<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yol arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/yol/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/yol/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:10:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>yol arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/yol/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bu yol uzaktır, menzili çoktur! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/bu-yol-uzaktir-menzili-coktur-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Aug 2022 04:30:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[geçit]]></category>
		<category><![CDATA[Menzil]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26976</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sarp yokuşlarla dolu bu yol azık, teyakkuz ve temkin istiyor!.. *Yunus Emre’nin deyişiyle, “Bu yol uzaktır, menzili çoktur, geçidi yoktur, derin sular var.” Bu yolda kat’ edilmesi gereken nice mesafe,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bu-yol-uzaktir-menzili-coktur-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Bu yol uzaktır, menzili çoktur! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sarp yokuşlarla dolu bu yol azık, teyakkuz ve temkin istiyor!..</p>
<p>*Yunus Emre’nin deyişiyle, “Bu yol uzaktır, menzili çoktur, geçidi yoktur, derin sular var.” Bu yolda kat’ edilmesi gereken nice mesafe, geçilmesi gereken nice derya ve aşılması gereken nice tepe mevcuttur. Zorlardan zor bu meşakkatli yolculukta maddî-mânevî hiçbir engele takılıp kalmamak, dünyanın aldatıcı cazibedar güzelliklerinin ağına düşmemek ve yol yorgunluğu yaşamamak için her zaman ciddi teyakkuz ve temkine ihtiyaç vardır.</p>
<p>*Rasûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ebû Zerr hazretlerinin şahsında bütün ümmet-i Muhammed’e şöyle buyurmuştur:</p>
<p>جَدِّدِ السَّفِينَةَ فَإِنَّ الْبَحْرَ عَمِيقٌ وَخُذِ الزَّادَ كَامِلاً فَإِنَّ السَّفَرَ بَعِيدٌ وَخَفِّفِ الْحِمْلَ فَإِنَّ الْعَقَبَةَ كَئُودٌ وَأَخْلِصِ الْعَمَلَ فَإِنَّ النَّاقِدَ بَصِيرٌ</p>
<p>“Gemini bir kere daha elden geçirerek yenile, çünkü deniz çok derin. Azığını tastamam al, şüphesiz yolculuk pek uzun. Sırtındaki yükünü hafif tut, çünkü tırmanacağın yokuş sarp mı sarp. Amelinde ihlâslı ol, zira her şeyi görüp gözeten, tefrik eden ve hakkıyla değerlendiren Allah, senin yapıp ettiklerinden de haberdardır.”</p>
<p>*Bayezid-i Bistâmî Hazretleri der ki: “Bütün iç dinamizmimi kullanarak Cenâb-ı Hakk’a tam otuz sene ibadet ettim. Sonra gaybdan, ‘Ey Bâyezid, Cenâb-ı Hakk’ın hazineleri ibadetle doludur. Eğer gayen O’na ulaşmaksa, Hak kapısında kendini küçük gör ve amelinde ihlâslı ol!’ sesini duydum ve tembihini aldım.”</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bu-yol-uzaktir-menzili-coktur-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Bu yol uzaktır, menzili çoktur! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yürüdüğünüz yolda Allah sizi sabit-kadem kılsın! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/yurudugunuz-yolda-allah-sizi-sabit-kadem-kilsin-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jul 2022 04:30:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[kadem]]></category>
