<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yenilenme arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/yenilenme/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/yenilenme/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 20 Oct 2021 16:52:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>yenilenme arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/yenilenme/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Eskimeme veya Yenilenme Cehdi</title>
		<link>https://hizmetten.com/eskimeme-veya-yenilenme-cehdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Oct 2021 06:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Eskimeme]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22774</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu dünyada fertler gibi toplumlar da duyguları, düşünceleri, var olma cehd ve heyecanlarıyla toprağın kuvve-i inbâtiyesine yaslanmış, havaya, güneşe, suya dayanmış bir tohum gibi önce filizlenmeye durur, ardından tomurcuğa, başağa&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/eskimeme-veya-yenilenme-cehdi/">Eskimeme veya Yenilenme Cehdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu dünyada fertler gibi toplumlar da duyguları, düşünceleri, var olma cehd ve heyecanlarıyla toprağın kuvve-i inbâtiyesine yaslanmış, havaya, güneşe, suya dayanmış bir tohum gibi önce filizlenmeye durur, ardından tomurcuğa, başağa yürür; mîadı dolunca da ama hızlı, ama yavaş sallanır, yamulur, bağrında varlığa erdiği toprağa bir kere daha &#8216;Merhaba!&#8217; der ve kendini onun ağûşuna atar. Belli sistem, belli düşünce ve belli felsefe temsilcilerinin kaderi de bundan farklı değildir; gürül gürüldürler hayatlarının baharında; çevrelerine güller gibi gülücükler salarlar gençliklerinde ve olgunluk çağlarında; renk atar ve sararıp solarlar kendi hazanlarında. Kendi iç dinamiklerini iyi kullanmak suretiyle, kimileri uzun ömürlü kimileri de kısa, yürürler mukadder âkıbetlerine.</p>
<p>Gün dönüp de ikbâlin yerini idbâr alınca, bütün hayatî aktiviteler de durur, nabızlar teklemeye başlar, renkler hazan yemiş yapraklar gibi sararır, hisler-heyecanlar diner ve her yan âdeta bir ölüm melodisiyle inler. Böyle bir çözülüşü bazen &#8216;ani&#8217;l-merkez&#8217; hareketin güçsüzlüğüne, bazen temsilcilerin mefkûresizliğine, bazen hedefe tam kilitlenememeye, bazen ruhlarda dünyevîliğin ağır basmasına, bazen de ilk günkü samimiyetin korunamamasına veririz ama, kim bilir, belki de gerçek sebep bunlardan biri, belki hepsi, belki de &#8216;Kudret-i Kâhire&#8217;nin esbap üstü meşîetidir. Bunlardan hangisi olursa olsun, insan yöneleceği kapıya yürekten yönelmez, gereken ciddiyet ve gayreti göstermez, her zaman daha engin mülâhazalarla bir tekâmül peşinde bulunmaz/bulunamaz, dahası her an yeni derinliklere açılma azmi içinde olmazsa, onun için renk atma da, sararıp solma da, hatta çürüyüp dağılma ve kendi enkazı altında kalıp ezilme de kaçınılmaz olur.</p>
<p>Evet, gözler hep zirveleri kollamalı, kanatlar &#8216;daha yukarılar&#8217; deyip her zaman gergin bulunmalı, himmetler &#8216;ulü&#8217;l-azmâne&#8217; bir çizgi takip etmelidir ki, zirvelere ulaşma, şâhikalarda dolaşabilme mazhariyeti de gerçekleşebilsin. Yoksa, duraklama ve çözülüp dağılma mukadder demektir. Kur&#8217;ân, kendi eser-i mucizesi sayılan aydınlık çağın o güzidelerden güzide topluluğuna: <i>&#8220;Mü&#8217;minlerin kalblerinin, Allah&#8217;ı ve O&#8217;nun tarafından indirilen hakikatleri duyarak haşyet hissedip, yumuşayıp daha derin bir dirilişe erme vakti hâlâ gelmedi mi..!&#8221;</i> (Hadîd sûresi, 57/16) diyerek onları çerçevesi verilmeye çalışılan böyle bir &#8216;ba&#8217;sü ba&#8217;del mevt&#8217;e çağırmaktadır. Bu çağrıya uyarak mü&#8217;min, canlılığını korumak için her zaman yükselip derinleşme aşk u heyecanı içinde bulunmalı, mefkûresi adına hep yüksekleri kollamalı ve tamamiyet peşinde olmalıdır ki sıyanet görsün, devrilmesin ve yaşadığı sürece de hep taze kalabilsin&#8230;</p>
<p>Zira her zaman taze kalabilenlerde dehrin öldürücülüğüne karşı dirilme azmi hiçbir zaman dinmez.. ve böyle biri hangi çağda yaşarsa yaşasın İslâmiyet&#8217;i gökten indiği günün tarâvetiyle duyar, gözleri hep ihsan mülâhazasıyla açılır kapanır, ne tür bir zirvede dolaşırsa dolaşsın hiçbir şâhikayı son karargâh görmez. Hatta o, gidip bir gün Allah indindeki, melekler nezdindeki başdöndüren aşkınlıklara ulaşsa dahi her zaman yüzü yerde, gözleri ufuk ötesinde, kanatları gergin ve yüksek uçma azm ü ikdâmı içinde bulunur; bulunur ve arzlılara semavîlik törelerinden çeşit çeşit dersler sunar.</p>
