kur’ân okumasını talep etmiş; Hz. Zeyd, Kâf Sûresi’ni okumuş ve O (aleyhissalâtu vesselâm), çok memnun ve mesrur olmuştu.<span id="easy-footnote-7-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-7-4839" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü, Hz. Ebû Eyyûb’un evine yerleştiğinde O’na ilk yemeği ikram eden Hz. <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>‘ti. Annesi Nevvar, ekmek, tereyağı ve sütle yapılmış bir çanak tiridi, onunla Allah Resûlü’ne göndermişti. Hz. Zeyd, “Bu çanağı annem gönderdi!” diyerek kendisine sunmuş; Allah Resûlü de “Allah, ömrünü bereketli kılsın!” buyurarak ona dua etmişti.<span id="easy-footnote-8-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-8-4839" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> Allah Resûlü’nün gençlerle tanıştığında, yetişip kaliteli ve hayırlı insanlar olması için  kendilerine dua etmesi, bir sünnetiydi.</p>
<p>Evleri, Mescid-i Nebevî’ye çok yakındı. Hz. Bilâl, uzun süre ezanı, onların evinin üzerine çıkıp okumuştu.<span id="easy-footnote-9-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-9-4839" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> Bu yakınlığı ve komşuluğu çok iyi değerlendiren Hz. Zeyd, sık sık Kur’ân ve Sünnet’i öğrenmek için Efendimiz’in yanına gidiyordu.<span id="easy-footnote-10-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-10-4839" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<h4><strong>Okuma yazma öğreniyor</strong></h4>
<p>Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm), Bedir esirlerinden fidye verecek imkânı olmayıp da okuma yazma bilenlere, Medineli on gence okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest kalacaklarını vaat etmişti. Bu süreçte “müşrik esirlerden” ders aldırdığı gençlerden birisi de <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’ti.<span id="easy-footnote-11-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-11-4839" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> Kısa sürede okuma yazma öğrenen Hz. Zeyd, Kur’ân’ı yazmak için de büyük gayret gösteriyordu. Onun bu çabalarının farkında olan Efendimiz, kendisine yaşının küçüklüğüne rağmen vahiy katipliği görevi vermişti.<span id="easy-footnote-12-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-12-4839" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span> Hattını çok geliştiren Hz. Zeyd, ilerleyen yıllarda hem devlet başkanlarına gönderilecek mektupları hem de birçok fermanı, muahedeyi ve devlet işlerine ait belgeleri kaleme de alacaktı.<span id="easy-footnote-13-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-13-4839" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<p>Artık Hz. Zeyd, Allah Resûlü’nün daha yakınındaydı.<span id="easy-footnote-14-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-14-4839" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> Katiplik görevi, Zeyd’e, birçok tarihi anda ve hadisede O’nun yanında olma yolunu açmıştı. Aslında istidatlı gençleri yakınında tutmak, Allah Resûlü’nün eğitim metotlarından biriydi. Böylece onları imrenilen bir konuma yükseltiyor; ilim ve araştırma aşklarını kamçılıyordu.<span id="easy-footnote-15-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-15-4839" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span></p>
<h4><strong>Yabancı dilleri öğreniyor</strong></h4>
<p>Hz. Zeyd’in üstün zekasının, hafızasının ve hesaplama yeteneğinin farkında olan Peygamber Efendimiz, devlet başkanları ve kabile reislerinden gelen mektupların artması, ikili münasebetlerin gelişmeye başlaması üzerine on dört yaşındaki Hz. Zeyd’den, önce İbrânice sonra Süryânice öğrenmesini istedi.<span id="easy-footnote-16-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-16-4839" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span> O güne kadar bu konularda Medine’deki Yahudilerden istifade ediliyordu. Bu, devlete ait yazışmalara ve belgelere onların vakıf olmasını beraberinde getiren sakıncalı bir durumdu. Nitekim fırsatını bulunca isyana teşebbüs etmeleri, onlara çok da güvenilemeyeceğini gösteriyordu.<span id="easy-footnote-17-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-17-4839" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span> Bunun üzerine Hz. Zeyd, çok kısa zamanda (İbraniceyi on beş günde, Süryaniceyi on yedi günde) bu dilleri, yazmayı, okumayı ve konuşmayı öğrenmişti.<span id="easy-footnote-18-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-18-4839" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span> Hz. Zeyd’in üstün kabiliyeti, Medine’deki Yahudi kabilelerden dolayı İbraniceye aşinalığı ve bu iki dilin aynı kökten gelmesi öğrenme sürecini hızlandırmıştı.</p>
<p>Artık Yahudilerle ve diğer muhataplarla yapılan yazışmalarda hem yazma hem okuma hem de tercüme işini o gerçekleştiriyordu.<span id="easy-footnote-19-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-19-4839" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span> İlerleyen süreçte Hz. Zeyd, bu iki dile ilave olarak Farsça, Grekçe, Kıptice ve Habeşçe de öğrenmiş ve bu dillerde gelen mektupları, Allah Resûlü’ne tercüme etmişti.<span id="easy-footnote-20-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-20-4839" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span> Bunları öğrenmesinde de Medine’de bu dilleri konuşan insanlarla kurduğu yakın diyaloğun büyük etkisi vardı. İbn-i Ömer, onun Arapçayı ve İbraniceyi bütün incelikleriyle bildiğini haber verir. Bu noktada denilebilir ki gençlerin İslam’ın geleceği adına ihtiyaç duyulan dilleri öğrenmesi, Nebevî bir uygulama, emir ve tavsiyedir.</p>
<h4><strong>Cephelerde de yer almak istiyor</strong></h4>
<p>Hz. Zeyd’in içinde, Kur’ân ve Sünnet’e merakın yanında ileri seviyede İslam’a hizmet duygu, düşünce ve heyecanı da vardı. Daha on üç yaşında olmasına rağmen cepheye gidileceğini haber alınca kılıcını kuşanmış ve askerler arasındaki yerini almıştı. Bedir savaşını netice veren yolculuğa çıkılacaktı. Orduyu teftiş eden Allah Resûlü, safları tek tek kontrol ediyor ve on beş yaşın altında olanları geri çeviriyordu. O gün geri çevirdiklerinden birisi de <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’ti.<span id="easy-footnote-21-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-21-4839" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span> Zira Allah Resûlü, istek ve heyecanlarına rağmen cephenin hakkını verebilecekleri yaşa kadar gençleri, tehlikeye atmak istemiyordu.</p>
<p>Uhud’da da Hz. Zeyd, ordudaki yerini almış ama yine yaşının küçüklüğüne binaen geri çevrilmişti.<span id="easy-footnote-22-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-22-4839" data-hasqtip="21" aria-describedby="qtip-21"><sup>22</sup></a></span> Yalnız Mekkeliler, Uhud’u terk edince savaş alanına gelmiş; Allah Resûlü, onu, Hz. Sa’d İbn-i Rebî’nin son durumunu araştırması için göndermiş ve yaşıyorsa selamını iletmesini tembihlemişti. Son anlarını yaşayan Hz. Sa’d, Hz. Zeyd’den O’nun selamını almış ve onunla Allah Resûlü’ne ve Müslümanlara selam ve bir de son bir mesaj göndermişti: “İçinizde nefes alıp veren birisi olduğu sürece Allah Resûlü’nün başına bir şey gelirse Allah katında geçerli bir mazeretiniz olamaz!”<span id="easy-footnote-23-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-23-4839" data-hasqtip="22" aria-describedby="qtip-22"><sup>23</sup></a></span></p>
<p>Hz. <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’in Allah Resûlü ile aynı cephede yer alması ancak Hendek harbinde mümkün olmuştu. On beş yaşına ulaştığı için Efendimiz, ona orduya katılması için izin vermiş hatta Mısır kumaşından bir de elbise giydirmişti.<span id="easy-footnote-24-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-24-4839" data-hasqtip="23" aria-describedby="qtip-23"><sup>24</sup></a></span> Hz. Zeyd, hendek kazılırken toprak taşımış ve çok çalışmaktan uyuya kalmıştı.<span id="easy-footnote-25-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-25-4839" data-hasqtip="24" aria-describedby="qtip-24"><sup>25</sup></a></span> Hz. Zeyd’in toprak taşırken ortaya koyduğu samimi gayreti gören Allah Resûlü, takdir ve teşvik sadedinde “O, ne güzel bir delikanlı!”<span id="easy-footnote-26-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-26-4839" data-hasqtip="25" aria-describedby="qtip-25"><sup>26</sup></a></span> buyurmuştu.</p>
<p>Ortaya koydukları fedakarlıklar karşısında gençlere bu vb. şekilde iltifatta bulunmak ve bu davranışlarını onlarda karakter haline getirmek için güzel sözler söylemek, Peygamber Efendimiz’in gençleri yetiştirirken uyguladığı ayrı metottu. Hz. Zeyd, Hendek’i müteakiben yapılan Kurayza kuşatmasında Hudeybiye’de Hayber’in fethinde ve Huneyn savaşında da hazır bulunmuştu. Hayber’de ve Huneyn’de elde edilen ganimetlerin ve esirlerin sayılması, yazılması ve hesaplanıp dağıtılması görevini, Allah Resûlü ona vermişti.<span id="easy-footnote-27-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-27-4839" data-hasqtip="26" aria-describedby="qtip-26"><sup>27</sup></a></span> Hayber’de on yedi; Huneyn’de ise on sekiz yaşındaydı. Hesap kabiliyeti veya sayısal zekası, onu miras hukuku ile alakalı meselelerde zirveye taşımıştı ki Efendimiz, “Ümmetimden miras hukukunu en iyi bilen <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’tir!”<span id="easy-footnote-28-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-28-4839" data-hasqtip="27" aria-describedby="qtip-27"><sup>28</sup></a></span> buyurmuştu.</p>
<h4><strong>Kur’ân’ı vukufu onu öne çıkarıyor </strong></h4>
<p>Hz. Zeyd’in, Allah Resûlü ile birlikte çıktığı bir sefer de Tebûk’tü. Yolculuk sırasında Neccaroğulları’nın sancağını üvey babası Ümâre taşıyordu. Allah Resûlü, sancağı ondan alıp Hz. Zeyd’e vermişti. Bunun üzerine Hz. Ümâre, “Yâ Resûlallah! Benimle alakalı size olumsuz bir şey mi ulaştı?” diye sormuş; Allah Resûlü ise bu kararının sebebini şöyle izah etmişti: “Hayır! Senin hakkında bir şey yok! Fakat Kur’ân öncedir ve önde olur. Zeyd senden daha çok Kur’ân bilmektedir!”<span id="easy-footnote-29-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-29-4839" data-hasqtip="28" aria-describedby="qtip-28"><sup>29</sup></a></span> Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm), benzeri bir uygulamayı şehitleri defnederken Uhud’da da yapmış; Kur’ân bilenlerin önce defnedilmesini talep etmişti.<span id="easy-footnote-30-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-30-4839" data-hasqtip="29" aria-describedby="qtip-29"><sup>30</sup></a></span> Cemaate imam tayin ederken de aynı hususa dikkat ediyor ve Kur’ân’ı en iyi bilen genci, önceliyordu. Burada da bir teşvik ve Kur’ân ile daha fazla irtibat halinde olan gençlere iltifat vardı.</p>
<h4><strong>Efendimiz’den aldığı eğitimin hakkını veriyor </strong></h4>
<p>Allah Resûlü vefat ettiğinde Hz. Zeyd, 21 yaşındaydı. Efendimiz’in yetiştirip arkasında bıraktığı en önemli şahsiyetlerden birisi de oydu. O, dört halife döneminde de büyük hizmetlerde bulunacaktı. Hz. Ebû Bekir’in halife seçildiği gün Ensar’a hitap etmiş, “Allah Resûlü muhacirlerdendi. Dolayısıyla imam da onlardan olmalıdır. Biz ise daha önce Resûlullah’ın yardımcıları olduğumuz gibi bundan sonra da halifenin yardımcısı olmalıyız.” diyerek, Müslümanların birlik ve beraberliğinin korunmasında en kritik misyonu eda etmişti. Bu tarihi hitapla aradaki ihtilaf giderilmiş, düğüm çözülmüş ve Hz. Ebû Bekir, ittifakla halife seçilmişti.<span id="easy-footnote-31-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-31-4839" data-hasqtip="30" aria-describedby="qtip-30"><sup>31</sup></a></span></p>