		<category><![CDATA[sabit]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26661</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mesajlarınız insanlarda yeni bir dünya görüşü ve hayat felsefesi oluşturacak Allah’ın izni ve inayetiyle. İşte bunun hatırına, cihan sulhu ve salahı, umum insanların birbirini sevmesi, herkesin birbirine kucak açması ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yurudugunuz-yolda-allah-sizi-sabit-kadem-kilsin-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Yürüdüğünüz yolda Allah sizi sabit-kadem kılsın! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mesajlarınız insanlarda yeni bir dünya görüşü ve hayat felsefesi oluşturacak Allah’ın izni ve inayetiyle. İşte bunun hatırına, cihan sulhu ve salahı, umum insanların birbirini sevmesi, herkesin birbirine kucak açması ve topun tüfeğin susması adına her türlü musibete katlanılır.</p>
<p>*Arzulanan bu neticeler bütünüyle hâsıl olur mu olmaz mı, bu bizi alakadar etmez. Bizim o yolda olmamız önemlidir. O hayır yolunda atacağımız her adımla Allah (celle celaluhu) neticede lütfedeceği şeyleri lütfeder. Çünkü müminin niyeti, amelinden hayırlıdır. Niyetin amelle desteklenmesi, mücerret niyetten de hayırlıdır. O amelin ihlasla desteklenmesi, rızayla enginleştirilmesi, halis aşk u iştiyak talebiyle derinleştirilmesi ondan da hayırlıdır. Allah’ın cemalini müşahede yanında Cennet bal-kaymağı biber gibi kalır ve onun için her şeye katlanılır!..</p>
<p>*Allah uzun ömür versin, hizmetinizi katlayarak devam ettirmeye muvaffak kılsın; fakat siz bütün zorluklarına rağmen bu yolda olursanız, öbür âleme gittiğinizde bir de bakarsınız Cebrail (aleyhisselam) yanınıza geliyor ve size hitap ediyor: “Kardeşim nasılsın? Orada biraz sıkıntı çektiniz ama görüyorsunuz ya buraya adımınızı atar atmaz o günleri bütünüyle unuttunuz. Kafanızı silktiniz, o levsiyât bütünüyle döküldü. Dupduru duygularınızla şimdi burada Cenâb-ı Hakk’ı müşahedeye doğru yürüyorsunuz; Firdevs’e gideceksiniz, Cuma yamaçlarına yükseleceksiniz; Zat-ı ulûhiyeti perdesiz, hâilsiz müşahede edeceksiniz ve O, kelam-ı mübîniyle ‘Ben sizden razıyım!..’ diyecek. İliklerinize kadar öyle bir zevk zemzemesi içinde kendinizi duyacak ve hissedeceksiniz ki, balı-kaymağı dudağınıza değdirdiğiniz zaman ‘Allah Allah!.. Bu biber de ne oluyor O’nun cemalini müşahede etmenin yanında?!.’ diyeceksiniz!..”</p>
<p>*Evet, o zulümler, o gadirler, o tagallüpler, o tahakkümler, o esaretler, o zindanlara atmalar… Bunlar bütünüyle unutulur gider ve öbür tarafta hakkınızda birer hayra inkılap eder Allah’ın izni ve inayetiyle. Öyleyse, doğru tercihte bulunmak lazım; O’nu mu öbürünü mü?!..</p>
<p>*Cenâb-ı Hak, bugüne kadar size istikamet içinde önemli hizmetler gördürdü, gördürüyor. Allah’ın size şimdiye kadar gördürdüğü hizmetler ileride gördüreceklerinin de en inandırıcı referansıdır. İlahi adet öyledir. Bugüne kadar dünyada yüz yetmiş küsur ülkeye girip kendinizi ifade etme imkânını size veren Allah’ın, gelecekte kısa zamanda bin dört yüz okulunuzu iki bin sekiz yüz yapmayacağını ne biliyorsunuz!..</p>
<p>*Bakmayın şunun bunun çelmelerine. Onlar zavallı insanların çelmeleri. Şimdiye kadar hazımsızlar, hased girdabına düşmüş ve hemz u lemz akıntısına kendisini kaptırmış kimseler binlercesine bunları yaptılar fakat her şey netice itibarıyla aleyhlerine döndü. Yaptıklarına bin pişman oldular ama fayda vermedi.</p>
<p>*Yürüdüğünüz yolda Allah sizi sabit-kadem kılsın.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yurudugunuz-yolda-allah-sizi-sabit-kadem-kilsin-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Yürüdüğünüz yolda Allah sizi sabit-kadem kılsın! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir günde iki aylık yol &#124; Abdullah Aymaz</title>