<p>Tabiat ve cismâniyetlerine yenik düşenlerin, onca yaşama ve hayattan kâm alma tutkularına rağmen, eskiyip partallaşmalarına karşılık, bu irade ve azim insanları bütün bir ömür boyu dipdiri ve canlı kalmasını bilir ve her zaman değişik ölümsüzlük tavırları sergilerler. Okur ve yorumlarlar eşyâ ve hâdiseleri, görüp değerlendirdiği gibi nebilerin. İrtifadan irtifaa geçerler takılmadan arzın cazibesine ve sürtünme handikabına. Yürürler Allah&#8217;a yürüdükleri gibi ilklerin, beklentisiz ve pazarlıksız. Doymazlar imandaki neşveye, mârifetteki hazza ve Hakk&#8217;a gönül vermedeki lezzete. Hakk&#8217;a ulaşanları duyup görme onları daha bir şahlandırır; dökülüp yolda kalanları müşâhede ise bunları daha yürekten Allah&#8217;a yönlendirir.. yönelirler O&#8217;na, gördükleri hissizler, heyecansızlar karşısında, kulakları teşriî emirlere kapalı sağırlar ve tekvînî emirleri okuyamayan bahtsızlara rastladıkça.. onların bugünleri pırıl pırıl, talihleri aydınlık ve âkıbetleri de hep nûrefşândır.</p>
<p>Her günü yeni bir diriliş faslı gibi göremeyenler, varlığı içinde bulundukları devrin büyüteçleri altında okuyup değerlendiremeyenler, her gün yeni bir âlem keşfediyor gibi kendini bir kere daha derinden mütalâaya almayanlar/alamayanlar ve insan, kâinat, Allah hakkında hemen her zaman dilimine daha engin mülâhazalarla bakamayanların zamanla hissiyatları açısından yaşlanmaları, neş&#8217;elerini yitirip bir ölgünlüğe girmeleri, aşk u şevkleri adına bir humûdet yaşayıp kıvamlarını kaybetmeleri mukadderdir. Böyleleri bir yanılgı olarak kendilerini taptaze ve dipdiri görseler de her zaman bir tükeniş vetiresi içinde sayılırlar. Farkına varsınlar varmasınlar, yüreklerinde yükselme azminin bulunmayışına terettüp eden bir bitişle karşı karşıyadırlar. Dahası, anlamaz bunlar irtifa kaybettiklerini, inişe geçtiklerini ve &#8216;hafizanallah&#8217; gidip bir yere kapaklanacaklarını&#8230;</p>
<p>Böyle kahreden bir durum, fertler için olduğu kadar aynıyla toplumlar için de söz konusudur; evet fertler gibi toplumlar da birer rüşeym şeklinde doğar, gelişir, olgunlaşır, hatta bazen ebediyet gamzediyor gibi bir hâl alır ve &#8216;müşârun bi&#8217;l-benân&#8217; olurlar. Bazen de mebde&#8217;deki hayatî dinamikler aynıyla değerlendirilemez, özden uzaklaşmalar başlar, kendi olarak kalmanın yanında yenilenme vetiresi işletilemezse her şey künde künde üstüne devrilir; ne renk kalır ne de desen, hisler-heyecanlar söner, her yanda hazan çağlamaya başlar ve bir muhalif rüzgârla da bütün bütün yıkılır gider. Aksine, böyle bir toplum, konumunun farkında olur, durduğu yerde sağlam durur, kendi hayatî dinamikleriyle münasebetlerini korur ve sürekli kendini yenileyebilirse, tabir-i diğerle yırtılan, çatlayan ve kırılan yerlerini vaktinde tamir ederek mukadder gibi görünen çözülmelerinin önünü alabilirse, bir ilâhî atâ olarak ömrünü uzatabilir ve yaşadığı süreyi hep bir gençlik neşvesi içinde geçirebilir.</p>
<p>Aslında İslâm, müntesiplerine öylesine tazelerden taze bir ruh ve öylesine engin bir yaşama neş&#8217;esi bahşetmiştir ki, bu ruhun farkında olanların ve bu neş&#8217;eyi duyanların öyle kolay kolay devrilip gitmeleri söz konusu değildir. Bir mü&#8217;min için iman bütün güçlerin üstünde ilâhî bir güç kaynağı, İslâmiyet insanî aşkınlığın son durağı, Hak rızası da bu sönmeyen neş&#8217;enin ve bu renk atmayan canlılığın paha biçilmez armağanıdır.. ve bu donanım ve desteklerle bir mü&#8217;minin hazana yenik düşmesi, bir sürprize kurban gitmesi -Allah&#8217;ın inayetiyle- çok uzak bir ihtimaldir&#8230;</p>
<p>Cedlerimiz bu neş&#8217;e ve bu saadet duygusuyla dipdiri ve her zaman bir tekâmül peşinde idiler. Durdukları yerde &#8216;sabit-kadem&#8217; ve değişme fantezisinden uzaktılar; kalbî ve ruhî hayatları itibarıyla da sürekli &#8216;ba&#8217;sü ba&#8217;del mevt&#8217;ler yaşıyorlardı. Her gün yeni bir duyuş, yeni bir seziş, âfak ve enfüse ait yeni bir keşif ve yepyeni tahlil ü terkiplerle imanlarını bir kere daha derinden duyuyor, bir kere daha Hak tevfîkine dayanarak inançlarını yeniden inşa ediyor ve irfanlarının derinliği ölçüsünde bir aksiyon sergiliyorlardı. Her zaman Allah&#8217;ı anıp ürperiyor, tekvînî ve teşriî emirlerin mânâ, muhteva ve özünde derinleşiyor ve hep yükseklerden uçuyorlardı.</p>
<p>Onlar öyleydi, biz de böyle; uyanmamız sûr sesine bağlanmamışsa ihtimal bir gün biz de dirilebiliriz&#8230;</p>
<p><span class="info">Sızıntı, Mart 2005, Cilt 27, Sayı 314</span></p>
<p><strong>Kaynak:M.Fethullah Gülen / Sükutun Çığlıkları</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/eskimeme-veya-yenilenme-cehdi/">Eskimeme veya Yenilenme Cehdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yenilenme Fantezisi</title>