<p>Hz. Ebû Bekir döneminde devlet idaresi ve problemlerin çözümü adına oluşturulan Danışma Meclisi’nin üyelerinden birisiydi.<span id="easy-footnote-32-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-32-4839" data-hasqtip="31" aria-describedby="qtip-31"><sup>32</sup></a></span> Ayrıca Allah Resûlü döneminde başladığı müftülük görevine Hz. Ebû Bekir döneminde de devam etmişti.<span id="easy-footnote-33-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-33-4839" data-hasqtip="32" aria-describedby="qtip-32"><sup>33</sup></a></span> Allah Resûlü’nün yönlendirmesiyle çok dil öğrendiği ve hattı da çok güzel olduğu için devlet başkanına “katiplik” de yapmıştı.<span id="easy-footnote-34-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-34-4839" data-hasqtip="33" aria-describedby="qtip-33"><sup>34</sup></a></span> Allah Resûlü’nün ona kazandırdığı donamımlar, kendisini, devlete ve toplama ait işlerin tam merkezine taşımıştı.</p>
<p>Hz. Ebû Bekir döneminde onun gördüğü en büyük hizmet, Kur’ân’ın mushaf haline getirilmesi için kurulan komisyona başkanlık yapması olmuştu. Yemâme savaşında aralarında Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe’nin de bulunduğu Kurrâ hafızlardan yetmiş kişi şehit düşmüştü. Bu gelişme üzerine Hz. Ömer, halifeye gelmiş ve diğer hafızlar da ölüp gitmeden Allah Resûlü döneminde farklı malzemelere yazılan ve dağınık halde bulunan Kur’ân’ın iki kapak arasına toplanması gerektiğini haber vermişti. Halife de bu iş için Hz. <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’i görevlendirmişti.<span id="easy-footnote-35-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-35-4839" data-hasqtip="34" aria-describedby="qtip-34"><sup>35</sup></a></span> Zira Hz. Zeyd, Medine döneminin baş vahiy kâtibi, sahabe arasında hattı en güzel kimse ve de Allah Resûlü hayattayken Kur’ân’ın tamamını ezbere bilenlerdendi.<span id="easy-footnote-36-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-36-4839" data-hasqtip="35" aria-describedby="qtip-35"><sup>36</sup></a></span> Bu ağır görevi kabul eden Hz. Zeyd, hemen çalışmalara başlamış, Kur’ân’ı cem edip iki kapak arasına toplamış ve Kur’ân tarihindeki en önemli gelişmelerden birisine imza atmıştı. Bu sırada sadece yirmi bir yaşındaydı.</p>
<p><a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>, Hz. Ömer’in de çok değer verdiği bir insandı. Onu, halife olunca Medine kadılığına atamıştı.<span id="easy-footnote-37-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-37-4839" data-hasqtip="36" aria-describedby="qtip-36"><sup>37</sup></a></span> Fetvâ Dairesi’ndeki görevi ve Danışma Meclisi’ndeki üyeliği de devam etmiş hatta bu dönemde bu şûra meclisine başkanlıkta da bulunmuştu. Halife, şahsi meselelerini de onunla istişare ediyordu.<span id="easy-footnote-38-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-38-4839" data-hasqtip="37" aria-describedby="qtip-37"><sup>38</sup></a></span> Allah Resûlü ve Hz. Ebu Bekir’den sonra Hz. Ömer’in de katipliğini yapmıştı.<span id="easy-footnote-39-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-39-4839" data-hasqtip="38" aria-describedby="qtip-38"><sup>39</sup></a></span> Hz. Ömer, “Kim feraiz konusunda bir şey sormak/öğrenmek istiyorsa <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>‘e gitsin!”<span id="easy-footnote-40-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-40-4839" data-hasqtip="39" aria-describedby="qtip-39"><sup>40</sup></a></span> buyurmuş ve miras hukuku adına onu halka adres göstermişti. Ve bir de “İnsanların Zeyd İbn-i Sâbit’e ihtiyacı var!” diyerek onun Medine’nin dışına çıkmasına izin vermemişti.<span id="easy-footnote-41-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-41-4839" data-hasqtip="40" aria-describedby="qtip-40"><sup>41</sup></a></span> Hatta Medine’nin dışına çıkacak olsa yerine “devlet başkanı vekili” olarak Hz. Zeyd’i bırakıyordu.<span id="easy-footnote-42-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-42-4839" data-hasqtip="41" aria-describedby="qtip-41"><sup>42</sup></a></span> Halife, mali işlerde de ona danışıyor, arazilerin değerlerini ona tespit ettiriyor, mal taksimatını ve ganimet dağıtımını da ona yaptırıyordu.<span id="easy-footnote-43-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-43-4839" data-hasqtip="42" aria-describedby="qtip-42"><sup>43</sup></a></span> Bir de çok sayıda dil bildiğinden dolayı diplomatik ilişkilerde tercüme adına ondan yardım alıyordu.</p>
<p>Hz. Osman halife seçildiğinde <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>, otuz üç yaşındaydı. Hz. Osman’ın da en güvendiği bürokratlarından birisi oydu. Hz. Zeyd, onun döneminde bir taraftan kadılık görevini sürdürürken diğer taraftan Divan başkanlığı, Hazine bakanlığı… gibi görevlerde de bulunmuştu.<span id="easy-footnote-44-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-44-4839" data-hasqtip="43" aria-describedby="qtip-43"><sup>44</sup></a></span> Ayrıca Hz. Osman da mesela hac gibi değişik sebeplerle başkentten ayrılınca yerine vekil olarak onu bırakıyordu.<span id="easy-footnote-45-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-45-4839" data-hasqtip="44" aria-describedby="qtip-44"><sup>45</sup></a></span> Kur’ân nüshalarının çoğaltılması ve belli başlı şehirlere gönderilmesi için kurulan komisyonun başkanlığını da ona vermişti.<span id="easy-footnote-46-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-46-4839" data-hasqtip="45" aria-describedby="qtip-45"><sup>46</sup></a></span></p>
<p>Hz. Osman ile alakalı çıkarılan fitnelerde halifenin yanında yer almıştı.<span id="easy-footnote-47-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-47-4839" data-hasqtip="46" aria-describedby="qtip-46"><sup>47</sup></a></span> Evinin sarılıp şehit edildiği gün Hz. Osman’ın yanına gelmiş ve üç yüz Ensar’ın asilere müdahale için hazır olduğunu haber vermişti. Fakat kendisi yüzünden iç savaş çıkmasını istemeyen Hz. Osman,  onu vazgeçirmişti.<span id="easy-footnote-48-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-48-4839" data-hasqtip="47" aria-describedby="qtip-47"><sup>48</sup></a></span> Ağlayarak halifenin evinden çıkan Hz. Zeyd, dışarda bekleyen isyancıları dağıtmak için bir konuşma yapmış fakat kana susamış asiler, ikna olmamıştı. Hz. Osman’ın kanını akıtmanın haram olduğunu bildirip Ensar’dan onu korumalarını istese de onları engelleyememişti.<span id="easy-footnote-49-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-49-4839" data-hasqtip="48" aria-describedby="qtip-48"><sup>49</sup></a></span> Hz. Osman şehit edilince gün boyu ağlamıştı.</p>
<p>Hz. Ali’nin halifeliği döneminde başkent Kufe’ye taşınıncaya kadar Divan Başkanlığı görevini sürdürmüş; ondan sonra devlet işlerinden elini tamamen çekmişti. Bu dönemde yaşanan fitneler (Cemel, Sıffîn…) sırasında tarafsız kalmayı tercih etmişti.<span id="easy-footnote-50-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-50-4839" data-hasqtip="49" aria-describedby="qtip-49"><sup>50</sup></a></span> Hz. Zeyd, Hz. Ali’yi çok seviyor; o da kendisine hürmet gösteriyordu.<span id="easy-footnote-51-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-51-4839" data-hasqtip="50" aria-describedby="qtip-50"><sup>51</sup></a></span> Emevî devleti kurulup başkent Şam’a taşındığında Hz. Zeyd, Medine’deydi ve vefatına kadar da burada kalmıştı. Vali Mervan İbn-i Hakem, ona saygı gösterir ve ahkamla ilgili meselelerde kendisine danışırdı.</p>
<p>Hicretin kırk beşinci yılında 56 yaşında Medine’de vefat etmişti.<span id="easy-footnote-52-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-52-4839" data-hasqtip="51" aria-describedby="qtip-51"><sup>52</sup></a></span> O vefat edince Ebû Hüreyre “Bugün ümmetin büyük alimi öldü…”<span id="easy-footnote-53-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-53-4839" data-hasqtip="52" aria-describedby="qtip-52"><sup>53</sup></a></span> demişti. Abdullah İbn-i Abbâs da cenazesi kabre konulurken orada bulunanlara seslenip “İçinizde ilmin nasıl kaybolduğunu öğrenmek isteyen varsa gelsin baksın. İlim, işte böyle kaybolur. Vallahi bugün şu cenazeyle birlikte birçok ilim de kaybolup gitti.”<span id="easy-footnote-54-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-54-4839" data-hasqtip="53" aria-describedby="qtip-53"><sup>54</sup></a></span> buyurmuştu. Annesinin cenaze namazını kıldırıp defnettikten sonra atına binmek üzereyken Abdullah İbn-i Abbas gelip üzengiyi tutmuş; o, “Ey Allah Resûlü’nün amcasının oğlu! Geri çekil! Gerek yok!” diyerek müdahale etmek istese de Hz. Abdullah, “Hayır! Biz büyüklerimize ve alimlerimize böyle hizmet ederiz!” buyurarak üzengiyi tutmaya devam etmişti.<span id="easy-footnote-55-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-55-4839" data-hasqtip="54" aria-describedby="qtip-54"><sup>55</sup></a></span></p>
<h4><strong>İnsan yetiştirmeye de gayret ediyordu </strong></h4>
<p>Hz. Zeyd bir taraftan yukarda bahsettiğimiz büyük hizmetleri yerine getirirken diğer taraftan talebe yetiştirmeye de devam ediyordu. Sahabe ve Tâbiin’den çok sayıda genç yetiştirmişti.<strong> </strong>Mesela Tâbiin’in meşhur ve büyük alimlerinden Saîd İbn-i Müseyyeb’e ilmini kimden aldığı sorulduğunda, <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a> cevabını vermişti.<span id="easy-footnote-56-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-56-4839" data-hasqtip="55" aria-describedby="qtip-55"><sup>56</sup></a></span> Yine bu hakikati ifade sadedinde ashâb-ı kiramdan Hz. Misver İbn-i Mahreme şöyle buyurur: “Sahabenin ilmi, altı kişiye dayanıyordu ki bunlar da Ömer, Osman, Ali, Muaz, Übeyy ve <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’tir!”<span id="easy-footnote-57-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-57-4839" data-hasqtip="56" aria-describedby="qtip-56"><sup>57</sup></a></span> Büyük Tâbiin alimi Mesruk da: “Allah Resûlü’nün ashabıyla görüştüm. İlimlerinin şu altı kişiye dayandığını gördüm: Ömer, Ali, Abdullah İbn-i Ömer, Ebü’d-Derdâ, Übey İbn-i Ka’b ve Zeyd İbn-i Sâbit!”<span id="easy-footnote-58-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-58-4839" data-hasqtip="57" aria-describedby="qtip-57"><sup>58</sup></a></span> diyerek aynı gerçeğe işaret etmişti. O, Allah Resûlü’nün tam yerinde ve zamanında yaptığı dokunuşlarla ilimde en yüksek bir payeye ulaşmış<span id="easy-footnote-59-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-59-4839" data-hasqtip="58" aria-describedby="qtip-58"><sup>59</sup></a></span> ve Hz. Ömer’in “İnsanların ona ihtiyacı var!” diyerek ifade ettiği nadide ve abide bir şahsiyet olmuştu.</p>
<h4><strong>Sonuç</strong></h4>
<p>Allah Resûlü daha hicretin ilk gününde <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’teki potansiyeli fark etmiş ve onun yetişip bütün bir ümmete faydalı olması adına değişik yönlendirmelerde bulunmuştu. Öncelikle okuma yazma öğrenmesini sağlamış ardından da vahiy katipliği görevine getirmişti. Burada bir gayesi de onu yakınında tutmak, Kendisinden daha fazla istifade etmesini sağlamaktı. Ardından da onu bölgede konuşulan yabancı dilleri öğrenmeye yönlendirmiş; uluslararası münasebetlerinde hem tercüman hem de kâtip olarak istihdam etmişti. Bu da ayrı bir yakınlık vesilesiydi. Onu, Kur’ân bilgisinden dolayı ön plana çıkarmıştı.<span id="easy-footnote-60-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-60-4839" data-hasqtip="59" aria-describedby="qtip-59"><sup>60</sup></a></span> Zekâsı, hafızası ve dikkatinden dolayı hesap kitap işlerine yönlendirmiş; Miras hukuku, muhasebe ve bütçe gibi konularda da yetişmesini temin etmişti.</p>