		<link>https://hizmetten.com/bir-gunde-iki-aylik-yol-abdullah-aymaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2020 12:00:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Aymaz]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14305</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cenab-ı Hak peygamberleri toplumlara, iman ve ahlak konusunda rehberlik yaptıkları gibi insanların maddi ilerlemeler konusunda da önderlik yapmaları için göndermiştir.  En azından ilham kaynağı olmuşlardır.  Hatta ilhâm kaynağı olmaya devam&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-gunde-iki-aylik-yol-abdullah-aymaz/">Bir günde iki aylık yol | Abdullah Aymaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Cenab-ı Hak peygamberleri toplumlara, iman ve ahlak konusunda rehberlik yaptıkları gibi insanların maddi ilerlemeler konusunda da önderlik yapmaları için göndermiştir.  En azından ilham kaynağı olmuşlardır.  Hatta ilhâm kaynağı olmaya devam etmektedir. Üstad  Bediüzzaman Hazretleri bu hususta ilk orijinal görüşleri ileri sürerek tefsirde  yepyeni bir anlayışı ortaya koymuştur:  “Cenab-ı Hak, ‘Muhakkak  Allah’ın Resulü Muhammed’de sizin için en mükemmel bir örnek vardır.’ (Ahzab Suresi  21)   buyurarak  peygamberlere her konuda mutlak olarak uyup tâbî olmayı emrediyor. İşte peygamberlerin mânevî kemâlâtını bahsetmekle insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi, MÛCİZELERİNDEN  bahsetmesi de onların benzerlerine yetişmeye ve taklitlerini yapmaya bir teşviki hissettiriyor. Hatta denilebilir ki, mânevî kemâlât gibi maddî kemâlâtı ve harikaları dahi en evvel MUCİZE  ELİ  insanlığa hediye etmiştir. İşte Hz. Nuh Aleyhisselamın bir mucizesi olan GEMİ  ve Hz. Yusuf Aleyhisselamın bir mucizesi olan SAATİ,  en evvel insanlığa HEDİYE  EDEN  MUCİZE  ELİDİR. Bu hakikate lâtif bir işarettir  ki, sanatkârların ekseni, her bir sanatta birer peygamberi PÎR  kabul ediyorlar.  Mesela, GEMİCİLER  Hz. Nuh Aleyhisselamı, SAATÇILAR  Hz. Yusuf  Aleyhisselamı, TERZÎLER  Hz. İdris  Aleyhisselamı…</div>
<div>“Evet Madem Kur’an’ın her bir âyetin, çok irşad yönleri ve müteaddit hidayet cihetleri olduğunu ehl-i tahkik (derin ve detaylı bilgi sahipleri, büyük ilim adamları)  ve belâğat ilmi ittifak etmişler. Öyle ise Mucizeli Beyan Kur’an’ın  en parlak âyetleri olan Peygamberlerin Mucizelerinden bahseden âyetleri sadece tarihî birer hikaye olarak değil, belki onlar pek çok irşad mânalarını içlerinde barındırıyorlar. Evet, Kur’an Peygamberlerin Mucizelerini zikretmesiyle fennin ve insanların sanat dallarında ulaşacaklar, en son hududunu (nirengi noktalarını)  çiziyor. En ileri hedef ve gayelerine parmak basıyor. En nihayet hedeflerini tayin ediyor. İnsanların arkasına teşvik elini vurup o hedef ve gayeye sevk ediyor…</div>
<div>“Mesela: Hz. Süleyman Aleyhisselamın bir mucizesi olarak havanın emrine âmâde kılınmasını beyan eden ‘Süleyman’ın emrine de rüzgarı verdik. Onun sabah gidişi bir aylık mesafe, akşam dönüşü de bir aylık mesafe idi.’  (Sebe Suresi, 34/12)  âyeti, ‘Hz. Süleyman  bir günde havada tayaran ile (uçarak) iki aylık bir mesafeyi kat’etmiştir.’ der. İşte âyet işaret ediyor ki, insanlara havada böyle bir mesafeyi kat etmek için yol açıktır. Öyle ise, ey insan!  Maden sana yol açıktır; bu mertebeye yetiş ve yanaş. Cenab-ı Hak, şu âyetin lisaniyle mâne diyor: ‘Ey insan!  Bir kulum, nefsinin hevasını kötü arzusunu terk ettiği için havaya bindirdim. Siz de nefsin tembelliğini bırakıp bazı kanunlarımdan güzelce istifade etseniz, siz de binebilirsiniz.’</div>