		<link>https://hizmetten.com/yenilenme-fantezisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Oct 2021 06:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22594</guid>

					<description><![CDATA[<p>Târihî tekerrürler devr-i dâimi içinde şimdilerde bir de yanılmalar devr-i dâimi yaşıyoruz. Cihan harbinden sonra, hemen herkes, o güne kadar görüp-bildiğimiz, bilip-tanıdığımız din-diyânet, örf-âdet her şeye nefret duymaya başladı ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yenilenme-fantezisi/">Yenilenme Fantezisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Târihî tekerrürler devr-i dâimi içinde şimdilerde bir de yanılmalar devr-i dâimi yaşıyoruz. Cihan harbinden sonra, hemen herkes, o güne kadar görüp-bildiğimiz, bilip-tanıdığımız din-diyânet, örf-âdet her şeye nefret duymaya başladı ve yenilik vaat ediyor kuruntusuyla bir kısım fantezi düşünce, hemen herkesin alâka odağı haline geldi. Bu dönemde bilhassa sol ideolojiler, insanlığa yeni bir dünya vaat etme aldatmacasını çok iyi değerlendirdiler. İçinde ezen-ezilen, sömüren-sömürülen sınıfların, dolayısıyla da, kinin, nefretin, kavganın, harbin olmadığı yepyeni bir dünya ütopyasını allayıp-pullayıp propaganda etti ve topyekün yeryüzünü bir başkaldırma arenası haline getirdiler.</p>
<p>Bu kaoslu dönemde herkes sokaklara dökülüyor, herkes sihirli bir dünya ile alâkalı bir şeyler mırıldanıyor.. ve husûsiyle de gözleri buğulu, gönülleri heyecanla dopdolu gençler, yitirilmiş bir cenneti arıyormuşçasına her yolda yürümeyi deniyor, her kapıyı zorluyor, o güne kadar saygı duyduğu bütün değerleri yıkıyor, her gün bir sürü olmazlarla yaka-paça oluyor ve yeni baştan bir insanlık cemiyeti hezeyanlarıyla köpürüp duruyordu. Ve tabiî, bu serâzad ve çakırkeyf gençlerin çılgınlık senfonilerine kantarmış entellerden iltihak edenlerin sayısı da az değildi.</p>
<p>O zamanlar, bu tür yeni düşüncelerin büyüsüne kendini kaptıranlardan hemen hiç kimse, herhangi bir tenkit, tetkik, muhakeme ve mukayeseye başvurmadan, &#8220;yeni&#8221; deyip kendini bir kısım fantezilerin içine salıyor ve elinde kâsesi meykeşler gibi; &#8220;yeni dünya&#8221;, &#8220;yeni düşünce tarzı&#8221;, &#8220;yeni sistem&#8221;, &#8220;yeni toplum&#8221;, &#8220;yeni idare&#8221; diyor, durmadan târihî dinamiklilere, mâziye, dine ve atalarına saldırıyordu. Bu dönemde sadece başkaldırmanın romanı yazılıyor, başkaldırmanın tiyatrosu yapılıyor ve topyekün sanat bir isterik düşüncenin elinde korkunç bir yıkım yaşıyordu. Bir zümre her şeyi yıkmaya, her şeyi değiştirmeye karar vermişti ama, nelerin nasıl değiştirileceğini, değiştirilen şeylerin yerine nelerin ikâme edileceğini düşünmeden karar vermişti. Oysa ki, değiştirilmek istenen şey ne bir at, ne bir araba, ne bir ev ne de bir urbaydı; o, bin seneden beri milletin canıyla-kanıyla bütünleşmiş ve benliğinin her parçasına işlemiş bir mânâ idi. Onun için de yeniler tutmadı; eskiler sarsıldı ama oldukları yerde kaldı&#8230; O günkü yeniler ve yenileyicilerin yıldızları birer birer söndü ve daha üzerinden çeyrek asır geçmeden, partal birer elbise, eskimiş birer eşya gibi ya şuraya buraya atıldı veya târihî bir fosil olarak korunmaya alındı.</p>
<p>Şimdilerde bir kısım mihraklar yine, yeniden yapılanmadan ve yeni bir dünyadan bahsetmeye başladılar. Öyle ki &#8220;yeni&#8221; kelimesinin sihriyle ruhuna gençlik aşılayacağı vehmine kapılmış ve aslında yeniliğe kapalı bazı içi geçmiş ruhlar bile bu fanteziden kendilerini alamadılar. Ev değiştiriyor, elbise değiştiriyor gibi büyülü bir metamorfozla, hemen içinde bulundukları durumdan sıyrılıp, yepyeni bir kimliğe, taptaze bir mahiyete ulaşacakları zehâbına kapıldılar. Aslında, ilkinde olduğu gibi, şimdilerde de, bu sihirli yeniliği, hemen herkesi alâkadar eden bir meseleymiş gibi gösterenler, yığınlar üzerinde bu ruh haletini oldukça başarılı değerlendirdi, onun büyüsüyle çoklarının başını döndürdü, kitleleri şaşkına çevirdi ve kendi hedeflerine yürüdüler.</p>