<p>Âdeta Allah Resûlü bir ağaç dikmiş, yetiştirmiş meyvesini de dört büyük halife ve ümmet yemişti. Kırk yıl boyunca devlet işlerinde halifelerin en yakınında tuttuğu, divan, bütçe, kazâ, fetva, şura, şiir, hitabet, kitabet ve miras hukuku gibi hususlarda en önemli görevleri verdiği ve her konuda kendilerinden istifade ettikleri bir insan olarak yaşamış ve hizmet etmişti.<span id="easy-footnote-61-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-61-4839" data-hasqtip="60" aria-describedby="qtip-60"><sup>61</sup></a></span> Fakat Hz. Zeyd’in bu dönemde gördüğü en büyük hizmetlerden birisi, Kur’ân’ı cem edip iki kapak arasında mushaf haline getirmek, Hz. Osman döneminde de altı nüsha olarak çoğaltıp merkezi yerlere göndermek olmuştu. Bu hizmete de onu, bir müşrik esirden ders aldırıp kendisine okuma yazma öğreten Allah Resûlü hazırlamıştı. “Hiç şüphe yok ki o zikri, Kur’ân’ı Biz indirdik, onu koruyacak olan da Biz’iz.”<span id="easy-footnote-62-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-62-4839" data-hasqtip="61" aria-describedby="qtip-61"><sup>62</sup></a></span> buyuran Allah, kitabet cihetinden onun eliyle bu vaadini gerçekleştirmişti.</p>
<p><strong>Not: Hz. Zeyd’in şahsi hayatı, kulluğu, aile hayatı, insanî münasebetleri, zihinlerde iz bırakan hatıraları ve bazı önemli fetvaları ayrı bir makalenin konusu olacaktır.</strong></p>
<p>Yazar: Yücel Men</p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/67; Târîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/217; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/70; Târîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Belâzurî, Futûhu’l-Buldân 1/17; İbn-i Ebî Hâtim, Cerh ve Ta’dîl 7/228; İbn-i Kayyım El-Cevzî, Zâdu’l-Meâd 1/178</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Babası Sâbit’in Buas günü ölümünden sonra annesi Nevvar, Ensarın ileri gelenlerinden Umâre İbn-i Hazm ile evlenmişti ki Umâre, Akabe’de Allah Resûlü’ne biat eden ve O’nu Medine’ye davet eden yetmiş beş kişiden birisiydi. Zeyd ile yakından ilgilenen Umâre, onun yetişmesi için çabalıyor ve bunun için fedakarlıkta bulunmaktan çekinmiyordu.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/67; Târîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/72</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hacer, İsâbe 510</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/173</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 10/311</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/263</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/16</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/67; Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424, 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bir gün kalemi elinde Allah Resûlü’nün huzuruna girdiğinde kendisine şöyle buyurmuştu: “Kalemi kulağının üstüne koy! Bu davranış, unutan kimsenin hafızasını toplamasına en çok yardımcı olan şeydir.” Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/218</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Mesela Risalet’in ilk yıllarında Müslüman olan genç sahabî Hz. Abdullah İbn-i Mes’ud’u yakınında tutmak için hicretten sonra ona ve annesine Hücre-i Saadet’in bitişiğinde bir yer tahsis etmişti. İkisi, o kadar sık Allah Resûlü’nün hanesine giriyorlardı ki sahabe, onları Ehl-i Beyt’ten saymaya başlamıştı. Bu yakınlığı çok iyi değerlendiren Abdullah İbn-i Mes’ûd, ashâbın en alim ve fakihlerinden birisi olmuştu. Yine yolculukları esnasında da zeki ve hafızası güçlü gençleri terkisine alıyor ve yetiştiriyordu. Yine yaptığı evliliklerde birçok istidatlı gencin (Abdullah İbn-i Abbas, Abdullah İbn-i Ömer gibi) O’na daha yakın olmasına ve yetişmesine zemin hazırlamıştı.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, İsti’zân 22; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/281; İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ 4/67, 68; Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Ebû Dâvud, İlim 2</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, İsti’zân 22; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/281, 5/218; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/68; Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, İlim 2; Tirmizî, İsti’zân 22; İbn-i Hacer, İsâbe 510</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Mes’ûdî, et-Tenbîh ve’l-İşrâf 246</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/217</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-22-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/217</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-23-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hâkim, Müstedrek 3/201; İbn-i Hişâm, Sîre 395; İbn-i Hacer, İsâbe 555</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-24-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/70</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-25-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bunun üzerine Üvey babası latife yapmak için kılıcını almış uyandığında kılıcını bulamayan Hz. Zeyd, çok üzülmüştü. Olayı haber alan Allah Resûlü, kılıcı kimin aldığını sormuş, Hz. Ümâre kendisinin aldığını söyleyince ‘ister latife maksatlı isterse ciddi olsun’ Müslümanların eşyalarının alınarak korkutulmasını yasaklamıştı. Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219; İbn-i Hacer, İsâbe 510</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-26-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-27-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/82, 118</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-28-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 14, 16; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 12904; İbn-i Sa’d, Tabakât 5/218; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-29-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; İbn-i Hacer, İsâbe 510</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-30-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişâm, Sîre 396</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-31-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/70; Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-32-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-33-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/70</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-34-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-35-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/220; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-36-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-37-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-38-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-39-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-40-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/281</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-41-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/274</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-42-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/221; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-43-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-44-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 6/54; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-45-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-46-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/221; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-47-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-48-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/222</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-49-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/71</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-50-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-51-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-52-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/222; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-53-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/222; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-54-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/222; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/73</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-55-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/220; İbn-i Hacer, İsâbe 511</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-56-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 7/90</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-57-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-58-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-59-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219, 220; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425; İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/72</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-60-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/271; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-61-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/274, 275; İbn-i Hacer, İsâbe 511; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-62-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hicr Sûresi 15/9</li>
</ol>
<p>Kaynak:Yücel Men | Peygamberyolu.com</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-1-zeyd-ibn-i-sabit-ra/">Efendimiz’in (sas) Yetiştirdiği Prototip Gençler 1: Zeyd İbn-i Sâbit (ra)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efendimiz’e (sas) Adanmış Bir Ömür: Ümmü Eymen</title>
		<link>https://hizmetten.com/efendimize-sas-adanmis-bir-omur-ummu-eymen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2020 11:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmü Eymen]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14789</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bereke, Rahmet Peygamberi’ne Dadılık Yapıyor Gençliğinin başındaydı siyahi Bereke Bint-i Sa’lebe. Memleketi Habeşistan’dan ayrılmış1 ve Arap yarımadasının gözde şehri Mekke’nin yolunu tutmuştu. Doğduğu yerde şartlar çok zordu; Mekke’de dadılık olmadı kölelik&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimize-sas-adanmis-bir-omur-ummu-eymen/">Efendimiz’e (sas) Adanmış Bir Ömür: Ümmü Eymen</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Bereke, Rahmet Peygamberi’ne Dadılık Yapıyor</strong></h4>
<p>Gençliğinin başındaydı siyahi Bereke Bint-i Sa’lebe. Memleketi Habeşistan’dan ayrılmış<span id="easy-footnote-1-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-1-4701" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> ve Arap yarımadasının gözde şehri Mekke’nin yolunu tutmuştu. Doğduğu yerde şartlar çok zordu; Mekke’de dadılık olmadı kölelik yapacak ve hayata tutunmaya çalışacaktı. O şimdilik bilmese ve bin bir endişe içerisinde ilerlese de Cenâb-ı Hakk’ın onunla alakalı farklı bir takdiri vardı. Nihayet hedefine ulaşmış ve Kureyş’in lideri Abdulmuttalib’in evinde hizmetçi olarak çalışmaya başlamıştı. Abdulmuttalib, onu, oğlu Abdullah, Âmine ile evlendiğinde düğün hediyesi olarak kendisine vermişti. Kimin yuvasına düştüğünden habersiz, huzur dolu evin içerisinde koşturuyordu Bereke. Derken evin beyi Abdullah vefat etmiş; Bereke’nin omuzlarındaki yük, biraz daha artmıştı. Çünkü hanımefendisi Âmine, hamileydi. Huzur, hüzün ve heyecan iç içe yaşanıyordu. Vakti merhun gelip çatmış ve kutlu doğum yaklaşmıştı. Bu tarihi anda evde bulunanlardan birisi de Bereke’ydi. Doğum, suhuletle gerçekleşmiş; odayı bir nur, gönülleri ise tarifi imkânsız bir sürur kaplamıştı.<span id="easy-footnote-2-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-2-4701" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> Ve “Muhammed”, siyahi köle Bereke’nin kucağındaydı. Öpüyor, kokluyor ve adeta sevmeye doyamıyordu.<span id="easy-footnote-3-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-3-4701" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span></p>
<p>Fakat bu sevinç, yerini kısa sırada özleme bırakmıştı. Mekke’de iklim şartları çok zordu ve bebeğin büyüyüp gelişebileceği, gelişip serpilebileceği sütanne yanına verilmesi gerekiyordu. Benî Sa’d yurdundan Halime gelmiş ve “Muhammed”i alıp götürmüştü. Her yıl birkaç gün görseler de bu ayrılık, tam beş yıl sürmüştü.<span id="easy-footnote-4-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-4-4701" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> Bir taraftan evin işlerini halleden Bereke, diğer taraftan gözü hep yollarda olan Âmine’ye yarenlik yapıyordu. Nihayet hasret dolu süreç bitmiş; gözlerinin nuru, ciğerpareleri, baba ocağına, ana kucağına geri dönmüştü. Ayrılıktan kaynaklanan hüzün, yerini vuslatın sevincine bırakmıştı. Bereke, O’nunla ilgilenmekten ayrı bir mutluluk duyuyor ve hanede gönüller, huzurla doluyordu.</p>