<div>“Hem mesela:  Hz. Süleyman Aleyhisselam, Belkıs’ın tahtını yanına getirtmek için vezirlerinden celb ilmini bilen bir âlim, dedi ki: ‘Gözünü açıp kapayıncaya kadar sizin yanınızda o tahtı hazır ederim.”  (Neml Suresi, 27/40)  Zaten bu sözü söyler söylemez kraliçenin tahtı, hemen yanı başında hazır oluvermişti. Bu âyet işaret ediyor ki; uzak mesafelerden eşyayı aynen veya sureten  hazır hâle getirmek mümkündür. Hem vâkîdir ki, Peygamberliğiyle beraber saltanatla müşerref olan Hz. Süleyman Aleyhisselam, hem (İsmet sıfatı ile) masumiyetinde, hem de adâletine vesile olmak için pek geniş olan memleketin her tarafına bizzat zahmetsiz  muttali olmak ve raiyyetinin ahvâlini görmek ve dertlerini işitmek, bir mucize suretinde Cenab-ı Hak ihsan etmiştir. Demek, Cenab-ı Hakk’a itimad edip Süleyman Aleyhisselamın ismet sıfatı ve masumluk diliyle istediği gibi, o da istidat lisanıyla Cenab-ı Hak’tan istese, âdetlerine, kanunlarına ve inayetine uygun hareket etse, ona dünya, bir şehir hükmüne geçebilir. Demek; Kraliçe Belkıs, Yemen’de iken, Şam’da aynıyla veyahut suretiyle hazır olmuştur, görülmüştür. Elbette taht etrafındaki adamların suretleri (görüntüleri) ile beraber (televizyonda olduğu gibi)  sesleri de işitilmiştir. İşte, uzak mesafeden görüntü ve seslerin celbine haşmetli bir surette işaret ediyor ve mânen  diyor: “Ey ehl-i saltanat!  Tam adâlet yapmak isterseniz Süleyman Aleyhisselam gibi, yeryüzünü etrafiyle görmeye ve anlamaya çalışınız. Çünkü, adâleti kendisi için bir fıtrat, bir tabiat haline getirmiş bir hükümdar, halkını çok sever bir padişah; memleketinin her tarafına, her istediği vakit haberdar olmak derecesine çıkmakla mânevî mesuliyetten kurtulur veya tam adâlet yapabilir…”  (Yirminci Söz, İkinci  Makam)</div>
<div>yetten, Hz. Süleyman Aleyhisselamı bir  taraftan uçaklardan daha hızlı bir şekilde ülkesini gezip kontrollerini yaparken, bir yandan da âdil mahkemeler kurup adâleti sağlıyordu. Tahtı getirdiği, hatta görüntüleri bile göz önüne getirip olup biteni görerek kararlar vermesi, hakîkî adaleti temin etmesi meselesi, bize MOBESE  KAMERALARINI  hatırlatıyor.</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak:Abdullah Aymaz | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-gunde-iki-aylik-yol-abdullah-aymaz/">Bir günde iki aylık yol | Abdullah Aymaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En geniş cadde ve en selametli yol: Sahabe mesleği ve özellikleri</title>
		<link>https://hizmetten.com/en-genis-cadde-ve-en-selametli-yol-sahabe-meslegi-ve-ozellikleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2020 10:00:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=12018</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rasûl-ü Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm) Efendimiz’in sohbetine katılıp onun boyasıyla boyanma şerefine eren, ölümü göze almadan imanlarını izhar edemeyecekleri zorlardan zor bir dönemde İslam’a sahip çıkan, bir ömür boyu şakacıktan da&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/en-genis-cadde-ve-en-selametli-yol-sahabe-meslegi-ve-ozellikleri/">En geniş cadde ve en selametli yol: Sahabe mesleği ve özellikleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rasûl-ü Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm) Efendimiz’in sohbetine katılıp onun boyasıyla boyanma şerefine eren, ölümü göze almadan imanlarını izhar edemeyecekleri zorlardan zor bir dönemde İslam’a sahip çıkan, bir ömür boyu şakacıktan da olsa yalana asla tenezzül etmeyerek sıdk ve sadâkatle dine hizmet eden ve böylece Peygamberlerden sonra insanların en seçkinleri ve faziletlileri olma pâyesini kazanan Ashâb-ı Kirâm efendilerimizin Allah’a kurbet yolunda takip ettikleri sisteme “sahabe mesleği” denilegelmiştir. “Velâyet-i kübrâ”, “verâset-i nübüvvet” ve “cadde-i kübrâ” ifadeleriyle de anılan “sahabe mesleği”, insanı bir bütün olarak ele alan ve onun sadece kalbini değil akıl, ruh, sır, nefis gibi latîfelerinin hepsini doyurmayı hedefleyen Kur’an yoludur.</p>