<p>Biz, bugüne kadar öyle davranageldiğimiz gibi, bu defa da yine kendi hesabımıza harikalar kuşağında hisse arayaduralım, şimdiye kadar dünyanın her yanını elli kere hallaç edip sömüren güçler, yeniden yapılanma düşüncesiyle gerilmiş saf yığınların heyecan ve anilmerkez kuvvetlerini, hem de onlara rağmen, bir kez daha kendi hesaplarına istismar ettiler bile. Evet onlar, açık-kapalı dünyanın dört bir yanında modern çağın gerek ve icaplarına göre çıkartmalar düzenleyerek yeni bir koloni devri başlatadursunlar, Türk ve İslâm dünyasında bütün bu hokkabazlıkların perde arkasını sezemeyen yığınlar, âdeta büyülenmiş gibi gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve beşerî tasavvurları aşan hârikalar kabilinden bir şeyler beklemekte. Evet biz, hülyalarımızla teselli oladuralım, Batı, haçlı seferlerinde yaptığından farklı ve daha yumuşak bir çizgide bütün saldırı, tecavüz ve işgallerini devam ettiriyor. O, eskiden açıktan, mertçe ve tepki alabilecek şekilde &#8220;salib&#8221; deyip yürüyordu. Şimdilerde ise daha yumuşakça ve daha az reaksiyon görebilecek bir üslupla hedeflediği şeyleri gerçekleştiriyor. Hem de yerinde kendilerini demokrasi havarisi ve işgal edecekleri ülkeleri de terörist göstererek; yerinde bizzat o ülkelerde sun&#8217;î terör meydana getirerek (Sudan ve Irak misallerinde olduğu gibi) ve tabiî, hemen her defasında hilal&#8217;i haç&#8217;a paravan yaparak herkesi çok rahatlıkla yanıltabilecek bir üslupla. Bu itibarla, günümüzde yenilik adına sahneye konan şeylere &#8220;yeni işgal metotları&#8221; dense de, bunlara kat&#8217;iyen yenilenme ve yeniden yapılanma denemez.</p>
<p>Rica ederim, Körfez&#8217;de çevreye kabadayıca gözdağı vermenin.. süperlerin petrol hisselerini bir kere daha gözden geçirerek kendilerine arslan payı ayırmanın.. Batıya tam piyonluk yapmayan bazı ülkeleri parçalamanın ve bazılarını da parçalama plânına almanın.. komşu ve kardeş devletlerde milletimize karşı belirmeye başlayan güveni sarsmanın ve bu dünyanın hakimiyet merkezinin Batı olduğunu kanla-irinle bir kere daha hatırlatmanın dışında yenilik adına ne yapılmıştır..? Gerçi bu da bir yenilik sayılır ama, hem getirdikleriyle hem de götürdükleriyle aleyhimizde bir yenilik! Zaten kuvvetin temsilcisi ve zulmün çocuklarından başka bir şey de beklenemezdi.</p>
<p>Şu anda dahi, ayyuka yükselen zulümleriyle bu gaddar dünya, bir kere daha gerçek kimliğini ortaya koydu ama, keşke bize de bir şeyler anlatabilseydi! Saraybosna kan revan.. Karabağ, Azerbaycan feryat u figân.. Keşmir alev alev.. Somali istismar ağında inim inim.. Sudan baskı altında.. Filistin kaynayan bir kazan.. Ve bu koskoca âlemde çektiren dinsiz ve hıristiyan, çeken de Müslüman.. ne acı ki, bu bile bir şey anlatmıyor bize&#8230;</p>
<p>Aslında Batı, bin seneden beri bu dünyanın hakk-ı hayatı olmadığına inanmaktadır. Bundan sonra da inanacağa benzemez. O sadece kuvvete, natürel seleksiyona inanır.. onun hayat felsefesi hep menfaat ve çıkar eksenli olmuştur; gücü yettiği zaman ezer; başa çıkamayacağını anladığı zaman da el-etek öpmekten geri kalmaz.. yaşamayı kuvvetin tabiî hakkı sayar; zayıfı sağmal gibi görür ve sağar.. gaddar ve gözü kanlıdır; hiç tereddüt etmeden en küçük bir çıkarı uğruna bütün dünyayı ateşe verebilir.. fevkalâde zorba, olabildiğince mütecâviz ve tam bir pragmatisttir.</p>
<p>Düşünce dünyası bu küflü felsefeye kilitlenmiş bir âlemin, ortaya ne bir yenilik koyabilmesi ne de insanlık adına bir yeniden yapılanma gerçekleştirebilmesi mümkün değildir. Onun bu çizgide her hareketi bir illüzyon, her vaadi de bir aldatmacadır. Zaten dayandığı dinamikler itibariyle tükenmiş bir dünyanın, ne yenilenmeye ne de başkalarına yenilik düşüncesi ilham etmeye gücü yetmez.</p>
<p>Eğer önümüzdeki yıllarda dünya çapında bir yenilenme söz konusu olacaksa, hiç şüphesiz o, yıllar ve yıllar boyu, çeşit çeşit mağduriyetlerin, mahkumiyetlerin, mazlumiyetlerin bilediği, keskinleştirdiği ve çağıyla hesaplaşmaya hazırladığı şu bizim dünyamızda, İslâm&#8217;ın zamanları, mekânları aşan prensipleri ve Kurân&#8217;ın her gün biraz daha gençleşen ölümsüz düsturları sayesinde gerçekleşecektir. Daha şimdiden, düşünce dünyamızın ayları, güneşleri yüzler-binler ellerinde o mutasavver dantelanın önemli bir parçası, onu örgülemeye çalışıyor ve gözlerini açıp-kapayıp mutlu geleceğin rüyalarından bahisler açıyorlar. Az daha bekle, sen de inayetle tüllenen o günleri göreceksin.</p>
<p><strong><span class="info">Sızıntı, Ocak 1994, Cilt 15, Sayı 180</span></strong></p>
<p><strong>Kaynak:M.Fethullah Gülen / Yeşeren Düşünceler</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yenilenme-fantezisi/">Yenilenme Fantezisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yenilenme ruhu ve ilâhî inayet</title>
		<link>https://hizmetten.com/yenilenme-ruhu-ve-ilahi-inayet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Mar 2021 07:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[İnayet]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17596</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Dinî duygu ve düşüncede yenilenme sevdalısı insanların belirgin özellikleri nelerdir? Cevap: Yıllardır Müslümanların yaşadığı coğrafyada ruhî hayatın büyük ölçüde söndürülmesi, aşk u vecdin bütün bütün unutturulup gönüllerin diline zincir vurulması,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yenilenme-ruhu-ve-ilahi-inayet/">Yenilenme ruhu ve ilâhî inayet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em class="bold2">Soru: Dinî duygu ve düşüncede yenilenme sevdalısı insanların belirgin özellikleri nelerdir?</em></p>