<h4><strong>Bereke, Rahmet Peygamberi’ne Sahip Çıkıyor</strong></h4>
<p>“Muhammed” altı yaşına girmişti. Annesi, O’nu Medine’ye babasının kabrini ve akrabalarını ziyarete götürmeye karar vermiş; yanına Bereke’yi de alıp yola koyulmuştu. Bir ay kalınan Medine’de maksat gerçekleştirilmiş ve Mekke’ye geri dönmek için harekete geçmişlerdi. Ebvâ’ya geldiklerinde anne Âmine ağır hastalanmış ve oracıkta vefat etmişti. Doğmadan yetim kalan, beş yıl annesinden ayrı düşen “Muhammed”, bir yıl önce kavuştuğu annesini gözleri önünde kaybetmiş ve ötelere uğurlamıştı. Çölün ortasında yapayalnızdı. O’nu bağrına basıp teselli etmek ve elinden tutup dedesine sağ salim teslim etmek, Habeşli siyahi köle Bereke’ye kalmıştı.<span id="easy-footnote-5-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-5-4701" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span></p>
<p>Bereke, “Muhammed”i annesi kadar seviyordu ki O da bu sevginin farkındaydı. Nitekim daha sonraki yıllarda ona, “Anacığım!”<span id="easy-footnote-6-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-6-4701" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> ve “Annemden sonra annem!”<span id="easy-footnote-7-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-7-4701" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> diye hitap edecek; onun bu samimi sevgisinin ve ilgisinin Kendinde hasıl ettiği duyguları dile dökecekti. “Seni yetim bulup barındırmadı mı?” <span id="easy-footnote-8-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-8-4701" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> buyuran Rabbi, Bereke’yi O’nun için adeta güvenli bir liman kılmıştı. Âmine’yi Ebvâ’ya defneden Bereke, Bekke’nin yolunu tutmuş; “yetim ve öksüz Muhammed’i” getirip dedesi Abdulmuttalib’e teslim etmişti. “Muhammed” dede ocağına yerleşirken O’na dadılık yapacak Bereke de Abdulmuttalib hanesine geri dönmüştü. Günler baharı andırırcasına huzur dolu geçerken Abdulmuttalib’i hazan vurmuş; yatağa düşmüş ve çok geçmeden o da ölmüştü. Şimdi ise Bereke, sekiz yaşındaki “Muhammed”in dedesinin arkasından döktüğü gözyaşlarına şahit oluyor; O’nu teselli etmek için yollar arıyordu.<span id="easy-footnote-9-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-9-4701" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<p>Ölüm döşeğindeki Abdulmuttalib, torunu “Muhammed”i düşünüyor ve O’nu müşfik oğlu Ebû Talib’e vasiyet ediyordu.<span id="easy-footnote-10-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-10-4701" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span> “Muhammed”, amcasının yanına taşınırken ailesinden kendisine miras ve yadigâr kalan vefalı dadısı Bereke de O’nunla birlikteydi. 8 yaşından 25 yaşına kadar tam 17 yıl “Muhammed”, amcasının yanında kalacak ve bu süre zarfında da Bereke bir taraftan O’na hizmet ederken diğer taraftan evin hanımı Fatıma Bint-i Esed’e yardım edecekti. Bereke’nin izlenimiyle “Muhammed”, bu fakir hanede asla yokluktan ve açlıktan şikayet etmiyor; çoğu zaman içtiği Zemzem’e kanaat ediyordu.<span id="easy-footnote-11-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-11-4701" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<h4><strong>Bereke, Ümmü Eymen Oluyor</strong></h4>
<p>“Muhammed” 25 yaşına gelmiş, Hüveylid’in kızı Hadîce ile tanışmış ve çok geçmeden evlenmişlerdi. Bu arada O, doğduğu andan itibaren hep yanı başında bulduğu Bereke’ye sevgisini, vefasını ve teşekkürünü göstermek; onu hürriyetine kavuşturmak istiyordu. Bereke, kalıp O’na ve ailesine hizmet etmek istese de “Muhammed” kararlıydı ve onu azad etti.<span id="easy-footnote-12-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-12-4701" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span> Bunun üzerine Ubeyd İbn-i Zeyd, Bereke’ye evlilik teklifinde bulundu. “Muhammed”in ve Hadîce’nin de teşvikleriyle Bereke, Ubeyd ile evliliği kabul etti. Bu evlilikten Bereke’nin “Eymen” isimli bir oğlu dünyaya geldi. Artık onun da bir künyesi vardı: Ümmü Eymen!<span id="easy-footnote-13-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-13-4701" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span> Bütün taşlar yerine oturmuş, hayat normal akışında gidiyordu. Derken Ümmü Eymen’in kocası Ubeyd vefat etti. Bunun üzerine gönlü, hanımefendisi Âmine’nin dünyadaki tek hatırası Muhammed’e hizmet duygusuyla yanıp tutuşan Ümmü Eymen, oğlu Eymen’i de aldı ve O’nun huzur dolu hanesine geri döndü. Kendisini, O’na ve ailesine hizmete adadı.</p>
<h4><strong>Ümmü Eymen, İlkler Arasındaki Yerini Alıyor</strong></h4>
<p>Bu arada Hz. Muhammed, kırk yaşına ulaşmıştı. Tarihler, Ramazan ayının on yedisi Pazartesi’ni gösteriyordu. Günlerdir Hira’da bulunan Efendisi, iliklerine kadar titrer bir halde evine geri dönmüş; “Beni örtün! Beni örtün!” diyordu. Onlar örtmüş; O da dinlenmeye çekilmişti. Bir müddet sonra kalkmış ve başından geçenleri, önce hanımı Hadîce ile ardından da onlarla paylaşmıştı. Zira Hira’da hanelerinin reisi, gönüllerinin sevgilisi Hz. Muhammed’e, ilk vahiy indirilmiş ve peygamberlik görevi verilmişti. Hanenin diğer sakinleri gibi Ümmü Eymen ve oğlu da hemen O’nu tasdik edip iman etmiş ve getirdiği dine dahil olup ilkler arasındaki yerlerini almışlardı.<span id="easy-footnote-14-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-14-4701" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> Fakat bu gelişmeden Mekkeliler, hiç hoşnut olmamıştı. Hz. Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) karşısına dikilmiş; Allah’ın nurunu söndürme adına O’na ve ashâbına işkence etmeye başlamışlardı. Ümmü Eymen de bu işkencelerden nasibini almış ama asla ve asla Allah Resûlü’nü terk edip yalnız bırakmamıştı.</p>
<p>İşkencenin kara bir bulut gibi Müslümanların üzerine çöktüğü Risalet’in dördüncü yılıydı. Efendimiz, “Ehl-i Cennet’ten biriyle evlenmek isteyen Ümmü Eymen ile evlensin!”<span id="easy-footnote-15-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-15-4701" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> buyurdu. Bunun üzerine yine Allah Resûlü’nün en yakınında bulunanlardan azadlısı ve ilk Müslümanlardan Hz. Zeyd İbn-i Harise, O’nu memnun ve mesrur etmek için Ümmü Eymen’e talip oldu. Ümmü Eymen, bu teklifi seve seve kabul etti. Zira Hz. Zeyd, Allah Resûlü’nün oğlu gibi sevdiği ve hep yanında tuttuğu bir insandı. Hz. Zeyd ile evlilik, O’na yakınlığın daha da artması ve sürüp gitmesi demekti. Mekke döneminin en zor günleri de yaşansa evlilik gerçekleşmiş ve bu gelişme, bunalan Müslümanlar için bir neşe sebebi olmuştu. Mesaj, açıktı; en zor süreçlerde bile hayata küsülmemeli bilakis belanın yüzüne gülercesine yola devam edilmeliydi. Çok geçmeden Ümmü Eymen’in ikinci oğlu Üsâme dünyaya geldi.<span id="easy-footnote-16-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-16-4701" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span> Allah Resûlü, doğumuyla çok sevindiği ve çok sevdiği Üsame ile ömrünün sonuna kadar yakından ilgilenecekti. Adeta doğduğu andan beri kendisine anne şefkatiyle hizmet eden Ümmü Eymen’e vefasını ve teşekkürünü bu şekilde gösteriyordu.</p>
<h4><strong>Ümmü Eymen, Ehl-i Beyt’e Destek Amacıyla Mekke’de Kalıyor</strong></h4>
<p>Fakat Mekkeliler, hak hukuk, hane huzur dinlemiyorlardı. Şehri Müslümanlar için yaşanmaz bir yere çevirmişlerdi. Allah Resûlü de Ensar’ın davetini kabul edip Medine’ye hicret etmişti. Yalnız hicret ederken ailesini Mekke’de bırakmış; ehl-i beyte destek olmak isteyen Ümmü Eymen de onlarla kalmıştı. Allah Resûlü, Hz. Zeyd’i, Ebû Rafi ile birlikte hem onları hem de Hz. Ebû Bekir’in ailesini Medine’ye getirmek için gönderdiğinde o, hanımı Ümmü Eymen’i, iki oğlunu (Eymen ve Usâme) da alıp kafileyle birlikte getirmişti.<span id="easy-footnote-17-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-17-4701" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span></p>
<p>Medine’de şartlar biraz farklıydı ve Ümmü Eymen, ailesiyle birlikte ayrı bir eve yerleştirilmişti. Fakat bu ayrılık, tamamen mekanla alakalıydı. Ümmü Eymen, bütün vaktini Allah Resûlü’nün ailesiyle birlikte geçiriyor; Usâme, Rahmet Peygamberi’nin etrafında dolaşıyordu. Çünkü onlara hane-i saadete gece gündüz istedikleri vakit girme izni verilmişti.<span id="easy-footnote-18-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-18-4701" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span> Hz. Ümmü Gülsüm’ü bir gelin olarak o hazırlamış; Hz. Fatıma’nın çeyiziyle de bizzat o ilgilenmişti. Vefat ettiğinde Hz. Zeyneb’i yıkayanlardan ve kefenleyenlerden birisi de yine oydu. Hz. İbrahim doğunca bir müddet Hz. Mariya’ya da hizmet etmişti. Ayrıca Allah Resûlü’ne ödünç olarak verilen keçileri de o güdüyordu.<span id="easy-footnote-19-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-19-4701" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span></p>
<h4><strong>Ümmü Eymen, Sevincini ve Hüznünü Rahmet Peygamberi’ne Bağlıyor</strong></h4>
<p>Allah Resûlü, zaman zaman ona latifeler yapıyor;<span id="easy-footnote-20-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-20-4701" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span> yanında birileri varken Ümmü Eymen çıkıp gelse “Bu, bana ailemden arta kalandır!” buyuruyordu. Hz. Ümmü Süleym’in hediye ettiği hurma ağaçlarını Ümmü Eymen’e tahsis etmişti. Ümmü Eymen, hüznünü de sevincini de Allah Resûlü’ne bağlamıştı. Bir gün hasta bir halde Efendimiz’e getirilen bir kız çocuğu, O’nun kucağındayken vefat etmişti. Rahmet Peygamber’i hüzünlenmiş ve gözleri yaşarmıştı. Manzaraya şahit olan Ümmü Eymen, ağlamaya başlamıştı ki Efendimiz, “Ey Ümmü Eymen! Allah Resûlü’nün yanında niçin ağlıyorsun?” diye sormuş; o da “Allah Resûlü ağlarken ben niçin ağlamayayım!” karşılığını vermişti. Bunun üzerine Efendimiz, “Ben ağlamıyorum! Gördüğün merhamettir! Mümin, daima hayır üzerinedir! Vücudundan ruhu çıkarılırken bile Allah’a hamd eder!” buyurmuştu.<span id="easy-footnote-21-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-21-4701" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span></p>
<p>Yine Gıfar kabilesinden bir grup İslam’a girmek için Medine’ye gelmişti. Aralarında Cehcâh isimli, iriyarı, uzun boylu birisi vardı. Mescid-i Nebevî’de akşam namazı kılınıyordu. Namazdan sonra Efendimiz, “Herkes yanında oturanın elinden tutsun ve yemeğe götürsün!” buyurmuştu. Herkes birisini alıp götürmüş yalnız Cehcâh kalmıştı. Onu da Efendimiz, evine götürmüştü. Efendimiz, kendi elleriyle onun için bir keçi sağmış ama Cehcâh doymayınca kalan altı keçiyi de sağıp ikram etmişti. Bu arada bir tencere yemek getirilmiş sütle doymayan Cehcâh, onu da bitirmişti. Allah Resûlü’ne yemeğe bir şey kalmamıştı. Orada bulunan Ümmü Eymen, daha fazla dayanamamış ve “Resûlullah’ı aç bırakanı Allah aç bıraksın!” demişti. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Sus, ey Ümmü Eymen! O, rızkını yedi! Bizim rızkımız ise Allah’a aittir!” buyurdu. İkinci gün Cehcâh Müslüman olmuştu. Akşam olunca Allah Resûlü, ashabına aynı şeyi emretmiş ve yine Efendimiz’in nasibine Cehcâh düşmüştü. Fakat bu sefer Efendimiz’in onun için sağdığı bir keçiyle doymuştu. Şaşıran Ümmü Eymen, “Bu, dünkü misafirimiz değil mi?” diye sormuş; Efendimiz de “Bugün o mü’mindir, bir tek mideyle yedi. Dün ise yedi mideyle yemişti. Kafir, yedi mideye; mümin ise bir mideye çalışır!” buyurmuştu.<span id="easy-footnote-22-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-22-4701" data-hasqtip="21" aria-describedby="qtip-21"><sup>22</sup></a></span></p>
<h4><strong>Ümmü Eymen, Cephelerde O’na Destek Oluyor </strong></h4>