<p><strong>1- Kur’an ve Sünnet’in Rehberliğinde olması</strong></p>
<p>Saadet asrından sonraki dönemlerde de Peygamber vârisi Hak dostları tarafından en geniş cadde ve en selametli yol kabul edilen sahabe mesleğinin ilk önemli özelliği her meseleyi nasslara (te’vîle ihtimali olmayan delillere, ayet ve hadislere) göre değerlendirme gayretidir. Ashâb-ı Kirâm’ın hemen hemen bütün sohbetlerinin mevzuu Cenâb-ı Allah’ın muradını anlama, O’nun rızasına muvafık hareket etme ve hoşnutluğunu kazanma etrafında dönüp durmuştur. Onlar, karşılaştıkları her meseleye “Acaba bu konuda Rabbimizin bizden istediği nedir?” sorusuna cevap arayarak yaklaşmışlardır. Allah Teâlâ’nın razı olacağı hususları öğrenmek için Kur’an’a yönelmiş, kelâm-ı ilahîye karşı gönül kapılarını sonuna kadar açmış ve “Cenâb-ı Hakk’ın marziyâtını kelâmından anlama” hususunda tarihte eşine rastlanamayacak bir cehd ü gayret göstermişlerdir.</p>
<p>Bu mesleğin bir başka hususiyeti Sünnet-i seniyyeye ittibâdır; yani; Allah Rasûlü’nün (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ ve’t-teslimât) söz, hal ve tavırlarının ışığı altında hareket etmektir. Nasıl ki seven sevdiğine benzemek ister; öyle de Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’e cân ü gönülden bağlı olan sahabe-i güzîn, sadece ibadetlerle alâkalı meselelerde değil hemen her tavır ve davranışlarında Habîbullah’a benzemeye çalışmışlardır. Zaten, Nur Müellifi’nin de çok kere üzerinde durduğu gibi, velâyet yolları içinde en güzeli, en müstakimi, en parlağı, en zengini, Sünnet-i seniyyeye ittibâdır. Öyle ki, Peygamber Efendimiz’in ardından gitme ve ona benzeme niyetiyle ortaya konan âdetler, örfî muameleler ve fıtrî hareketler dahi ibadet şeklini alır ve insana sevap kazandırır. Yeme-içme, oturup kalkma, alıp satma gibi sıradan iş, âdet ve muameleler esnasında Allah Rasûlü’nü düşünüp ona tâbi olmaya niyetlenen insan, âdetlerini dahi ibadete çevirmiş ve böylece her hareketiyle sevap kazanmış olur. Nitekim, Sahabe efendilerimiz bu esasa bağlı bir yolun yolcuları olarak, Rehber-i Ekmel’in (aleyhissalâtü vesselâm) her halinde bir “taabbüdî” yan olduğuna inanmış, onu adım adım takip etmiş, “şöyle yürürdü, şöyle konuşurdu, şöyle yapardı” deyip her hususta ona benzemeye çalışmış ve onun yaptıklarını milimi milimine uygulamayı dinin esası, muhkemâtı gibi görmüşlerdir.</p>
<p><strong>2. Keşif, keramet, ilahî sır ve tecellî gibi harikulâdeliklere talip olmama</strong></p>
<p>Sahabe mesleğinin çok önemli bir esası da keşif, keramet, ilahî sır ve tecellî gibi harikulâdeliklere talip olmamaktır. Risalelerde de değinildiği üzere; sahabîlerin velâyeti “velâyet-i kübra” olarak adlandırılan ve verâset-i nübüvvetten gelen bir velâyettir. Onlar için, seyr ü sülûk esnasında tarikat berzahından geçme gibi bir mecburiyet söz konusu değildir. Ashâb-ı Kirâm, çoğu velilerin uğramak zorunda oldukları seyr ü sülûk duraklarına uğramadan lütf-u ilahî ile doğrudan doğruya hakikate ulaşmışlardır. Onların hepsi velîdir ama hemen hiçbiri sonraki velîlerin geçtiği merhalelerden geçmemiştir. Dolayısıyla, onların yolu gayet kısadır; orada keşif ve keramet türünden harikalar da çok az görülür.</p>