<p><em class="bold2">Cevap:</em> Yıllardır Müslümanların yaşadığı coğrafyada ruhî hayatın büyük ölçüde söndürülmesi, aşk u vecdin bütün bütün unutturulup gönüllerin diline zincir vurulması, düşünen ve okuyan aydınların gidip kaskatı bir pozitivizme aborde olmaları, salâbet ve hakta sebat yerine kaba softalığın ikâme edilmesi; hatta ahiret ve Cennet istenirken bile, dünyada alışılagelen mutluluğun devamı mülâhazasıyla istenmesi gibi pek çok tahribâtı onarma cehdi ortaya koymadan, çarpık düşünce ve telakkileri tashih etmeden toplum olarak ruhta ve manada dirilmemiz mümkün değildir.</p>
<p>Tabii ki, son birkaç asırdan beri ruhlarımızı saran levsiyat Allah’ın izni ve inayetiyle sökülüp atılabilir. Ne var ki, öncelikle milletçe çöküntü ve çözülmelerimizin gerçek sebep ve sâikleri sayılan ihtiras, tembellik, şöhret arzusu, makam sevgisi, bencillik ve dünyaperestlik gibi his ve duygulardan sıyrılmamız; sonra da İslâm’ın özü ve hakikati olan istiğna, cesaret, mahviyet, diğergâmlık, ruhanîlik ve rabbanîlik ruhuyla hakka yönelmemiz ve gönüllerimizi hak duygusuyla arıtıp şekillendirmemiz gerekmektedir. İşte bu anlayışla işe koyulmadan ve ona muvafık bir gayretle çalışıp çabalamadan düze çıkmamız imkânsızlık ölçüsünde zor demektir. Bununla beraber, eğer içimizde, öze sadık kalmanın yanı sıra çağı da kucaklayabilecek tecdid ve ıslah iradesine sahip bir kısım yiğitler varsa –ki vardır– bu tamir ve yenilenme mutlaka gerçekleşecektir.</p>
<h3>Göz açıp kapayıncaya kadar dahi olsa</h3>
<p>Bir misal olması açısından, kendisine Hüccetü’l-İslâm denilen İmam Gazzalî’nin hayatına bu perspektiften bakabilirsiniz. O, öncelikle ilm-i zahirde yüksek bir ufku yakalamıştır. Öyle ki, kendi dönemi itibarıyla ulaşılabilecek bütün kaynak eserlere ulaşmış, kütüphaneler dolusu kitabı hallaç etmiş ve neticede daha sonraki nesillere çok bereketli eserler bırakmıştır. Zaten yetiştiği dönem olan beşinci asır, bir açıdan, bizim rönesansımızın zirveye ulaştığı bereketli bir çağdır. İşte İmam Gazzalî zahirî ilimlerde zirveleri tuttuktan sonra o ilimlerin dar kalıpları içine sıkışıp kalmamış, onlara ayrı bir kıymet ve derinlik kazandıran rabbanilik ve ruhanilik ufkuna yönelmiştir. Zira ona göre manevî ve metafizik buudu olmadığı takdirde âlimlerin kitaplarda söyledikleri sözler, nazarînin ötesine geçmemektedir. Hakikat bilgisine ulaşılması nazarînin amelîye çevrilmesi ve kalb ufkunda yaşanan bir hayat tecrübesiyle mümkündür. Dolayısıyla kalb ve ruh yörüngesinde bir hayat yasayanlar diğer ilim ehline göre kırılma ve dökülmelere daha az maruz kalmaktadırlar.</p>
<p>İşte kalb ve ruhun derece-i hayatına yükselen, nefsî arzularından sıyrılan, kendinde fena bulup Allah’ta bakî olan bir insanı, rahmet-i ilâhînin, düşüncelerinde, mülahazalarında ve hissiyatında kendisiyle baş başa bırakması düşünülemez. Evet, göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa, Allah bu tür insanları nefisleriyle baş başa bırakıp yanlışlığa kaymalarına müsaade etmez.</p>
<p>Bildiğiniz gibi Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem);</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ بِرَحْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ أَصْلِحْ لِي شَأْنِي كُلَّهُ وَلَا تَكِلْنِي إِلَى نَفْسِي طَرْفَةَ عَيْنٍ</span><br />
“Yâ Hayyu, yâ Kayyûm! Rahmetin hürmetine Senden yardım diliyorum; her hâlimi ıslah buyur ve göz açıp kapayıncaya kadar olsun beni nefsimle baş başa bırakma!” (en-Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ 6/147; el-Bezzâr, el-Müsned 13/49)</p>
</blockquote>
<p>duasını ümmetine bir hedef olarak talim buyurmuştur. Efendiler Efendisi’nin dualarını kendilerine en yüksek hedef olarak belirleyen ve o istikamette cehd u gayret içinde bulunan ıslah erleri de Allah’ın izni ve inayetiyle hep maiyyet-i ilâhiyenin nurdan tayfları altında yol almışlardır.</p>
<h3>Cenâb-ı Hak, hiçbir emeği zayi etmez</h3>
<p>Bu itibarla denilebilir ki asırlara damgasını vurmuş bu büyüklerin içtihat, istinbat ve tecdit mülahazalarını Cenâb-ı Hak onların içine ilka etmiştir. İsmail Hakkı Bursevî’nin Netâic’ine bakacak olursanız onun, “Sabah vakti kalbime şöyle tulû etti; içime şöyle geldi.” gibi sözlerine şahit olursunuz. Bu ifadelerden anlaşılıyor ki Cenâb-ı Hak, bu büyük zatların yollarını aydınlatıyor ve önlerini açıyor, böylece onlar da her şeyi doğru görüp doğru yorumluyorlar. Sonra da zamanın şartlarına, toplumun karakterine ve sahip oldukları  vazifeye göre yapılması gerekli olan işleri yapıyorlar.</p>