<p>Uhud ve Hayber gibi gazvelerde de Allah Resûlü’nü yalnız bırakmayan Ümmü Eymen, O’nunla birlikte cepheye gitmiş; su tedariki ve yaralıların tedavisi gibi hizmetlerde bulunarak destek olmaya çalışmıştı.<span id="easy-footnote-23-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-23-4701" data-hasqtip="22" aria-describedby="qtip-22"><sup>23</sup></a></span> Uhud’un ikinci bölümünde ne yapacağını bilemeyip Medine yolunu tutan askerlerin üzerine toprak saçmış, “Allah Resûlü’nden mi kaçıyorsunuz!? Verin kılıçları! Ben kadınlarla gidip O’nu korumak için çarpışırım. Siz, alın şişleri ve gidin ip örün!” diye haykırmış ve ordunun Allah Resûlü’nün etrafında toplanmasına büyük katkıda bulunmuştu.<span id="easy-footnote-24-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-24-4701" data-hasqtip="23" aria-describedby="qtip-23"><sup>24</sup></a></span></p>
<p>Bu arada Allah Resûlü, eşi Hz. Zeyd’i ordu komutanı olarak sağa sola gönderiyordu ki son çıktığı seferde Mute’de şehit düşmüştü.<span id="easy-footnote-25-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-25-4701" data-hasqtip="24" aria-describedby="qtip-24"><sup>25</sup></a></span> Allah Resûlü, o güne kadar sık sık uğradığı Ümmü Eymen’in evini, o gün taziyede bulunmak için ziyaret etmiş, vefatına kadar da bu ziyaretlerini sürdürmüştü.<span id="easy-footnote-26-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-26-4701" data-hasqtip="25" aria-describedby="qtip-25"><sup>26</sup></a></span> Ziyareti esnasında yanında götürdüğü insanlara da Ümmü Eymen’i gösteriyor ve “Ehl-i beytimden geriye bu kaldı!”<span id="easy-footnote-27-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-27-4701" data-hasqtip="26" aria-describedby="qtip-26"><sup>27</sup></a></span> buyuruyordu.</p>
<p>Huneyn Savaşı’na oğlu Hz. Eymen ve Hz. Usâme ile birlikte katılmış; cephe gerisinde yemek hazırlayarak ve yaralı askerlerle ilgilenerek O’na destek olmaya çalışmıştı. Otuz beş yaşındaki oğlu Eymen’i bu savaşta şehit vermişti. Savaşın başında yaşanan karışıklıkta Uhud’da olduğu gibi kadın başına Efendimiz’in yanında sebat etmiş; dağılan orduyu toparlamak için o da askerlere seslenmişti.<span id="easy-footnote-28-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-28-4701" data-hasqtip="27" aria-describedby="qtip-27"><sup>28</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü’nün doğumunun üzerinden 63 yıl, peygamberliğinin üzerinden 23 yıl geçmişti. Artık din tamama ve kemale, Allah Resûlü’nün vadesi de hitama ermişti. Hastalığı artmış; son günlerini geçiriyordu. Ümmü Eymen’in oğlu Hz. Üsâme’yi ordu komutanı tayin etmiş ve sefere göndermişti. İnsanlar bu tercih karşısında bir duraksama yaşasa da O, verdiği kararın arkasında durmuş ve hasta haliyle hutbe irad edip insanları ikna etmişti.<span id="easy-footnote-29-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-29-4701" data-hasqtip="28" aria-describedby="qtip-28"><sup>29</sup></a></span></p>
<h4><strong>Ümmü Eymen, Son Peygamber’in Vefatına Şahit Oluyor</strong></h4>
<p>Hz. Âişe’nin odasındaydı. Son anlarını yaşıyordu. Hane-i saadette hazır bulunanlardan birisi de Ümmü Eymen’di. Rahmet Peygamberi, “Namaz! Namaz! Ellerinizin altındakilere (köle ve cariyelere) dikkat ediniz! Allah’ım beni mağfiret buyur, merhamet et ve beni yüce dostluğuna al!”<span id="easy-footnote-30-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-30-4701" data-hasqtip="29" aria-describedby="qtip-29"><sup>30</sup></a></span> buyurmuş ve ruhunu Rahman’a teslim eylemişti. Sanki dünya, güneşini kaybetmişti… Allah Resûlü’nün vefatı, bütün ashabı için musibetlerin ve imtihanların en büyüğü olduğu gibi dadısı Ümmü Eymen için de büyük bir hüzün vesilesi olmuştu. Gözyaşlarına boğulmuş ağlıyor ve mersiyeler söylüyordu:</p>
<p>“Ey cömert gözüm! Gözyaşı dökmen dertli kalbime şifadır, çokça ağla!</p>
<p>‘Resûl vefat etti ve aramızdan kayboldu!’ dediler, budur başımıza gelen en büyük bela!</p>
<p>Dünyadaki en hayırlı kimseden ve vahye mahsus kılınan kişiden mahrum kaldık, ağla!</p>
<p>Allah, senin hakkındaki hükmü verinceye kadar gözyaşlarınla çağla!</p>
<p>Ben vuslat nedir bilmezdim de o Rahmet Peygamberi, geldi ışıkla!</p>
<p>Bir nur ve kandil oldu; aydınlandı bütün karanlıklarımız O’nunla!</p>
<p>O, peygamberlerin mührü, Son Peygamber’di, tertemiz karakteri ve apak soyuyla.”<span id="easy-footnote-31-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-31-4701" data-hasqtip="30" aria-describedby="qtip-30"><sup>31</sup></a></span></p>
<h4><strong>Ümmü Eymen, Hikmet Dersi Veriyor </strong></h4>
<p>Bu arada Hz. Ebû Bekir, halife seçilmiş ve ümmetin başına geçmişti. Allah Resûlü’nün Ümmü Eymen’i ne kadar çok sevdiğini ve evini ne kadar çok ziyaret ettiğini en iyi bilenlerdendi. Onun hayatında oluşan boşluğu çok iyi anlıyordu. Acısını bir nebze dindirme ve teselli etme adına Hz. Ömer’e: “Gel, Allah Resûlü’nün yaptığı gibi Ümmü Eymen’i ziyaret edelim!” buyurdu. Beraberce evine gittiler. Onları görünce Ümmü Eymen tekrar ağlamaya başladı. Kendisine “Niçin (kendini helak edercesine) ağlıyorsun!? Resûlüllah’ın Allah katında bulacakları O’nun için daha hayırlıdır!” dediler. Ümmü Eymen birden ağlamayı bırakmış; onlara dönüp şu tarihi ve hikmet dolu cevabı vermişti: “Ben de biliyorum Allah katında olanlar, Resûlüllah için elbette daha hayırlıdır. Ben, O’nun vefatına ağlamıyorum! Beni ağlatan semadan gelen vahyin kesilmiş olmasıdır!” Aldıkları cevap hadiseye bu perspektiften yaklaşmayan Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’i de derinden etkilemiş; onlar da Ümmü Eymen’le birlikte ağlamaya başlamışlardı.<span id="easy-footnote-32-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-32-4701" data-hasqtip="31" aria-describedby="qtip-31"><sup>32</sup></a></span></p>
<p>Hz. Ümmü Eymen, Allah Resûlü’nün doğumunda hazır bulunduğu gibi vefatında da hazır bulunmuştu. Asr-ı Saadet, onun ömrü içinde yaşanmıştı. Allah Resûlü, onun ömrü içerisinde doğmuş, büyümüş, evlenmiş, Risâlet görevini yerine getirmiş, hicret etmiş ve ruhunun ufkuna yürümüştü. Kur’ân onun ömrünün içerisinde inmiş ve sahâbe de bu arada yetişmişti. Doğumundan vefatına kadar Allah Resûlü’nün neredeyse bütün hayatına şahitlik etmişti. Ama Allah Resûlü’nün vefatından daha çok vahyin kesilmesine üzülüyordu. Çünkü fert, aile, cemiyet, medeniyet ve ahiret adına bütün değişim, vahiyle başlamış; vahyin verdiği bilgi, haber, illet ve hikmetlerle hayatı, eşya ve hadiseleri doğru okuyup anlama imkanını elde etmişlerdi. Kırk yıl yanında yaşadığı Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), vahyin nuruyla insanlığın, ahlakın, imanın, Allah, kâinat ve beşerle irtibatın, ibadetin en duru, en zirve ve aldatmayan rehberine dönüşmüştü. Öyleyse müminleri asıl üzüp hüzne gark etmesi gereken sevdiklerinin ahirete göçü ya da sahip olduklarının ellerinden alınması değil “marifetullah kaynaklarının kapanması, beslenme kaynaklarının kuruması, tıkanması, durması ya da kendilerinin onlardan uzaklaşması” olmalıdır. Siyahi köle bir kadın, vahye ve yaşayan Kur’ân Hz. Muhammed’in hayatına şahit olmuş ve böylesi derin bir şuura erişmişti.</p>
<h4><strong>Ümmü Eymen, Sevdiğine Kavuşuyor </strong></h4>
<p>Bu nadide şahsiyeti halifelikleri döneminde Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer de sık sık evinde ziyaret etmişti.<span id="easy-footnote-33-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-33-4701" data-hasqtip="32" aria-describedby="qtip-32"><sup>33</sup></a></span> Ve Ümmü Eymen, “Kişi sevdiğiyle beraberdir!” beyanının sırrınca Hz. Ömer’in şehadetinden 20 gün sonra Hz. Osman’ın hilafetinin ilk yılında vefat etmiş ve Efendiler Efendisi’ne kavuşmuştu.<span id="easy-footnote-34-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/#easy-footnote-bottom-34-4701" data-hasqtip="33" aria-describedby="qtip-33"><sup>34</sup></a></span> Hz. Ömer, yaralanınca “İşte bugün İslam zayıfladı!” buyuran ve gözyaşlarına boğulan Ümmü Eymen, “hayırlı ve uzun bir ömür” sürmüş; Allah Resûlü’ne yakın durmanın bereketini görmüş; Efendimiz’in, halifeleri Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in sürekli evini şereflendirdiği bir insan olarak ötelere yürümüştü. Nereden nereye…</p>
<p><strong>Yazar: Yücel Men | Peygamberyolu.com</strong></p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hacer, İsâbe 1983</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/70</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/82</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/78-81</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/81, 82</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 10/177; Taberî, Târîh 11/616; İbn-i Hacer, İsâbe 1982</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1598; İbn-i Hacer, İsâbe 1982</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Duhâ Sûresi, 93/6</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/83</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/83</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/83</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/385</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 10/177; İbn-i Hacer, İsâbe 1982</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Abdilberr, İstiâb 2/546</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 10/177; İbn-i Hacer, İsâbe 1982</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 10/177; İbn-i Hacer, İsâbe 1982</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/173</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hacer, İsâbe 1982</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/383</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 10/177, 178</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Nesâi, Cenâiz 13; İbn-i Hibbân, Sahîh 2914</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-22-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Et’ıme 5052</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-23-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 178; İbn-i Hacer, İsâbe 1983</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-24-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Vâkıdî, Megâzî 1/241, 242</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-25-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 3/34</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-26-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1598</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-27-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 10/177; Taberî, Târîh 11/616; İbn-i Hacer, İsâbe 1982</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-28-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 10/177, 178</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-29-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/196, 197</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-30-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Mâce, Cenâiz 64</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-31-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/260, 261</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-32-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Fedâiülü’s-Sahâbe 18; İbn-i Mâce, Cenâiz 65; İbn-i Sa’d, Tabakât 10/179; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1598; İbn-i Hacer, İsâbe 1983</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-33-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1598</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-34-4701" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberî, Târîh 11/616; İbn-i Hacer, İsâbe 1983</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimize-sas-adanmis-bir-omur-ummu-eymen/">Efendimiz’e (sas) Adanmış Bir Ömür: Ümmü Eymen</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahabede Üslup Hassasiyeti ve İnsan Onuru</title>