<p>Haddizatında, Sahabe efendilerimiz harikulâde haller bir yana, ibadetleri, sâlih amelleri ve dine hizmetleri mukabilinde dünyevî-uhrevî hiçbir beklentiye de girmemişlerdir. Kulluk hesabına ortaya koydukları hayırlı işleri Cehennem’den kurtulma ve Cennet’e girme mülahazalarına kat’iyen bağlamamışlar; yapıp ettiklerini asla ebedî saadetin bir teminatı olarak görmemişlerdir. İbadet ve ubudiyetlerini sadece Allah rızası için yerine getirmiş; ateşten kurtulmayı da ebedî saadete nâil olmayı da hep Allah’ın lütfuna dayanarak ve ilahî rahmete ümit bağlayarak yine Hazreti Rahman ü Rahîm’den meccanen istemişlerdir.</p>
<p>Peki onların keşif, keramet, hiss-i kable’l-vukû (hadiseleri olmadan önce hissetmek) ve ilham türünden harikulâde halleri hiç mi olmamıştır? Tabiî ki olmuştur; ne var ki onlar, o türlü fevkalâde halleri hiçbir zaman talep etmemişlerdir. Hatta, keşfi, kerameti bir imtihan vesilesi saymış ve onlardan bir manada çekinmişlerdir. Şayet, kendilerinde öyle bir hal meydana gelmişse, onu bir ilahî sır gibi saklamış, kimseye belli etmemeye çalışmışlardır.</p>
<p><strong>Sahabenin Asıl Kerameti</strong></p>
<p>Ashâb-ı Kirâm’ın bu ketumiyyetine (sır vermemesine) rağmen, bazılarının kerametleri kendi arzuları hâricinde dışarıya sızmış, açığa çıkmıştır. Mesela; Hazreti Ömer, Medine’de hutbe okurken, İran’a gönderdiği ordunun yenilmek üzere olduğunu görüp ordu komutanına “Sâriye, dağa bak, dağa bak!” diye seslenmiş; aradaki kilometrelerce mesafeye rağmen bu sesi duyan Hazreti Sâriye düşmanın oyununu farkedip dağa yanaşmış ve muzaffer olmuştur.</p>
<p>O devrin gül yüzlü insanları arasında duasına anında icabet edilen kimseler mevcuttur. Muhbir-i Sâdık (sallallahu aleyhi ve sellem) “Nice saçı başı dağınık insanlar vardır ki, bir meselede Allah’a kasem etseler, Allah onları kasemlerinde yalancı çıkarmaz. (Onların bütün duaları kabul görür.) Berâ İbn-i Malik bunlardandır.” buyurmuştur. Sahabe efendilerimiz, Hazreti Berâ’nın dualarının çabucak kabul edildiğine o kadar çok şahit olmuşlardır ki, savaş meydanında sıkıştıkları bir anda gelip “Savaşı kazanacağımıza yemin et; Allah senin yeminini boşa çıkarmaz!” dedikleri rivayet edilmektedir.</p>
<p>Duası anında kabul görenlerden biri de Sa’d İbn-i Ebî Vakkas hazretleridir. Öyle ki, bir gün Kûfe sokaklarında yürürken bir adamın Hazreti Ali, Zübeyr İbn-i Avvam ve Talha İbn-i Ubeydullah (Allah hepsinden razı olsun) gibi sahabîlere sövüp saydığını duyar. Güzel konuşması, hakaret etmemesi için adamı uyarır. Saygısız adam inat eder. Bunun üzerine Hazreti Sa’d “Sesini kesiyor musun, yoksa beddua edeyim mi?” der. Adam, büsbütün küstahlaşır ve “Beni tehdid mi ediyorsun?” karşılığını verir. İşte o zaman Sa’d İbn-i Ebî Vakkas ellerini açar ve “Allah’ım, şu adama haddini bildir; diğerleri de bundan ibret alsınlar, tâ ki böyle insanların aleyhine ulu orta konuşmalar olmasın.” diye dua eder. Daha aradan bir-iki dakika geçmeden nereden çıktığı bilinmeyen bir deve kalabalığın bulunduğu yere koşar, cemaatin içine dalar; birini arıyormuşçasına oraya buraya hamle yapar ve sonunda gidip saygısızca konuşan o adamı ayaklarının altına alır, üzerinde tepinir. Biraz sonra adamın acı acı feryatları kesilir ve etraftakilerin şaşkın bakışları arasında son nefesini de verir.</p>
<p>Evet, Ashab-ı Kirâm arasında bu türlü harikulâde halleri görülen kimseler de olmuştur; fakat, onlar bu hususiyetlerini hiç izhar etmemeye gayret göstermişlerdir. Onlar, asıl kerametin kesintisiz Allah’ın rızasına müteveccih bulunmada olduğuna inanarak bunun dışındaki bütün fevkalâdeliklerden irâdî olarak uzak durmaya çalışmış; iman, marifet ve muhabbetin dışındaki bütün harikulâde hâllere ve hatta zevk-i ruhânî gibi mazhariyetlere karşı kapalı kalmayı tercih etmişlerdir. Harikulâde haller yerine, dinin ruhuna uygun yaşama.. güzel ahlaklı olma.. marifet, muhabbet, ihlas ve ihsan şuuruyla dolma.. hem hukukullahı hem de kul haklarını gözetme.. Allah’la münasebetlerinde olabildiğine derinleşme… gibi mazhariyetlerin peşine düşmüşlerdir.</p>