<p>Cenâb-ı Hak, Zilzâl Sûre-i Celilesi’nde:</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ <strong>وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ</strong></span><br />
“Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlemişse mutlaka onun karşılığını görür; kim de zerre ağırlığınca bir şer irtikâp etmişse mutlaka onun karşılığını görür.” (Zilzâl sûresi, 99/7-8)</p>
</blockquote>
<p>buyuruyor. Bu âyet-i kerimenin mânâsını, sadece “insanın burada işlediği iyilik ve kötülüklerin karşılığını ahirette alması” şeklinde anlamak eksik olur. Kanaatimce konuya şöyle bakmak gerekir: Atom ağırlığınca bile olsa yapılan iyilik ve kötülüklerin karşılığı belli ölçüde dünyada da görülecektir. Zerre ağırlığı kadar küçük hayırların bile karşılığı görülecekse şayet, mefkûre uğrunda, küre-i arz ağırlığında yapılan hayırların karşılığı öncelikle görülecek, çok defa ilahi inayet şeklinde tecelli edecek, demektir.</p>
<p>Bu açıdan Cenâb-ı Hakk’ın, himmeti milleti olan, kendisini insanların dirilişine adayan, şahsî zevklerinden fedakârlıkta bulunup hiçbir şekilde kendi ikbal ve istikbalini düşünmeyen bir ihya erini kendi nefsiyle baş başa bırakması düşünülemez! Allah (celle celâluhû) kim bilir bazen açıktan açığa, bazen da şahsın hiç farkına varmayacağı şekilde onu sevk-i ilâhî ve insiyaklarla yönlendirir. İşte böyle bir diriliş kahramanı ne kadar dolambaçlı yollara girerse girsin, hangi derin vadilerde dolaşırsa dolaşsın, Allah’ın izni ve inayetiyle hep doğru yolda yürümeye devam eder.</p>
<p>Allah tarafından ufukları açılan bu tür hakikat kahramanları kimi zaman daha işin başında her şeyi ayan beyan o kadar net bir şekilde görürler ki karşılaştıkları hâdise ve problemler karşısında hemen çok rahat,</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلَّا الضَّلَالُ</span><br />
“Hakkın ötesinde ancak dalâlet vardır.” (Yûnus Sûresi, 10/32)</p>
</blockquote>
<p>deyip doğruyu işaret eder, hakikati seslendirirler. Kimi zaman da karşılaştıkları hâdisenin muğlaklığı ve müphemliği karşısında, “Allah’ım sadece Senin rızanı diliyor, bu insanların Sana yönelmesi için rızana en muvafık tercih ne ise beni ona muvaffak kılmanı istiyorum.” diyerek samimiyet, ihlas ve gayretle O’na sığınırlar. Neticede onlar, Allah’ın izniyle doğruyu görür, doğruyu seslendirir ve insanları doğru yola yönlendirirler.</p>
<h3>Hiç kimse o kapıdan eli boş dönmemiştir</h3>
<p>Eğer siz sürekli dualarınızda, “Allah’ım! Dayanamayacağım, güç yetiremeyeceğim musibet ve belalar karşısında Senin kapının tokmağına dokunuyor ve ‘Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’ diyorum. Allah’ım! Hata ve günahların ağır baskılarından kurtulma hatta tasavvur ve tahayyüllerimin kirlenmesi karşısında tertemiz bir hayat yaşayabilme adına yine Senin kapının tokmağına dokunuyor ve bir kere daha ‘Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’ talebinde bulunuyorum. Allah’ım! İnsanların dirilmeleri adına ortaya koyduğum bütün söz ve fiillerimde beni benimle baş başa bırakma! İrşad tecellilerini benim üzerimden hiçbir zaman eksik etme! Beni her daim doğru yola hidayet buyur! Bütün tavır ve davranışlarımda beni samimiyet ve ihlasla serfiraz kıl! Sazımın sözümün insanlara tesir etmesi için inayetini, görüp gözetmeni üzerimden eksik etme! Allah’ım! İrşad ve tebliğ yolunda mücadele ederken biliyorum ki ehl-i dalâlet beni rahat bırakmayacak; çok küçük şeyleri dahi bahane ederek üzerime gelecek. Onlardan gelecek her türlü belâ ve musibet karşısında eğilmeden, bükülmeden, kırılmadan, taviz vermeden dimdik ayakta durabilmek ve sadece Senin karşında eğilebilmek için yine Senin inayetine, koruyup kollamana sığınıyor, bir kere daha kapının tokmağına dokunuyor ve ‘Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’ diyorum. Allah’ım! Kalbimi duru tutamıyor ve hakkıyla hukukullaha riayet edemiyorum. Kalbimin, yarattığın günkü gibi dupduru olabilmesi adına tekrar Senin kapının tokmağına dokunuyor ve bir kez daha ‘Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’ diyorum.” şeklinde sadakat ve samimiyetinizi ortaya koyarsanız Cenâb-ı Hak sizin bu teveccüh ve yakarışlarınızı boş çevirmez; sizi içtihat, istinbat ve tercihlerinizde göz açıp kapayıncaya kadar dahi olsa nefsinizle baş başa bırakmaz.</p>