		<link>https://hizmetten.com/sahabede-uslup-hassasiyeti-ve-insan-onuru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2020 10:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberyolu.com]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13163</guid>

					<description><![CDATA[<p>Duygu, düşünce, bilgi, tespit ve tecrübeler, sözlü ya da yazılı beyan edilirken takip edilen yola, söyleme tarzına, ifade etme şekline ve ele alış biçimine, üslup denir. Üslup, fiil, fikir ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sahabede-uslup-hassasiyeti-ve-insan-onuru/">Sahabede Üslup Hassasiyeti ve İnsan Onuru</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Duygu, düşünce, bilgi, tespit ve tecrübeler, sözlü ya da yazılı beyan edilirken takip edilen yola, söyleme tarzına, ifade etme şekline ve ele alış biçimine, üslup denir. Üslup, fiil, fikir ve mülahazalarımızın kalıbıdır. Herkesin üslubu kendine hastır ve sahibinin, ilim irfan seviyesini, ahlak ve karakter yapısını, hayat felsefesini, dünya görüşünü ve niyetini yansıtır. Üslup, sözde ya da yazıda verilmek istenen mesaj kadar önemlidir. Olumlu ya da olumsuz muhatap üzerinde çok etkilidir ve çoğu zaman, ifade edilen manayı geri planda bırakır. Bu yüzden konuşurken ve yazarken duyarlı olunmalı ve üsluba hak ettiği değer verilmelidir. Zaman, mekân ve şartlar asla göz ardı edilmemeli, jest ve mimiklere dikkat edilmeli, ses tonu ve kelime tercihinde hassas davranılmalıdır.</p>
<p>Kur’ân ikliminde ve Allah Resûlü’nün terbiyesinde yetişen ashâb-ı kiram, her hususta kılı kırk yararcasına dikkatli hareket ederlerdi. Allah’la irtibat, Resûlullah’a itaat ve çevreleriyle münasebet adına her şeyi istikamet üzere götürmeye çalışırlardı. Hassas ve özel bir konumda ve tarihi bir misyon eda ettiklerinin şuuruyla hareket ederlerdi. Bu da onların her türlü hal, hareket ve hamlelerine, duygu ve düşüncelerine, usul ve üsluplarına etki ederdi. Şahit oldukları hadiseleri, hüküm ve hikmetlerinden istifade etmeleri için yeri geldiğinde etraflarındaki insanlara anlatır ya da tarihe not düşülmesi için talebelerine aktarırlardı. Bunu yaparken her ayrıntıya dikkat ederlerdi ve bu, üsluplarına da yansırdı. Eğer yaşanan hadise olumsuz ise faili müphem bırakır, hata yapan insanın veya insanların isimlerini zikretmezlerdi. Böylece hem gıybete girme riskinden kurtulur hem de hataları sonrası tevbe etmiş bu insanları, mahcup duruma düşürmez, yakınlarını ve sevenlerini rencide etmez ve onlarla alakalı zihinlerde meydana gelmesi muhtemel suizanların önüne geçmiş olurlardı.</p>
<p>Hiç şüphesiz bu hassasiyet de onların Kur’ân ve Rehber-i Ekmel’den aldıkları ayrı bir edep örneğidir. Öncelikle Kur’ân, tevhit ve nübüvvet tarihinde yaşanan hadiseleri haber verirken şahıslardan daha ziyade yapılan yanlışlıkları dile getirir. Bunu yaparken şahısları isimleriyle değil de sıfat, ünvan ve lakaplarıyla anlatır. Firavun, Nemrut ve Ebû Leheb gibi… Allah Resûlü de insanlardan birisinde tasvip etmediği bir şey gördüğünde sessiz kalmaz, terbiye ve ıslah adına toplumun huzuruna çıkar, isim vermeksizin, ya “Bana ne oluyor ki sizi şöyle şöyle görüyorum.”<span id="easy-footnote-1-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/sahabede-uslup-hassasiyeti-ve-insan-onuru/#easy-footnote-bottom-1-3255" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> ya da “Bazılarına ne oluyor ki böyle yapıyor/şöyle söylüyor…”<span id="easy-footnote-2-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/sahabede-uslup-hassasiyeti-ve-insan-onuru/#easy-footnote-bottom-2-3255" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> buyurur ve problemi, ya kendi üzerinden ya da kimseyi afişe ve rencide etmeden, utandırmadan genele konuşarak çözerdi.</p>
<p>Sahabenin bu husustaki hassasiyetinin bir sebebi de şahsi ayıpların örtülmesiyle alakalı ilahî ve nebevî ikazlardı. “Müslümanların ayıplarını ve gizli hallerini tecessüs etmeyin…”<span id="easy-footnote-3-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/sahabede-uslup-hassasiyeti-ve-insan-onuru/#easy-footnote-bottom-3-3255" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> ve “Birbirinizin özel ve mahrem hayatını araştırmayın.”<span id="easy-footnote-4-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/sahabede-uslup-hassasiyeti-ve-insan-onuru/#easy-footnote-bottom-4-3255" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> şeklindeki beyanlar, kişisel günah, ayıp ve hataların araştırılmasının haram olduğunu gösteriyordu. Bir şekilde muttali olunan ferdi hata ve kusurların başkalarıyla paylaşılması ise muhatabını küçük düşüreceği, şahsiyetini lekeleyeceği ve insanlar nezdinde rezil olmasına sebep olacağı için elbette daha büyük bir günah ve ahlaksızlıktır. Üstelik çok tehlikeli bir durumdur ki Allah Resûlü, bu tehlikeye şöyle dikkat çeker: “… Her kim Müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir şeyini ortaya çıkarırsa ve dile dolarsa; Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir.”<span id="easy-footnote-5-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/sahabede-uslup-hassasiyeti-ve-insan-onuru/#easy-footnote-bottom-5-3255" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span></p>
<p>İsim vererek işlenen bir günahı anlatmak, o kimseyi, tarihe not düşmek anlamına gelir. Bu ise hem onu hem de yakınlarını sürekli rencide edecek bir durumdur. Üstelik bu onun aleyhine şeytana yardımcı olmaktır. Onun arınma yollarını tıkamaktır. Halbuki esas olan şahıslara değil yanlış niyet, söz, fiil, fikir ve faaliyetlere odaklanmak, kötülüğün kendisine dikkat çekmek ve onları haber vermektir ki sahabenin yaptığı da tam olarak buydu. İşte onların bu konudaki hassasiyetlerini yansıtan bazı örnekler:</p>
<p><strong>“Ümmü Kays’ın muhâciri”</strong></p>
<p>Hicret, vuku bulduğunda Mekkeli bir şahıs, Ümmü Kays isimli bir kadınla evlenmek maksadıyla Medine’ye göç etmişti. Bu şahsın Medine’ye hicretinden yanına ahireti adına bir sevabın kalıp kalmayacağı kendisine sorulunca Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem):</p>
<p>– Ameller (başka değil) ancak niyetlere göredir; herkesin niyeti ne ise eline geçecek odur. Kimin hicreti, Allah ve Resûlü (rızası ve hoşnutlukları) için ise, onun hicreti Allah ve Rasulü’ne müteveccih sayılır. Kim de nâil olacağı bir dünya/lık veya nikâhlanacağı bir kadından ötürü hicret etmişse, onun hicreti de hedeflediği şeye göredir.” buyurmuştu.<span id="easy-footnote-6-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/sahabede-uslup-hassasiyeti-ve-insan-onuru/#easy-footnote-bottom-6-3255" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span></p>
<p>Efendimiz’in açıklamaları niyette problem olduğunu ve tashihe ihtiyaç bulunduğunu ortaya koyuyordu. Onun rencide olmasını istemeyen ashâb, bu mühim hadisi ve hadiseyi geleceğe taşırken bildikleri halde şahsın ismini zikretmemiş ve “muhaciru Ümmi Kays/Ümmü Kays’ın muhâciri” tabirini kullanmışlardı.</p>
<p><strong>“Benî Seleme’den bir adam”</strong></p>
<p>Tebûk ordusu Medine’den ayrıldıktan bir müddet sonra Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Ka’b İbn-i Mâlik’in sefere niçin katılmadığını/katılamadığını sormuştu. Birkaç kişi fikir beyan etmişti ki aralarından birisi, “Yâ Resûlallah! Elbiselerine ve sağına soluna bakıp gururlanması onu Medine’de alıkoydu.” diyerek hak ve hoş olmayan bir cevap vermişti. Ka’b İbn-i Mâlik yıllar sonra yaşadığı bu zor günleri anlattığı meşhur hadisinde olumlu söz söyleyen Muaz İbn-i Cebel’in ismini zikreder. Ama hakkında olumsuz söz söyleyen şahsın ismini, gıybete girmemek ve zihinlerde onunla alakalı menfi düşünceler meydana getirmemek için zikretmez. “Raculün min Benî Seleme/Benî Seleme’den bir adam” diyerek onun sözünü aktarmakla yetinir.<span id="easy-footnote-7-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/sahabede-uslup-hassasiyeti-ve-insan-onuru/#easy-footnote-bottom-7-3255" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> Bu arada Ka’b İbn-i Mâlik’in de aynı kabileden olduğunu ayrıca ifade edebiliriz!</p>
<p><strong>“Bir kadın”</strong></p>
<p>Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün kabir ziyaretine gitmişti. Ziyaret esnasında bir kadının, evlâdının kabri başında feryâd u figân edip ağladığını, üstünü başını yırtıp, uygunsuz sözler sarf ettiğini gördü. Yanına yaklaşıp nasihat etmek istedi. Ancak kadın, Efendimiz’i tanıyamamıştı. “Git başımdan! Sen benim başıma gelenleri bilmiyorsun!” dedi. Bunun üzerine Rahmet Peygamberi hiçbir şey söylemeden oradan ayrıldı.</p>
<p>Olaya şahit olanlar, kadına, nasihatte bulunanın Allah Resûlü olduğunu hatırlatıp haber verdiler. Sarsılan kadın çok üzülmüştü. Zira bilmeden de olsa Efendiler Efendisi’ne karşı saygısızlıkta bulunmuştu. Telafi adına özür dilemeli ve kendini affettirmeliydi. Hemen toparlanıp hane-i saadete geldi. Mahcup bir halde özür diledi. Kadını affeden Allah Resûlü, bu vesileyle hikmet dolu şu sözünü beyan etti: “Sabır, musibetin ilk şokunu yediğin andadır.”</p>
<p>Hz. Enes İbn-i Malik başta olmak üzere hadiseyi ve hadisi bize aktaran sahabiler, yaşadığı olayın şokuna kapılıp farkına varmadan Rahmet Peygamberi’ne hürmette kusur eden bu kadının ismini ifşa etmez ve “biimree/bir kadın” diyerek kimliğini meçhul bırakırlar.<span id="easy-footnote-8-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/sahabede-uslup-hassasiyeti-ve-insan-onuru/#easy-footnote-bottom-8-3255" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<p><strong>“İki adam”</strong></p>
<p>Allah Resûlü yine bir gün ashâb-ı kiramla sohbet-i cananda bulunuyorken iki kişi birbirlerine karşı söz söyleyerek tartışıyordu. Öyle ki taraflardan birisi adeta öfkeden çılgına dönmüş; yüzü kıpkırmızı kesilmiş ve boynundaki damarlar şişip dışarı çıkmıştı. Hadiseye şahit olan Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), yanındakilere dönmüş ve:</p>
<p>– Ben bir söz biliyorum, eğer bu kişi onu söylerse, üzerindeki bu kızgınlık hali geçer. Eğer o, “Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm/İlâhi rahmetten kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım” derse, üzerindeki hâl kaybolur.” buyurmuştu. Bunun üzerine hemen harekete geçen bazı sahabiler, öfkeden kıpkırmızı kesilen bu adama gelip Allah Resûlü’nün tavsiyesini iletirler:</p>
<p>– İlâhî rahmetten kovulmuş şeytandan Allah’a sığın!”</p>
<p>Bu hadisi ve hadiseyi bize aktaran sahabî Hazreti Süleyman İbn-i Surad (radıyallahu anh), Efendimiz’den aldığı hassasiyet gereği birbirine kötü söz söyleyen bu iki şahsın ismini tasrih etmemiş; “raculân/iki adam” diyerek müphem bırakmıştı.<span id="easy-footnote-9-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/sahabede-uslup-hassasiyeti-ve-insan-onuru/#easy-footnote-bottom-9-3255" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> Burada da temel maksat sonrası itibarıyla tevbe etmiş bulunan bu insanların zihinlerde böylesi bir hadiseyle yer etmesinin önüne geçmekti.</p>
<p><strong>“Bir adam”</strong></p>
<p>Müslüman olan insanlar, cahiliye günlerinde yapıp ettiklerini, İslamî hak ve hakikatlerle tartıyor ve vicdan azabı çekiyorlardı. O karanlık günlerde örf ve adetlerin etkisinde kalıp yaptıklarını Allah Resûlü’ne anlatıyor ve ne yapmaları gerektiğini soruyorlardı. Yine birisi gelmiş ve şunları anlatmıştı: “Biz Câhiliyye insanlarıydık; putlara tapar, çocukları öldürürdük. Benim bir kızım vardı. Anlayacak yaşa geldiğinde, onu çağırdığım zaman sevinerek koşa koşa yanıma gelirdi. Bir gün kendisini çağırınca peşimden geldi. Onu bize ait, uzak olmayan bir kuyuya götürdüm. Elinden tutarak kuyuya attım. Duyduğum son sözleri, “Babacığım, Babacığım!” çığlıklarıydı.”</p>