<p><strong>Şekerleme Kovalayan Çocuklar</strong></p>
<p>Madem Sahabe mesleğinin çok önemli bir esası da keşif ve keramet gibi harikulâdeliklere tâlip olmamaktır; o halde, Ashab-ı Kirâm’ın yolunu tutan Kur’an talebeleri de başkalarını hayran ve hayrette bırakacak sıradışı işlere merak sarmamalı; havada uçma, suda yürüme, bir bakışla uzaktaki cisimleri hareket ettirme gibi şeyleri meziyet kabul etmemeli, onlara gönül bağlamamalı ve hele asla arkalarına düşmemelidirler. Dahası, böyle bir harikanın istidrac (fasık ve facir kimselerin eliyle ortaya konan ve onlar için Allah’ın bir mekri, başkaları için de bir imtihan vesilesi olan, iman ve sâlih amele iktiran etmeyen harika bir hâl, söz ve tavır) olabileceği endişesiyle ürpermeli; onları açığa vurup başkalarını haberdar etme yerine Allah’a teveccüh edip istidraca maruz kalmamak için istiğfar ve duaya sığınmalıdırlar. Onları anlatıp durmayı, bayramlıklarını etrafa gösterip “Bak ceketim.. bak gömleğim…” diye caka satan çocukların komik halleri gibi görmeli ve öyle gülünç duruma düşmekten korkmalıdırlar.</p>
<p>Evet, Kur’an talebesi, gördüğü güzel bir rüyanın dahi zaaflarından ötürü yolda kalmaması için önüne atılan bir şekerleme olabileceği ihtimalini düşünmelidir. O güzel rüyayı, faziletli bir insan olduğuna emare saymaktansa, zaafına, tutarsızlığına ve adanmışlık ruhundaki eksikliğine bir alâmet kabul etmeli; “hablü’l-metin”e sağlam tutunamadığından dolayı düşmek üzere olduğu bir anda, arkasından koştuğu hakikatın tadını kendisine hatırlatacak bir şekerleme lutfedildiğine inanmalıdır. “Tam adanmış, hakikî sadık, doğru-dürüst bir dava adamı olsaydım, bana böyle bir avans verilmezdi. Mefkurem hesabına yapıp ettiğim her şey zaten benim vazifem.. onları yapmam lazım geldiği için yapıyorum. Onlara mukabil avans almam ne kadar çirkin; şekerleme ile koşan biri olmam ne büyük ayıp!.. Allah’ın rızası, imanın tadı, din hakikatı… varken şekerleme de neyin nesi?! Çocuk değilim ki ben!” demeli ve teyakkuza geçmelidir.</p>
<p><strong>3. Hayatın sohbet-i Cânan ve hizmet-i iman etrafında örgülenmesi</strong></p>
<p>Sahabe mesleğinin diğer bir özelliği, hayatın sohbet-i Cânan ve hizmet-i iman etrafında örgülenmesidir. Evet, Ashâb-ı Kirâm insibağ kahramanlarıdır; onların hepsi Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’in maddî-manevî boyasıyla boyanmışlardır. Aslında, her “sohbette insibağ vardır”; Allah dostlarının sözlerinden, bakışlarından, yüz hatlarından, dudak ve el hareketlerinden öyle bir ruh ve ma’nâ akışı hasıl olur ki, onun muhataplarına kazandırdıklarını kitaplardan okuyarak elde etmek mümkün değildir. Bir hak erinin namazda kıvrım kıvrım kıvranmasının, huzur-u ilahîde iki büklüm olmasının, kalbinin haşyetle çarpmasının ve yanaklarının gözyaşlarıyla ıslanmasının o meclise dolduracağı manevî havayı doğrudan doğruya onun atmosferine girmeden ve onunla diz dize gelmeden teneffüs edebilmek imkansızdır. Hele bir de söz konusu zat, İnsanlığın İftihâr Tablosu Hazreti Kutbu’l-Enbiyâ (sallallahu aleyhi ve sellem) ise, onun huzurundaki insibağ başka hiçbir yerde ve hiçbir şekilde bulunamaz. Bu sebepledir ki, -Bediüzzaman hazretlerinin de vurguladığı gibi- Peygamber Efendimiz’in ötelere yolculuğundan sonra onu rüyada ya da yakaza halinde gören veliler velâyet-i Ahmediyenin nuruyla sohbet etmiş sayılırlar; dolayısıyla, nübüvvet-i Ahmediyenin nuruyla, yani Nebi olarak onunla sohbet eden Sahabenin derecesine asla ulaşamazlar. Peygamberlik velilikten ne derece yüksekse, bu iki sohbet arasında da o derece fark vardır.</p>