<p>Evet, eğer siz hayatınızı bu mülahazalara bağlı götürüyor, sabah-akşam hep O’nun kapısının tokmağına dokunuyor ve isteklerinizi birer dilekçe gibi hep o kapıya arz ediyorsanız, arz-ı hâlinizi duyan, bilen, gören Allah (celle celâluhû) mutlaka icabet edecek ve sizi asla karşılıksız bırakmayacaktır. Hak dostlarının yürekleri yakan o derin ve dokunaklı virdlerinde çok defa ifade edildiği gibi, şimdiye kadar O’nun kapısına gidenlerden hiç kimse eli boş dönmemiştir. Hata ve günahlar içinde düşe kalka yürüdükleri hâlde niceleri o kapının tokmağına dokunmuş, O’nun afv u mağfiretine sığınmış ve neticede O’nun rahmet, lütuf, ihsan ve inayetiyle sarılıp sarmalanmışlardır.</p>
<p>Hâsılı, Cenâb-ı Hak, fenâ fillah, beka billâh ve maallaha mazhar olamamış, ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve hakka’l-yakîn mertebelerinden geçerek Zât-ı Baht’a ulaşamamış, bu yolda ciddî bir sermayesi bulunmayan; fakat son derece samimî ve ihlâslı olan, sürekli “Allah’ım! İman-ı kâmil!” “Allah’ım! İslâm-ı etemm!” “Allah’ım! İhlâs-ı tam!” “Allah’ım! Samimiyet!” diyerek Allah’a teveccüh eden ve tam bir sadakatle o kapının tokmağına dokunan tamir, ıslah ve tecdit yolcularını yalnız bırakmamış; ilahi koruma, görüp gözetme ve kollamasıyla onları hep muhafaza altına almıştır.</p>
<p><strong>Kaynak: Buhranlı Günler Ve Ümit Atlasımız / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yenilenme-ruhu-ve-ilahi-inayet/">Yenilenme ruhu ve ilâhî inayet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanoğlu kendini yenileme mecburiyetinde</title>
		<link>https://hizmetten.com/kendini-yenileme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Oct 2019 06:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[sızıntı]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=4778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kendini Yenileme Kendini yenileme, devamlı var olabilmenin ilk şartı ve en mühim esasıdır. Sırası geldikçe kendini yenileyemeyenler, güçlü de olsalar, er geç tükenip gitmeye mahkûmdurlar. Her şey, kendini yenileyerek canlı&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kendini-yenileme/">İnsanoğlu kendini yenileme mecburiyetinde</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Kendini Yenileme</strong></h1>
<p><span class="dropcap">K</span>endini yenileme, devamlı var olabilmenin ilk şartı ve en mühim esasıdır. Sırası geldikçe kendini yenileyemeyenler, güçlü de olsalar, er geç tükenip gitmeye mahkûmdurlar. Her şey, kendini yenileyerek canlı kalır ve varlığını sürdürür; yenileme durunca da canı çekilmiş ceset gibi, çürümeye, hebâ olup dağılmaya terk edilmiş olur.</p>
<p>Bahar mevsiminde yeryüzü, her şeyin kendini yenilediği ne muhteşem meşherdir!<sup>[1]</sup> Otlar, ağaçlar ve tırnak kadar bir parçasında milyonlarca canlıya dâyelik yapan toprak&#8230; Çık da bir kere gez; baharın, o formalarını takıp bin çığlık yenilenen ve gelişen canlıları arasında! Bak, nasıl ölü gibi camid şeyler, resmîgeçide hazırlanan ordular misillü, rengârenk nişanları ve değişik değişik silahlarıyla, bir baştan bir başa yeryüzünü şenlendirip Cennet’lere çeviriyorlar. Ve dünya çapında, umumî yenilenmenin bir değil, binlerce, milyonlarca misalini birden veriyorlar.</p>
<p>Şu kıpırdanan canlıya bak; nasıl soluk soluğa ve diriliş yolunda!.. Yerini sümbüle terk eden şu çürümüş tohuma bak; nasıl bir yenilenme sancısı içinde&#8230; Ya şu, tüy tüy etrafa saçılan tohumcuklar.. ve böceklerin ayaklarına tutunarak, kendilerine göre döl yataklarına taşınan tozcuklar&#8230; Evet, her şey yenileniyor; yenilenmeyenler de, bir daha dirilmemek üzere “harap olup türâb olup” gidiyorlar.</p>
<h2><em><strong>Kendini yenileme, yenilik hayranlığı ve moda düşkünlüğü ile de karıştırılmamalıdır.</strong></em></h2>
<p>Her şey gibi insanoğlu da kendini yenileme mecburiyetindedir. Devletler, milletler duygu ve düşüncede, kalbî ve ruhî hayatta kendilerini yenileyip gençleştikleri nisbette, dünya çapında mesuliyetler altına girip, cihanı fethetmeye hazırlanabilirler; ilme aydınlık, tekniğe iman kazandırmak ve insanoğluna diriliş adına mesajlar sunmak suretiyle bir fethe&#8230; Aksine, kendini yenileyemeyen kavim ve topluluklar ise, esaret içinde ezilip gitmekten kendilerini kurtaramazlar.</p>
<p>Kendini yenileme, yenilik hayranlığı ve moda düşkünlüğü ile de karıştırılmamalıdır. Bunlardan biri, her şeyiyle delik deşik olmuş yığınların yüzüne boya çalıp yarıkları kapama ameliyesi ise; diğeri, Hızır çeşmesinden getirilen “âb-ı hayat” la, topluma ölümsüzlük kazandırma aksiyonundan ibarettir.</p>
<p>Gerçek yenilenme, kök ve çekirdekteki safvet korunarak, verâset yoluyla geçmişten süzülüp gelen bütün kıymetlerin hâlihazırdaki düşünce ve irfan buğularıyla sentezleri yapılarak daha yeni, daha berrak tefekkür iklimlerine ulaşmaktır. Yoksa, yenilik ve eskiliği, sırta geçirilen bir cepken ve ferâcede, bir frak ve briyantinli saçta görmek, düpedüz bir aldanmışlık ve öyle göstermeye kalkışmak da bir illüzyonizm ve hokkabazlıktır.</p>