<p>O bunları anlatırken Rahmet Peygamberi’nin mübarek gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Durumu fark eden birisi “Resûlullah’ı üzdün!” diyerek adama sitem etmişti. Bunun üzerine “Bırak kendisi için önemli olan şeyi soruyor.” buyuran Allah Resûlü, adama dönerek “Hâdiseyi yeniden anlat.” buyurdu. Maksadı, İslam ile gelen değişimi ve kazanılan güzellikleri orada bulunanlara hissettirmekti. Adam olayı yeniden anlatmış; Allah Resûlü de sakalı ıslanıncaya kadar ağlamıştı. Peşinden de adama “Allah, Câhiliyye döneminde yapılanları affetti. Sen iyi davranışlarına devam et.” buyurdu.<span id="easy-footnote-10-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/sahabede-uslup-hassasiyeti-ve-insan-onuru/#easy-footnote-bottom-10-3255" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<p>Anlatılan çok elim ve üzücü bir hadiseydi. Sahabe olayı aktarırken pişmanlık hisleri ve vicdan azabıyla Allah Resûlü’nün yanına gelen şahsın ismini ifşa etmemiş ve onun tarih boyunca cahiliye döneminde işlediği bu cinayetle anılmasının önüne geçmiştir. Ama İslam’dan önce kız çocuklarının yaşadığı dramı ve İslam’ın insanların kalplerinde ve hayatlarında meydana getirdiği büyük değişimi kaydetme adına sadece olayı aktarmıştır.</p>
<p><strong>“Bir genç”</strong></p>
<p>Allah Resûlü, ashabıyla birlikte Mescid-i Nebevî’de bulunuyorken içeriye birisi girer ve kendisine yaklaşır. Ardından mescittekilerin duyacağı şekilde “Ya Resûlallah! Zina edebilmem için bana izin ver!” der. Bu beklenmedik talep, şok etkisi yapar ve hazır bulunanlar, ilgili şahsı kınamaya ve bağrışmaya başlarlar. Fakat Allah Resûlü, sükûnetini muhafaza eder, onu rahat bırakmalarını söyler ve yumuşak bir ses tonuyla ondan karşısına oturmasını ister.  Sonra da ayrı ayrı “Annenle, kızınla, kız kardeşinle, halanla ve teyzenle zina yapılmasını ister misin?” diye sorar. O, “Kurbanın olayım Ya Resûlallah! Hayır, vallahi istemem.” cevabını verir. Allah Resûlü, “Diğer insanlar da anneleriyle, kızlarıyla, kız kardeşleriyle, halalarıyla ve teyzeleriyle zina yapılmasını istemezler.” buyurur. Peşinden elini onun göğsüne kor ve: “Ya Rabbi! Bunun günahını bağışla, kalbini temizle ve namusunu muhafaza et!” diye dua eder. İkna olan ve Rahmet Peygamberi’nin duasıyla hisleri sükûnete kavuşan şahıs huzur-u Nebevî’den ayrılır.</p>
<p>Bu hadiseyi aktaran Hz. Ebû Ümâme (radıyallahu anh), tanıdığı halde ismini ifşa etmez ve “Bir genç/feten şâbben” tabirini kullanır.<span id="easy-footnote-11-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/sahabede-uslup-hassasiyeti-ve-insan-onuru/#easy-footnote-bottom-11-3255" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> Böylece hayatı boyunca bir iffet abidesi olarak yaşayan, bizzat Allah Resûlü tarafından evlendirilen ve şehit düşünce “Benim kaybım!” diyerek anlatılan bu genci, yakınlarını ve arkadan gelen nesillerini rencide etmez. Ders ve ibret alınması için hadiseyi anlatmakla yetinir.</p>
<p><strong>Netice</strong></p>
<p>İnsanı, onun kalbini, onurunu ve geleceğini ilgilendiren her hususta çok dikkatli konuşan ve hareket eden Allah Resûlü’nün bu hali ve üslubu, ashâbına da etki etmiştir. Onlar da şahit oldukları ve duydukları hadiseleri, beyan ederken kelime seçimi hususunda çok titiz hareket etmişlerdir. Böylece hiç kimse rencide edilmemiş; setredilen isimlerin arkadan gelen nesilleri, toplum içerisinde atalarının yaptığı şahsi hataların yükünü taşımak zorunda bırakılmamıştır. Aynı zamanda hadiseleri okuyanlar ve anlatanlar da gıybete girme riskinden kurtulmuşlardır.</p>
<p>İlerleyen zaman diliminde ilim adına hadiselerin peşine düşen şarihler, müphem bırakılan isimleri ortaya çıkarmış olsalar da bu, sahabenin üsluptaki hassasiyetine zarar vermez. Bizler için rehber konumunda bulunan, Allah’ın rızasına nail olmuş bu nadide insanların, takındıkları hassasiyetleri örnek almak ve başkalarıyla alakalı konuşurken belli kriterler çerçevesinde hareket etmek, yazarken ve konuşurken temel bir ölçü olmalıdır. Zira mü’min, insan/larla ilgilenir; problemli söz, fikir ve fiillerle uğraşır. O insanın değil ondaki kötü vasıfların düşmanıdır. Hedefi de muhatap olduğu insanı bitirmek, itibarsızlaştırmak değil onu bu vasıflarından kurtarıp ahlak-ı hasene ve hak ile donatmaktır.</p>
<p><strong>Kaynak:Yücel Men | Peygamberyolu.com</strong></p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Menâkıb 25; Müslim, Salât 119</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebu Dâvud, Edeb 5</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hucurât Sûresi, 49/12</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr ve Sıla 30</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Bedü’l-Vahy 1; Müslim, İmare 155; Ebû Davud, Talak 11</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Meğâzî 79; Müslim, Tevbe 53</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Cenâiz 32, 43, Ahkâm 11; Müslim, Cenâiz 14, 15</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Bedü’l-halk 11; Edeb 44, 76; Müslim, Birr 109</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Dârimî, Mukaddime 1</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-3255" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 36/545 (22211)</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/sahabede-uslup-hassasiyeti-ve-insan-onuru/">Sahabede Üslup Hassasiyeti ve İnsan Onuru</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Resûlü’nün Irkçılıkla Mücadelesi &#124; Yücel Men</title>
		<link>https://hizmetten.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2020 14:00:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah resulü]]></category>
		<category><![CDATA[Irkcilik]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11686</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir kişiyi, kabileyi veya toplumu, ten renginden, şemailinden, mensubu olduğu dil, din, ırk ve medeniyetten dolayı küçümseme, aşağılama, sosyal ilişkilerde dışlama, muamele ve münasebetlerde adalet ve eşitlikten mahrum bırakma, ayrımcılık&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/">Allah Resûlü’nün Irkçılıkla Mücadelesi | Yücel Men</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kişiyi, kabileyi veya toplumu, ten renginden, şemailinden, mensubu olduğu dil, din, ırk ve medeniyetten dolayı küçümseme, aşağılama, sosyal ilişkilerde dışlama, muamele ve münasebetlerde adalet ve eşitlikten mahrum bırakma, ayrımcılık yapma, her türlü hak ve hürriyetine hukuksuz, keyfi müdahalede bulunma ve hatta köleleştirip insanca yaşama hakkını ve imkanını elinden alma gibi farklı şekillerde kendini gösteren ırkçılık, insanoğlunun hala kanayan en eski yaralarından biridir. Tarih, ırkçılığın beraberinde getirdiği utanç tabloları ve acılarla doludur. Temelinde menfi milliyetçilik, cehalet, kibir, üstünlük ve seçilmişlik duygusu ve hakkı güçte vehmetmenin bulunduğu ırkçılık, Allah’ın takdirine, sanatına ve muradına karşı büyük bir saygısızlık; Kur’ân ve Sünnet’in kaldırdığı bir Cahiliye adeti, anlayışı ve uygulamasıdır.</p>
<p><strong>İlahî Bir Takdir ve Sünnetullah: Farklılık </strong></p>
<p>İnsanları aynı özden, tek anne-babadan farklı farklı yaratan; onları, milletlere, boylara ayıran Allah’tır: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık…”<span id="easy-footnote-1-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-1-5511" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> Yaratılıştaki bu renklilik ve çeşitlilik hem bir sünnetullah hem de Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretine işaret eden ayetlerdendir: “O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır.”<span id="easy-footnote-2-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-2-5511" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> İnsanlar, birbirini bu farklılıkları ile tanımalı, tanışmalı, kabullenmeli, takdir etmeli ve insan olma ortak paydasında birbirlerinin farklılıklarına saygı duyarak kardeşçe yaşamalıdır.</p>
<p>İnsanların iradelerinin dışında meydana gelen bu farklılıklar, kesinlikle ama kesinlikle birinin diğerine karşı üstünlük iddia edebileceği hususlar değildir ve olmamalıdır. Zira Allah katında insanları, birbirinden üstün kılan tek kıstas vardır o da takvâdır: “… Şunu unutmayın ki Allah’ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvâda en ileri olandır.”<span id="easy-footnote-3-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-3-5511" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span>Takvâ ise en samimi ve saygılı bir şekilde Allah’ın çizdiği sınırları korumak, haramlardan sakınmak ve helallere sarılmaktır. Bu konuda kim ileride ise Allah indinde en değerli ve üstün olan da o kimse ya da kimselerdir.</p>
<p>Aksiyonu, tavır ve davranışları, muamele ve münasebetleri bir insanı geride bırakmışsa soyu asla onu ileri taşımaz.<span id="easy-footnote-4-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-4-5511" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> İnsanların üstünlük adına uydurduğu izafî ölçülerin, kriterlerin ise Cenâb-ı Hak katında hem bir kıymeti yoktur hem de başkalarının hak ve hukukuna, şahsiyet ve kimliğine zarar veriyorsa büyük bir günah ve suçtur.</p>
<p><strong>Irkçılığın Hep Karşısında Oldu </strong></p>
<p>Allah Resûlü, ırkçılığın yaygın ve yerleşik olduğu çok problemli bir zeminde ve zamanda peygamber olarak gönderilmişti. İlk muhatabı, insanların köleleştirildiği, kölelerin insanca yaşamaktan mahrum bırakıldığı ve dışlandığı ayrıca asabiyetin hâkim olduğu; aynı milletten olan farklı kabilelerin bile birbirini küçümsediği, üstünlüğü kendi kabilesine mensubiyette aradığı ve kendi kabilesine mensup olanı her zaman haklı gördüğü bir toplumdu.  O, risâletle görevlendirileceği ana kadar bu anlayışla arasına mesafe koymuş; çevresinde bulunan ve Câhiliye Mekke’sinde hor ve hakir görülen bu insanlara kol ve kanat germişti. Ana-baba yadigarı siyahî dadısı Ümmü Eymen’e annesi gibi muamele etmiş,<span id="easy-footnote-5-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: #836a5a; text-decoration: none; transition: all 0.4s ease;" title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-5-5511" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> köle olarak karşısında bulduğu Zeyd’i ise hemen hürriyetine kavuşturup evladı gibi davranmıştı.</p>
<p>Her renkten, dilden ve ırktan bütün insanlara peygamber olarak gönderildikten sonra ise, ırkçılığı ve toplumdaki değişik yansımalarını ortadan kaldırmak için kesintisiz bir mücadele yürütmüştü. Zira İslam, bir insanın kendi ırkını ve milletini sevmesini tabii görse de ırkçılık kapsamına giren uygulamaların yanlış ve batıl şeyler olduğunu bildirmiş; insanlardaki ırkî farklılıkların tamamen Allah’ın takdiri olduğunu, muamele ve münasebetlerde adaletin esas alınması gerektiğini haber vermişti. Allah Resûlü de hem sözlü hem de fiili şekilde ırkçılık karşısında net bir duruş ortaya koymuştu.</p>
<p><strong>Yanından Kov!</strong></p>
<p>İnsanların, kendisi gibi ya da kendisinden olmayanlarla arasına ördüğü ırkçılık duvarı, öyle bir engeldi ki çoğu, Müslüman olmamak için bunu bahane ediyordu. Mekke’nin aristokrat kesimi, siyahî, köle, fakir ve zayıf insanların O’nun etrafında hale olduklarını, hür, eşit ve adil bir biçimde muamele gördüklerine şahit olunca küplere binmiş ve onları etrafından kovmadıkça asla sana gelmeyiz demişlerdi. Fakat ırkçı nazar ve kibir dolu tavırlarla sundukları bu vb. tekliflerin, insanları Âdem’in çocukları yani kardeş gören Allah Resûlü nezdinde bir kıymeti yoktu. Çünkü bu anlayış, Allah’ın takdirine karşı büyük bir hürmetsizlik ve o insanlara karşı da büyük bir haksızlıktı.</p>
<p>Üstelik insanın ebedi hayatını mahvedecek bir durumdu ki bunu ifade sadedinde, “Kim ırkçılık duygularıyla öfkelenip ayaklanmışken veya ırkçılığa çağırırken ya da ona arka çıkıp desteklerken ve ırkçılık bayrağı altında ölürse ölümü Câhiliye ölümü üzere olur!”<span id="easy-footnote-6-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-6-5511" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span>buyurmuş ve müminleri, her türlü ırkçı hareketten ve mülahazadan uzak durmaya davet etmişti.</p>
<p><strong>Câhiliye İzi </strong></p>