<p>Bu açıdan, Sahabenin büyüklüğünü ifade etmek için “Peygamber görmüş” kutlular demek yeterli olsa gerektir. Onlar, ötelerden, ötelerin de ötesinden haber veren zâtın göklerle irtibata geçtiği anı müşahede etmiş; bir beşerin veraların verasıyla münasebetine şâhid olmuşlardı. Her gün yeni bir semavî sofranın başına kurulmuş, göklerin ve yerin Mâliki’nden gelen yeni yeni mesajlarla beslenmiş, hemen her hadise ile alâkalı nâzil olan rahmet damlalarıyla sürekli yıkanıp arınmışlardı. Kur’an’ın mucizesi o altın nesil, vahyin canlandırıcılığı ve sohbetin insibağıyla adeta yeniden dirilmiş; sürekli akıp duran mesajların arasında her zaman kendileriyle alâkalı bir hususu işitince, hatta bazen gizli bazen açık kendi isimlerini duyunca bütün bütün şahlanmış; sonra da mazhar oldukları bu en büyük nimeti başkalarına da duyurabilmek adına yollara dökülmüşlerdi. Kendilerini imana, Kur’an’a ve insanlığa hizmete adamış ve bu uğurda dur-durak bilmeyen bir gayrete girişmişlerdi. Onlar hiç boş durmuyor; bir hizmet bitmeden diğerine koyuluyorlardı. Ayakları altlarına hiç gelmiyordu. Oradan oraya koşuyor, diyar diyar dolaşıyorlardı. Sahabenin onda dokuzu, müthiş bir irşad ruhuyla, dini i’lâ maksadıyla hicret etmişti. İmanın hasıl ettiği heyecan onların içinde öyle bir seviyeye ulaşmıştı ki, hicret niyetiyle gittikleri beldeden geriye dönmeyi de ihanet sayar olmuşlardı.</p>
<p>Aslında, bugün de en çok muhtaç olduğumuz hususlardan biri bu aşk u heyecandır. Sohbet ve hizmet kâideleri üzerinde yükselecek olan bu İslamî heyecan sayesinde herkes üzerine ciddi sorumluluklar almalı, mesuliyet duygusuyla dolmalı ve elini taşın altına sokmalıdır. İmana, Kur’an’a, dine, millete ve topyekün insanlığa hizmeti hayatının gayesi bilmelidir. Bu meselede her fert çok samimi olmalı; “Allah’ım, benim yaratılışımın gayesi Seni tanımak ve Sana hakkıyla kul olmaktır. Bu yolda bana düşen vazife, Seni anlatan bir heyetin içinde bulunup yüce adını bütün cihana duyurmak ve bu ağır yükün bir kısmını omuzlamaktır. Eğer böyle kudsî bir işin ucundan tutmayacaksam yaşamamın ne manası olur ki? Rabbim ya bana da dine, millete ve insanlığa hizmet yollarını aç ya da bu can emanetini al, beni burada beyhude tutma!..” diyebilmelidir. Ciddî bir sorumlulukla, her gün şakakları zonklayarak bir problemi daha çözmeye çalışmalı, devamlı bir salih amel peşinde olmalı ve hiç boş kalmamalıdır. Aksi halde, şeytan âtıl, tembel ve boş kimseleri başka yönlere sevkeder. Makam sevdası, mansıp düşkünlüğü, mal tutkusu, rahat arzusu baş gösteririr; haneperestlik hastalığı hortlar, içe kapanmalar olur… Ve unutulmamalıdır ki, içe kapanan bir insan zamanla miskinleşir, Allah’ın onun içine attığı hizmet heyecanını, faaliyet meşalesini söndürür. Derken, ruh darlığına düşer, hiç olmadık şekilde depresyonlar yaşar.</p>
<p>Evet.. diri kalmak ancak başkalarına hayat üflemeye çalışmakla mümkün olur. Cenâb-ı Allah şartlar nasıl olursa olsun hizmete koşan insanın aşk u heyecanını korur. Mesuliyetten kaçanların ise, önce heyecan yorgunluğuna düşmelerinden, sonra da yolda kalmalarından korkulur.</p>
<p><strong>Kaynak:Peygamberyolu.com</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/en-genis-cadde-ve-en-selametli-yol-sahabe-meslegi-ve-ozellikleri/">En geniş cadde ve en selametli yol: Sahabe mesleği ve özellikleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