<p>Kendini yenilemek, tamamen metafizik çizgide cereyan eden bir hâdise ve ruh plânında bir diriliştir; mukaddeslerine, tarihine sımsıkı bağlılık içinde bir diriliş&#8230; Zaten, başka türlüsüne diriliş denmez ya!..</p>
<p>İlimlerin gelişip inkişaf etmesini, teknolojinin yeni yeni imkânlar hazırlayıp istifademize sunmasını en iyi şekilde değerlendirerek, elimizdeki menşûru<sup>[2]</sup> sık sık kalbimize çevirip, yeni baştan kanaat, düşünce ve tasavvurlarımızı yoklamak, gönlümüzdeki irfan peteğine her gün başka başka şeyler ilave etmek ve her lâhza birkaç defa, bütün kâinatları ruh prizmasından geçirerek dimağlara “efor” yaptırtmak.. işte, gerçek yenilenme budur.</p>
<p>Bu yolda, kendini yenilemeye muvaffak olmuş bir fert, toplumun, pörsümez, solmaz bir rüknü ve bu türlü fertlerden meydana gelmiş toplum da, dünya muvazenesinin mühim bir unsuru olma durumuna yükselmiştir. Ne var ki, bütün milleti içine alacak şekilde böyle bir yenilenme de, önceden kendini yenileyebilmiş bir kadronun mevcudiyetine vâbestedir; gönlü iman ve ümitle par par yanan, dimağı her lâhza yığın yığın sentezlerle ayrı iklimlere doğru kanat çırpıp yükselen, gözünde “aydın günler”in tasavvuru kendini yenilemiş mukaddeslerden mukaddes bir kadronun varlığına bağlıdır. Tabiî, bu kudsîler topluluğunun, düşünce ve kanaatlerini, sonsuza kadar birer meş’ale gibi taşıyacak ve yaşatacak “hayru’l-halef” <sup>[3]</sup> nesillerin bulunması da ayrıca ehemmiyet arz eden bir husustur.</p>
<p>Ömer bin Abdülaziz’in yenilenme adına teklif ettiği düşünceleri, toplumun her kesimine mâl edemeyen Emevîler, kuvvetli rakipleri ve şiddetli fikir akımları karşısında kendilerini ölümden kurtaramadılar. Zillet içinde ve mülevvesin bağrında eriyip gittiler. Aynı şeyleri, ruhta ve gönülde yenilenme yerine, çeşitli yenilikler ve ruhu aşındıran paradokslara açık kapı siyaseti tatbik eden Abbasîler, Endülüs Emevîleri, hatta on yedinci asır sonrası, Osmanlı Türkleri için de düşünebiliriz. Aynı kader çizgisinde eriyip giden bu çok muhteşem ve şanlı devletler, hasımlarından yedikleri darbelerle sendeledikleri bir zamanda, kendilerini ruh plânında yenileyeceklerine, gidip Grek düşüncesini ve Latin felsefesini imdada çağırdılar. Bu ise, onların ölümlerini hızlandırmadan başka bir işe yaramadı. Hele, Osmanlı münevverinin, yenilenme adına kendini maskaraya çevirecek bir kısım yenilikler yapmaya kalkması, Türk toplumunu bütün bütün kendine has çizgiden kaydırarak bir ucube hâline getirdi.</p>
<p>Evet, ne “Nizâm-ı Cedît”<sup>[4]</sup> düşüncesi, ne “yeniçeri kıyım” hâdisesi, ne de Gülhane’deki toy karbonarilerin “Hatt-ı Hümayûn” ları Osmanlı toplumuna kendini yenileme yolunu açamadı. Böyle bir yolu açmak şöyle dursun; aksine, bu hareketler, Türk toplumunun başına inmiş balyozlar gibi onu cankeş edip komaya soktu. Bu arada bir kısım müsbet kıpırdanış ve gayretlerin bulunduğunu da inkâr etmemek gerekir. Ancak bu gayretlerin, hemen hepsi, mevziî ve tedâfüî<sup>[5]</sup> mahiyette olduğundan beklenen “yenilenme”yi getiremedi. Hatta, Türk toplumunun açık seyreden rahatsızlıklarının, bu hareketlerle sinsileşerek, daha tehlikeli bir hâl aldığı da söylenebilir. Evet, toplumun çeşit çeşit rahatsızlıklarına karşı yerinde olmayan bu türlü müdahaleler, tıpkı ihtilaçlar içinde kıvranan bir hastaya, müsekkin verip sesini kesmek veya fıtık üzerine yerleştirilen kasık bağı nevinden şeylerdi ki, hastayı muvakkaten teskin etmekten başka bir şeye yaramadı.</p>
<p>Aslında, yolunu yitirmiş ve ne yanda bulunduğu belli olmayan bu ölü ve sersem ruhların, şimdiye kadar yenilenme adına vaad ettikleri hemen her şey, bir aldatmaca ve yığınları saptırmadan ibaret kalmıştır.</p>
<p>Ah, o tekrar tekrar aldatılan yığınlar; bilmem ki, gerçek mânâda onlara, kendilerini yenilemeyi öğretebilecek miyiz!..</p>
<div class="important-blue">[1] <b>Meşher:</b> Teşhir yeri. Gösterme yeri. Sergi<br />
[2] <b>Menşûr:</b> Adese, mercek.<br />
[3] <b>Hayru’l-halef:</b> Hayırlı vâris. Hayırlı evlâd.<br />
[4] <b>Nizâm-ı Cedît:</b> Yeni nizâm. Osmanlı Devletinde III. Sultan Selim zamanında yeni nizâmla yetiştirilen bir askerî teşkilât.<br />
[5] <b>Tedâfüî:</b> Kendini müdafaa etme ve koruma ile alâkalı.</div>
<div></div>
<p><strong><span class="tip">Sızıntı, Aralık 1982, Cilt 4, Sayı 47</span></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kendini-yenileme/">İnsanoğlu kendini yenileme mecburiyetinde</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