<p>Câhiliye döneminde ırkçılık ve kabilecilik, insanların karakteri haline gelmişti. Allah Resûlü, tedricî bir şekilde Kur’ân ve Sünnet ile ashâbı baştan ayağa yeniden boyasa ve şekillendirse de benliğe mal olmuş bu gibi şeyleri, bir anda tamamen ortadan kaldırmak zordu; öfke zamanı gün yüzüne çıkabiliyordu. İlk Müslümanlardan Ebû Zerr el-Gıfarî, bir gün Hz. Bilal’e kızmış ve öfkesine hâkim olamayıp “Siyah kadının oğlu!” demişti.</p>
<p>Aslen Habeşli olan Hz. Bilal ve annesi, siyah tenliydi. Hz. Bilal, durumu gelip haber verince üzülen ve celallenen Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), Hz. Ebû Zerr’i yanına çağırmış ve “Onu, annesinin siyahî olmasıyla mı ayıpladın? Sende hala Câhiliye izi var! Sen sadece takva ile ondan üstün olabilirsin. Aksi takdirde beyaz veya siyah tenlilerden daha hayırlı değilsin!” buyurmuştu.<span id="easy-footnote-7-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-7-5511" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> Yaptığına bin pişman olan Hz. Ebû Zerr, Hz. Bilal’den özür dilemiş; kendini affettirmek için başını bir kaldırım taşı gibi onun ayaklarının altına koymuştu…<span id="easy-footnote-8-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-8-5511" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü, ümmetin içinde Câhiliye döneminden kalma, tamamen terk edemeyecekleri dört âdeti sayarken ırkçılığı da zikretmiş;<span id="easy-footnote-9-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-9-5511" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> beşeri ve tarihî bir realite olan ırkçılık tehlikesine karşı dikkat çekmiş ve böyle bir sapmaya karşı inananları hep tetikte olmaya çağırmıştı.</p>
<p><strong>Bırak Onu, Cehenneme!</strong></p>
<p>Irkçılık, toplumları uçuruma yuvarlayabilecek bir etkiye de sahipti ki böyle kirli bir silahı, farklı milletlerden müteşekkil İslam ümmeti içinde fitne, fesat çıkarmak isteyenler tarafından kullanılmaması da düşünülemezdi. Nitekim münafıklar, İslam toplumunun birlik ve beraberliğini bozmak için gizli-açık ırkçılığı ve kabileciliği de canlandırıp kullanmaya çalışmış; bu yola da başvurmuşlardı. Irkçı bir münafık, Evs ve Hazreclilerin başka ırklara mensup (Bilal-i Habeşi, Suheyb-i Rumî ve Selman-ı Farisî) insanlarla kardeşçe oturup sohbet ettiklerini görünce, “Evs ve Hazrec, Allah Resûlü’ne yardımcı olan Araplardır. Nasıl oluyor da Arap olmayan bu yabancılar, Araplarla eşit şekilde oturup sohbete kabul ediliyorlar? Bunlar bu değeri ve eşitliği nereden kazandılar?” demişti.</p>
<p>O esnada mecliste bulunanlardan Hz. Muaz İbn-i Cebel, Allah Resûlü’nün ırkçılığa karşı ne kadar hassas olduğunu çok iyi biliyordu. Adaletin, kardeşliğin, toplumdaki birlik ve beraberliğin temelini sarsabilecek böylesi bir fitne ve tuzak karşısında sessiz kalmamıştı. Kalamazdı zira Allah Resûlü, “Kavmine zulüm ve haksızlıkta yardımcı olman asabiyettir!” buyurmuştu.<span id="easy-footnote-10-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-10-5511" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span> Hemen kalkmış, adamı yakasından sıkıca tutmuş ve “Seni Resûlüllah’ın huzuruna götüreceğim. Bu söylediklerinin İslam’daki yerini O’na soracağım. İslam’da böyle bir ırkı yüceltip ötekini aşağılamak var mı göreceğiz!” demişti. Sonra adamı alıp getirmiş ve söylediklerini Allah Resûlü’ne haber vermişti.</p>
<p>Allah Resûlü, duydukları karşısında çok celallenmişti. Yıllardır hem sözlü hem de fiili şekilde ırkçılıkla mücadele etmiş, ırkçılığın zerresinin İslam toplumunda kendine yer bulmaması için büyük çabalar görtermiş; ahlakî, idarî ve hukukî bazı uyarı ve ikazlarda, emir ve nehiylerde bulunmuştu. Fakat birileri, bu Câhiliye anlayışını ısrarla ayakta tutmaya ve bunun üzerinden yeni teşekkül etmekte olan İslam toplumunu parçalamaya çalışıyordu. Hemen Mescid-i Nebevî’ye geldi ve olağanüstü hallerde kullanılan bir çağrıyla insanları mescide topladı. Sonra minbere çıktı, Allah’a hamd u senada bulundu ve “Ey insanlar! Sizin Rabbiniz birdir! Babanız, ananız da birdir! Araplık ne babanızda vardır ne de ananızda. O sadece sizin verdiğiniz isimden ibaret bir tanımlamadır. Arap’ın Arap olmayanlara üstünlüğü yoktur. Üstünlük, Allah’a iman ve itaattedir. Allah’a iman ve itaat edenler hep birlikte üstündürler. Bunu hepiniz böyle bilmeli, aranıza ırka dayalı üstünlük ayrımcılığı sokmamalısınız!” buyurdu.</p>
<p>Herkes meselenin İslam’daki yerini, en yetkili ağızdan bir kez daha dinlemişti. Peki defalarca O’nun bu vb. uyarılarına şahit olan ama buna rağmen bir türlü ırkçılığı bırakmayan bu münafığın cezası ne olacaktı.  Hz. Muaz İbn-i Cebel, “Ya Resûlallah! Öyle ise aramıza ırkçılık fitnesi sokmak isteyen bu adamı ne yapayım?” diye sordu. Allah Resûlü’nün verdiği cevap şu şekildeydi. “Bırak onu, cehenneme kadar yolu var!” Kays isimli bu münafık, Allah Resûlü’nün vefatından sonra irtidat edip ayaklanmalara katılmış ve Ridde savaşlarında ölmüştür.<span id="easy-footnote-11-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-11-5511" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<p><strong>Irkçılık, zillete götürür.</strong></p>
<p>Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ırkçılığın insanı/toplumu zillete; Allah katında değerini yitirmeye götüreceğini haber vermişti: “Allah, Câhiliyye kibrini ve övünme adetini sizden giderdi. İnsanlar iki kısımdır: Birincisi, Allah katında övülmüş olan takva sahibi kimseler, ikincisi de Allah katında yerilmiş olan bedbaht ve Allah’ın yolundan çıkmış kimseler. Unutmayın siz hepiniz Ademoğlusunuz. Adem ise topraktan yaratılmıştır. Allah’a yemin olsun ki insanlar ya bu kavimleri ile övünmeyi/ırkçılığı bırakırlar yahut da Allah katında, burnuyla dışkı yuvarlayan mayıs böceğinden daha değersiz bir hale düşerler.”<span id="easy-footnote-12-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-12-5511" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<p>Uhud savaşında birisi, bir müşriğe darbe indirirken “Al bu da benden. Ben Farslı bir gencim!” demişti. Onu duyan Allah Resûlü, “Al bu da benden. Ben Ensar’dan bir gencim, deseydin ya?” buyurmuş; cephede dahi ırkçılığı çağrıştıran bir söyleme izin vermemişti.<span id="easy-footnote-13-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-13-5511" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span>Irkçılık tefrikayı, tefrika zilleti netice vereceği için nerede, hangi şartlar altında olursa olsun ırkçılığa bulaşmamak gerekiyordu.</p>
<p><strong>Irkçılıktan Kurtulmak Zordur</strong></p>
<p>Allah Resûlü, insanları ateşten, cehennemden kurtarma adına çok hassastı. Fakat ırkçılık geçiştirilecek bir eylem değildi. Hatta O, bir seferinde “Irkçılığa çağıran, ırkçılık için savaşan ve ırkçılık için ölen bizden değildir.”<span id="easy-footnote-14-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-14-5511" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> buyurmuş; hakiki Müslümanın ırkçılık yapamayacağını net bir şekilde ifade etmişti. Irkçılık, uyuşturucu gibi bulaşanın kendisini kurtarması çok zor bir bataklıktı ki “Hak ve adaletin dışında ırkçı mülahazalarla kavmine yardım eden, derin bir kuyuya düşen ve kuyruğundan çekilip çıkartılmaya çalışılan deve gibidir.”<span id="easy-footnote-15-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-15-5511" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> buyurmuş ve bu hususa dikkat çekmişti.</p>
<p>Ayrıca ırkçılık, helak edici, insanı her çeşit zulme sürükleme potansiyeli en yüksek bireysel ve toplumsal bir hastalıktı. Bunun için nesillere, soyları üzerinden bir üstünlük ruhu aşılanmaya kalkışılmamalı. Ve bilinmeli ki “Kişinin üstünlüğü, takvâsında; iyiliği, aklını kullanmasında; kıymet ve övüncü de ahlâkındadır.”<span id="easy-footnote-16-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-16-5511" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span></p>
<p><strong>Müslümanların İdaresi </strong></p>
<p>Allah Resûlü, sadece Câhiliye döneminde ırkçılığa muhatap olan insanların en temel hak ve hürriyetlerini korumakla kalmamış aynı zamanda onların da İslam toplumu içerisinde konum sahibi olmalarının yolunu açmıştır. Bu manada siyahî bir kölenin, Müslümanları yönetmesi tabiidir ve adaletle hükmettiği sürece inananlara düşen görev itaattir.<span id="easy-footnote-17-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-17-5511" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span>Renginden ve soyundan dolayı devlet ve toplum içerisinde insanların mevki sahibi olmasına müdahale etmek, insan hakları ihlalidir; ehil oldukları ve adaletle hükmettikleri sürece herkes her türlü mevkide görev alabilir, çalışabilir. Nitekim Hz. Ömer, yeni halife seçilinceye kadar yerine vekil olarak, Rum asıllı ve bir dönem kölelikte yapmış olan Süheyb İbn-i Sinân’ı tayin etmiş; ashabın ileri gelenlerinin de aralarında yer aldığı Medine halkına, Araplara o imamlık yapmıştı.<span id="easy-footnote-18-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/#easy-footnote-bottom-18-5511" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span></p>
<p><strong>Netice</strong></p>
<p>Ömrü boyunca ırkçı duygu ve düşüncelerden fersah fersah uzak duran ve peygamberlik döneminde ırkçılığı ortadan kaldırma adına mücadele eden Allah Resûlü, vefatının yaklaştığını anlayınca bütün Müslümanlara haber göndermiş ve herkesin kendisiyle Arafat’ta buluşmasını istemişti. Zira onları bir araya toplayıp vefatından önce insanlığın geleceği adına en hayati konuları onlara tekrar hatırlatmak ve bu hususlarda hassasiyetlerini zirveye çıkartmak istiyordu. Arafat’ta yüz bini aşkın insana hitap ederken üzerinde durduğu bir husus da ırkçılık olmuş ve “Ey insanlar! Dikkat ediniz! Sizin Rabbiniz bir, babanız da birdir. Şunu da iyi biliniz ki takva hasletinden başka hiçbir şeyle ne Arab’ın Arap olmayana ne de Arap olmayanın Arab’a; ne beyazın siyaha ne de siyahın beyaza bir üstünlüğü yoktur!” buyurmuştu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hucurât Sûresi 49/13</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Rûm Sûresi 30/22</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hucurât Sûresi 49/13</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Müslim, Zikr 11</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Geniş bilgi için bkz. <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/">https://www.peygamberyolu.com/asil-neye-uzulmeli-ve-aglamaliyiz/</a></li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, İmâre 53; Nesâî, Tahrim 28; İbn-i Mâce, Fiten 7</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, Îman 22; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 7/130 (4772)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Cenâiz 29</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Davud, Edeb 121</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Asâkir, Târîhu Dımeşk 24/225; Suyûtî, Hasâisu’l-Kübrâ 2/247; Sâlihî, Sübülü’l-Hüdâ 10/119</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Davud, Edeb 121</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Davud, Edeb 122</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Davud, Edeb 122</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Davud, Edeb 122</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hibbân, Sahîh 483; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 2/365</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Taberânî, Evsat 2/38; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/141; 4/178; 8/236</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-5511" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 3/173</li>
</ol>
<p><a href="https://www.peygamberyolu.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak : Peygamberyolu | Yücel Men</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allah-resulunun-irkcilikla-mucadelesi/">Allah Resûlü’nün Irkçılıkla Mücadelesi | Yücel Men</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
